GenelYazarlardanYazılar

Unuttuğumuz Nimet ‘Unutmak’

İnsanoğlunun hayatta en çok yaptığı şeylerden bir tanesi de unutmaktır. Bazen hatırlamak isteyip de hatırlayamadığımızda da ‘ben bunu biliyordum nasıl unutmuşum’ der hayıflanırız ya, bazen de bir olay, bir reyha, bir ses bize bir şeyleri çağrıştırıp da hatırladığımızda, ‘keşke hiç hatırıma gelmeseydi, iyi ki unutmuşum’ dediklerimiz de olmuştur. İnsan iyi ve güzel olan şeyleri pek unutmak istemez, ama istemese de tekrar edilmediği/üzerinden geçilmediği sürece, belirli bir zaman üzerinden geçti mi, o iyi ve güzel olan şeyler de unutulmaya yok olmaya mahkûmdur. ‘Söz uçar yazı kalır’ derler ama zamanla yazı bile solar, hatta kaybolur. Unutulması istenilmeyen şeyler, sürekli tekrar edilmeli, tazeliği korunmalı, hafızaya bir daha, yine yeniden yazılmalı ki unutulmasın. Kur’an da bir mevzunun birden fazla tekrar edilmesinin nedeni de bu olsa gerek.

Eğer unutma nimeti olmasaydı hayat çekilmez, çok zor olurdu. Yaşamış olduğunuz kötü günler, sıkıntılar ve acıları sürekli hafızanızda canlı durduğunu hayal edebiliyor musunuz? Sevdiğiniz yakınlarınızın ölümü, uğramış olduğunuz maddi manevi haksızlıklar, hatırladığınız da bile içinizi burkan, inceden inceye yakan trajik anılarımız hep tazeliğini korusa beynimiz çöplüğe döner, psikolojimiz metan gazı kadar tehlikeli olurdu herhalde. Bu bağlamdaki olumsuzlukları unutmak ne güzel bir nimet.

Rabbimizin nimetlerini saymaya kalksak ‘denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa saymakla bitirilemez.’ (Nahl 18. İbrahim 34) O nimetlerden sadece bir tanesidir unuttuğumuz ‘unutma’ nimeti. Unutmak biz insanlar ve özelde müminler için gerçekten bir nimettir, çünkü Rabbimiz unuttuğumuz şeylerden bizleri sorumlu tutmamaktadır. “Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. ‘Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.’” (Bakara 286)

Merhameti bol olan Allah, biz insanlar “Bezm-i Elest”te verdiğimiz sözü/ahdi unuttukça, O bize içimizden Resuller göndererek tekrar bir daha hatırlatır unuttuğumuz yaradılış gayemizi. Ve der ki;“Ey iman edenler, Allah’ı çokça zikredin (Hatırlayın).” (Ahzab41)                                                                                  

“Ve O’nu sabah ve akşam (sürekli) tesbih  edin.” (Ahzab 42)

Zikir ve tesbih kavramları, Kur’an’ın üzerinde çokça durduğu iki kavram. Aziz İslam’ın birçok kavramı deformasyona uğradığı gibi, zikir ve tesbih kavramları da bu deformasyondan nasibini alan kavramlardandır. Zikir; anmak, hatırlamak, unutmadan hatırda tutmak. Istılahta ise; Allah’a kulluk şuuru içinde tam teslimiyet gösterip, bütün hal ve hareketlerde O’nun gözetimi altında bulunduğumuzu hatırda tutarak, unutmamaktır. Yapmakta olduğumuz ve yapacağımız her işi Allah’a sorup ondan onay almaktır. Allah’ı hatırlamak; ‘Allah bu işe ne der’ demenin adıdır. İşte zikir budur.

Tesbih; sebh kökünden gelir. Sebh ise, yüzmek, uzaklaşmak anlamlarına gelir. Râgıb el-İsfahânî, tesbihin terim anlamının kelimenin kökündeki “hızlı biçimde yüzme” manasıyla alakalı olduğuna dikkat çekerek bu kavrama “kulun Allah’a ibadet etme niyetiyle her türlü kötülükten hızla uzaklaşması” anlamı verir (el-Müfredât). Tesbih, Allah’ı eksik sıfatlardan uzak tutmak, Yüceltmek, üstün tutmak. Istılahta ise; Allah’ı her türlü eksik sıfatlardan tenzih etmek.

“Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih etmiştir. O, Aziz’dir, Hakîm’dir” (Hadîd, 57/1).          Yoksa eline (tesbih denilen) bocukları alıp Allah Allah demek ne zikirdir, nede tesbihtir. Allah’ı hatırdan çıkarmadan, her şeyden üstün tutarak, şeriksiz iman ve O’nun istediği gibi abd (Köle) olarak unutmamaktır. Kişinin bütün kötülüklerden süratle kaçıp Allah’a sığınması aşamasıdır. Günde beş vakit ikame edilen salat (namaz) müminler için adeta otokontrol vazifesi görür ve sürekli yaradılış gayesini insana hatırlattığı için zikirdir. Her şeyden hızlı bir şekilde uzaklaşıp emri yerine getirmek tir tesbih.

İnsanız unutabiliriz tıpkı atamız Adem gibi. “Andolsun, biz bundan önce Adem’e ahid vermiştik, fakat o, unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık.” (Ta’Ha 115)

‘Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür.’ 

İnsan; “nisyan” kökünden türemiş, verdiği sözleri çabucak unutan demektir. Bu da acziyetinin bir göstergesidir. Zafiyetimizi bilen Rahman bize gücümüzün üzerinde bir şey yüklemiyor unutma nimetinden istifadeyle yükümüzü hafifletiyor. İnsanız, verdiğimiz bir sözü, randevuyu, bir şeyleri, birilerini… unutabiliriz ama en kötüsü Allah’ı unutmaktır. “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayınız! Onlar yoldan çıkanlardır.” (Haşir 19)

Allah’ı unutmak; Onu hesaba katmamak, hayatından çıkarmak, emir ve yasaklarını takmamak. Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik çabası olmamak, hayatında Allah’a fazla yer vermemek, yaptığında, yapacaklarında onun rızasını gözetmemek, kısacası Allah’tan gafil olarak yaşamak, yarın Allah’a vereceği hesabı göz ardı etmek, gaflet deryasında boğulmaktır. Unutmak, unuttuğunuzu/unutulanı hayatınızdan çıkarmak demektir.

Kur’an bizim birbirimize hitap ettiğimiz şekilde bize hitap eder. Bu bizim Murad-ı ilahiyi anlamamızı kolaylaştırmak içindir. Dolaysıyla bizim hayatımızda her şey karşılıklıdır. Allah kendisinden razı olanlardan razı olur, kendisini sevenleri sever, düşmanlık edenlere düşmanlık eder, nefret edenlere nefret eder, kendisini yok sayanı yok sayar. Kendisini unutmuş kimselere kendini unutturur…

Yani, bütün hayatında Allah’ı değerlendirmeye almayan kimseleri Allah da değerlendirmeye almaz. Kıyamet günü değere alınmadığınızı, yüzünüze bakılmadığını, ne olacağım endişesiyle kıvranırken, unutulduğunuzu düşünün… bundan daha ağır ceza (karşılık) olamaz herhalde.

Allah’ı unutan kendisi de unutturulur.

İnsan, içerisinde bulunduğumuz çağ itibariyle en fazla 100, bilemedin 150 yıl yaşayan, ama kendisini ebedi zanneden, her şeye muhtaçken müstağni davranan, hâlbuki çok zayıfken, küçük dağları kendisi yarattı zanneden, helal haram kaygısı olmayan, kim olduğunu, niçin yaratıldığını unutan. Ama hep başkalarının hayatı ve kusurlarıyla meşgul olan; herkes hatalıdır, yanlıştadır. Kendisi sorumlu değildir, hep birileri yapmalıdır ve öylesine kendisini unutur ki; ölüm sanki kendisine hiç gelmeyecek, hasep vermeyecek gibi uzun hayallerin, emellerin peşinde, biri bitmeden diğerine koşar. Ömrünü dünyanın/tekasürün etrafında tüketir de asıl yurdu hatırlamaz. Unuttuğumuz bir gerçek şey daha var, o da ölüm. Herkes bu gerçeği bilir; Hiç kimse ölümsüz değildir. Ve rabbimiz kitabı kerimde; “Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut 57) Her gün birilerini toprağa veriyoruz ama hiç ibret almıyoruz, Çok çabuk unutuyoruz. Bir gün sıranın bize de geleceğini ve hesap günü bizlerin unutup da yapmadığı, fakat unutmayan biri tarafından, yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın kaydedildiğini, o gün eksiksiz olarak amel defterleri elimize verildiğinde; ’vay bana yazıklar olsun’ dememek için rabbimiz bizi uyarıyor. “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes, yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr 18) “Oku kitabını! Bugün hesap görücü olarak sana kendi nefsin yeter.” (İsra 14)

İnsanın geçmişte yaşadığı elem dolu sıkıntılarını unutması bir nimettir. Allah için yapmış olduğu iyilikleri ve başkaları tarafından kendisine yapılan kötülükleri unutması ise bir fazilet, bunları beklenti içine girmeden unutması da bir erdemdir.

Bununla beraber insanın Allah’ı unutması, kendisine yapılan iyilikleri unutması, günahlarını unutması, dostlarını unutması, ölümü unutması, sorumluluklarını unutması, unutkanlık hastalığına yakalanması birer musibettir, bir felakettir. Belki de asıl mesele unutulmaması gerekenleri unutmak; abd (köle)’liğin sadece Allah’a yapılmasını unutmak, İslam kardeşliğini unutmak, Müslümanların duyduklarında alerji olduğu ‘vahdeti’ unutmak, zalimin zulmüne karşı durmayı unutmak… unutulmaması gerekenlerin unutulmaması için, yukarıda da değindiğimiz gibi sürekli zikredilip, gündem de tutulması gerekmektedir.

Yaratılmış her şeyin bir sonu var. Her şeyin bir sonu var ise bu kainatın da bir gün sonu gelecektir. Hiç kimsenin yaptığı veya ahı, yanına kar kalmaması için ahiret bir gerekliliktir. İyi ki ahiret/hesap var yoksa insanların yüreği nasıl sükunet bulur. Burada ahiret yokmuş (unutmuş) gibi yaşayanlar, o gün orada unutanların yeri belli olacaktır. “Denildi ki: ‘Bugününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, biz de sizi bugün unutuyoruz. Barınma yeriniz ateştir. Ve sizin için hiç bir yardımcı yoktur.”  (Casiye 34)

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir