Videolar

Ayın Konuşmacı/Misafiri

İktibas Dergisi İstanbul büromuzda, her ay periyodik olarak düşündüğümüz yazarlarla okuyucularımızı buluşturmanın ilki Cumartesi (25.10.2014) günü saat 14.00 de gerçekleşti. 

 

İktibas Dergisi okuyucuları ile sitemiz takipçilerini her ay periyodik olarak İstanbul büromuzda bir yazarla buluşturmanın ilkini cumartesi(25.10.2014) günü Dergimiz Yayın Kurulu Üyesi ve sitemiz yazarı Hüseyin BÜLBÜL ağabeyin katılımı ile gerçekleşti. Çay ve simit ikramı ile başlayan sohbette “İslam Üzere Bir Ve Beraber Olabilmenin Ana İlkeleri” konuşuldu, bu konuşmanın tam metnini siz sitemiz takipçilerinin okumalarına sunuyoruz.

 

 

         İslam Üzere Bir Ve Beraber Olabilmenin Ana İlkeleri:

Değerli Kardeşlerim!

Her biri bir kitaplık konu olan bu konuları, bir arada işlemek istememizin sebebi, Müslümanların en çok bu konular üzerindeki değişik düşünceleri sebebiyle birbirlerinden ayrıldıkları içindir. Bu sohbetimizde vüs’atimiz yettiği kadar Konuların nirengi noktalarına değinerek, Allah’ın yardımı, siz kardeşlerimizin katkılarıyla, zihinlerde bir kıvılcım meydana getirmeye çalışacağız. Eğer bu konuda muvaffak olabilirsek bize ne mutlu!.. Gayret bizden muvaffakiyet Allah’tandır…

I:Allah ve Kur’an Anlayışımız

II: Peygamber Anlayışımız

II: Sünnet Ve Hadis Anlayışımız

I-a: Allah Anlayışımız.

“Allah anlayışımızdan” kastımız, Allah Teâlâ’nın Kur’an’ı keriminde Zatı, sıfatları, Fiilleri, eşyaya koymuş olduğu yasaları, Sünnetüllah’ın işleyiş biçimi ve insanın fıtratı, eşyanın tabiatı üzerine bina edilen hükümlerin değişmezliği konusundaki anlayışımızın bütünüdür.

Öncelikle Allah Teâlâ Zatı hakkında Bakara suresinin 255. ayetinde şu bilgileri vermektedir:
“Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dur. O’nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi o’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O’nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini görüp gözetmek O’na zor gelmez. Çünkü O çok yücedir, çok büyüktür.” (Bakara 2/255)

Bu ayet aslında bir önceki ayetin gerekçeli kararıdır. 254. Ayette o gün alış verişin, dostluğun ve şefaatin olmayacağını bildirdikten sonra, niçin olmayacağını bir sonraki ayette bütün ayrıntıları ile açıklamaktadır. Bütün bunlar bize gösteriyor ki, Allah’ın ortağı yoktur. Herhangi bir zaafı yoktur. Herhangi bir şeye ihtiyacı yoktur. Hiçbir şey karşısında acizliği, güçsüzlüğü, bilgisizliği ve iş bölümü yaptığı yardımcısı yoktur. Bunu İhlâs suresiyle de şöyle dile getirmektedir:

“De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir / hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. İhtiyaçtan beridir. Doğmamış ve doğurmamıştır. Hiçbir şey de ona denk değildir. / dengi de yoktur.” (İhlas 112/1-4)  “De ki: Onların dedikleri gibi Allah ile beraber tanrılar bulunsaydı; o zaman, hepsi Arş’ın sahibiolmaya bir yol ararlardı.” (İsra 17/42) “Allah’tan başka ilah yoktur. Öldüren de dirilten de, sizin ve sizden önceki atalarınızın Rabbi olan da odur.”Duhan 44/8

“Allah evlat edinmemiştir; Onunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.” (Müminun 23/91)

“Eğer yerde ve gökte Allah’dan başka ilahlar olsaydı, yerin ve göğün düzeni altüst olurdu. Arş’ın rabbi olan Allah, o müşriklerin asılsız yakıştırmalarından münezzehtir.” (Enbiya 21/22)

“Gözler O’nu göremez; hâlbuki O, gözleri görür. O, her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” (Enam 6/103)

“Allah, adaleti / kıstı / ölçüyü ayakta tutarak kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de… Mutlak güç ve hikmet sahibi Allah’tan başka ilâh yoktur.” (Ali İmran 3/18)

Allah Teâlâ’nın Sıfat ve Fiilleriyle İlgili Ayetler:

“O, gökleri ve yeri yoktan var edendir ve O, bir işin olmasını murat edince, ona yalnızca «ol!» der, o da hemen oluverir.” (Bakara 2/117)

“Güldüren de, ağlatan da O’dur. Öldüren de dirilten de o’dur. Atıldığı zaman meniden,  Erkek ve dişiyi eşler olarak yaratan da odur. Tekrar diriltecek olan da o’dur. Zengin kılanda zenginliği veren de odur. Şir’a yıldızının Rabbi de odur. Âd, Semud ve Nuh kavmini de yok edip geri bırakmayan ve alt üst olmuş kasabaları yere batıran; onları gömdükçe gömen de odur.” (Necm 53/54)

“Andolsun ki; insanı, Biz yarattık ve nefsinin kendisine ne fısıldadığını da biliriz. Biz, ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf 50/16)

“Şüphesiz ki ölüleri, Biz diriltiriz. İşlediklerini ve geride bıraktıklarını biz yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitap ta saymışızdır.” (Yasin 36/12)

“Size rızık olarak verdiklerimizin temizlerinden yeyin, bunda aşırı gitmeyin ki gazabımı hak etmeyesiniz. Gazabımı hak eden, muhakkak mahvolmuştur.”

“Bununla beraber, tevbe edeni, inanarak salih amel işleyeni, sonra da doğru yola gireni elbette bağışlarım.”(Taha 20/81-82)

“Kullarım, sana Beni sorarsa; şüphesiz ki Ben, çok yakınım. Bana dua edince Ben, o dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da Benim davetime icabet etsinler. Bana inanıp /güvensinler ki, doğru yola varmış olsunlar.” (Bakara 2/186)

“Sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel takdir eden O’dur. Tayin edilen bir ecel de (kıyamet zamanı) O’nun katındadır. Sonra bir de şüphe ediyorsunuz.”

“O; göklerde de, yerde de Allah’tır. Gizlinizi de aşikarınızı da bilir. Ne kazanacağınızı da bilir.” (Enam 6/2-3)

“Kıyametin bilgisi, ancak O’na aittir. O’nun ilmi/ bilgisi olmadan hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz. Hiç bir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: Nerede Benim ortaklarım diye seslendiği gün derler ki: Bizden hiç bir şahit olmadığını Sana arz ederiz.” (Fussılet 41/47)

“O; kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarını bilendir.”

“Allah iman edip, salih amel işleyenlerin tevbesini kabul eder, onlara lütfundan daha fazlasını verir. Kâfirler için ise şiddetli bir azap vardır.” (Şura 42/25-26)

Bu ayetler bu konuda sadece bir hatırlatmadır. Bu minval üzere Kur’an’ın tamamına bakarak Rabbimiz olan Allah Teâlâ’nın zatı, sıfatları ve fiilleri hakkında doğru bir bilgiye ulaşabilmemiz mümkün olacaktır.

            I-b: Kur’an’a Bakışımız:

Kur’an, Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed (as)  göndermiş olduğu vahiylerin kendisinde toplandığı kitabın adıdır. Bu kitap, Allah’ın razı olduğu dinin, İslam’ın kaynağıdır. Vahyin dışında hiç bir şey Kur’an da yer almadığı gibi, vahiy olan hiçbir şey de onun dışında bırakılmamıştır. Allah bu kitabı Elçisine vah yetmiş, sonrada onu okutup açıklatmıştır.(Kıyamet 75/17; Taha 20/114) O’nun ilkelerine uygun olmayan İman ve amel’in Allah indinde bir kıymeti yoktur. O kıyamete kadar, korunmuşluğunu (Hicr 15/9) ve Kendisine iman edenleri en doğru olana götürmek için rehberliğini sürdürecektir. (İsra 17/9)

Kur’an’ın dili Arapçadır ve Arapça konuşan bir kavme indirilmiştir. Bunun gerekçesi ise şöyle bildirilmektedir:

“Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf 12/2) “Biz, her peygamberi, kendi kavminin diliyle göndeririz ki, onlara apaçık anlatsın diye. Bu itibarla Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. O her şeye kadirdir, hükmünde hikmet sahibidir.” (İbrahim 14/4)

 Kur’an,  ilk günden itibaren ezberlenerek hafızalara kazınmış ve sayfalara yazılarak koruma altına alınmıştır. Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebu Bekir’in zamanında da iki kapak arasına alınarak kitaplaştırılmıştır.  Bu kitap emin ellerde korunarak kuşaktan kuşağa yazılı olarak nakledilmiş ve zamanımıza kadar ulaştırılmıştır. Bütün bu beşeri gayretlerin üstünde Allah tarafından da: “Zikri biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız”  (Hicr 15/9) buyrulmuştur.

Kur’an, ilk nesilden itibaren anlaşılmış, hayata geçirilerek yaşanmış, bu kuşak hayatta iken yanlışlar vahiyle düzeltilmiş; O’nun ilkelerine göre bir devlet kurulmuş ve kısa zamanda dünyaya varlığını kabul ettirmiştir. Kitabın anlaşılması için, açık anlaşılır bir Arapça ile indirildiği ve kolaylaştırıldığı bildirilmiştir. Böylece insanlığı ilgilendiren hiçbir hükmü gizli kalmamıştır.

“Biz Kuran’ı Allah’a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için Senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.” (Meryem 19/97) “Biz Kuran’ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?” (Kamer 54/17, 22, 32, 40) diyerek insanlığa çağrıda bulunmuştur.

Kur’an’ın bir kısım ayetleri muhkem bir kısmı da Müteşabihtir.

“Sana Kitab’ı indiren o’dur. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Hâlbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.” (Ali İmran 3/7)

Muhkem, anlatılan şeyin manası ve mahiyeti açık anlaşılan bilinen demektir. Müteşabih ise: Ayetin anlamı anlaşılmakla birlikte o mana ile ifade edilen şeyin MAHİYETİ bize gayb olduğu için mahiyeti bilinmemektedir. Cennet, cehennem gibi ahiret âlemini anlatan ayetler; Melekler, cinler gibi görünmeyen varlıkları anlatan ayetler; Allah’ın zat ve sıfatlarının mahiyeti gibi konuları anlatan auetler. Anlatılan şeyi anlıyoruz ve inanıyoruz,  fakat anlatılanın mahiyetini görmediğimiz için mahiyeti ile ilgili bir şey söyleyemiyoruz. Rabbimiz bunun mahiyetini bilmeyi de bizden istemiyor. Yani sorumluluk alanımıza girmiyor.

Bir Hadisi Şerifte:

“Kur‘an beş vecih üzerine nazil oldu: Helal, Haram, Muhkem, Müteşabih ve emsal. Helali işleyin, Haramdan kaçının, Muhkeme tabi olun, Müteşabih’e iman edin ve Emsalden de ibret alın”. İmam Şafii hazretleri bunu bilinmesi gerekli olan Kur’an ilimlerinden olarak nitelendirmiştir. (Prof.Dr. İsmail Cerrahoğlu Tef. Usulü s.175)

Kur’an için, tamamı Muhkem, tamamı Müteşabih, bir kısmı Muhkem bir kısmı Müteşabih ifadeleri nasıl izah edilirin cevabı ise şudur:

a- Kur’an ayetlerinin birbiriyle çelişkisiz, açık, anlaşılır nitelikte  oluşu bakımından tamamı muhkem.

b- Kur’an, geldiği yer ve kaynağı itibariyle, insanın erişip ulaşamayacağı bir kaynaktan yani Allah’tan olması nedeniyle tamamı Müteşabih.

c-  Kur’an’ın içerdiği konular ise muhtevası bakımından bir kısmı muhkem ve bir kısmı müteşabihtir. Çünkü Bir kısmı gördüğümüz müşahede âlemini anlatırken, bir kısmı da bize gayb olan âlemi,  Ahireti anlatmaktadır. Bu nedenle bu ayetlerde bir çelişki yoktur.

            Nesh Konusu

Nesh kelimesi “Ne. Se. Ha.” kökünden türetilmiştir. Kelime anlamı: Yok etmek, Yazmak, Bir yerden başka bir yere aktarmak, istinsah etmek anlamlarına gelmektedir.

Neshin ıstılah anlamı ise: Önce gelmiş olan şer’i bir hükmü, sonra gelen şer’i bir hüküm ile öncekinin hükmünün kaldırılması demektir.

            Bu manada NESH Kur’an’da var mıdır?

Bu güne kadar varlığını ve yokluğunu savunanlar olmasına rağmen Varlığına dair Peygamberimizden sahih bir tek hadis bile gelmemiştir.

Neshi kabul edenler ve etmeyenler Kur’an da ki şu üç ayete dayanmaktadırlar:  Bakara/106, Nahl/ 101 ve Rad /39.

Bu ayetleri kendi bağlamlarında incelediğimizde Kur’an’ın kendi içinde bir nesh olayı ile ilgili olmadığı görülecektir:

“Ne Kitap ehlinden, ne de müşriklerden hiçbiri, size Rabbinizden bir hayır indirilsin istemez. Allah ise, üstünlüğü, rahmetiyle dilediğine

mahsus kılar ve Allah çok büyük lütuf sahibidir.” (Bakara 2/105)

“Biz bir ayetten her neyi neshe der veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kâdirdir.”(Bakara2/106)

“Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır, hepsi O’nundur. Size de Allah’dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara 2/107)

“Bir ayetin yerini başka bir ayetle değiştirdiğimizde ki, Allah ne indirdiğini gayet iyi bilir.  Onlar, «Sen sadece uyduruyorsun» derler. Hayır, öyle değildir, ama onların çoğu bunu bilmezler.” (Nahl 16/101)

“Andolsun ki, senden önce nice peygamberler gönderdik; onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet getiremez. Her şeyin vakti ve süresi yazılıdır. Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır; Ana Kitap O’nun katındadır.” (Rad 13/38-39)

Her üç ayette geçen “ayet” kelimesi tekil olarak kullanılmıştır. Bunun anlamı kitap, şeriat, mucize demektir. Kur’an’ın herhangi bir ayeti kastedildiği zaman çoğul olarak “Ayaat” ifadesi kullanılır.

Bu ayetlerin bağlamlarına bakıldığında görülecektir ki, Kur’an’ın kendi ayetleri arasında NESH yoktur. Ancak Kur’an ile geçmiş şeraitler arasında Neshin olduğunu Kur’an ortaya koymaktadır.  Her ümmetin Şeriatı farklıdır:

“Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitabı (Kur’an’ı) gönderdik. Artık aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şeriatlarda) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeylerin ( gerçek tarafını) O haber verecektir.”(Maide 5/48)

Tedricilik:

Kur’an’da bir hükmü koymada veya kaldırmada uygulanan tedrici yöntemle ilgili ayetler asla nesh edilmemiştir. İslam bir şahsa, bir ülkeye yeni uygulanırken yine bu yönteme aynen müracaat edilecektir. Unutmayalım ki Mekke sadece o güne münhasır bir durum değildir. İslam’la yeni tanışan Her şahsın, her şehir veya kasabanın Mekke’si vardır olacaktır.

Sonuç:

Kur’an, dünya ve ahiret hayatının tümünü kuşatır. Kulun her anını kayıtlar. İnsanın başına buyruk yaşayacağı bir mekân, yaptıklarından dolayı Rabbine hesap vermeyeceği bir zaman yoktur.

“Hangi işi yaparsan yap, Kur’an’dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayınız ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Yunus 10/61)

            II:Peygamber(liğe)lere Bakışımız:

Kur’an’a göre Peygamberlik, insanlık tarihi ile başlamıştır. Halife olarak yaratılan insan aynı zamanda ilk peygamber olarak da görevlendirilmiştir.(Bakara 2/37) Peygamberlerin gönderilmesi, Allah’ın kullarına olan merhametinin sonucudur. (Enbiya 21/107) Allah Teâlâ, kullarını kula kulluktan kurtarıp sadece kendisine kul olmalarını temin için, Peygamberleri insanlık tarihi boyunca göndermeye devam etmiştir. Allah mesajını insanlara peygamberler aracılığı ile ulaştırmıştır. ( Çünkü) “Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakîmdir.”  (Şura 42/51) ayeti bunu ortaya koymaktadır.

İnsan kendisine verilen fıtratın sonucu olarak, eserden müessire bakarak eşyayı yaratanın varlığına ulaşabilir. Ancak yaratanın kendisinden ne istediği konusunda doğru bir bilgiye sahip olamaz. Bu nedenle ilk insandan itibaren Allah peygamberlerini ardı ardına göndermeye devam etmiştir. (Bakara 2/87, Hadid 57/27 )

“Andolsun ki; HER ÜMMETE: Allah’a ibadet edin ve putlardan kaçının, diye peygamberler göndermişizdir. Bununla Allah, içlerinden kimini hidayete erdirdi. Kimi de sapıklığı hak etti. Şimdi yeryüzünde gezin de; peygamberleri yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.” (Nahl 16/36)

Peygamberlerin Ortak Özellikleri:

          1: Peygamberler tebliğ etmekle emrolunmuşlardır ve emrolundukları gibi hareket ederler: (Ey Muhammed! ) Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Seninle birlikte tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz ki O yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.” (Hud 11/112)

          2:Bütün Peygamberler Erkeklerden seçilmiştir: “Senden önce de, kendilerine vah yettiğimiz erkeklerden başkasını (Peygamber olarak) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız; zikir ehline sorun.” (Enbiya 21/7, Nahl 16/43,)

           3: Peygamberler tebliğlerine karşı halktan ücret istemezler

Ey milletim! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Akletmez misiniz?”(Hud 11/51)

          3: Allah Peygamberleri sadece itaat edilmesi İçin Göndermiştir:                          

Biz her peygamberi, ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesi için gönderdik.” 4/Nisâ, 64

          4: Elçiler gönderildiği varlığın cinsindendir:

”De ki: «Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.» (17/94-95)

          5: Her peygamber kendi kavminin diliyle gönderilmiştir:                           

“Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakîm olan O’dur.” (İbrahim 14/4)

          6: Her elçinin görevi insanları sadece Allah’a kulluğa çağırmaktır:

“Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: «Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin» diye vahyetmişizdir.”(Enbiya 21/25)

7: Bütün elçiler insan oldukları için, ihtiyaç sahibi ve ölümlüdür:                          

“Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi. (Enbiya 21/8-9)

           8:  Peygamberler sadece Allah’tan korkarlar:

“Onlar, Allah’ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O’ndan korkarlar, Allah’tan başka kimseden korkmazlardı. Hesap görücü olarak da Allah yeter. ”(Ahzab 33/39)

9: Bütün peygamberlerin gönderiliş gayesi aynıdır:

“Biz peygamberleri müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik ki, bu peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı ileri sürebilecekleri hiçbir bahaneleri kalmasın. Hiç kuşkusuz Allah güçlüdür ve hikmet sahibidir.”(Nisa 4/165)

          10:Peygamberlerin kendilerine verileni değiştirme hakkı yoktur:

“Ayetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, «Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir.» dediler. De ki, «Onu kendiliğimden değiştiremem, benim için mümkün değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım.»(Yunus 10/15)

11: Hiçbir Peygamber Allah’ın izni olmadan mucize gösteremez:

“Andolsun ki, senden önce nice peygamberler gönderdik; onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet/ mucize getiremez. Her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.” (Rad 13/38)

12:Peygamberler vahiy gelmediği sürece gaybı bilmezler.

“De ki: «Ben size «Allah’ın hazineleri benim yanımdadır.» demiyorum; gaybı da bilmem, size «Ben bir meleğim.» de demiyorum; ben ancak bana verilen vahye uyarım.» De ki: «Kör ile gören bir olur mu? Artık birazcık düşünmez misiniz?” (6/50)

“De ki: Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.(Araf 7/188)

13: Peygamberler de vahye muhatap olmadan, Allah’a göre doğrunun ve yanlışın ne olduğunu bilemezler.

“İşte böylece sana da emrimizle Kur’an’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.” (Şura 42/52)

“Sen, sana bu Kitap’ın verileceğini ummazdın. O ancak Rabbinin bir rahmetidir. Öyleyse sakın inkârcılara destek olma.” (Kasas 28/86)

14:Peygamberler Kendisine verilen Şeriatla hükmeder.

Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitabı (Kur’an’ı) hak ile indirdik. Onların aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, her biriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.” (Maide 5/48)

Ayetin ifadesinden de anlaşıldığı gibi her peygamber kendisine verilen şeriatla hükmeder. Kendisi “Şâri” değildir. Allah’ın şeriatının tebliğcisi ve uygulayıcısıdır. Bunun en açık örneği, “tedricen” yasaklanan içki, kumar, faiz gibi yasakların konulması sırasında Peygamberimiz (as) kendiliğinden bir hüküm koymadan ilahi vahye tabi olmuştur.

15: Resulün Verdiğini Almak ve Nehyettiğini Bırakmak Konusu:

         Bu konu ganimetlerin taksimatıyla alakalı olup peygamberimizin görüşüne bırakılmıştır:

         “Sana ganimetlerin bölüştürülmesini soruyorlar. De ki, ganimetlerin taksimi Allah’a ve Resulüne aittir. Onun için siz gerçekten mümin kimseler iseniz Allah’tan korkun da birbirinizle aranızı düzeltin. Allah’a ve Resulü’ne itaat edin.” (Enfal 8/1)

         “Allah’ın, (fethedilen) ülkeler halkından Peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet / servet olmaz. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr 59 / 7)

16: Hevasından konuşmaz konusu.

Bu ifade, Peygamber vahiyden başka bir şey söylemez konuşmaz demek değildir. Peygamber de insandır ve günlük ihtiyaçları için istek ve ihtiyaçlarını bildirecektir. Örneğin: Arkadaşlarından veya eşlerinden bir ihtiyacını gidermek için ayet okumuyordu. Ne istiyor veya ne söyleyecekse kendi sözleri olarak söylüyordu rutin hayatın gereği olarak.

Peygamber (as) gelen vahiyleri insanlara okuyunca itiraz ediyorlardı. Peygamberimiz de:“Hayır  bunları bana Rabbim vahyediyor” deyince; onlar dabunu kabul etmedikleri için, “bunları sen yakıştırıp bize söylüyorsun” diyorlardı. İşte buna Allah Teâlâ’nın cevabıdır “vema yentigu anil heva. O hevasından konuşmaz” ifadesi. Ayetin bağlamı bunu göstermektedir:

  “Batmakta olan yıldıza Andolsun ki, Arkadaşınız sapmadı ve azmadı. O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Söyledikleri, kendisine indirilen bir vahiydir. Bu vahyi O’na müthiş güçleri olan Cebrail öğretmiştir.” (Necm 53/1-5)

“Şüphesiz biz onların: «Kur’an’ı ona ancak bir insan öğretiyor» dediklerini biliyoruz. Kendisine nispet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Hâlbuki bu (Kur’an) apaçık bir Arapçadır.” (Nahl 16/103

“Eğer o (Muhammed) Bize karşı, ona  (Kur’an’a)  bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.” (Hakka 69/44-46)

III: Sünnete Ve Hadise Bakışımız.

‘’Sünnet: kişinin yapmayı adet haline getirerek kendisinden ayrılmayı asla düşünmediği düşünce, takip ettiği yol ve yaşam biçimidir.

Sünnetullah denildiğinde, Allah’ın yapmayı adet haline getirdiği ve kendisinden şaşmadığı esaslar anlaşıldığı gibi;

Resulullah’ın Sünneti denilince de,  Resulullah’ın Kur’an’dan anlayıp uyguladıkları anlaşılmaktadır. Onun sünneti Kur’an’ın pratiğidir. Bu tanımın kapsamına giren sünnet, bütün ümmeti bağlayan farz anlamında bir sünnettir. Fıkıhtaki nafile anlamında bir sünnet değildir.

Zira Resulullah Allah’ın elçisidir. Onun dinini ilk kabul edeni ve ilk uygulayanıdır. Bu nedenle peygamberin Kur’an’ı- DİNİ anlayışı ve yaşayışı tüm Müslümanları bağlar. Bu bağlanma aslında Kur’an’a bağlanmadır. Zira peygamberi de bağlayan Kur’an’dır.

Bu anlamda Kur’an’a bağlanan peygamber,  peygamberlik süresince Kur’an’ı sünnet edinmiştir. Onun için peygamberin sünneti Kur’an’dır. Peygamberi Kur’an’dan, Kur’an’ı da peygamberden ayrı düşünmek mümkün değildir.

Çünkü gelen vahiylere ilk muhatap olan, Onlara ilk inanan, yaşayan ve tebliğ eden peygamberdir. Hayatı boyunca bundan hiç ayrılmamış “emrolunduğu gibi dosdoğru olmaya” çalışmıştır.

Onun sünnet edindiği Kur’an’ı bizlerin de sünnet edinmesi işte bu anlamda farz’’ demektedir.

“Peygamber kendisine vahyedilen mesajı okuyan, anlayan, yaşayan ve insanlara tebliğ eden “Üsvetül Hasene” (güzel örnek) olan bir insandır. Onun yaptığından emin olduğumuz Kur’an çıkışlı bir davranışı yapmak için kendimizi bağımlı görürüz ve Peygamberi kendimiz için en doğru örnek olarak alırız. Peygamberi örnek olarak görmeyenleri biz de görmeyiz. Çünkü o Allah’ın kendisinden razı razı olduğu bir örnektir.

“Sünnet Kur’an’ın pratize edilmiş şekli olduğuna göre, namazı peygamber nasıl kıldı ise öyle kılmamız gerekir. Keza bütün dini yaşam için tek örnek peygamber (as)dır. Bu konuda ondan geri kalmamız mümkün olmadığı gibi, onu geçmemiz de mümkün değildir. Hiçbir dinde o dinin peygamberinden daha dindar olunamaz. Allah’ı razı etmek isteyenler için en güzel örnek Peygamber (as)dan başkası olamaz. Bu nedenle Dini anlamada ve yaşamada tek örneğimiz Muhammed (as)’dır.

Hadisler ise: Peygamber (as)in yaptığı veya söylediği değil, yaptığı ve söylediği söylenen sözlerdir. Bize ulaşan metin Peygamberin söylediği lafızlar değil, nakilcinin nakilciden duyup, dinleyip anladığı gibi kitaba yazılan lafızlardır. Bundan dolayı hadisler subutu itibariyle zan ifade ederler. İsabet edeni olmakla beraber, genel anlamda zan ifade ettiklerinden kesin bilgi ifade etmezler.

Bu nedenle hadisler, itikatta delil olarak alınmaz; ancak ameli konularda Kur’an’a aykırı olmamak, eşyanın tabiatına uygun düşmek ve tarihi gerçeklerle çatışmamak kaydıyla alınıp istifade edilir.

Peygamberimiz hayatta iken kendi sözlerini yazdırmaya müsaade etmemiştir. Çünkü o kendi sözlerinin Kur’an ayetleriyle karıştırılmasından endişe duyuyordu. Allah Resulü Kur’an’ın tek kaynak olarak algılanmasına olanca gücünü harcamıştır. (1)  O Allah’ın kitabının önüne hiçbir şeyi geçirmeyi düşünmemiş, buna da gereken dikkati göstermiştir. Ancak peygamberimizin irtihalinden çok sonra hadislerin toplanmasına başlanmıştır.

Hadisleri ilk tedvin işlemi, Ümeyye Oğullarının son dönemine yakın Ömer bin. Abdül Aziz döneminde onun emriyle başlatılmıştır. Medine kadısı Ebu Bekir İbn. Hazm’a  hadisleri toplayarak yazma emrini vermiş. Fakat bunu ilk yapan kimse İbni Şihab ez Zühri olmuştur.

Bu konuda bir fikir vermesi açısından meşhur Kütübü Sitte ve Kütübü Tis’a tabir edilen Hadis kitaplarını Yazanların ölüm tarihlerini vermek istiyoruz.

Buhari ölümü: H.256, Müslim: H. 261, İbn. Mace:H.273 , Ebu Davud: H. 275, Tirmizi : H. 279 , Nesei : H. 304 , İmam Malik : H. 179 , Ahmed İbni Hanbel : H. 241 , Darimi : H.255

Bu olay gösteriyor ki, bu gün elimizdeki kitaplarda bulunan hadisler, Peygamberden yaklaşık 230 yıl sonra kitaplara yazılmıştır.  Bu zaman içerisinde Ağızdan kulağa nakledilen sözlerin başına neler geldiğini yine bu Muhaddislerin ifadelerinden anlamak mümkündür.

Buhari kitabını 600 bin hadisten seçerek oluşturduğunu söylüyor ki, kitabında 5000 hadis vardır. Müslim Bir milyon hadis topladığını ve bunlardan 300 bin hadisi bizzat kulağı ile dinlediğini söylüyor ve kitabında 3000 hadis vardır. Ebu Davud 500 bin hadisten seçtiğini; İmam Malik 100 bin hadisten seçtiğini ve İbn. Hanbel Kitabını 750 bin Hadisten seçerek oluşturduğunu söylüyor.

Muhaddislerin bunca fire ile kitaplarını oluşturmaları, hadislerin nasıl bir badireden geçtiğini göstermektedir. Bu zaman içerisinde İslam devletinde Açıktan bilinen suikasta uğrayan halifeler: Hz. Ömer, Osman, Ali, Hasan, -Hüseyin- Ömer bin Abdül Aziz. Değerlendirmeyi siz yapın.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı