GenelYazarlardanYazılar

Kur’an’ı Kur’an’la Anlamak (2)

(Yazının birinci bölümü http://www.iktibascizgisi.com/kurani-kuranla-anlamak-1/ 

BİR: “Elbiseni (öz benliğini) temizle.” (74/4). Hz. Peygamberin elbisesi kirli mi idi ki Allah, Ona “elbiseni temizle” buyurdu?

Klasik tefsirlerin birçoğu ayette geçen siyâb kelimesini elbise anlamında kullanmışlardır. Oysa ayette geçen “siyâb” kelimesi elbise anlamına geldiği gibi, nefis ve benlik anlamına da gelir. Kur’an’da benzer ifadeleri bulmamız mümkündür. “Kadınlar sizler için libâs, siz de onlar için libâssınız.” (2/180)  ayetinde libas, koruma, kalkan, muhafaza, perde, zarar ve haramdan koruyan her çeşit siper anlamında kullanılmıştır. Ayetin işlemek istediği tema şudur. Ey Peygamber! Sen çok büyük ve çetin bir mücadeleye gireceksin! O halde muvaffak olmak için kalbini, nefsini temizle, yakınlarını, çevreni ve akrabalarını uyar!

İKİ: “De ki “Ey kendi aleyhlerine aşırı gidenler kullar! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. O Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Zümer/53)

“Ayette bütün günahları bağışlar.” denmektedir. Halbuki Nisa/48 ve 116. ayette Allah sadece kendisine şirk koşulmasını affetmeyeceğini söylemektedir.

“Allah kendisine ortak koşulmasını kesinlikle bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.” (Nisa/48)

“Allah kendisine ortak koşulmasını kesinlikle bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa, o büsbütün sapmıştır.” (Nisa/116)

ÜÇ:  “Kimse başkasının günahını yüklemez.”(Necm/38)

“Onlar kendi günahları yanında daha nice günahları yüklenecektir.”(Ankebut/13)

Görünürde iki ayet arasında çelişki görülmektedir. İlk ayet, cezanın şahsiliği prensibini ortaya koymaktadır. İkinci ayet ise kıyamet gününde bazı insanların kendi suçları yanında diğer bazı suçlardan da sorulacaklarını açıklamaktadır. “Şunun içindir ki kıyamet günü kendi günahlarını tam olarak yüklenecekleri gibi bir de bilmeden saptırdıkları kimselerin günahlarını kısmen yükleneceklerdir. (Nahl/25) ayeti, her iki ayeti açıklamaktadır. Zira ayetin “saptırdıkları kimselerin günahları” bölümü başkalarını saptıranın saptırdığı kimsenin günahını kısmen yükleneceğini belirtmektedir. İçki içen günahını yükler. Ancak başkalarına de empoze eden içmesine sebep olduğu kişinin de günahını kısmen yükler.

Ayrıca Nisa/85. ayette de kim kötü bir çığır açarsa ona bulaşanların sorumluluklarını yüklenecekleri bildirilmektedir:  “Kim, güzel bir şefaatle şefaatte (:yardım) bulunursa ondan kendisine bir pay vardır. Kim de kötü bir şefaatle şefaatte bulunursa, ondan da kendisine bir sorumluluk vardır. Allah her şeye karşılığını verendir.”

DÖRT: “Dediler ki “Rabbimiz! Bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin; biz de suçlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?” (Mümin/11)

“Ölü iken size hayat veren ve sizi öldüren, sonra dirilten, en sonunda da kendisine döndürüleceğiniz Allah’ı nasıl inkâr edebiliyorsunuz?” (Bakara/28)

Mümin/11. ayetteki “iki kere öldürdün, iki kere dirilttin” ibaresindeki kapalılık Bakara/28. ayette giderilmiştir. İnsanın yaratıldığı maddeler ölü idi, o maddeler hayat verilip diriltildi. Sonra dünyada öldürülecek ve ahirette diriltilecektir.

BEŞ: “Yoksa siz, İbrahim’in, İsmail’in, İshak’ın, Yakup’un ve torunlarının Yahudi veya Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki “Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Kendisinde Allah’tan olan bir şahitliği gizleyenden daha zalim kimdir? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara/140)

“İbrahim, ne Yahudi ne de Hristiyandı. Fakat o hanif bir Müslümandı ve müşriklerden de değildi.” (Al-i İmran/67)

Bakara/140. Ayette Hz. İbrahim’in Yahudi veya Hristiyan olduklarını söyleyenlere karşı Al-i İmran/67. ayette onun ne Yahudi ne de Hristiyan ancak hanif bir Müslüman olduğunu söylemektedir.

ALTI: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla birre (:erdeme) ulaşamazsınız. Her ne infak ederseniz, Allah onu bilir.” (Al-i İmran/92)

“Erdem (birr), yüzlerinizi doğu ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl erdem Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve nebîlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, yardım isteyenlere ve gözetilmesi gerekenlere veren; salâtı yerine getiren, zekâtı gerçekleştiren ve sözleştiklerinde sözlerini yerine getirenler ile zorda, hastalıkta ve sıkıntı zamanında sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar sâdık olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.”(Bakara/177)

Al-i İmran/92. ayetteki erdem (birr)in ne olduğu Bakara/177. ayette şöyle açıklanmaktadır: “Asıl erdem Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve nebîlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, yardım isteyenlere ve gözetilmesi gerekenlere veren; salâtı yerine getiren, zekâtı gerçekleştiren ve sözleştiklerinde sözlerini yerine getirenler ile zorda, hastalıkta ve sıkıntı zamanında sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır.”

YEDİ: Kur’ân-ı Kerim’de bazen âmm bazen de hass ifadelerin kullanıldığı görülmektedir. Mesela Şûrâ Suresi 5. ayette meleklerin yeryüzündekiler için istiğfar ettiklerini söyler. Yeryüzündekiler ifadesi genel bir ifade olup tüm insanları kasteder. Mümin Suresi’nde ise bu istiğfarı sadece müminler için yaptıklarını söylemektedir. Hatta ayetin devamında müminlerden de tevbe edenler ve Allah’ın yoluna tabi olanlar için istiğfar ettikleri görülmektedir.

“Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayacaklar. Melekler ise Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yeryüzünde bulunanlar için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki, Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Şura/5)

“Arşı yüklenen ve çevresindekiler, Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar. O’na iman ediyorlar ve iman edenler için bağışlanma diliyorlar. “Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşattın, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.” (Mümin/7)

SEKİZ:  “Boşanmış kadınlar, kendi başlarına üç kur’ (temizlik dönemi) beklerler.” (Bakara228)  ayeti genel bir hüküm bildirmektedir. Bu hükmü tahsis  “Ey iman edenler mümin kadınlarla nikâhlanır da ilişkiye girmeden boşarsanız onların, sizden dolayı iddet beklemeleri gerekmez.”(Ahzab/49)

DOKUZ: “İman ettikten sonra hakikati inkâra kalkışanlara ve sonra hakikati reddetmede (daha büyük bir inatla) ısrar edenlere gelince, şüphesiz, onların (diğer günahlarından dolayı) tevbeleri kabul edilmeyecektir.”( Âl-i İmrân/90) ayetinde mutlak olarak kendilerinden asla tevbelerinin kabul edilmeyeceği kişilerden bahsetmektedir. Bazı selef âlimleri bu kişilerin tevbelerinin kabul edilmemesi Nisâ Sûresi’nde geçen, “Kötülükleri işlemeye devam eden, ölüm çatınca da ‘Ben şimdi tevbe ettim’ diyenlerin tevbesi tevbe değildir. Kâfir olarak ölenlerin tevbesi de tevbe değildir. Onlar için acıklı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa/8) ayetiyle tevbesini son anına erteleyenler şeklinde takyit edildiğini söylemişlerdir.

ON: Enfâl Sûresi’nin ilk ayetinde ganimetlerle ilgili “Deki ganimetler Allah’ın ve Resulü’nündür.” (Enfâl/1) buyrulmaktadır. Ancak bunun ölçüsünün ne olduğunu söylememektedir. Aynı surede geçen  “Bilin ki sizin ganimet olarak aldığınız şeylerin beşte biri Allah’ındır.” (Enfâl/48) ayetinde ise bu payın beşte bir olduğu belirtilmiştir.

ONBİR: Fatiha/4. Ayetteki “ Din (ceza) gününün sahibi.” Ayetindeki ceza gününden maksadın ne olduğu anlaşılamamaktadır. Bu kapalılık İnfitar/17-19. ayetlerde açıklanmaktadır: “17. Din gününün ne olduğu sana bildiren nedir! [37/16-24] 18. Evet, din gününün ne olduğunu sana bildiren nedir! 19. Kimsenin kimseye hiçbir fayda veremeyeceği bir gündür! O gün, bütün hüküm ve yetki yalnızca Allah’ındır.” Ayrıca Saffat/16-24. ayetlerde de açıklanmaktadır: ““Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı, biz mi diriltilecekmişiz, önceki atalarımız da mı?”  De ki “Evet, hem de aşağılanmış kimseler olarak… O, yalnızca şiddetli bir sesten ibarettir; onlar da öylece bakarlar. “Eyvahlar bize; bu, din günüdür.” derler.  “Bu,  yalanladığınız ayırma günüdür.” “Zulmedenleri, onlara eşlik edenleri ve Allah’ın peşi sıra kulluk ettiklerini bir araya toplayın; artık onları ateşin yoluna sürün, onları bekletin, çünkü sorguya çekileceklerdir.”

ONİKİ: Tevbe/119. Ayetteki sadıklar’ın kim/ler olduğu kapalıdır. Ey iman edenler! Allah’a karşı takvalı olun ve sâdıklarla (:doğrularla) birlikte olun.” Hucurat/49. Ayette sadıkların kim/ler olduğu şöyle açıklanmıştır: “Mü’minler ancak, Allah’a ve resulüne iman eden, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat edenlerdir. İşte onlar sâdıklardır.”

 ONÜÇ: Fatiha suresi 7. ayette “Nimet verdiklerinin yoluna…” ifadesi Nisa/69. Ayette şöyle açıklamaktadır: “Kim Allah’a ve resule itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebîler, sadıklar, şahitler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar!”

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir