GenelYazarlardanYazılar

Bölgesel ve Küresel Düzlemde“SAVAŞ” VEYA “UZLAŞMA”

15 Temmuz 2016 sonrası yeni Türkiye’nin geldiği aşama Kırmızı kitap değişikliğini de gündeme taşıdı…

Kırmızı kitap, aslında bağımsız bir devletin risk ve tehdit önceliklerinin belirginleştiği bir metindir. Keza Batı vesayetinde kurgulanan bir devletin, değişen dünya ve bölge şartlarının açtığı alanda, “sistem içi” çıkış arayışının değişik aşamalarında yenilenen bir metin olarak da okunabilir… Geldiği aşama itibarıyla (Ilımlı) Laik-Demokrat niteliğiyle hala Batı vesayetinden kurtulamamış olan Türkiye Cumhuriyeti’nde Kırmızı kitap, özellikle belirli bir döneme kadar, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi olarak, küresel güçlerin çizdiği sınırları belirginleştiren ve söz konusu güç odaklarının içerideki uzantıları vasıtasıyla dayatılan hususları içeren meşhur bir belgedir. Ve Türkiye Cumhuriyeti’nde belirli bir dönemde Kırmızı kitap ile ilgili dikkate değer tartışmalar ve değerlendirmeler gündemde önemli bir yer tutmuştur…

“Güç”ün “Batı”dan “Doğu”ya doğru kayma süreciyle birlikte Osmanlı’nın bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti için, “sistem içi” çıkış arayışı gündeme gelmiştir. Küresel ve bölgesel değişim sürecinde, özellikle ABD/Küresel güçlerin strateji değiştirmesiyle birlikte Yeni Türkiye için yeni bir “eksen arayışı” gündeme gelmiştir. Daha doğru bir ifadeyle Türkiye’nin geleceği ve güvenliği için böyle bir arayışın kaçınılmaz bir hal aldığı gerçekliği belirginleşmeye başlamıştır. Her ne kadar, başlangıçta bir bocalama dönemi yaşamış olsa da yeni Türkiye, değişim ve dönüşüm sürecinin önüne çıkardığı imkânları ve riskleri doğru okumuştur. Konjonktürel şartların kendisine sunduğu imkânları kullanarak Türkiye’nin denge/dengeci politikalarla sistem içi çıkış arayışı, sapkın ideolojik duruşunda bir değişiklik olmadan, güçlenerek devam etmiştir. Bölgesel ve küresel değişim süreçlerini reel-politik olarak, kendince doğru okuyan Türkiye, -tarihi ve stratejik derinliğini de kullanarak- kendi eksenini oluşturabilme fırsatını iyi kullanabilmiş gözükmektedir. Söz konusu dönemde küresel ve bölgesel dengedeki değişim nedeniyle Batı/ABD, malum ekonomik ve siyasi operasyonlarla Türkiye’yi sıkıştırarak kontrol altında tutmak için gerekenleri fütursuzca yapmış olsa da bunda başarılı olamamıştır. Bir başka ifadeyle değişim ve dönüşüm sürecindeki kritik gelişmeler, çoğu zaman, Türkiye’nin önünü açan bir işlev görmüştür.

Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmiş dönemlerinde işlevi belli olan Kırmızı kitap, değişen bölge ve dünya şartlarının açtığı alanda, Türkiye’nin geldiği aşama itibarıyla yeni bir işleve sahip oldu. Yeni bir eksen arayışındaki Türkiye’nin tehdit ve risklerinin ötesinde gelecek beklentilerine de atıfta bulunulan bir belge olarak gündeme taşındı. Türkiye’nin son dönemlerindeki jeo-politik değerlendirmelerine de atıf yapılabildi. Siyonist Terör Örgütü/“devleti” İsrail’in deşifre olan işgal planı ve bunun bölgeye, aynı zamanda Türkiye’nin gelecek beklentilerine yönelik tehditlerine de dikkat çekilebildi… Siber saldırılar, siber espiyonaj gibi yeni tehdit ve saldırı türlerinin özellikle Türkiye’nin giderek güçlenen Savunma Sanayi ve bunların diğer sanayi dallarına yansımalarıyla ilgili aktif ve pasif tedbirlerini öne çıkarmış oldu. En belirgin hususlardan biri de belirsizliklerin yoğunlaştığı bir çağda asimetrik tehditlerle de mücadele edebilen bir istihbarat yapısı konusunda önemli adımlar atıldığı gibi bunların Türk Devletleri Teşkilatı (TDT)’nın da ötesinde Türkiye’nin müttefiklerine de taşınması çabaları öne çıkmış gözükmektedir. Ezcümle Kırmızı kitap’ın Türkiye’de vesayetçi yapının hakim olduğu dönemdeki anlamı ile gelinen bugünkü aşamadaki anlamı ciddi bir değişime uğramış durumdadır. Bir anlamıyla, vesayet altındaki Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde farklı bir yeni dönemin gündeme gelmesiyle birlikte Kırmızı kitap, farklı okumaların, jeo-politik tespitlerin yer aldığı bir belge haline geldi.

Tüm bu değişim-dönüşüm ve gelişmelerin, değişen dünya ve bölge dengelerinin geldiği aşamada, küresel ve bölgesel aktörlerin güçlü bir uzlaşma veya çok boyutlu bir savaşa doğru yol aldığı bir vasatta, adeta her türlü ihtimale karşı bir hazırlık anlamı taşıdığı tespitini yapmak veya böyle bir öngörüde bulunmak da yeni bir şey olmasa gerekir.

BÖLGESEL SAVAŞLARIN YAYILMASI VE NÜKLEER SAVAŞ!..

Muhalefet çevrelerinin abartarak ifade ettikleri üzere, bölgesel ve küresel yeni bir denge arayışı sürecinde, değişik aşamalardan geçen Türkiye-ABD/NATO ilişkilerinde, son dönemlerdeki şaşırtıcı yumuşamanın, başta Rusya olmak kaydıyla Çin’i de rahatsız etmesi kaçınılmazdır. Lakin çok kutuplu bir dünya dengesi arayışı sürecinde Türkiye ile Rusya ve Çin’in ortak stratejik çıkarları ve geleceğe yönelik jeo-politik okumalarındaki paralellikler bahse konu tedirginliklerin sahaya yansımalarını zayıflatmaktadır. Aynı zamanda Batılı sistemin bir parçası olmaya devam eden yeni Türkiye’nin “sistem içi” çıkış arayışı nedeniyle denge/dengeci politikalara mecbur olmasının yanı sıra, bir bloktan diğer bloka, ilkesel ve yapısal bir yönelimi de söz konusu bile değildir.

Son dönemlerdeki yaşananlar bir kez daha göstermiştir ki ABD-İsrail’in geleceğe yönelik stratejik hedefleri ile hızla büyüyen ve özellikle geniş bir bölgesel etkinliğe sahip olabilecek kapasitedeki Türkiye’nin gelecek ve güvenlik hedeflerinin karşı karşıya gelme ihtimali giderek güçlenmektedir. Bu durum, bilhassa 7 Ekim sonrası, küresel güçlerin bir kısmını da arkasına alan Siyonist İsrail’in savaşı bölgeye yayma çabaları gerçekleşirse Türkiye ile ABD-İsrail’İn karşı karşıya gelmeleri neredeyse kaçınılmaz hale gelecektir. Haliyle geniş bölgedeki strateji tercihleri ile ABD başta olmak üzere Batı’nın Siyonist İsrail ile güvenlik ve gelecek beklentilerinin böyle bir çatışma ve uzlaşmanın zamanını tayin edeceği söylenebilir. Yani yakın bir dönemde Türkiye ile ABD-İsrail arasında ya güçlü bir “bölgesel uzlaşma” ya da bir karşı karşıya geliş söz konusudur. Mevcut şartlarda teolojik hedeflere odaklanmış malum unsurlarla bunlara destek veren küresel güçlerin belirleyici olması ihtimalinin zayıf olması söz konusudur. Aynı zamanda ABD başta olmak üzere İran, Türkiye’nin yanı sıra Rusya ve Çin’in de savaşın bölgeye yayılmasına karşı olmaları da güçlü bir uzlaşma ihtimalini öne çıkarmaktadır. Her ne kadar Ukrayna-Rusya Savaşı’nın genişleşmesi ihtimalinin güçlenmesi nedeniyle Doğu Avrupa’daki tedirginlikler artıyor olsa  ve Rusya’nın gerektiğinde nükleer silah kullanabileceği imasında bulunması gündemdeki yerini korusa da bir “uzlaşma” arayışı sürecinin değişik cephelerde devam ettiği söylenebilir.

Bu arada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, geçen ay, Çin ve Rusya’da kritik görüşmelerde bulunması gündeme geldi. Her ne kadar, başta küreselci muhalif güçler olmak üzere radikal Batıcılar, söz konusu görüşmelerden rahatsız olsalar ve konuyu yeterince önemsemeseler de önemli mesajlar verilen görüşmelere imza atılan bir seyahat söz konusudur.

Öncelikle çok kutuplu bir dünya düzeni arayışı sürecinde denge/dengeci politikalarla sistem içi güçlü bir çıkış arayışı içinde olan yeni Türkiye’nin, yıllardır devam eden Doğu Türkistan/Uygur Müslümanlarının durumunu dikkatli bir dil ile gündeme getirmesi dikkat çekiciydi bu görüşmelerde. Aynı zamanda Türkiye’nin Çin ile bu ve benzeri sorunlarını, ortak çıkarlar ve stratejik işbirliklerinin oluşturacağı güven ortamında çözmek istemesi de manidardır. Zira küresel ve bölgesel yeni güç dengesi arayışında Uygur Müslümanlarıyla ilgili sorunları, Çin’in zulümlerini, her türlü sorunda olduğu gibi kendi stratejik hedefleri paralelinde istismar eden ABD’nin yöntemleriyle gündeme taşımak yerine Hakan Fidan yeni bir yaklaşımı, dikkatli bir dille gündeme getirdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın daha önce üzerinde çalışıldığı anlaşılan Çin’deki mesajları gerçekten doğru okunması gereken mesajlardı. Söylenenlere katılınır veya katılınmaz, lakin yeni Türkiye, kendi konumu ve misyonunu dikkate alan bir dil kullandı. Reel-politik okumalarıyla da Türkiye, sorunları, bir süredir devam eden ilişkiler, proje taslakları ve yeni denge arayışı sürecine paralel adımların açtığı alanda diyalogla, karşılıklı menfaatlerin gerektirdiği hassasiyetlerle çözme niyetini ortaya koymuş oldu… Türkiye’nin Uygurlara yönelik yüksek hassasiyetini dile getiren Dışişleri Bakanı, yeni dönemde de bu hassasiyetin güçlü bir şekilde devam edeceğini ifade etti. Ve bu konunun ABD ile Çin arasındaki rekabet ve egemenlik mücadelesi bağlamında kullanılmasını doğru bulmadıklarının altını çizdi. Dolayısıyla Uygur sorununun ABD politikaları ve sözde insan hakları yöntemlerinin dışına taşınarak ve Türkiye’nin de doğru bulduğu yöntemlerle, doğrudan Çin makamlarıyla diyalogla çözülmesinin önemini ortaya koydu. Her ne kadar Türkiye’nin bu yaklaşımının, kısa vadede beklenen sonuçları doğurmayacağı açık olsa da bölgesel ve küresel yeni denge arayışı sürecinin ortaya çıkaracağı stratejik zorunluluklarla daha derin çözümlere ulaşmak mümkün gözükmektedir. “Güçlü’nün haklı görüldüğü” bir dünyada, güçlü bir yapıya sahip olmamanın, son zamanlardaki Gazze’deki katliam başta olmak üzere birçok yerde nasıl bir çaresizlik oluşturduğu gerçekliği doğru okunursa, ne demek istediğimiz daha net anlaşılacaktır.

Hakan Fidan başka neler söyledi Çin seyahatinde? Hem de tüm bölgeye ve dünyaya yeni Türkiye’nin duruşunu belirginleştiren söylemlerdeki önemli hususlar nelerdi?

Kısaca dikkatlerinize sunalım:

  • “Dünyamızdaki refah herkese yetecek kadardır.”
  • ‘Türkiye ile Çin arasında, yaklaşık on yıldır devam eden, ileri düzeyde, çok emek verilmiş bir işbirliği söz konusudur.’
  • ‘Jeo-politik olarak, belirli bir süreçte gündeme gelen krizler, ABD ile Çin arasındaki hâkimiyet savaşının birer yansımaları olarak okundu.’

Hâlbuki bunlar, bölgesel ve küresel yeni denge arayışlarının değişik boyutları olarak yeni Türkiye’yi ve tüm bölgesel güçleri de ilgilendiren gelişmeler olarak okunmalıdır.

  • Türkiye-Çin arasındaki bir başka önemli husus da, Kuşak-Yol Projesi’nin gelinen aşamasındaki “Orta kuşak”tır. Ve son dönemlerde netleşen “Refah-Yol Projesi”nin Türkiye girişinden sonraki bir kolunun Kuşak-Yol Projesi ile bağlantısı söz konusu olacaktır.
  • Bu arada ‘Çin’in Türk dünyası ve İslam dünyası ile geliştirdiği ilişkileri memnuniyetle karşılıyoruz. Aynı şekilde Çin’in Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerinin artarak devam etmesini bekliyoruz.’…
  • ‘Türkiye ile Çin arasında on yıldır devam eden çalışmalar, projeler, proje taslakları var. Bunların artarak hayata geçirilmesi konusunda da beklentilerinizi de muhataplarımıza ilettik.’ dedi, Hakan Fidan…

Söz konusu ziyarette dile getirilen en önemli mesaj ise gelinen aşamada Türkiye’nin duruşunu ve Çin ile ilişkilerinin önemini ortaya koyan şu ifadelerdi:

  • “Türkiye’nin, Çin’in toprak bütünlüğüne ve siyasal egemenliğine desteği tamdır.”
  • “Egemen güçlerin önceki yüzyılda kurdukları pazarların daha adil, rekabet edilebilir pazar şartlarında yeniden el değiştiriyor olması kabul edilebilir bir sonuçtur.”(!?)

Ayrıca, yaşanan bu süreçte, Türkiye’nin “sistem içi” çıkış arayışının geldiği bu aşamada, ABD/Batı sistemi içinde Türkiye’nin güvenlik ve gelecek kaygılarının bütün tezahürlerini bir kez daha bu seyahatteki mesajlarda görmüş olduk.

Son planda, 2001 yılında kurulan ve G-7’ye alternatif olarak kurulduğu söylenen BRICS ile ilgili birkaç soruya vereceğiniz cevaplarla okuduğunuz bu yorumumuzu daha derin ve boyutlu bir şekilde anlayacağınızı umuyoruz:

  • ‘Süreç içerisinde, eski dünya düzeninin dayattığı ABD dolarının rezerv para olmasının ortaya çıkarttığı bölgesel ve küresel açmazların ortadan kalkmasında BRICS ne kadar etkili olabilir?
  • Çin, BRICS ile neyi amaçlıyor?
  • BRICS’in genişlemesiyle (özellikle de Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye…) uluslararası ekonomi ve ticarette ne tür değişikler olabilir?
  • Çin’in, Suudi Arabistan ile İran’ın barışmasında önemli bir etken olmasını nasıl değerlendirebiliriz?
  • Çin ile İran arasında imzalanan ve 25 yıllık çok boyutlu anlaşma nasıl okunmalıdır?

Kur’an referanslı, Resül-Nebi örnekliğindeki bir gücün, ne yazık ki bulunmadığı bir dünyada “savaş” savaşa, barış da barışa benzemiyor, maalesef… Vahşet! Fıtrata aykırı!

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir