GenelYazarlardanYazılar

Söylemler İddia, Eylemler İse İspattır

“Elif. Lam. Mim. İnsanlar, imtihan edilmeden sadece “iman ettik! ”demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar! Yemin olsun ki biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Elbette Allah doğruları bildirip ortaya çıkaracaktır; yalancıları da mutlaka bildirip ortaya çıkaracaktır.” ( Ankebüt- 1-2-3) 

Yeryüzün de hiçbir din, fikir, ideoloji sistem ve hayat tarzı sadece söylemlerden diğer bir ifadeyle sözlerden ve iddialardan ibaret değildir. Her düşüncenin bir teorik yanı bir de pratik yanı ve boyutu vardır. Yine her düşünce tabiatı ve doğası gereği güç ve peşinden de iktidar yani devlet olmayı bünyesin de barındırmaktadır. Bu düşüncelerin hak veya batıl olması hiç fark etmez. Hayatı yönetip yönlendirmeye talip olmayan hiçbir düşüncenin uzun soluklu olarak varlığını devam ettirmesi mümkün olmamıştır.

İlk insanın yaratılmasıyla birlikte onun nasıl ve ne şekilde bir hayat yaşaması gerektiğini onun gibi olan elçiler vasıtasıyla bildiren Allah hiçbir şeyi söz ve iddiada boyutun da bırakmayıp bu emir ve yasakların nasıl ve ne şekilde uygulanacağının örneklerini de ortaya koymuştur.

Kuran’da amel iman ilişkisi adeta et ile kemik ilişkisi gibi anlatılmış. İmansız amelin, amelsiz imanın ise Allah katında herhangi bir kıymeti harbiye sinin olmadığı muhataplarına açıkça anlatılmıştır. Zira müminler slogan değil, aksiyon insanlarıdır;  söylemler ile yetinmeyip eylemleriyle konuşula bilinen yiğit insanlardır. İman amel ilişkisi doğrudan bu yazının konusu olmadığından bu konuda sizler ile bir ayet meali paylaşarak esas konumuza devam edelim.    “ Şüphesiz ki iman edip iyi işler yapanlar için başa kakılmayan (kesintisiz) bir ödül vardır.” (Fussilet- 8)

İslam sadece söz ile iddia boyutunda kişilerde temsil edilecek kadar basite indirgenecek bir din değildir. O kişilerden iddiasını ispatlamasını ve ağzından çıkan sözlerin ne anlama geldiğini ve eyleme döküp dökmediğine bakar. Kişinin söylem ve iddiaları onda bir değişim ve dönüşüme neden olmuyor ise bu iddialar hangi boyutta olursa olsun bunları ciddiye alıp önemsemez. Bunun için yüce Kuran’ın değişimci ve dönüştürücü özelliğinden onunla muhatap olan her insan nasiplenmeli ve bundan istifade etmelidir.

Vahyin bu yönünü önemsemeyen veya ciddiye almayan insan vahiyle dönüşmek yerine, İslam’ı yani vahyi dönüştürmeye çalışmaları ne kadar hazin ve korkunç bir sapma ve duyarsızlıktır. Sahabenin söylediği rivayet edilen şu söz âdete günümüzü resmetmektedir: “Peygamber dönemin de vahyi ezberlemek çok güç, aksine yaşamak çok basit idi. Bizler vahiyleri toptan ezberlemek yerine onar ayet ve bölümler halinde ezberlerdik. Şimdi ise görüyor ve şahit oluyorum ki: Kuran’ı ezberlemek kolay ancak yaşamanın çok zor olduğu bir döneme şahitlik etmekteyiz”

Son elçinin her insan gibi ölüm acısını tadıp ahirete irtihalinden sonra elçiler üzerinden Allah’ın gönderdiği dini baypas edemeyeceğini anlayan ayrıca da bu kapının yüzlerine kapanmasıyla hedef değiştiren sözde vahiy müntesipleri gönderilen vahiyler üzerinde operasyonlara başladılar. Bunlar elçi hayatta iken değiştiremedikleri Kuran’ı bulunduğu konumdan ve gönderiliş hedef ve amacından saptırarak kendilerine yeni ve diğer insanlara cazip gelecek usul ve metotlar geliştirdiler. Hilafetin saltanata dönüşmesi ile birlikte artık Kuran ayetlerine takla attırma dönemi de başlamış oldu. İndirilen Kuran ayetlerine şeksiz şüphesiz amasız ve fakatsız iman etmesi gereken insanlar bulundukları konum ve ön kabullerini Kuran ayetlerine onaylatma yarışına girdiler ve bu konuda da azımsanamayacak kadarda başarılı oldular. Mezhebini, meşrebini din edinen önemli bir kesim Kuran’ın anlaşılmasının ve yaşanmasının önün de aşılması zor bariyerler oluşturmuşlardır.

Kuran ayetlerinin hiç birisi muhatap olduğu kişi veya toplumu nesneleştirmez tam aksine onun özneleşmesini emreder. Diğer bir ifadeyle muhatabına oturuyor ise ayağa kalkmasını, ayakta ise koşmasını ondan şiddetle ister. Muhatabına bir işi bitirdin ise durup dinlenmeden hemen başka bir iş ile uğraş emrini de ondan şiddetle ister. İslam muhatabının söz ve iddialarından daha çok onun ortaya koyduğu eylem ve davranışlarına bakar. Gerek dünyevi gerek ise ahiret açısından ortaya bir ürün çıkarmayan bütün işleri boş ve lüzumsuz görür.

Şimdi konumuzla ilgili olarak birkaç ayet meallerini sizlerle paylaşalım. İlk ayetimiz sözün değil eylemin bir anlam ifade ettiğini ortaya koyan ayet: Malumunuz herkes inandım diyebilir ancak inancını hayatının ilkeleri haline dönüştürmüyor ise bu iddiasının hiçbir önemi yok iddia ettiği şey kendisinden ne istiyor ise onu yerine getirmek zorundadır.

“ İnsanlardan öylesi vardır ki hiçbir şekilde inanmadıkları halde “Allah’a ve ahiret gününe inandık.” Derler. Onlar Allah’ı ve müminleri (güya) aldatırlar. (Oysa) onlar kendilerinden başkasını aldatamazlar ve (bunun) farkına da varmazlar. Kalplerinde bir hastalık vardır. Allah’ta (bu nedenlerle) onların hastalığını artırmıştır. Yalanlamaları sebebiyle onlar için elem verici bir azap vardır.” ( Bakara- 8-9 -10)

Tarih boyunca elçilerin davetlerine ayak direyen dönemin insanları ağızlarından çıkan sözün ne anlama geldiğini ilgili davetin sadece sözle geçiştirilemeyeceğini bildikleri için bulundukları durumdan ve konumlarından asla vaz geçmemişlerdir. En son örnek olması açısından Allah resulünün muhataplarına: “La ilahe illallah” deyin ve kurtulun davetine senin bizlerden söylememizi istediğin o sözleri asla söylemeyeceğiz demelerinin başta gelen nedenlerinden birisi: O sözün hayatlarında yapacağı değişikliğin farkına varmış olmalarıdır.

Kelime’yi tevhidi söyledikten sonra kebenin içerisinde bulunan bütün putları ve onlara yüklenen misyonlarını da inkâr etmesi gerektiğini ve sadece yerde ve gökte tek ilah olarak Allah’a teslim olması gerektiğinin de farkına varıyordu. Elçinin benden söylememi istediği sözü söylerim sonrada eski hayatıma devam ederim diye asla düşünmemişlerdir.

Kelimeyi tevhit ile hem zihnindeki pislikleri hem de sosyal hayatında ki bütün pislikleri terk edip arınıyorlardı. Bundan dolayı da kısa bir zaman diliminde az bir topluluk sayıca kendilerinden çok daha kalabalık topluluklara üstün gelerek yeni bir medeniyet kurmayı başarmışlardır.

Günümüz Müslüman coğrafya halklarının bu gün hayatın hiçbir noktasında belirleyici olamamasının nedeni: Ağızlarından çıkanı kulaklarının duymamasıdır. Ağzıyla Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed Onun son elçisidir demesine rağmen bu insanlar Allah’ın hükümlerini terk edip kendileri gibi birer insan olan yaratılmışların aklının ürünü olan kapitalist, sosyalist, Sekiler ve sözüm ona demokratik sistemleri kabul edip yaşamanın dinleri açısından bir mahsurunun olmadığına ya inanmışlar ya da inandırılmışlardır. İşte Mekkeli müşrikler bundan dolayı hem Müslüman hem de başka bir şeyin aynı anda olmasının mümkün olmadığını, olamayacağının ta başın da farkına varmışlar ve bir kısmı ayak diremeye devam etmişlerdi. Bu gün kelimeyi tevhidi söyleyen insan çok. Ancak söylediklerini doğrulayan ve ona uygun yaşayan insan sayısı çok az.

Yüce İslam’ın sadece söze ve vicdanlara indirgenmesi sonucun da din insanoğlunun hayatından kovulmuştur. Ne yazık ki günümüz insanının dini başka yaşadığı hayat başka oysa din bir yaşam biçimidir. Ne yaşıyor iseniz dininiz de odur. İnandığınızı yaşamaz iseniz yaşadıklarınızı bir zaman sonra din zannedip kendinizi aldatırsınız.

Kuran ayetlerinin muhataplarından mutlaka bir eylem ve davranış ortaya koymasını diğer bir ifadeyle pasif iyi değil aktif iyi olmasını onlardan isteyen ayrıca sorulan sorulara cevap veren ve Kuran’a sorular soran onunla konuşan, anlaşan, anlayan ve anladıklarını ise hayatına yansıtan bir kişilik inşası oluşturur. Kuran okumalarımız bizlerde böyle bir kişilik inşa etmiyor ise: Bizler sadece kutsal bir metni seslendirmiş olmaktayız ki Kuran’ın indiriliş gayeleri içerisinde böyle bir okumanın olmadığını söylemenin hiçbir mahsuru olmasa gerekir.

Bir ayet meali daha paylaşarak yazımızı sonlandıralım inşallah. “ Onlara ( düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki onunla Allah’ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve ondan başka sizin bilemediğiniz, Allah’ın bildiği diğerlerini korkutursunuz. Allah yolunda ne infak ederseniz (verirseniz) size eksiksiz ödenir; siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal- 60)

Ayetin amaç ve maksadı, düşmana karşı saldıran olmayı değil, hazırlıklı olmayı iman edenlerden istemektedir. Yüce Allah düşmana karşı o günün teknolojisine ve şartlarına göre güç hazırlamanın gerekliliğine değinmekte ve tarihsel şartları içeren, ancak bütün zamanları kapsayacak evrensel bir hükme değinmektedir. Bu durum saldırganlığı dışlarken, düşmana karşı savunma gücünü hazır etmeyi, dahası karşı tarafı caydırmayı sağlayacaktır.

Son üç yüz yıldır Kuran’ı indiriliş gayesinden uzak ve hatalı okuyan Müslüman aleminin neticesinde insanlık adına ürete bileceği hiçbir kalmamıştır. Zira okudukları Kuran ne hayatlarını okuyor ne de hayatlarına dokunuyor. Böyle olunca da rakipleri karşısın da maddi ve manevi açıdan psikolojik men geri kalmışlığı ve yenilgiyi kabullenmek zorun da kalmışlardır. Batı ve batılın temsilcileri Hz. İsa (as)  dan üç yüz sene sonra ortaya çıkan Hristiyanlığı terk ederek her açıdan rakiplerine üstünlük sağladılar. Bizler ise yüce İslam ve onun tek kaynağı Kuran’ı terk ederek bu günkü acınası hallere düştük.

Yukarıda mealini verdiğim (Enfal -60) bu ayeti her gün mukabele okuyanlar, yüz binlerce hafızlar ve dinleyen insanlar bir de merak edip bu ayetin ne demek istediği üzerinde yoğunlaşsalardı bu gün Müslüman âlemi bu halde olur muydu? Zalim İsrail an itibariyle( yirmi dört ocak iki bin yirmi dört) dünyanın! Gözü önünde soykırım yaparak yirmi altı bin Müslümanı katledip altmış dört binini de yaralayıp bir bu kadarında en kazların altına göme bilir miydi?

Kuran’ın içeriğinden ve mesajından habersiz olarak yaşamlarına devam eden Müslüman coğrafya halkları sonuçta duvara toslamışlardır. Bu dünyada kendilerine izzet, şeref ve devlet vadeden Kuran’dan yeteri kadar nasiplenmeyenler bilsinler ki Allah’ın son elçisi dirilme günün de onlardan şikâyetçi olacaktır: “ Zikr (Kuran) bana geldikten sonra  (o kişi) beni şüphesiz (Kuran’dan)saptırmıştır. (meğer) şeytanlaşmış olanlar insanı yüzüstü bırakırmış.  O gün elçi şöyle diyecektir: “ Ey Rabbim! Kavmim bu Kuran’ı yalnız bıraktı.” (Furkan-29-30)

Şikâyete konu olanlardan olmamak dilek ve temennisiyle başka bir yazı da buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir