GenelYazarlardanYazılar

Vahiy, Entelektüel Muhabbet Malzemesi Değildir

İlahî hitap nebinin gönlüne nakş (İlka) vahiy edilirken, ediliş şeklinden, yeryüzünde yaşayan hiç bir şeyin şahit olmadığı (vahiy meleği hariç), olamayacağı gerçeğinin akıllarda yeterli yer edinmediği zamanlarda adı sanı ilmi tecrübesi her ne olursa olsun hiç bir kimsenin Vahyin neliği, ontolojisi, mahiyeti hakkında konuşması gerekli görülemez.

Karanlığı taşlamanın azim mesuliyeti sorumluluk sahibi insan ve toplumların kabul etmemesi gereken bir vecibe olarak düşünülmeli. Haddi aşmak ilim değilken, aşanlarında o konuya dair yorumları da din değildir, olamaz da.

Hiç bir yorum din(vahiy) dinine eklenemez. Yorumların eski veya yeni olması da masumiyet kılıfı ile takdim edilmemelidir.

Bizi ilzam eden sahanın bu gibi zanna mahkûm edilmiş konular üzerinde olmamalıdır.

Ne üzerinde olmalıdır derseniz.

Üç beş maddeye sığdırmanın zorluğuna rağmen denemek istiyorum.

Bu kitap evveliyatı itibarı ile (İlka), nebinin kalbine yerleştirildi. Tabi ki, vahyin şahadeti bu yönde.

Hayatın içinde, hayatı şekillendirmek için gelmiş bir kitaptır. Hayatın içinde, hayatı halleri yaşayan herkese bir hitaptır. “Nerede olursanız olun o, sizinle birliktedir” ayeti işte budur.

Her nerede olursak olalım, hangi konum ve pozisyonda olursak olalım, hangi hali ve ahvali yaşıyor olursak olalım o, bizimledir ve bize söyleyecek bir sözü /kelamı, emri ve nehyi vardır. Bu konuda eski yazılarımda yaptığım Din tarifi hatırlanmalıdır.

Bu kitap resulün hayatında şekillenirken, toplumsal gerçeklerden uzak değildi. Sosyolojikti. Siyasaldı.

Hukuksaldı.

Tüm siyaseti kendi kontrolünde olsun diye yollamıştı yüce Allah.

Buna bağlı olarak; Çarşı, pazar, sokakta, savaşta,  barışta, alacaklı halinde borçta, sevapta günahta, samimiyette, riyada, ibadette, itikada sulhta kavgada, yemekte, içmede tüm insani özelliklerin disiplininde…

Bu hitap resulün yaşadığı toplumda etkinliğini afaki şeylerle oluşturmadı. Karanlığa dair ne kadar entelektüel muhabbet malzemesi varsa ilgilenmedi. Bu saha bana ait dedi, Allah.

Benden başkası giremez. Gaybın tümü benim dedi. Kapattı konuyu.

Amma:

Açılan konulara birkaç örnek verecek olursak, ilgilenmemek mümkün mü?

İnsanlara cazibe merkezi oluşturmak için öyle güzel örnekler verir ki; Bize güzel gençlerden örnekler verir.

Sonra rızık teminin için iş kurmanı ister. Kazancından, Zekât vermeni, infak etmeni, sadaka vermeni, dünyayı iyilikle doldurmanı ister, Bu kitap, ilk nesilden istediklerini son nesilden de ister.

Malını ve aileni korumanı ister. Bu uğurda gerekirse ölmene izin verir. Sonra ikide bir çocuklardan bahseder.

Çocuk sahibi olmanı ister. Örnek olması bakımından,

Çocuğu olmayan peygamberlerin ıstırabını anlatır.

Çocuğundan koparılmış bir peygamber babanın halini anlatırken bilmemiz öğrenmemiz gereken çok büyük dersler verir. Bunlar hikaye değildir. Bire bir yaşanmış olaylardır.

Bize çocuğumuzu nasıl terbiye etmemiz gerektiğini öğretir. Eşini ve çocuklarını sevmemizi bir tercih değil emir olarak verir. Aile toplumun ana direklerindendir.. Onları ateşten korumanı ister. Onları mutlu edeyim derken kendini de helak etmekten uzak tutmanı ister.

Evet bu Kuran hayatın tam merkezinde, toplumun idaresinden ibadetine kadar kurallar koymaktadır..

Doğduğunda yanındadır, güzel bir isim konulması için.. Süt emerken(süresini Allah belirttir) yanındadır. Çocuk iken, ergenliğe ulaşırken yanındadır. Evinden kaçırılan bir çocuk olsan bile,. Bir köle olsan da. Kız ya da erkek fark etmez yanındadır. Evlenmek için seni teşvik eder. Bakara Sûresinde seni evlendirelim diye öneride bulunur.. Nisa da. Nur da . Araf’ta sık sık hatırlatır.

Evinde huzur mu yok? Sorunu çözmek için hakem ister, aklınızı başınıza almanızı ister. Sonra olmadı mı ayrılın, ikinizi de zengin edeceğim der! Malını mülkünü kaybettin, yolda da kaldın, ne olacak halim diye düşündürmez.  Zekât alanların listesine dahil eder.!

Bütün bunlar bilinse toplum etkilenmez mi?

Yok efendim bunlar geçmişte kalmış (!) kelli felli akademisyenler bu sakızı çiğnerken insanlara hiç mi hiç lazım olmayan /olmayacak konularda ahkâm kesmektedirler.

Sonra bu toplum düzelmez(!) miş. Tepeden bakmakla bu toplumu düzelteceğini zannedenlere der ki “ Boyca dağlara ulaşamazsın yere tevazu ile bas delemezsin, kibir benim yarattıklarıma yakışmaz.

Bunu dinin ilim sahibi  /Âlimlerine söyler. Onlar da “ bir hava bir hava! Sanki Allah’ın oğulları bunlar Haşa.

Laf ebeliği yapmayın diyen vahiy, ona inananlardan net,arı duru bir düşünce zemini ister. Buna paralel olarak amellerinin salihâttan olmasını salık verir. İlim ehline ciddi yük yükler. Onlar Allah’tan hakkı ile korkarlar. Bu o kadar ciddi bir mesuliyet ki, Hakkı ile korkmak. Ama, Yalnızca Allah’tan.

Toplumun önüne düşeceksiniz. Siyasi, hareket lideri olacaksınız, ümmeti toplumu vahiyle yönlendireceksiniz, şirkten zulümden küfürden sakındırmanız en büyük mesuliyetinizdir der. Ebu cehlin misyonuna omzunuzun üstünden bile bakmayıp onun salt akılcı gelenekçi hurafeci tahrif olmuş algılarına ortak olmayacaksınız, der. Muhammedlin çadırı siz yetmez mi der. O çadırdan yapacağınız her hareketin getirisi amel defteriniz yazılıp, ahir dünyada fazlası ile size iade edilecek der.

Faiz tuzağına düşenleri kurtaracaksınız. ?Allah; tefeciyi / faizciyi /ribacıyı karşısına alır ve ona der ki, ona faizli kredi verdiğin için bana savaş açtın. İşte seni ilim ehlisin Allah sana bu ayeti sömürü düzeni kurana söylemeni/sunmanı onunla savaşmanı istiyorken. Seninle tefeciyi hizaya getirip ve hesaba çeker.

Sana da der ki, adamın parasını geciktirmeden ver! Yani Allah, düştüğün zaman ne halin varsa gör demez. Bilakis senin için tefeci ve faizci ile muhatap olur ve onu uyarır, seni uyardığı gibi.

Bu sahada çentiği olmayıp. Bol unvanlıların arasında iyi bir maişetle din üzerinden ahkam kesmeyi bırakmaları gerekirken, hayatın sorunlarını görmezden gelip, nice akademist ilahiyatcının bile bilmediği konularla meşhur olmaya mı çalışırlar ki?

Kitap konuşmaya devam ediyor.

Sırada İçki var. Bırak şu mereti, akıllı birinin aklını işletme nimeti verilmişlerin yapacağı iş mi diye soru sorarak terk etmene yol aralar. Neden ve niçinler ile birlikte.

İçkinin faydası olabilir. Ama bak bakalım faydasına oranla zararına!  bu yüzden eşinden oluyorsun, gitti gidiyor! Çocuklarına acıma duygunu aldı. . Kazalar, belalar hep bunun yüzünden!

İşte ültimatom.

Ve namazda (salat)  içkili olduğun vakit seni huzuruma bile kabul etmiyorum. Üstünden içkinin kokusu ve sarhoşluğun gidinceye aklın başına gelinceye kadar yanıma uğrama der. Allah bile sen sarhoşken yanıma gelme diyorsa, kim sana gel diyebilir.

Bu resulün ağzından hitap olarak çıktığında muhatap sarhoş kişi veya kişilerdi. Yani bu kitap ayyaşla, sarhoşla, tefeciyle zalimle mazlumla, masumla yetimle konuşuyor.

Hayatın orta yerinde.

Yani sokakta. Caddede. Bağda bahçede. Her yerde vakitli vakitsiz demiyor konuşuyor, yalnız kalanla da konuştuğu gibi.

Tefekküre önem veren Allah, akılsızlığı kullarına yakıştıramıyor. Onlarca ayette akıl nimetine vurgu yaparak, akıl etmenin fikir etmenin tefekkürün, muhasebenin mukayesenin önemine vurguda bulunup, akılsızlık edenleri kınar.

Bu kitap her işimize karışacak ilkelerle dolu olduğundan, evlenmeyi bir tavsiye olarak önerirken, öyle canlı öyle içten hitap eder ki; “ Sen eşinin elbisesi oldun. O çıplaktı, sen onu örttün. Sen çıplaktın, o seni örttü.

Muhteşem ötesi bir tasarım, capcanlı, canlandıran, hayatı inşa eden bir konumda.

Evlendin sorun yaşıyorsun. Sabrı tavsiye eder, Olmuyor mu? Olmadı mı?  Evlilik akdinde ortaya çıkan mehire karışma der. Hatta çuvalla vermiş olsanız bile dokunmayın der.

Mazlumun yetimin malına elinizi uzatmanıza razı olmaz. Bu hal Ateş yemekle eş değer görülür.Sakının der.

Dinin ana dinamiği sayılan İlim ehline hiç taviz vermez.

İlimleri ile amil olmadıklarında Onları öyle azarlar ki; Kitap yüklü eşeğe benzetir ki; akılları başlarına gelsin ister. Yeri gelir hakkı gizleyen din adamını köpeğe benzetir. Bu kitabın işlevselliği hayatın içinde oluşundandır. Onu şekillendirmek isteyişindendir.

Biz, Ben, Sen kuranın tarafında olduğumuzda hatır gönül dinlemeden eleştirir. Öyle bir eleştiri ki; Senin, benim onun Kuranla yürüdüğümüzü var sayarak, vahyin ayağa düşürülmesine hiç mi hiç rıza göstermez.

Öyle bir edep tavsiyesinde bulunur ki kendi adamına, inananına müminine, birbirinizin avret yerlerine bakmayın, gözünüzü sakının der.

Çocuklarınızı terbiye etmenizi önerip, onların yatak odanıza paldır küldür girmemelerini öğretin eğitin der.

Yemek yeme adabını, sosyal münasebetlerimizin önemlilerinden sayar. Davet edildiğin yerde çok zaman harcama. Ev sahibini küstürmeden oradan ayrıl der. Belki ev sahibi utanıyor da sana söyleyecek yüzü yoktur der. Ama onun adına ben sana söylüyorum. Yemeğini yedin, çayını içtin artık kalk der. Seninle sofrana kadar gelen bir Kur’an’dır bu.

Kuran’ın dili öyle açık öyle net ki, ne diyecekse ulu orta söyler. Gizli kapaklı ifade etmez. Cünüp oldunuz mu yıkanın der. Su yoksa toprağı eline yüzüne sürün der.

Hatta ve hatta elçim diye alttan almaz. Allah’ın açığa kavuşturmak istediğinin üstünü örtüyorsun diye azarlar, ikaz eder. Vahyin dili budur.

Vahyin dili, Arap’ın dili diye üstencilik etmenin akıllara ziyan yaklaşımlarının hiç mi hiç kıymeti harbiyesi yoktur.
Güya birileri buna benzer ifadeleri Allah’a yakıştıramıyormuş ya !

Ama yine vahyin sahibi der ki, Allah sivrisineği bile örnek vermekten çekinmez. Buna rağmen seküler aklın samiri misyonu bazı şeyleri itibarsızlaştırmak için sözde Allah’ı savunma adına buna benzer hezeyanlarda bulunur.

İnsaf.

Öncelikle bilinmesi gereken bu Vahyin, Kitaptan ziyade hitap olmasıdır. Elçinin ağzından işlerine gelen gelmeyen her ne varsa ifade etmiştir Allah.

Hayatın tüm şubelerinde de hissedilen bir sıcaklıkla. Bir kanun metni veya mahkeme duvarları gibi soğuk değildir. İnsanın içine işler dışını güzelleştirir.

Miras taksiminden ticaretine kadar. Her işinde vefalı ol der. Ölçüne tartına karışır. Alırken bir türlü, satarken bir türlü olma der. Der de der. Vs vs.

Yazının boyutu başını alıp gittiği için kısaca bazı konulara değinerek, önce kendime ahiren de üzerine alınma lütfünde bulunanlara, son olarak da, Vahyi entelektüel muhabbet malzemesi yapma durumunda olanlara.

Bu kitabı hitap şeklinde yansıtalım. Hayatın her sahasına. Tek dikkat etmemiz gereken alan ise. Metafizik, gayb sahasıdır. O konuda yalnız vahyin sahibin bildirip, Vahiy kitabında olanlarla yetinmemizdir, der:

Hepinizi Âlemlerin Rabbine emanet ederim.

Vesselam

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir