GenelMektuplara Cevap

Bir ayet Bin İbret

Mektuplara cevaplar

Selim Candan/ İstanbul

Soru: Enfal suresinin 21. Ayetinde : “işitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın” buyruluyor. Devamında ise; “Allah katında hayvanların en kötüsü düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir” denilmektedir. Burada anlatılmak istenen nedir? İnsanlar işitmediği halde niçin işittik diyorlar? Bahsedilen insanlar iken neden hayvanlar üzerinden örnek veriliyor?

Cevap: Surenin başından itibaren hicretten sonra Medine de Müminler için, kendilerine saldıranlara karşı savaşma izni verilmişti. Bununla beraber Allah müminlere yardım edeceğini de müjdelemişti. Açıkça müşriklere meydan okuyarak, “Topluluğunuz ne kadar çok olursa olsun, sizden hiçbir şeyi savamaz. Kuşkusuz Allah müminlerle beraberdir” hükmünü ilan ettikten sonra:

“Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne itaat edin. (Allah’ın herhangi bir emrini Resulünden ) İşitti- ğiniz de ondan yüz çevirmeyin.” (O emrin gereğini resulünün yanında yer alarak gerçekleştirin anlamında bir ikazda bulunmaktadır. Buradaki “işitmenin” sıradan bir işitme eylemi olmadığı gayet açıktır. Okunan vahye iman edip hayata geçirmek için bütün varlığınızı ortaya koyun demektir.)

Bu ifadeden sonra esas sadede gelinmektedir: “İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın.” Söylenmek istenenin ihtimale yer bırakmadan net bir şekilde anlaşılması için o eylemin karşıtı olan bir şeyi de zikrederek, her türlü ihtimalin önü kesilmektedir. Örneğin Fatiha suresinde: “Bizi doğru yola ulaştır” dedikten sonra o yolun zıddı olan “gazaba uğrayanların ve sapkınların yoluna değil” ifadesi ile istenen yolun nasıl bir doğru yol olduğu ihtimalsiz anlatılmıştır. Burada okunan ayetleri hem müminler dinliyor hem de müşrikler, kâfirler, ateistler… dinliyorlar. Hepsi de okunan ayetin metninin seslendirilmesini duyuyor söylenmek istenen şeyi de “anlıyorlardı.” Fakat anladıkları şeyi kabul etmiyorlardı. Aynen Yahudilerin Musa (as) dedikleri gibi:

“Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer “inanıyorsanız”, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” (Bakara 2/93)

Şimdi bunlar bu emri yukarıda söylenmek istenen işitme anlamında işitmedikleri gayet açıktır. Eğer o ayetleri işitmiş olsalardı, “işittik iman ettik”, “işittik itaat ediyoruz” demeleri gerekirdi. İşte Allah Teâlâ bu tür işitmeyi işitmek olarak kabul etmiyor. Çünkü müminlerin böyle bir durumda söyledikleri söz şudur:

“Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resulüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak «İşittik ve itaat ettik» demeleridir. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.”(Nur 24/51)

Bu insanlar, karşısında söylenen sözü anlamayan, sözün gereğini yapmak anlamında işitmeyen, işitmediği için de bir şey söylemeyen sağır ve dilsiz hayvanlara benzetilmişlerdir. Sesi duyan hayvan sağır değilse söylenen sözden etkilenip yolunu değiştirir. Yaptığı işten vazgeçer, ya da kendisini çağıran sahibine koşar. Fakat hayvanın gerçekten kulağı duymuyorsa istenen tepkiyi veremez. İşte kendilerine hayat verecek vahye muhatap olup ta bu şereften nasibini almayanlar, düşünmeyen, anlamayan, hakkı söylemeyen dilsiz “kötü” bir hayvandır. Benzer bir durum için Furkan suresinde de şöyle buyrulmaktadır:

“İhtiraslarını ilah edinen kimseyi görüyor musun? Onu doğru yola iletme sorumluluğunu sen mi üstleneceksin?” “Yoksa sen, onların çoğunun ger- çekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yol bakımından daha da sapıktırlar.” (Furkan 25/43-44)

Ayetin devamında Allah Teâlâ’nın bunları “ümitsiz bir vaka” olarak değerlendirdiğini görüyoruz:

“Allah onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi.” (Enfal 8/23)

Bunların sahip oldukları düşünceleri sayesinde gözleri kör, kulakları sağır, gönülleri anlamaz hale gelmiş; kendilerini hakka ve doğrulara karşı kapatmışlardır. Bu nedenle gerçekleri bu insanların kulağına haykırsan, vakayı bütün açıklığı ile gözünün önüne koysan, Kur’an’ı boca edip tepesinden döksen yine görmez, duymaz ve anlamazlar.

Bu bize öyle bir hakikati anlatıyor ki; hakkı bulmak ve görmek için uzaklık ve yakınlık bir engel teşkil etmiyor. Esas engel olan şey, kendi içlerindeki düşündükleri ve inandıklarıdır. Günde beş vakit kulağının dibinde ezan okunan bir ateist veya sekiler düşüncelere kapılmış bir insan, onun ne anlama geldiğini ne anlar ne de işitir. Aynen hayvanlarına bağıran çobanın çıkardığı anlamsız sözler gibi gelir onlara. Bu nedenle Mekke’de mescidin yakınında bulunanlar ile kutuplarda olanlar arasında fark yoktur. Bunun en açık örneği; Allah’ın Elçisi Muhammed (as)’a muhatap olup onu görmeyen, duymayan ve anlamayan müşrikler, kâfirler, Yahudi ve Hıristiyanlar gibi; bu günün insanı da Hakikatlerle yüz yüze geldiklerinde bunlar için de durum farklı olmayacaktır. Allah’ın Elçisini bir meczup olarak görecekler ve üzerinde düşünmeyeceklerdir. Bu nedenle “işittirseydik bile yine işitmezlerdi” sözünün hak olduğu bir kez daha anlaşılmış olacaktır. Allah hiç kimseye hak etmediği bir karşılığı vermez:

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu da affeder.” (Şura 42/30)

Bununla birlikte insanın derununda sağduyu diye bileceğimiz bir anlayış varsa, Allah onun devamını getirerek bağışlanmayı hak edecek bir durum bahşedeceğinin müjdesini vermektedir:

“Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayışı /Furkan’ı verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.”(Enfal 8/29)

Şimdi bunun üzerine akledebilenlere bir çağrıda daha bulunuyor:

“Ey inananlar! Allah ve resulü, size Hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun. Ve bilin ki Allah, kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfal 8/24)

İnsan, hayatını iman ve teslimiyet kulvarında sürdürmesi için mutlak hakka çağıran Allah ve elçisinin çağrısına icabet edilmesi gerekmektedir. Allah isterse “kişi ile kalbi arasına girer.” Yani sizin kalbinizden geçenleri dahi Allah bilir. Hiçbir şeyiniz ona gizli kalmaz. Bu çağrıya icabet etme konusunda gevşeklik yaparsanız bunun akıbeti ile ilgili olarak da şu tehdidi yapıyor:

“Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ederek hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Enfal 8/25)

Allah Teâlâ genel bir yasadan bahsetmektedir. Eşya kendisine verilen tabiatı her hal ve karda icra eder. Örneğin ateş dost düşman, kıymetli kıymetsiz tanımaz yanma kabiliyeti olan her şeyi yakar kül eder. Soğuk yine tabiatı gereği üşüme donma kabiliyeti olan her şeyi dondurur. Toplumlara konulan yasalar da aynen böyledir. Toplumun eğitim-öğretim, edep ve terbiyesini ihmal ettiğiniz zaman çıkacak fitneye de asla mani olamazsınız. İhmal edenlerin mekânında doğacak bu fitne, çıktığı yerde kalmayacağı gibi; Sadece kötülere dokunmakla da kalmaz. Kısa zamanda yayılarak toplumun tamamını bozar ifsat eder. Zamanında tedbir almayıp ihmal edildiği için işlenen cinayetlerin, çiğnenen değerlerin hesabını da cezasını da Allah, bu işlerde payı olan herkese ödetir. Bunun için ayetin sonunda; “Allah’ın azabı şiddetlidir” cümlesi hatırlatılmaktadır. Sonunda hepiniz onun huzurunda toplanacaksınız. Asla kaçıp kurtulacak bir imkânınız olmayacaktır denilmektedir.

Bu tehditler karşısında insanın titreyip kendine gelmesi, önüne konulan ibret sahnelerine bakarak bir ayetten binlerce ibret dersi almalı değil mi? Henüz hayatta olmak gibi bir imkânı bulmuşken rabbine dönüp tevbe etmesi, yalvara yakara gizlice dua ederek bağışlanma dilemesi gerekmez mi? Allah kulunun üzerinde iki korkuyu cem etmez. Burada Allah’tan korkup halini düzelten için orada korku olmadığı gibi; burada Allah’ın ayetlerini gale almayıp keyfine göre yaşayanlar için de orada emniyet olmayacaktır.

“Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara inanmayı kibirlerine yediremeyenler ise cehennemin sakinleridir ve sonsuza dek orada kalacaklardır.” (Araf 7/36)

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir