GenelOkuyucu Yazıları

Öğrencilerimize İbadetleri Yerine Getirme Konusunda Nasıl Davranmalıyız?

Mürüvvet Çalışkan-Felsefe Öğretmeni & Aile Danışmanı /Hatice Okumuş-İlahiyat Fakültesi Öğrencisi

İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyalleşme doğumla başlayan bir süreçtir. Aile, kültürünü, geleneklerini, inancını yavaş yavaş çocuğa aktarır. Sonra çevre, okul, iş yeri, evlilik derken yaşam boyu devam eden süreçte kişi kimlik kazanır. İbadetlerin ailede şekillenmeye başlaması bu anlamda olağan bir durumdur İlk tutulan orucun kişiye kattığı değer, heyecan ve anlam ömür boyu unutulmaz. İlk kılınan namaz/lar, Cuma ya da bayram namazına giderken duyulan heyecan da ömür boyu unutulmaz anlılarımız arasında yerlerini alırlar. Kişiye heyecan veren şey, aile, akraba ve çevre ile birlikte olmanın yanı sıra yaptığı ibadetlerini yerine getirebilmenin mutluluğu ile tebrik edilme ve bunun karşılığında şeker ya da küçük hediyelerle bu duygunun pekiştirilmiş olmasıdır.

Aile de taklit yoluyla başlayan eğitim süreci, okul ortamında da pekiştirildiğinde, kişinin zihin ve duygu dünyası bilinçli bir şekilde şekillenmeye başlar. Okulda verilen eğitimle İslam şuuru, yardımlaşma bilinci oluşmaya başlar. Okul ortamı sosyalleşmede ve bilinçlenmede en etkili kurumlardan biri olduğu için öğretmenlere büyük rol düşmektedir. Öğretmen, derste anlattığıyla kalmayıp uygulamalı olarak da bunu öğrencilerine hem kendisi yaparak hem de yaptırarak gösterebilmelidir. Örneğin bir öğretmen derste orucun ne kadar önemli olduğunu ramazanın yardımlaşma ayı olduğunu anlattıktan sonra mazeretsiz bir şekilde oruç tutmuyorsa derse ve öğretmene karşı güvenilirlik azalabilir. Eğitimde en etkili yöntem teori ve pratiği artarda uygulamaktır.

Yardımlaşma şuurunun oluşması, karşımızdaki insanı anlayabilme, güzel ahlak duygusunun öğrenciye kazandırılması ön plana alınmalıdır.

Tanrı Savunusu adlı kitabın yazarı, dünyaca ünlü din tarihi araştırmacısı Karen Armstrong’un yaptığı araştırmalara göre de dünyada dinsiz (Tanrı inancı olmayan)  hiçbir toplumun olmadığı sonucu ortaya çıkmıştır. En ilkel kabilelerden günümüze kadar gelişen toplumlarda çeşitli inançlar, çocuklara ailede başlayan kültürel aktarımlarla ve örgün eğitimle verilmektedir. Örgün eğitimde dinin nasıl, ne kadarının verileceği devlet politikalarına göre,  eğitim uzmanlarının hazırladıkları müfredatlar sonucu belirlenmektedir.

Dünyadaki en popüler dinler Hristiyanlık, Müslümanlık, Hinduizm, Budizm, Yahudilik gibi dinlerdir. Bir dini benimsemek ancak özgür irade ile olmaktadır. Eğer bir kişi, inanmak istemediği bir dine zorla inandırılmaya çalışılıyorsa o kişi gerçek anlamıyla iman etmiş olmaz. Dinimizde buna münafıklık denmektedir. Olur ki zorlanan kişi isteyerek yapmadığı için münafık olabilirken, onu zorlayan kişi de vebal altına girmiş olabilir.

Günümüzdeki öğrenciler, geçmişe nazaran daha sorgulayıcıdır diyebiliriz. Verilen eğitimle düşünebilen mantığını arayan çoğu kez de bu dinin bana ne faydası var diye düşünerekten yetişmektedirler. Kalıp bilgileri düşünmeden kabul etmek istemiyorlar. Ya da bazen inen ayetleri iniş sebebine bakmaksızın, araştırmaksızın yanlış anlayıp kendi istedikleri yönünde anlayıp amel etmek isteyenleler de vardır. Öyle ki bazı ayetler inanç konularını bazıları da amel konularını ilgilendirmektedir. Her ayeti araştırmaksızın ilk duyduğumuza göre değerlendirmek bizi vebal altına sokabilir. İnsanları inandığımız dine davet ederken, dini tebliğ ederken öğretmen adayı olarak üzerimize sorumluluk düşmekte ve ayetleri doğru anlayarak bu işi vicdanımızla yapmamız gerekmektedir. Öğretmenlerin mesleklerini severek yapmaları öğrencilerin de öğretmenlerine karşı olumlu tutum sergilemelerine vesile olmaktadır. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri mesleklerinde başarılı olabilmek için kendilerini ve dinlerini iyi tanımaları gerekmektedir. Duygusal, bilişsel ve ahlaki değerlerinin farkında olup; yeterliliklerinin ve yetersizliklerinin farkında olmaları gerekmektedir. Kendi dini ön yargılarını ve/veya ideolojilerini öğrencilerine dayatmamalıdırlar. Bakara 256. Ayete göre “ Dinde zorlama yoktur” bu anlamda bu dersi verirken kişisel tercihler dikkate alınarak, özgürlüklere saygı duyulmalıdır. Dinimizde Tebliğ ve davet usulünün çerçevesi bellidir. Genel anlamda da iyiliği emretmek her tür kötülüklerden men etmektir.

Sözlüklerde özgürlük: “herhangi bir dış güce, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünmekte veya davranmaktır ve kendi kararlarımız baskı altında olmadan verebilme durumudur.” Diye tanımlanmaktadır. Dinimize göre ise Tebliğ ve davet ahlakımızı “KUR’AN’DA TEBLİĞ, DAVET VE EMİR-NEHİY KAVRAMLARININ EĞİTİM FELSEFESİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ” adlı makalesinde Muhittin Okumuşlar toparlayacak olursam şöyle demektedir. Davet, çağırmak, insanın kendi sözünü kullanarak bir şeye meylettirmesi anlamına gelmektedir. Birde Allah’ın elçisinin Allah’ın dinine çağırması anlamındadır. Bazı araştırmacılara göre tebliğ ile davet arasında fark bulunmaktadır. Tebliğ, Allah’ın dinine herkesi anlatmayı içerirken davet ise İslam’ı kabul etmeyen kişileri İslam’a davet etme anlamında kullanılmaktadır.

İlahiyat Fakültelerini bitiren bizler birer din görevlisi ve DKAB adayı olarak dini tebliğ etme görevine ve Müslüman olmayanları İslam’a davet etme görevine sahibiz. Bunları yaparken karşıdaki insanın psikolojik sosyal durumunu düşünerekten yöntem izlememiz gerekmektedir. Karşımızdaki bireyin felsefi düşüncesini de bu zamana kadarki geçmiş yaşantısını da göz önünde bulundurmamız gerekir. Mesela bir öğretmen ya da bir din görevlisi olalım Türkiye gibi halkının çoğu Müslüman bir ülkede yaşasak da bazı şehirlerde özelliklede İstanbul gibi kozmopolit çeşitliliği fazla olan şehirlerde; ortaokul, lisede bir Yahudi ya da Hristiyan bir öğrenciye rastlamamız mümkündür. Bazen sadece öğrenci ev yakınlığından dolayı İmam Hatip okullarından birini tercih etmiştir ya da anne Müslüman olmasa da baba Müslüman olduğu için evladını Müslüman okuluna göndermiş olabilir. Bu Müslüman olmayan öğrencimiz Türkiye’deki zorunlu din kültürü ahlak bilgisi dersini almakla birlikte, bazen din öğretmeni tarafından İslam’ı kabule yönlendirilebilmektedir. Tabi ki her Müslüman öğretmen gibi verdiğimiz dersin öğrencide etkisini görmek ve öğrencinin bilinçli tercihle İslam’ı kabul etmesini isteriz.  Bu hususta peygamberimize gelen Bakara 256. Ayeti hatırlamamız gerekmektedir. “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”

Bu ayette “dinde zorlama yoktur” ifadesi dikkati çekmektedir. Düşünmemiz gerekir bu ayette acaba kimler için dinde zorlama yoktur ifadesi geçerlidir? Müslümanlar için mi yoksa Yahudi, Hristiyanlar için mi dinde zorlama yoktur? Ayetin iniş sebebini tefsirlerden okuduğumuzda Müslüman olmayanı yani bir Hristiyan ya da Yahudi’yi zorla baskı ile İslam dinine sokmamamız gerektiğini anlamaktayız. Yani Müslümanlığı kendi iradesi ile kabul etmiş bir kişi için dinde zorlama söz konusu değildir. Sınıfımızda zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersini alan Müslüman olmayan öğrenciye, Müslüman olması için baskı yapmamamız, zorlamamamız gerekmektedir. Bireylerin farklı inanışa sahip olacağını aşağıdaki ayetten anlamaktayız.  Dinde / İnançta zorlama olmayacağı gerçeği Yunus 99. Ayette verilmektedir. “Ve şâyet senin Rabbin dileseydi, yeryüzünde olan kimselerin hepsi elbette topluca îmân ederlerdi. Yoksa sen, insanları inanıncaya oluncaya kadar zorlayacak mısın?” (Artık) hak belli olmuştur, batıl belli olmuştur, Dinde (inanç konusunda) zorlama yoktur.” Zorlama olursa o kişinin ikiyüzlü olmasına sebep olunur.

Bakara 256, Yunus 99. Ayetleri dikkate alarak ve Nahl 125’de geçtiği gibi  “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir tarzda münakaşa ve mübahasede bulun. Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir ve o, daha iyi bilir doğru yolu tutanları.” Verdiğim ayetlerden de anlaşılacağı gibi ayetlerden kasıt; Müslüman olmayanı güzel tatlı dillilikle İslam’a çağırmaktır. Gerisi kişinin kendi özgür iradesine kalmıştır.

Ortaokul 6.sınıftaki yaşadığım bir anımı paylaşmak istiyorum. Sınıf arkadaşım Nisa  “dinde zorlama yoktur” ifadesini duymuş teneffüste tahtaya yazmıştı. Sonra tepkisel olarak ailesinin ve öğretmenlerimizin bizi ibadet yapın, namaz kılın dediklerini hatta ailesinin baş örtme konusunda baskı yaptığını bundan yola çıkarak kendisine baskı yapılmaması gerektiğini anlamıştı. Hatta namaz kılmak zor diye, yazın başı kapamak sıcakta zor diye bu duyduğu zorlama yoktur ifadesinden yola çıkarak bunları yapmasak da olur sonucuna ulaşmıştı. Sonra üzerine din dersi hocamız gelmiş bu ayetin doğru anlaşımı konusunda bize açıklamada bulunmuştu. Arkadaşın yaşadığı durumun kendi gelişmiş evresinin doğal bir sonucu olabileceğini anlatmasını; ders kapsamında okuduğum Muhittin Okumuşlar’ın makalesiyle daha iyi anlayabiliyorum. “Davetin kapsadığı alan, diğer bir deyişle dine mensup olmayan kimselere sunulacak bilgiler öncelikle inanç esaslarıdır. Dinin diğer esasları, örneğin ibadetler ve ahlak konuları hakkında bilgi verilebilir ancak İslam’ın inancı öncelemesi nedeniyle insanlar ibadetleri yapmaya, ahlak kurallarına uymaya değil, inanmaya çağrılmalıdırlar. Davet kavramının içeriğinde bir zorlama bulunmamasına karşın, iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklamanın, dine mensup kimselerin kendi özgür iradeleriyle tercih ettikleri dini öğrenmeleri açısından bir zorunluluk ya da zorlama içerdiği söylenebilir.” Muhittin hocamızın ifadesinden de anlıyoruz ki Müslümanlığı kendi hür iradesiyle kabul etmiş bir insan için ibadetleri yerine getirmede zorunluluk söz konusudur.

Al-i İmran 104. ayette iyiliği emretme kötülükten sakındırma ifadesi geçmektedir. Buradaki anlama tefsirciler tarafından bakıldığında buradaki kasıt Müslümanlara İslam’ın öğretilmesi anlamındadır, iyiliği emretmek derken Müslümanlara iyi olan ibadetler de dâhil dinin öğretimi anlamındadır. Peki, ibadetlerin yerine getirilmesindeki zorunluluğu, devamlılığı bir eğitimci öğrencisine nasıl öğretmesi gerekir? Bağırarak, kızarak mı ya da cehennemde yakacak olan ALLAH tan söz edip tehditlerle mi bu işi yapmalı? Bir din eğitimcisi olarak öğrencilerimize ibadetleri yerine getirmeye teşvik konusunda nasıl davranmamız gerekir bu sorulara cevap arayalım.

Öğrenci, düşünebilen, eleştiri cesaretine sahip, tercihlerinin dayanaklarını bilen, inancını aklıyla bütünleştirebilen öğrenci olmalıdır.  Biz de öğrencilerimizi yetiştirirken burada zikredilen becerileri kazandırarak öğrencilerimizi yetiştirmemiz gerekmektedir. Aynı şekilde Kur’an’da ki birçok ayette “hiç düşünmez misiniz?” diye uyarılmaktayız. Kur’an’ı Kerim’in evrensel kitap olması yönüyle problem çözme konusunda bizi teşvik etmektedir bizim de öğrencilerimize bu bilinci vermemiz gerekir.

Gençlerimiz, çoğu zaman yaşadığı bir probleme çözüm bulamadığı için psikolojik bunalımlar yaşamaktadırlar. Yapılan araştırmalarda inançlı olan bireylerin psikolojik bunalımlarını daha kolay atlattıkları yönündedir. Bu yüzden imanın kuvvetlenmesi ile bizim onlara düşünsel açıdan anlattığımız Allah inancı ve ibadetleri yerine getirmeleri kendilerinin bilinçli bir şekilde bunalımlarından çıkmaları arasında bir bağ vardır diyebiliriz. Bu bilincin kazandırılması için öğrencimize daima rabbimizin bizimle olduğu, her zorlukta ibadetlerle duayla kendimizi anlatacağımız, bizi en iyi anlayanın o olduğu bilinci verilmelidir. Gençlerimiz sık sık bunu öğrensem ne işime yarar gibi düşüncelere dalmakta onlara ilmi bilgilerin günlük hayatta faydası olacağı ve yaptığımız her işin karşılığı olacağını lokman suresinden yola çıkarak hissettirmeliyiz. Allah’ın her şeyi bildiğini onun her halimiz anladığını ayetlerden yola çıkarak da öğretmeliyiz.

“Lokman: “Oğulcuğum! Yaptığın iyi veya kötü iş, bir hardal tanesi ağırlığınca olsa ve bu bir kayanın içinde, göklerde veya yerde bulunsa, yine de Allah onu karşına getirir. Doğrusu Allah lâtiftir, haberdardır.” (Lokman 31/6)

“Oğulcuğum namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçmeye çalış ve başına gelene sabret. Çünkü bunlar yapılması gereken işlerdir.”(Lokman 31/17)

Aynı zamanda lokman suresi 19.ayette eğitimcilere bir masaj daha vardır. “Yürüyüşünde tabii ol (ölçülü hareket et) sesini de kıs. Çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.” Bu ayetten yola çıkarak öğrencilere dini anlatırken güzel bir üslup kullanmamız bize hatırlatılmaktadır diyebiliriz.

Ayrıca öğrencilerimize ibadet yapılmanın gerekliliğini anlatırken direk namaz kıl, oruç tut gibi değil de imanı noktadan ve peygamberimizin hayatından örnek vererek anlatmak gerekir. Bunu yaparken uçan kaçan bir peygamber değil de, hayatın içinde güzel ahlakı övünen bir peygamber tasavvurunu öğrencilerimize vermemiz gerekir. Öğretmenin ibadetleri yapın diye dayatmadan önce öğrenciye İslam’ı sevdirmesi gerekir. İyi öğretiyorum diyerek öğrenciye aşırı bilgi yığınına boğarak veya sınav kaygısı yaşatarak birde puan korkusu vererek bu dersi öğrenciye sevdiremez. Kuran dersleri ve dini derslerde sınav ve not kaygısı ile öğrenciye İslam’ın sevgisi, ibadet sevgisi zor kazandırıldığını kendim tecrübe etmiş bulunmaktayım. İmam hatip lisesinde okurken kuran dersinde başarısız olmaları nedeniyle okul değiştiren, dini derslere çalışırken bıkkınlık yaşayan arkadaşlarıma rastladım. Yani din dersi öğretmenlerinin not ilişkisi ile ibadeti sevdirme konusunda dengeyi kurmaları gerekmektedir. Aynı zamanda şimdiki düşünce yapısına sahip gençlere; akıl mantık dışı, hurafe bulunan hikâyelerle İslam anlatılmaması gerekir. Öğrencinin mantığına, düşüncesine uymazsa dini ve onun hükümlerini kabullenmek istemeyebilir. Bu sebeplerden dolayı dersimizi verirken karşımızdaki öğrencinin düşünde yapısını göz önünde bulundurmamız gerekir.

Aynı zamanda din eğitimi öğretmenleri hem ortaokul hem lise de hem de ilkokul 4 ve 5. Sınıflara din kültürü dersi anlatmaktadırlar bunları anlatırken sınıf seviyesine göre çocuğun zihinsel ve bedensel gelişimini göz önünde bulundurması gerekir. Mesela Allah’ı göremiyorum nasıl inanayım gibi öğrenciden gelen sorulara cevap verirken hatırladığım hikâye bize yol gösterici olacaktır. Böyle diyen çocuğa hocası bir bardağa süt ile şekeri koyuyor ve sonra karıştırıyor ve sütün içinde şekerin var olup olmadığını soruyor. Çocuk vardır tadını alıyoruz cevabını veriyor. İşte Rabbimizin de biz göremesek de onun var olduğunu çocuğun anlayacağı şekilde açıklamamız gerekmektedir. Öğretmen onların anlayacağı şekilde somutlaştırmaya başvurması gerekir.

Sadece namaz kılın, oruç tutun, kuran okuyun diye söylemek yetmeyebilir. Aynı zamanda öğretmenin kendisi de ibadetlerinde titiz davranmalı öğrencilerine örnek olmalıdır Mesela sınıfa namaz konusunu anlatacaksa mutlaka seccade takke tespihle gelmeli öğrenci bunları görmeli hatta namaz vaktinde mescitte hep beraber namaz kılarak öğrendiklerini uygulayarak öğrendiklerini pekiştirmelidir. Kısaca din eğitimcisi derste güzelce anlattım maaşımı da alıyorum dememeli. Öğrenciyle birebir mescitte gitmeli, ona ahlak eğitimi verirken teneffüslerde onunla konuşmalı, dini konuda aklına takılan soruyu hocasına rahatlıkla sorabileceği düşüncesini öz güvenini vermelidir.  Öğretmenin kendisi de rol model olması gerekir. Öğrenci namaz kılın diyen öğretmenini mescitte görmezse ya da “sigara içmeyin mekruh” diyen öğretmenin kendisi sigara içerse; bu din eğitimi tam anlamıyla olmaz. Dine karşı bir güvensizlik duymaya başlayabilir şöyle ki hocam diyor ama yapmıyor demek ki dindeki her şey esnetilebilir algısı ister istemez çocukta oluşabilir.  Öğretmen öğrencileriyle birlikte mescitte namaz kılması, onlarla dertleşmeli yeri gelince arkadaş gibi şakalaşması gerekir yani kendi ile öğrenci arasına bir duvar koymamalıdır. Öğrenci kendisini öğretmenine yakın hissetmelidir. Yeri geldikçe birlikte Cuma namazına gitmek gibi ya da sadaka vermek gibi uygulamalı etkinlikler düzenlemelidir. Öğretmen sınıfta anlattığıyla kalmamalıdır.

Sonuç olarak din eğitimcisi Müslüman olmayan bir öğrencisini ibadetlere ve Müslümanlığı seçmeye zorlamamalı tatlı dille davet ahlakını benimsemelidir. Muhafazakâr ailede yetişen öğrencisine de İslam’ın getirdiği mesajları, öğrencinin yerine getirmesi konusundaki sorumluluğunu pekiştirerek öğretmelidir. Anlatırken uygulamalı metot kullanmalı. Model olarak ibadetleri yerine getirirken onlara eşlik etmelidir. Dediklerini davranışlarıyla tutarlı olarak yapmalıdır. Ders dışında da onlarla dertleşip gerekirse oyun bile oynamalıdır. Derste İslam’ı anlatılırken karşıdaki insanın zihinsel ve fizikler özeliklerini hatta düşünce yapısını göz önünde bulunduraraktan dersi seviyesine uygun anlatmalıdır. Bunlar yapıldığında dini seven ibadet etmeyi seven, hayatın zorlularından İslam şuuruyla üstesinden gelecek bir nesil inşa etmiş olacağımızı düşünmekteyim.

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış. Kuşkusuz senin rabbin, yolundan sapanların kim olduğunu en iyi bilendir; O, doğru yolda bulunanları da çok iyi bilir.(Nahl 16/125)

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir