GenelYazarlardanYazılar

SOÇİ’deki Putin-Erdoğan Zirvesi, BRICS VE G-20’NİN BHARAT’TAKİ TOPLANTISI…

Bölgesel ve küresel değişim/yeni denge arayışı süreci hızlanarak devam etmektedir. Kimi uzmanlar, değişim sürecinin dinamiklerinin farkında olmalarına karşın, yeni denge arayışı sürecindeki gelişmeleri hala verili güç dengelerini öne çıkararak yorumlamakta ısrar edegelmekteler. Oysa yeni denge arayışı sürecinin dinamiklerinin netleşmeye başladığı zaman diliminden bu yana görünen gerçeklerin çok ötesinde “üstü örtülü” değişim dinamiklerinin belirleyiciliği, bağlamlarıyla birlikte doğru okunmalı, doğru analiz edilmeliydi. Aksi takdirde belirli bir dönemden bu yana  ortaya konulan yorumların ya süreci doğru okuyamamalarının ya da ıskalanan ciddi boyutlarının tezahürleri ortaya çıkmaktadır. Mesela ABD’nin strateji değişimi sonrası, başta Irak-Suriye ekseninde yaşananların geldiği aşamaya ve bölge politikasının neredeyse iflası ile sonuçlanan okumalar ve öngörüler, gelinen aşamalardan geriye doğru bakıldığında ne demek istediğimiz net bir şekilde anlaşılacaktır…

Irak-Suriye ekseninde yaşananların geldiği aşama göstermektedir ki bölgede yeni bir güç dengesi oluşmaktadır.  Ve Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir döneme doğru yol alındığının işaretleri gündemdedir.Hatta ABD ve Batı, değişen şartların açtığı alanda, -(Ilımlı)Laik-Demokratik/Batı referanslı Türkiye gerçekliğini kabul eden bir duruş sergilemezlerse- bölgedeki stratejik gelişmelerin Siyonist İsrail yönetimi ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmesi kuvvetle muhtemel gözükmektedir.Soçi’deki Erdoğan-Putin zirvesinden önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Rusya, Irak ve İran’a yaptığı ziyaretlerin görünür ve görünmez anlamlarının da doğru okunması gerekmektedir.Zira Rusya’nın bölgeye gelişinden kısa bir süre sonra Türkiye’nin mecbur kaldığı denge/dengeci politikalar ve mevcut dengeleri dikkate alarak Suriye’deki arayışlarının geldiği aşama büyük önem taşımaktadır.

Terör konusunda öncelikli olarak Türkiye’nin Irak-Suriye eksenine vaziyet etme politikalarının geldiği aşamanın doğru okunması kritik öneme sahiptir.Bu bağlamda Şam’da meydana gelen Esad’a yönelik olan protestoların arkasında kim/kimler var?ABD bölgede neler yapmaya çalışıyor? Özellikle Ukrayna savaşı sonrası Rusya’nın Suriye politikasındaki esneklikler, Körfez ülkelerinin kendi gelecekleri ve güvenlikleri için arayışları ve Suriye’nin tekrar Arap  Birliği’ne alınması vb., Çin’in bölge politikalarında daha görünür bir duruma gelmesi, beklenilenlerin aksine Türkiye’nin önünü açacak nitelikte gelişmeler olarak okunabilir.Her ne kadar kısa vadede Türkiye’nin bazı handikapları söz konusu olsa da orta vadede bölgede önemli gelişmelerin yaşanması ve bunların Afrika’ya da yansıması kuvvetle muhtemel gözükmektedir. “Doğu”-“Batı” arasındaki strateji savaşları bir taraftan bölge dengelerini etkilerken diğer taraftan da Türkiye’nin stratejik önemini her geçen gün daha da arttırmaktadır.Bu bağlamda, yeni katılımların söz konusu olduğu son BRICS toplantısı sonrası Çin’in Türkiye’ye yönelik açıklamaları reel-politik olarak bizce çok önemsenmelidir.

Brezilya, Rusya, Hindistan/BHARAT, Çin, Güney Afrika(BRICS)

BRICS’e, Mısır, İran, Arjantin, BAE, Suudi Arabistan ve Etiyopya 2024 yılında resmi olarak katılacaklar.Bilindiği üzere BRICS, önce Batı dışında yükselen ekonomiler olarak tanımlandı. Sonra(arkaplanında) küresel güç odaklarının bulunmasının bir tezahürü olarak Çin’in yükselişini ve batı dışı aktörlerle ilişkisini niteleyen bir yapı olarak tanımlandı BRICS.En önemlisi de yeni küresel denge arayışında önemli bir finansal enstrüman olan “doların hakimiyetine karşı bir çözüm üretilmesinin beklenildiği” bir uluslararası organizasyon olarak daha da önemsendi.Ancak uluslararası kurumsallaşmayı tek başına jeopolitik ve jeoekonomik  işleyişin belirleyemeyeceği gerçekliğini hatırladığımızda BRICS’in bir başlangıç olduğunu söylemek daha isabetli olacaktır.

BRICS, doksanküsur maddelik bildirisinde sadece ekonomik bir birlik olmadığını ortaya koymuş ve küresel yeni denge arayışının her boyutunu ilgilendiren kritik konulara da değinilmiş.Özellikle de Bretton Woods’dan sonra oluşturulan kurumların(IMF, Dünya Bankası ve benzerleri)yeni şartlara paralel olarak revize edilmesinin altının çizilmesi dikkate değer.Ne var ki küresel ekonomi bağlamında ABD’nin Çin’e, Çin’in de ABD’ye ihtiyaçlarının devam etmesi gerçekliğini ıskalamadan yeni denge arayışı sürecini okumak da bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.Evet, bu olgu da süreç içerisinde önemini kaybedecek olsa da mevcut şartlarda küresel finans düzleminde önemli bir handikaptır.

SOÇİ Zirvesi’nin Yoğun Gündemi

Üç saat süren ve malum derin mevzuların tartışıldığından şüphe duyulmayan bir zirve Soçi.Ve anlaşıldığı kadar Türkiye-Rusya ilişkilerindeki ortak paydalara ve farklılıklara rağmen kimilerinin “kompartman siyaseti” olarak nitelendirdikleri ilişkilerinin devamının karşılıklı çıkarlarına hizmet ettiği konusunda taraflar hemfikir.Lakin şu hususun da altını çizmemiz gerekir ki mevcut konjoktür Türkiye’nin lehine gözükse de taraflar kısa vadeli hesapları öne çıkarmamaktalar.Zaman zaman Rusya bu tür izlenimler veren adımlar atıyor olsa da.Özellikle de Türkiye’nin terörle mücadelesi düzleminde…

Karadeniz  ve Türkistan(Orta Asya) düzleminde Türkiye-Rusya ilişkileri, dengeli, karşılıklı anayışlı bir görünüme sahiptir.Özellikle de Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin bir NATO ülkesi olmasına rağmen dengeli politikasını sürdürmesi Rusya açısından kritik öneme sahip olduğu kadar Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliği açısından da stratejik önem arz etmektedir.Türkiye ve Rusya’nın Tahıl Koridoru’ndaki işbirlikleri de bu bağlamda manidardır.Her ne kadar Batı, bölgedeki dengeleri bozacak üstü örtülü ambargolarına devam etse ve Rusya, söz konusu anlaşmadan çıksa da Tahıl Koridoru’nun Türkiye-Rusya arasındaki boyutunun, Katar’ın maddi desteğiyle birlikte devam etmesi önemsenmelidir.Zira Tahıl Koridoru anlaşmasının tamamen devreden çıkmamış olması, hem gıda krizi yaşayan(başta) Afrika ülkelerinin sorunlarını kısmen çözmekte hem de Afrika’daki Batılı sömürgecilere karşı ulusalcı duruşları güçlendirecektir.Orta vadede Afrika bağımsızlığının güçlü temellere oturması Batı karşısında Rusya’ya mahkum olmaktan da çıkması sonucunu doğuracak yeni gelişmeler de beklenilmektedir.Batı emperyalizminin yerini Rusya ve Çin’in alması ve bu emperyalist güçlerin de konjonktürel şartlardaki yaklaşımlarının ötesinde bir sömürü düzeninin küresel güçleri olduğu ve/veya olacağı da bir gerçekliktir.

Soçi Zirvesi’nde somutlaşan bir başka husus da Türkiye’nin enerji merkezi olması yolunda önemli bir adımın daha atılmasıdır.Her ne kadar konjonktürel gelişmelerin ortaya çıkardığı bazı sorunlar gündeme gelse de Türkiye üzerinden Avrupa’ya enerji akışı hususunda oluşan şartlar, Doğu Akdeniz’deki enerjinin nakli konusundaki gelişmelerle de desteklenmiş oldu.Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güçlü konumuyla da desteklenecek enerji merkezi olma yolundaki avantajı bölgedeki dengelerde de kritik değişimlere neden olacaktır.Yani Türkiye’nin Türk Akımı ile Rusya doğalgazını, TANAP ile Azerbaycan doğalgazını Avrupa’ya taşırken Türkmenistan, İran, Irak doğalgazlarını da bu hattan nakletmesi ihtimali giderek güçlenmektedir.LNG olarak da Katar, Nijerya, Cezayir gibi bir çok ülkeden gelecek doğalgaz söz konusudur.Tüm bunlara Doğu Akdeniz bölgesindeki potansiyel kaynakların uluslararası piyasalara taşınması da Türkiye’nin stratejik konumunu güçlendirecektir.Aynı zamanda Türkiye üzerinden doğalgaz ihracatının yanında doğalgaz fiyatının da Türkiye tarafından belirlenmesinin de ne anlama geldiği taraflarca bilinmektedir.Türkiye’nin son dönemlerde AB ülkelerinden Bulgaristan ve Macaristan’a doğalgaz ihracatı konusunda yapmış olduğu anlaşmalar da bu bağlamda önemli gelişmeler olarak okunmalıdır.Eğer gerçekleşebilirse Türkiye üzerinden Batı’ya yapılan enerji nakilleri, Türkiye açısından stratejik öneme sahip Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesinin yanında Kuzey Afrika’daki gelişmeler de dengeleri değiştirecek potansiyele sahip bulunmaktadır.

Fransa/Batı Tırları ile Güney Kafkasya’da Savaşa Doğru

Ukrayna’da savaş hızlanarak devam ederken Irak-Suriye ekseninde kritik gelişmeler yaşanırken ve Türkiye’nin bölge güçleriyle birlikte yeni bir harekatı gündem olmuşken Batı’nın desteği ile Ermeni güçleri Karabağ/Azerbaycan’a saldırı hazılığındalar.Uzun süren bir işgalden sonra Rusya’nın da kısmen ikna edilmesiyle kurtarılan Azerbaycan toprakları sonrasında taraflar arasında ateşkes anlaşması yapılmıştı.Saldıran taraf olan Ermenistan’dan Azerbaycan tazminat talebinde bulunmuştu.Şuşa ateşkes anlaşmasına göre Ermenistan, “Zengezur Yolu”nun açılmasını da kabul etmişti.Yani II. Karabağ Savaşı, Ermenistan açısından büyük bir mağlubiyet olmasına rağmen Türkiye ve Azerbaycan, bölgedeki barışı korumak için ortaya çıkan durumu makul bir seviyede tutmakta yarar gördü.Yeni savaşlara yol açabilecek bir duruş sergilemedi.Zaten savaşın da bir yerde durdurulması da bu konudaki özenin bir parçasıydı.Halbuki Azerbaycan Karabağ topraklarını işgalden kurtarırken daha önce işgal edilen Zengezur Koridoru’nu da ele geçirilebilir ve Nahçıvan-Azerbaycan bağlantısını kurabilirdi.Bunu yapmadı.Ateşkes anlaşmasıyla belirlenen hususların hayata geçirilmesini bekledi.Lakin Fransa/Batı ise yakın geçmişte işgali devam ettirdikleri gibi Ermenistan’ı kışkırtan adımlar arkaplanında yer aldılar.Güya Karabağ’a gıda ve ilaç ulaşmıyormuş da bunlar gönderiyormuş algısını oluşturmak üzere adımlar attılar.Bununla da yetinmediler. “Üstelik bugün Ermenistan’ın kendi sınırları da tehlikededir” diyebildiler.Afrika’daki çıkarları için Ermenistan’ı bir kez daha kullanma yolunu seçti Macron ve benzeri Batılı liderler.

Hatırlanırsa ABD ve Fransa tarafından desteklenen (Halife) Hafter, Türkiye’nin desteğiyle ayakta duran Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti üzerinde baskı uygulamıştı.Fransa, Libya’da başarısız oldu.Yani emperyalist Fransa Libya’da, Afrika’da başarısız oldu.Güney Kafkasya’da da destekledikleri Ermeniler’in de savaşta yenilip işgal ettikleri toprakları terk etmesinden sonra Türkiye’ye misilleme yapmak niyetindeler.Keza bugünlerde Suriye’de de benzer olaylar yaşanmaktadır.Bu kez ABD ve Fransa’nın desteğindeki PKK köşeye sıkışmış durumda.Daha önce yanlış tercihlere zorlanan Arap aşiretleri, PKK’nın kontrolündeki bölgelerde, geniş çaplı isyan başlattılar.Türkiye’nin desteklediği Suriye Milli Ordusu(SMO)’nun Arap aşiretleri ile birlikte hareket ettikleri de bilinmektedir.Bu çerçevede Kerkük’te belirli bir hareketlenmenin yaşandığı ve Türkiye’nin buna da kayıtsız kalmadığı malumdur.Konuyla ilgili olarak Türkiye, net duruşunu her fırsatta ortaya koymaktadır.

Kerkük’ün, aynı zamanda Azerbaycan kültür sahasına dahil olduğu, dolayısıyla Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin Kerkük konusunda da daha güçlü bir karşılık bulması beklenilmektedir.Kerkük ve Azerbaycan’ın aynı kültür sahasına dahil olduğu cümlesi uzmanlarca sık sık kullanılmaktadır.Halbuki kültürel birlikteliğin tarihsel derinliği bu cümleyi yetersiz kılmaktadır.Osmanlı’nın hinterland/etki alanı olarak tanımlanan coğrafyaların küresel ve özellikle de bölgesel düzlemdeki stratejik anlamının doğru okunması gerekir.

G-20 BHARAT/Hindistan’da Toplandı…

Son toplantısını ismi değiştirilen Hindistan/Bharat’ta yapan G-20, 1999’da kuruldu.Ve süreç içerisinde etkinliğini arttırmış oldu.Küresel ve bölgesel yeni denge arayışı sürecinde “yükselen güçler” arasındaki niteliği ve ağırlığı netleşmeyen Hindistan’daki G-20 sonuç bildirisine şöyle bir göz atarsak şunları öne çıkarmamız mümkündür.

Öncelikle belirtelim ki tarafların Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin olarak değerlendirilmesinde, güç kullanımından kaçınılması, “Nükleer silahların kullanılması veya kullanma tehdidi kabul edilemez” ifadesini kullanmaları önemliydi.Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaş nedeniyle tahıl ürünlerinin dünya pazarlarına sevkiyatı konusunda Türkiye ve BM’nin rolüne dikkat çekildiği gibi bu yöndeki çabaların takdirle karşılandığı ifade edildi.G-20 ülkelerinin işbirliğinin, küresel ekonomik büyüme ve istikrara yönelik olumsuz rüzgarlara dikkat çekilerek sadece “enerji dönüşümü”nün bile ekonomik dayanıklılığı güçlendireceğine dikkat çekildi.G-20 maliye bakanları ve merkez bankası başkanlarının Ekim ayında yapacakları toplantıda “kripto para” birimi yol haritasını ileriye taşıyacakları ifade edildi…

İngiltere başbakanının Hindistan kökenli olması ve G-20 zirvesinde bir ayine katılması, geçmişte İngiltere’nin bölgedeki hakimiyetini hatırlattığı gibi küresel ve bölgesel yeni denge arayışı sürecinde Hindistan/Bharat’ın yeni konumu ve misyonunun netleşme aşamasında olduğunun da altını çizmemiz gerekmektedir.Aynı zamanda Rusya’nın zirveye katılmaması (Dışişleri Bakanı düzeyinde temsil edilmesi) Çin’in de adeta Rusya’ya arka çıkar bir duruş sergilemesi de bizce manidardır.

Bölgesel konjonktürde meydana gelen değişime paralel olarak zirvedeki Türkiye’nin ikili ilişkileri de dikkat çekiciydi.Özellikle Suudi Arabistan ile başlayıp BAE ile devam eden ilişkilerin ekonomik ağırlıklı yeni seyri çok önemli olduğu gibi gerek söz konusu ülkelerle ve gerekse de Mısır ile ilişkilerdeki soğukluğun da konjonktürel olduğu gerçekliğinin ortaya çıkması, geçmişte olduğu gibi hatalı okunulmamalıdır.Zira küresel sistem içinde bir çıkış arayan Türkiye’nin, henüz “oyun kurucu” bir aktör olmadan önceki “denge/dengeci” politikalarının seyrinin konjonktürel şartlardan etkilenmesi kaçınılmazdır.Bölgesel ve küresel bir yeni güç dengesi oluşum sürecinde bu tür iniş-çıkışların doğru analiz edilmesi gerekir.Ve bu analizlerde yeni Türkiye’yi doğru tanımlamak kritik öneme sahiptir.

Ayrıca değişen şartlarla birlikte yeni konumu ve misyonuyla stratejik önemi daha da artan Türkiye’nin kendi eksenini oluşturmak üzere sistem içi çıkış arayışını da ciddiye almak gerekir.Ki yeni denge arayışı sürecinde Çin’in malum projesi(3 yol) açısından Türkiye ve Türkiye’nin etki alanındaki coğrafyaların öneminin, Çin farkında gözükmektedir.ABD ve Batı ise vesayetleri altında bulunan Türkiye’nin sistem içi çıkış arayışı ve “gelecek ve güvenlik” kaygılarıyla yaptığı hamleleri hala kabul etmiş gözükmemektedir.Arka planında ABD’nin bulunduğu “Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomi Koridoru”nun  da Türkiye’siz olmayacağı kısa bir süre sonra anlaşılacaktır.Tıpkı EASTMED Anlaşmasının kısa bir süre sonra anlamını yitirmesi gibi

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir