GenelYazarlardanYazılar

Zaman ve  Değerlendirilmesi

“Zaman” üzerinde çok tartışılan, teoriler ve fikirler üretilerek farklı şekillerde tanımlanan bir kavramdır. Zaman, tarih, süre, dönem, an, yapılan bir eylem (Kur’an okurken, hayvan keserken, borçlanırken) … gibi kavramlar bazen birbirlerinin yerlerine kullanılsa da, aralarında farklılıklar vardır. Zaman kavramı hakkında kesin bir sonuca varılmasa da, biz, islamın zaman kavramı hakkında ne söylediği üzerinde duracağız.

Farkında olmadan akıp giden, yelkovanın akrebi kovalaması, dünyanın kendi ekseni etrafında ve güneş etrafında sürekli dönmesi, gece ve gündüzün birbirini takip etmesi, mevsimlerin dönüp dolaşıp gelmesi, bazen geçmesin/bitmesin dediğimiz ve nasıl geçtiğinin farkında olamadığımız, bazen de beş dakikası saatlere bedel sıkıntılı, korkulu, heyecanlı zamanlar… Bütün bu zamanın hakimi olan Allah’tır bizler ise onun mahkumuyuz. Çünkü zaman denilen mefhum O’nu ihata edemez. O bundan munezzehtir. Kur’an, zamanın tanımından ziyade nasıl değerlendirilmesi gerektiği zerinde durur.

Zaman; insan için, ana rahmine düştüğü andan itibaren başlayan ömrü son bulana kadar geçen süre; dünya için, var oluşundan kıyamete kadar olan süre; eşya için kullanımla başlayan eskimesiyle bir kenara bırakılan veya başka bir hale dönüştürülen, kıyamet için ise  bitmeyecek olan bir yaşamın başlangıç sürecine verilen süredir.

Zamanın kadrini bilemeyen, kendine sahip olamayan zamanda yok olur, zamana da kendisine de sahip olanlar ise iradelerini doğru kullananlardır. Çünkü zaman durağan değil aktiftir. Aktif olanda pasif kalanlar ona ayak uyduramaz, birlikte yürüyemezler. geride kalanlar, ziyana uğrayanlardır. “Asra yemin olsun ki, insan ziyandadır…” (Asır 1,2).

Zaman; biz istesek de istemesek de akıp giderek ilerleyen biz ise o akıntının içerisinde akıntıya kapılmadan ona yön verebilecek güce sahip olan ve zamanın farkında olan tek varlığız insan olarak.

Zaman; geçmiş, şimdi ve gelecek olmak üzere üç dönemden oluşmaktadır.

Geçmiş zaman; yaşanmış/ bitmiş olan, sahip olunan her şey verilse de geriye gelmesi mümkün olmayan andır. Eskiler  buna ‘vakit nakittir’ demişler; Zaman nakit para gibidir harcandı mı elden çıkmıştır geriye dönüşü mümkün değildir. Onun için elindeki nakit (zamanı) parayı karşılıksız olarak insan bir başkasını verir mi? Verir ise akıllılık etmiş olur mu? Geçmiş zaman; pişmanlık veya sevinç duyacağımız andır. Geçmiş bizler için sürekli gündemde tutulacak, oraya takılıp kalacak, ağıt yakılacak, ah vah edilecek (Secde, 12) veya öykünülecek zaman dilimi değildir. Kur’an’daki  kıssaların üçte biri geçmiş zamandan bahseder. Geçmiş; bizim için tecrübeler edinilmiş, olgunlaşmamızı sağlayan hatalarımız, yanlışlarımız ve yanılgılarımız sonucunda elde ettiklerimizdir. İnsan hata yaparak olgunlaşır, gelişir ve büyür. Hata yapmayan insan hiçbir şey yapmayandır. Hatalarımızdan dolayı kendinizi affetmeliyiz ve bize karşı yanlış yapanları da affetmeliyiz ki, affa mazhar olalım, (Al-i İmran, 134) affedenler ancak affedilir, (Nur, 22) affedemeyenler hastalıklı insanlardır; kin, öfkesinin ve inadın esiri olmuştur tedavi edilmeleri gerekir eğer tedavi edilmez iseler hem dünyada hem ahirette rahatsızlık veren sorunlar yaşanır.

Şimdiki zaman; an/yaşanmaya hazır muktedir olunması/heba edilmemesi gereken, yaşandığında pişman olunan/olunmayan, geleceği inşa/berbat edilen andır. Geçmişin ve geleceğin akıbetini belirleyen andır şimdiki zaman. Zaman denilen şey şu andır, bu anı gereği üzere yaşamasını bilenler geleceğe de yön veren, tarihe takip edilmek üzere  iz bırakan, diğer bir deyişle tarihi yapanlardır. Şimdiki zaman henüz elde olan, geçtiğinde bir daha ele geçmeyecek en kıymetli andır. Zaman en değerli şey ise kime hediye ettiğimize dikkat etmeli değil miyiz? Biz dursak da durmayan zamanda, dünya ve ahiretine fayda verecek hiçbir şey yapmaksızın zamanı boşa geçiren veya boş işlerle meşgul olması iradeyi doğru kullanmamanın ve gaflete esir düşmenin göstergesi değil midir? İnsanı bu esaretten ancak aklın vahiyle buluşması, donanımı kurtaracaktır. “Onlar boş ve faydasız işlerden yüz çevirirler” (Müminün,3) Bu bağlamda ‘boş zaman yoktur, boşa geçen zaman vardır; malayani, dedikodu, Televizyon-internet, oyun-eğlence, çarşı-Pazar…da heba edilen zamanlar.’ Diğer bir söyleyişle bize verilen en değerli şeye (zamana) ihanet etmişizdir. Zaman Allah’ın bizlere verdiği en güzel nimetlerden biridir. Nimete nankörlük ve israf etmek Müminin yapacağı iş değildir. Dolaysıyla her nimetten olduğu gibi bu nimetten de sorguya çekileceğiz. (Tekasür, 8. Mü’minün 115) Zaman mefhumu içerisinde mümin kimdir? Sorusuna verilecek cevap ; için de bulunduğu anı Allah’ın razı olacağı şekilde yaşayandır.

Gelecek zaman; /ileride/ bir saniye, dakika, saat…yaşanması ve yaşanmaması muhtemel olan, insan için en önemli andır. Gelecek zaman bizler için meçhul olan, aldığımız nefesi geri vermeye garantisi olmayan, gayb olandır. Zaman tükenip giderken onu esas kaybeden insandır. Bizler biliyoruz ki hayatta kaybedilen birçok şeyin telafisi mümkündür. Ancak zamanı geriye döndürmenin ikinci bir şansı yoktur. Gelecek için hedefi, umudu ve hayali olanlar ona yatırım yapar; ileride zamana ne söyleyeceğini, neyi nasıl yapacağını bilmesi, fikrin gelişmesi ve  neşvünema bulması adına zamanı planlı-programlı kullanır. Belki de bizlerin en çok ihmal ettiği şeylerin başında  gelen düzensiz/rastgele yaşıyor oluşumuzdur. Oysa gelecek zaman bizler için bir umut, dünya görüşümüzün idame olması insanlığa umut olması adına hedef/usul/ilke belli, motivasyon/moral yerinde olanlar gelecekten beklentisi olabilir. Geleceği inşa etme adına şu anı doğru değerlendiremeyenler bir beklentisi olmayacağı gibi bu gününün dünden bir farkı yoksa,  gelecek dünün tekrarı olacaktır.  Bizim için en kıymetli bize en yakın olan içinde bulunduğumuz an aldığımız nefestir gelecek zaman…

Mümin için zaman, dünyadan ahirete uzanan sıratı mustakim (yürüyen bandın) üzerinde geçirdiği andır. Bu bandın kulanım kılavuzunun adı Kur’an’dır. Birçok zaman diliminde Allah kendisine iman edenlere belirli sorumluluklar yüklemiş bazı ibadetleri belirli zaman dilimlerine bölmüştür; Hac, kurban (Hac, 26-29) Zilhicce ayında, Siyam (oruç) Ramazan ayında(Bakara, 185), teyemmüm su bulunana kadar(Nisa, 43) ve salat  günün belirli vakitlerinde “…Salat (namaz) müminlere günün belirli vakitlerde farz kılındı” (Nisa,103) “ Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde salat (namaz) kıl…” (Hut, 114) “ Güneşin en üst noktasından, gecenin kararmasına kadar Salat (namazı) kıl…” (İsra, 78, Bakara, 238) Allah elçisine atfedilen bir sözde “Allah’ın en sevdiği amel vaktinde ikame edilen Salat (namaz) dır.” (Buhari, Mevakiti’s-Salat, 5.) Salat (namaz) için iki kelime de olsa şu söylenebilir; salat turnusol kağıdı gibidir. Toplumda iman edenle etmeyeni ayrıştıran göstergedir, sorumluluk yükleyen, zamanın anlamını hatırlatan (zikir) dır. Bunu bilinçli yapanlar sorumluluklarına riayet edenlerdir sorumluluklarının farkında olan, ahdine vefa gösteren(dir) hayatı anlamlı, ölümü şerefli ve ahireti bayram olanlardır.

Kur’an’da zamanın geçtiği ayetlerin tümünde insanın içinde bulunduğu/bulunacağı/bulunmak istediği durum, hal, vaziyet, olay… beyan ediliyor. bundan ötürü defaatle zamanın doğru değerlendirilmesine vurgu yapılır.  Bu vurgu; bazen zamanın taksimine (Nebe,11,12), bazen zamanın ehemmiyetine (yemin) (Duha 1,2. Müddesir 33-37. İnşikak, 16-18), bazen zaman konusunda yanılanlara uyarı (Casiye, 24), bazen  de zamanın kadrini bilmeyip pişmanlık duyanlara hatırlatma (Fatır 36,37)…  şeklinde çıkar karsımıza.

Zaman ile ilgili daha bir çok ayet var Kur’an’da. Ömrümüz sınırlı ve sonlu olduğundan, sınırsız ve sonsuz mükafatları kazanabilmenin ve dünya hayatında başarılı olabilmenin yolu zamanı doğru ve verimli kullanmaktan geçmektedir. Allah bize bunu gerçekleştirmemiz için yeterli zaman vermiştir, biz yeter ki verilen bu zamanı doğru kullanmasını bilelim…

Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close