GenelMektuplara Cevap

Mehdi beklentisi nedir?

Soru: Bugün içinde bulunduğumuz adaletsiz durumun, Müslümanlar da Hıristiyanlar da farkında. Hak, hukuk, insan hakları sadece kağıt üzerinde olduğunu; her şeyin kapitale, çıkara, mevkiye dayalı olduğunu anlamış durumdalar. Hıristiyanlar, “Hz. İsa gelecek, dünyayı adaletle, bolluk ve huzurlu bir hale getirecek” diyor,                                                                  

Müslümanlar da Mehdi’yi bekliyorlar. İnternette ve bazı kitaplarda da bu hususta yazılar yazılıyor. Yaklaşık yirmi sene Kur’an ve İktibas’la olan bağlantımdan dolayı böyle bir şeyi çelişki olarak düşünüyorum. Nasıl olur da böyle büyük bir olayı Kur’an haber vermez. Eğer böyle bir durum varsa bu, insanların Allah’ın hükmüne teslim olmamalarının sonucu. Bugünkü adaletsiz durum ortaya çıkmışsa; gelecek olan Hz. İsa veya Mehdi bu durumu nasıl düzeltecekler?                   

İnsanların kendi iradeyi cüziyelerini kullanarak eğriye veya doğruya karar vermeleri neticesinde, cenneti ve cehennemi hak edeceklerini anlıyorum. Eğer bir gün dünya yüzünü küfür kaplarsa o zaman kıyametin kopacağını anlıyorum. Kur’an’la olan ilgim ve bilgimden dolayı bunu anlıyorum. Neden birileri gelsin ki? Nedir bu bekleyiş? Hz. İsa ve Mehdi olayı nedir? Kur’an’ın ışığında bunlara bir açıklık getirir misiniz? Bilakis Mehdi olayını biraz açar mısınız? Allah razı olsun diyor sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Cevap: Mehdi ve Mesih olayı kıyametin alametlerinden olarak bu halkın kültürüne girmiş yanlış bir inanıştır. Hıristiyanlıktaki Mesih inancı Şia kültürüne Mehdi olarak yansımış iken, daha sonraları Sünnî kültüre de her ikisi birden girmiş iki batıl düşüncedir. Bu anlayışlar daha ilk dönemde Müslüman olduğunu ifade eden Ehli kitaptan olan kimselerin gayretiyle İslam’a sokulmuştur. Bunların başında Yahudilerden Ka’b’ul-Ahbar, Vehb b. Münebbih, Abdullah b. Selam, Hıristiyanlardan ise; Temimi Dari, İbni Cüreyc gibi şahsiyetlerdir. Bu insanlar müslüman olduktan sonra önceki dinlerinde olan hurafe düşünceleri İslam’a taşımayı ihmal etmemişlerdir.

Özellikle gaybi konularda cennet, cehennem, kıyamet ve alametleri, ye’cüc me’cüc, duhan, Hz. İsa’nın inişi, Mehdi’nin zuhuru ve benzeri konulardaki inançlarını İslam’a taşımayı ihmal etmemişlerdir. Bu konularla ilgili Kur’ani hiçbir delil olmadığı gibi sahih bir hadisin de varlığı söz konusu değildir. Yazılan ilk iki hadis kitabına bakmamız gerekir. Mehdi ile ilgili Kur’ani hiçbir delil yoktur.

Tamamen Ehli kitap kaynaklı bir anlayışın İslam ümmetinden önce Şia gurubunda yer ederek Hz Ali(r.a)’nin oğlu Muhammed Hanefi için bu sıfat yakıştırılır ve Hakimin Müstedrek’inde bir hadiste: “Mekke’de şu iki tepeden mehdi gelecek” denilir. Ebu Tufeyl de: “buna inanıyorum; ölene dek hep o iki tepeye bakarak Muhammed Hanefi’yi bekleyeceğim, burasını terk etmeyeceğim” der.

Daha sonraki dönemlerde özellikle on iki imamcılar diye bilinen Şia’nın İmamiye kolu tarafından on ikinci imam mehdiyi muntazır, esrarengiz bir şekilde kaybolur ve bu gaib imamın bir gün döneceği dünyayı adaletle yöneteceği inancı İmamiye mezhebinin esaslarından biri haline gelir. Ancak her ümmetin, her fırkanın ve her milletin mehdisi başkadır.

Ehli sünnetten olan biz Türklerin Mehdisi de daha başkadır. Sarılara bürünmüş uzun saçlı mezarcılardan, beyaz kaftanlara bürünmüş tarikat şeyhlerinden ve saç ve sakaldan azade profesörlere varıncaya kadar bu role soyunan mehdi adaylarımız görülmüştür. Gelecekte bu role soyunan daha niceleri çıkacaktır. Bunlara da tarihin şahitlik edeceğine inanıyoruz.

Ancak akleden insanların şunu anlaması gerekir ki; Allah’tan başka hiçbir kimse kimseyi hidayette kılamaz. Bu güç ancak Allah’a aittir. Allah hidayetini / Kur’an’ı bu millete doğru yolu göstermek için gönderdiğini beyan ederek insanlığı Kur’an’la hidayet ediyor. Gerçekten kurtuluş istiyorsak Kur’an’a gitmemiz, ona teslim olmamız ve onu ahlak edinmemiz gerekmektedir. İçine düştüğümüz zulümden, ahlakdışılıktan, güvensizlikten, ilkesizlikten ve bilumum olumsuzluktan kurtulmanın yolu budur.

Allah “Bir kavim nefislerindekini değiştirmeden Allah onların halini değiştirmez” buyuruyor”. Halin değişmesi için, halimizi değiştirmemiz gerekiyor. Zalime karşı olmamız, zulmü kaldırmak için çalışmamız, kötülük ve kötülerle mücadele etmemiz gerekmektedir. Allah’ın sünneti budur.

Yeryüzüne adalet ve zulüm, o günü yaşayan insanların eliyle gelir. “Başınıza gelenler elinizin yaptıklarındandır” ayeti bunu ifade ediyor. Mevcut halden şikayet ediyoruz ama halin değişmesi için hiçbir gayret göstermiyor, gaibden kurtarıcı bekliyoruz ki bu işin kolaycılık boyutu ve üstü kapalı olarak da hali meşrulaştırma gayretidir. Bu hale sebep olanlardan hesap sorma yerine gözleri ufka çevirip birilerini bekleme anlayışı, zamana hükmedenlerin ekmeğine yağ sürmektedir. Kısacası içi boş ama hayali hoş bir düşünceden başka bir şey değildir Mehdi anlayışı.

Hz. İsa (a.s)’nın yeniden dünyaya gelmesi konusunda Kur’an herhangi bir işarette bulunmuyor. Ancak İsa (a.s)’ın da diğer elçiler gibi bir elçi olduğunu, görevini yapıp Rabbine kavuştuğunu, hesap günü diğer peygamberler gibi onunda hesaba çekileceğini ve vereceği cevabı Kur’an şöyle özetliyor:

“Allah buyurdu ki; Ey İsa ben seni vefat ettireceğim (öldüreceğim), seni katıma yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım, sana uyanları kıyamet gününe kadar inkar edenlerden üstün tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır. Ayrılığa düştüğünüz konularda aranızda hükmedeceğim.”(03/55).

“Şüphesiz gerçek olan haber işte budur. Allah’tan başka ilah yoktur. Doğrusu Allah güçlüdür hakimdir.”(03/52)

“Allah’ın katında İsa’nın durumu Adem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı, sonra ona ‘ol’ dedi, o da oluverdi”(03/60). “Gerçek Rabbindendir. O halde şüphelenenlerden olma”(03/60). “Yine inkarları ve Meryem’e büyük iftira atmaları sebebiyle (Allah onların kalplerini mühürledi)”,  “Bir de Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesihi öldürdük demelerinden ötürü (lanetlendiler). Onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat öldürdükleri onlara İsa gibi gösterildi. O’nun hakkında ayrılığa düşenler kesinlikle şüphe içindedirler. Bu hususta bilgileri yoktur, ancak zanna uymaktadırlar, kesin olarak onu öldürmediler”(04/156-157). “Bilakis onu Allah kendi katına yükseltti. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir”(04/158).

Burada Allah’ın katına yükseltilmesi 3/55’de “seni onların mekrinden kurtaracağız, eceline eriştireceğiz, seni vefat ettirip katımıza yükselteceğiz” ayetiyle birlikte düşünülmesi gerekir. Önce vadedilen şeyin, sonra gerçekleştirildiği bildiriliyor, vefat etmeden Allah katına yükselmesi değil. ‘Allah katına yükselme’ ifadesi de mecazen kullanılan bir iltifattır.

“Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de bir çok peygamber gelip geçmiştir. Annesi de çok doğru bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak biz onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz! Sonra da onlar nasıl yüz çeviriyorlar bak.”(05/75)

Allah ahirette hesap günü hem peygamberleri hesaba çekeceğini hem de onun ümmetini sorgulayacağını bildiriyor. İşte bu sahneden bir bölüm sunuyor bizlere:

“Allah, Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara “Allah’tan başka beni ve annemi iki İlah edinin” diye sen mi söyledin? demişti de İsa, “haşa hak olmayan sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer söylemiş olsaydım şüphesiz sen bunu bilirsin, sen benim içimde olanı bilirsin, ben senin içinde olanı bilmem. Şüphesiz ki görülmeyeni bilen ancak sensin sen” demişti”(05/116). “Onlara senin bana emrettiğinden başkasını söylemedim. Benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin dedim. Aralarında bulunduğum sürece onların üzerinde gözcüydüm. Sen beni öldürdükten sonra ise onları gözetleyici sadece sen oldun. Sen her şeye şahitsin”(05/117). “Eğer onlara azap edersen, doğrusu onlar senin kullarındır. Onları bağışlarsan, güçlü ve hikmet sahibi olan ancak sensin, sen!”(05/118); “Allah buyuruyor ki! Bu doğrulara doğruluklarının fayda vereceği gündür…”(05/119). İşte İsa’nın durumu bundan ibarettir.

Elçi olarak diğer elçilerden farkının olmadığını (05/75) yaradılışta Adem’in durumu gibi olduğunu, Ademi topraktan anasız ve babasız yaratan Allah, İsa (a.s)’ı da babasız yarattığını (03/60), sonra onu yaşatıp öldürdüğünü beyan eden ayetleri insanlığın akledip anlaması için açık açık ortaya koymasına rağmen nasıl olur da İsa (a.s)’ın tekrar geleceğini kapalı tutar? Allah kelamını “anlaşılması için açık bir dille indirdiğini”(12/02) bildiriyor. Allah’ın bildirdiklerinden anladıklarımıza göre, İsa ve Mehdi gibi zatların geri gelmeyeceğidir. Diğer insanlar gibi yaratılmış, yaşatılmış ve görevlerini ömürleri süresince yapmaya çalışmış Allah’ın kullarıdır. Ömürleri son bulunca da vefat ettirilerek Rablerine kavuşmuşlardır. Onlar yaşadıkları sürece kul olmanın bilincinde olmuşlar ve Allah’ın lütfuna mazhar olmuşlardır. Bugün bize düşen de Allah’ta korkulması gerektiği gibi korkarak Allah’ı razı etmenin yolunu tutmaktır.

İsa da Musa da Muhammed (a.s) da gelse, hepsi birbirine yardımcı olsalar bile, biz hidayeti istemedikçe onlar bizi hidayette kılamazlar. Biz hidayeti isteyince ise İsa’nın ve Musa’nın ve de Muhammed (a.s)’in yeniden gelmesine gerek yok. Allah’ın kullarına gönderdiği hidayet kaynağı Kur’ an elimizin altında duruyor. Geçmiş ümmetlerin ve peygamberlerin başına gelenler uzun uzun anlatılıyor ve sonunda şu ifadeye yer veriliyor; “İman ettik demekle kolayca cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz? (29/2-3) Geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz?”(2/214)

Zulmün yeryüzünden kalkması için en az zalimlerin gösterdiği cesaret ve gayreti göstermemiz gerekmez mi? Bu yolda en güzel örneğimiz olan Hz. Muhammed (a.s)’in Mekke’de ve Medine’de yaşadıklarını yeniden düşünmeliyiz. Bu zorlu mücadelenin ardından saadet asrı doğuyorsa, bunun faturası bu şerefi hak edenlerce ödenmiş olmasındandır. Mekke de on üç yıl, müşriklerin tüm saldırılarına karşı Allah’a sığınıp, birlikte verdikleri mücadelenin sonucunda ve Allah’ın da yardımıyla elde etmişlerdir bu şerefli hayatı. Bugün İsa ve Mehdi’den beklenildiği gibi Muhammed (a.s) sihirli değneğiyle dokunarak Müslümanlara saadet asrını getirmemiştir. “İnsan için kendi sa’yinden başkası yoktur” ilahi kuralı toplum içinde geçerlidir. “Bir kavim nefislerindekini değiştirmedikçe, Allah o kavmin halini değiştirmez.”(13/11)

Bu nedenle diyoruz ki, Allah’a kulluk bilincinde olup halini ve toplumu düzeltmek için çalışanlara selam olsun…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir