GenelYazarlardanYazılar

Vakit henüz geç değil

Ömür defterimiz ne zaman kapanacak bilmiyoruz. Elimizdeki fidanı(fikir/vahiy) bir başkasının toprağına(davet, duyuru) dikmekle görevli olduğumuzu yeniden hatırlamalıyız.

Batı kültürünün zillet kavramlarından sekülarizmin iğdiş ettiği insana söylenebilecek sözlerimiz olduğunu kendimize yeniden hatırlatmalı, yeniden konumlanıp davetin duyurunun olmazsa olmazlarını(itikat) temizlemeye çalışmalıyız. Kişi henüz İslam(Müslim) olmadığının farkında değil. Ona bu gerçeği söyleyecek zemin gerekiyor.

Pragmatizmin ve onun temellerinde yatan pozitivizmin ne menem bir illet olduğunu bir şekilde duyurmak gerektiğini vahyin dili ile anlatabilmeliyiz.

Batıl düşüncelerle oluşmuş egoist akılcılığın tarihini,  hurafe ve mitosa karşı mücadelesini ve ardından insanlığın hurafe yığınları içinde debelenmesinin çaresizlik olduğunu.

Aksi halde aydınlanmacı düşüncenin yeni bir mitolojiye dönüşmesi, insanın doyma bilmeyen gözünün doğa üzerindeki egemenliğinin tahripkâr boyutlarının, yeniden faşizmin hortlamasına sebebiyet vereceği gerçeğinin de göz ardı edilmemesi gerektiği,  bir reel gerçek olarak bizleri derin derin düşündürmeli.

Gereğinin yapılmadığı (yapmadığımız/yapamadığımız)zaman da başımıza gelecek belâ ve musibetlerin müsebbipleri olacağımızın bilincinin işlenmesi gerekmektedir.

Bir toplumun toptan yıkım yaşamasına mani olabilecek değerler hazinemiz (Vahiy ) olmasına rağmen, batı ve onu takip etmeyi zül ve zillet bilmemiz gerekirken, kendimizle çelişik yaşamayı, hangi akılla, hangi ilkesizlikle izah edebiliriz.

Son nefese kadar icra edilmesi gerekli ve şart olan görevlerimiz olduğunu her fırsatta kendimize ve en yakın çevremizden başlayarak, ölüm gelip bizi hareketsiz bırakana kadar da devam etmeliyiz.

Bu bir keyfilik değildir. Mecburiyettir. Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Ona bu konuda borçlu gitmek, kulluk iddiasında olan için en büyük çelişkidir.

Bunları söylemeye çalışırken sesimin nereye kadar duyulacağını bilemiyorum. Hal bu ki; Onların (muhatap) başlarının çatlatıncaya kadar sesimin çıkması gerektiğini, görev olarak yüklenmişim, bir görevdir bu! vahiyle ömür tüketenlerin severek sahiplendiği zorlu bir görev. Bu bilinci inşa etmenin yolları hayat kitabımızda sık sık anlatılmaktadır.

Bu noktada bir şeyi fark etmek konuyu anlama açısından hayati öneme sahip.

Farkındalık.

Konuya görev ve vazife olarak yaklaşanların farkındalığı ile farkında olmaya yanaşmayanların, fark etmeyenlerin, hayatı ahirini ciddiye almayanların, çelişkilerinden oluşan bir sürtüşme ortamı!

Farkında olmaya yanaşmayanların, buna rağmen, Vahye ait etiketi kullanmaktan sakınmayanların, vahyin diline aşina olmayı sıkıcı bulanların fark etmekten ziyade, etmemeye özen göstermesi konuyu daha da duyarsızlaştırıyor.

İnsan toplumunda birlikte yaşam mecburiyetinin sonucu tabi bir durum, olgu, oluş, ilişki vardır. Bunu oluşturan unsurlar vardır. Karar ve davranışları gerçekleştirecek ve buna muhatap ve maruz kalacak olan insanların yok sayılması mümkün de değilken, bu zorlu görevi üslendiğimizin bilinci bizi hareketsiz, eylemsiz bırakmamalıdır.

Bu gün toplumda azımsanmayacak kadar vahiyle bilinçlenmiş insanların varlığının farkında olanlar için ciddi bir tehlike söz konusudur. Onlarla irtibatsız olmak. Onları yok sayar gibi hesapsız olmak!

Onların kucaklayıp hareketin yeniden ivme kazanmasına vesileler üretmek şartı da bu davet ve duyurunun zorunlu gelişimidir.

Yorulduk mu? Resulümüz de yorulmuştu. İkazla karşılaştı. Kalk ve yorul. Biz mükellef değilmişiz gibiyiz.
Hangi pozisyonda, durumda, koşulda olunursa olunsun, Allah’a verdiğimiz sözü unuttuğumuz anda bitmişiz demektir. Sorumsuzluk girdabı mükellefiyetlerimizin teker teker düşüp sapmaktan öteye taşır bizi. Bu gibi hal ve hasletlerden Allah’a sığınırız.

Burada söze, rahmetli Ercümend Özkan’dan alıntı ile devam ediyoruz.

“Açık açık anlatılması gereken şeyin öncelikle açık açık anlaşılmış olması gerekir. Kendisi bir şeyi açık açık anlamamış olanın, başkasına açık açık anlatabilmesi mümkün değildir. İyice bilinen ve açık açık anlatılacak olan şeyin, karşıdaki muhataba açık açık anlatılabilmesi için öncelikle anlatanın bildiği dilden anlatmasının yanında, kendisine anlatılanın da iyice bildiği, anlayabildiği dilden anlatılması gerekmektedir.”

Buna rağmen, Laik rejimin eğitim kurumlarında başlayan mideden bağımlı konformist biat, ilerleyen yıllarda kendisini daha pek hissettiriyor. Hissettirdiği gibi !

Laik ve demokrat olan dinli (!) akademisyenler, laik şirkin işlevselliğini önceleyerek biat tazelemekle ilerleyen yıllarda daha da konforlarının artmasına vesile oluyorlar. Vahyin aydınlığını düşünce merkezlerine koyamamalarının, sonucunda pavluslaşmak mukadder oluyor!

Vahyin mutlak otoritesi yerine Rejimin otoritesinin öncelenmesi ile ıskalamalarının boyutu daha da artıyor. Laik rejimler temelde çeteleşmiş sistemlerin modernize olmuş halidir. Din iman hak hukuk adalet onlar için var sayılmayan kavramlardır.

Var sayarsınız ama hakiki anlamda adaleti vahyin gölgesinde yaşamadığınız için zannedersiniz ki bunlar adil (!) Vahyin hidayet rehberi,kılavuzu olduğunu öteleyen Laik rejimlere payanda olan teoloji kökenli akademisyenler de onların Müşrik ve Şirk kültürü olduğunu seslendiremezler.!!

İnsan aklını vahiyden kopardığından beridir ki; Son sürat Ondan uzaklaşmaktadır.

Şeytanın iyi niyet taşları süreç içinde putlaşmaktadır..Vahiy yerine Rasyonel akıl..Batı felsefesinden mülhem yorumlar ve Tasavvufun tahribatları ile.

Buna rağmen vaktin lehimize işlemesi bizim elimizde. Ona gerekli hassasiyeti göstermek durumundayız. VAKTİN. Yeniden dönmeyen bir özelliği olduğunu hatırlatmaya hiç gerek duymadığımızı da.

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir