GenelKavram

Şehit Şahit Şahadet

Şe- he- de kökünden türetilen kelimeler Kur’an’ı kerimde 160 yerde geçmektedir ve şu anlamlara gelmektedir: “ulaşmak, görünen,  şahitlik.” Çoğulu ise Şüheda dır. Bu kelimenin geçtiği ayetler:

“…Onun için sizden her kim bu aya ulaşırsa/şahit olursa onda oruç tutsun…”(Bakara 2/185)

“…Sura üfleneceği gün hükümranlık o’nundur. O görünmeyeni de görüneni de bilir. O her şeyi hikmetle yapar ve her şeyden haberdardır.”(Enam 6/73)

Allah kıstı / ölçüyü ayakta tutarak, kendisinden başka ilah olmadığına “şahitlik” etmiştir. Melekler ve ilim sahipleri de. O’ndan başka ilah yoktur. O güçlüdür, hikmet sahibidir. (Ali İmran 3/18

Şehit ve şahit; herhangi bir konuda konunun aydınlatılması için görüşüne baş vurulan tanık, bir şeye tanık olan kimse diye tanımlamak mümkündür. Yukarıdaki ayette de bu anlamda kullanılmıştır. Ayrıca hesap günü günahkârların günahını ispat için İnsanın ellerinin konuşturulup ayaklarının da yaptıklarına şahitlik edeceği bildirilmektedir:

“O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da “şahitlik” eder.”” (Yasin 36/65)

Konumuzu ilgilendiren “şehitlik” ise; malıyla ve canıyla Allah’ın varlığını ve birliğini ispat için çalışan ve onun dinini yüceltmek için mücadele eden ve bu uğurda savaşarak; Allaha vermiş oldukları sözde durduklarını canlarını feda ederek şahitlik etmişlerdir. İslam’da Allah için yapılan hiçbir amel karşılıksız kalmayacaktır. Ancak bütün varlığını Allah yolunda tüketen kimselere Allah, şehitlik unvanını layık görmüş ve şöyle buyurmuştur:

“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Aslında onlar diridirler fakat siz farkında değilsiniz.”(Bakara 2/154)

Bu diriliğin ne anlama geldiğini ise şu ayetin beyanı açıklamaktadır:

“Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların topladıklarından daha iyidir.”(Ali İmran 3/157)

Yani, Allah yolunda ölenin veya öldürülenin Allah’tan aldığı ecir ve bağışlanma; yaşayanların bir ömür kazandığından/ kazanacağından daha hayırlıdır/ iyidir ve kıyas kabul etmeyecek kadar büyüktür demektir. Her toplum, vatanı milleti, inancı ve çıkarları için her şeyi yapmayı göze alır ve bunlar için savaşır, ölür veya öldürür. Burada Müslüman’ı farklı kılan olay, bunların tümünü Allah için ve Allah’ın istediği gibi yapmış olmasıdır. Ayetullah Mutahharî’nin çok öneli bir tespiti vardır:“bir insanın sadece kendisi için iş yapması bencilliktir. Allahı gözetmeksizin sadece halk için iş yapması putperestliktir. Allah için ayrı Halk için ayrı iş yapmak şirktir. Hem kendi işini ham de halkın işini Allah için yapmak ise TEVHİDDİR.” (Tevhidi Dünya Görüşü S. 127)

Cihadı meslek edinen müminler, hayatı kuşatıcı olarak cehd ve gayretlerini her zaman ve her zeminde sürdürmeleri nedeniyle, savaşta veya savaşın dışında da olsalar, Allah yolunda oldukları sürece ölmeleri veya öldürülmeleri halinde (Ali İmran 3/157) Allah’ın rahmet ve bağışlaması onlar içindir.

“Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma, aksine onlar diridirler. Rabbi katında rızıklandırılırlar.”(Ali İmran 3/169)

“Onlar, Allah’ın kendilerine verdiği nimetten dolayı sevinç içinde olup, arkalarından henüz kendilerine katılmamış bulunanlar için de korku olmadığına, onların da üzülmeyeceklerine sevinirler.”(Ali İmran 3/170)

Dünyadaki tüm sevdiklerini geride bırakıp ölümle kucaklaşan Müslümanların kavuştukları nimet ve sevincin büyüklüğü yanında, kendileri için akıbetin güzelliği de onları sevindirmektedir. Bu ifade, aynı zamanda hayatta olanlar için de bir teşviktir.

“Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşırsa ister ölsün ister galip gelsin. Biz ona büyük bir ödül vereceğiz.”(Nisa 4/74)

“Onlar yaralandıktan sonra da Allah ve elçisinin çağrısına uymuşlardı. Onlardan güzel davranan ve Allah’a saygılı olanlara büyük bir ödül vardır.”(Ali İmran 3/172)

Bu ayetlerin tümüne baktığımızda şunu görürüz; İslam’ın şehit diye nitelediği insanlar, kendi iradeleriyle Allah’ın dininin ve isminin yüceltilmesi için dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlardır. Allah yolunda ölmeyi yaşamaya tercih eden kimselerdir.

Bunun dışında herhangi bir sebeple ölen ve mümin olanlar, elbette Allah için ne yaptıysa ecrini eksiksiz alacaktır. Allah kimsenin hakkını zayi etmez. Burada Allah yolunda savaşanlardan bahsedilmektedir. İnsanın ne için ve kimin yolunda savaştığı önemlidir. İşin can alıcı noktası da burasıdır.

“Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kılmıştır. Ancak Allah iman edenlerin hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştir.” (Nisa 4/95)

Bu kavramın içinin boşaltılarak rast gele kullanılmasına gelince bunun üzerinde ciddiyetle düşünülmesinin gerekli olduğuna inanıyoruz. Örneğin “Din” kavramı hem Hak hem de Batıl din için kullanılan bir kavramdır. Hem ilahi hem de beşeri dinler için kullanılmaktadır. Din demek, İslam dini anlamına gelmemektedir. Bu nedenle din teriminin önüne onu niteleyici bir kelime getirmek zorundayız. Din genel bir anlam ifade ettiği içindir ki “Allah indinde din İslam’dır”.(Ali İmran 3/19)  İslam özel ve dini niteleyen bir sıfat iken; din ise nitelenen ve daha genel olan bir kavramdır. Yine Kur’an’da kullanılan hizb kelimesi de aynıdır. Hizb; gurup, parti, taraf anlamında kullanılan bir kavramdır. Başına onu niteleyen bir kelime gelmeden kimin tarafı, partisi, gurubu olduğu belli değildir. Allah Kur’an’da hem Hizbullah, hem de Hizbu’ş şeytan olarak hizb kelimesini kullanmaktadır. Allah’ın hizbi, şeytan’ın hizbi şeklinde. Böylece Hizbin kimi, neyi ifade ettiği kendini niteleyen kelime ile belirlenmektedir.

Şehit kavramına da böyle yaklaşmak mümkündür. Neyin ispatı için canını vermiş ise onun şehidi /şahidi olması gayet doğaldır. Onun için şehidin önüne getirilen kelime ona anlam kazandırmaktadır (devrim şehidi, demokrasi şehidi, İslam’ın şehidi… gibi, ).

Bu tasnife göre İnsan, şehitliği de kimin adına gerçekleştirmiş ise onun şehidi olacaktır. Bu nedenle Allah, “Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin”,  “Allah yolunda ölür veya öldürülürseniz” şeklinde ifade ederek bunları diğerlerinden ayırmıştır. Bu ifadeleri dikkate aldığımızda diğer yollarda ölen ve öldürülenler bu müjdenin dışındadır. İnsanlarda, yol da çok;  yön de çok. Kim hangi yola ve yöne gidiyorsa; o yolun ve yönün şehididir. İslam’ın şehidi olmak gibi bir iddia ancak Müslümanlar için geçerli olan bir kavramdır. Diğer ideolojiler bunu kendileri için davalarına ihanet sayarlar. Dininde samimi bir sosyalist hiçbir zaman kendisini İslam’ın kavramlarıyla ifade etmez. Bunu inancına hakaret sayar. Ancak toplumu manipüle ederek aldatmaya çalışan sahte kılıklı insanlar hariç!..

Hal böyle olunca dileyen dilediğinin şehidi, gazisi ve taraftarı olma konusunda hürdür. Kendi isteği ile yapmış olduğu bu tercihin sonucundan da sorumludur. Olaylara bir de böyle bakarak değerlendirelim istiyoruz.

İslam’da şehit olmanın gerek ve yeter şartı; Akıl sahibi bir Müslüman’ın kendi iradesiyle Allah yolunda cihad etmeyi kabul etmiş ve Allah adının yüceltilmesini  gaye edinmiş olması gerekmektedir. Gerek ve yeter şart budur. Bunun İslam literatüründeki ismi ise “İ’layı kelimetullahdır.” Bu yolda bu gaye için ölen ve öldürülen kimse, Allah’ın takdir etmiş olduğu şehitlik sıfatını kazanmış olacağına inanıyoruz. Bizim bu inancımız, işin görünür olan kısmıyla ilgilidir. Deruni olan kısmını ise en iyi bilen Allah’dır. Bunun doğru anlaşılması için resulün hayatında iki örneği vardır:

İslam tarihinde “Kuzman olayı” anlatılarak örnek gösterilir. İslam devletinde ve peygamberin komutasında savaşmasına rağmen ölen bu insanın şehit olmadığını söyleyen Peygamberimize sahabe sorar, “niçin ya Resulullah?”

Peygamberimiz de şöyle açıklar:

Uhud savaşına çıkan İslam ordusuna katılmayan Kuzman’a Medine kadınları takılır. “Erkeksen gidip savaşırsın. Burada korkaklar ve kadınlar gibi dolaşmazsın” diye. Bunu erkeklik gururuna yediremeyen Kuzman atına atlar ve savaşmaya gelir. Gerçekten de kahramanca savaşır ve ölür. Ancak gururu için savaştığından ve Müslüman da olmadığından İslam’ın şehidi olamamıştır” buyurur.

Bir başka örnekte ise savaşmaya gelen kimse Peygamberimize sorar “Savaşayım mı yoksa iman mı edeyim?” Peygamberimiz de “Önce iman et, sonra savaş” buyurur. Bu insan o savaşta da şehit olmuştur.  İşte bu kimse için Peygamberimiz şöyle buyurur: “Az amel çok mükâfat”. Yani bu adam az önce Müslüman oldu ve inandığı İslam için savaşırken  şehit olduğu için de Allah Teâlâ’nın vaat ettiği büyük mükâfata mazhar oldu demiştir.

İnsanların ölüm sebebi çeşitli olabilir. Ölüm sebebini de insanın kendisi seçemiyor. Allah neyi takdir etmişse o oluyor. Kurşunla, kılıçla, bombayla, depremle, sel, yel veya kaza ile parçalanarak ölmüş olmak şahadet sebebi değildir. Ölüm sebebidir. Bunları birbirine karıştırmamak gerekir. Şehitlik, bilerek ve isteyerek Allah için ölümü göze almanın bedelidir.

Bu nedenle Şehitler yıkanmaz ve kefenlenmez. Kanlı elbiseleri ile defnedilirler. Hikmetli bir söz vardır “Bazı işler o kadar değerlidir ki o yolda kaybetmek bile büyük bir başarıdır.” Üzerinde bulunulan iş o kadar değerlidir ki o yolda olmak ve ölmek de kişiyi tüm varlığı ile değerli hale getirir. Allah şehidin kanını da, canını da tezkiye etmiştir. Bu görüntü, dünyada da ahirette de Allah için ölümün göze alınabilirliğinin şahidi, delili ve ispatıdır. Bu deliller aynen korunarak şehitler kanlı elbiseleri ile defnedilirler. Şehidin, Allah yolunda akan kanı,  bütün günahlarının kefareti olmuştur.

“Gerçekten ölüleri biz diriltiriz. Onların yaptıkları işleri delilleriyle birlikte yazarız. Her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazmışızdır.”(Yasin 36/12)

Bizim için bu işin bileni ve birinci derecede sorumluluğu Resulullah’a aittir.  O, şehitleri yıkamamış ve kefenlememiştir. Bu konuda o’nun sünneti de budur. Bu nedenle şehitleri bulundukları hal ile defnetmek sünnet-i Resulullah’tır.

Peygamber hayattayken yaptığı işlerde yanlışlık varsa Allah tarafından düzeltilir, değilse ilahi onaydan geçmiş, bu işten Allah razı olmuş demektir. Bu minval üzere Bedir ve Uhud şehitleri kanlı elbiseleri ile gömülmüş, yıkanıp kefenlenmemişler. Böyle yapılmasına rağmen Allah tarafından tenkit edilmemiş olması; bunun Allah tarafından onaylandığının delilidir.  Müslümanlar da Allah Teâlâ’nın onaylamış olduğu bu anlayış ve davranışı aynen sürdürmektedirler. Bu nedenle savaş meydanında şehitler oldukları yere oldukları hal üzere defnedilirler.

İşte bunlar Allaha verdikleri sadakat sözünü asla değiştirmeyen Allah erleridir. Mekânları cennet ödülleri sonsuz nimettir. Yolları yolumuz, halleri halimiz olsun inşaallah!

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı