GenelYazarlardanYazılar

TEMEL REFERANSI “BATI” OLAN TÜRKİYE’YE –(ABD-AB)’nin Farklılaşan Bakışlarının Yansımaları-

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, o dönemdeki konumu ve misyonu, I. Dünya Savaşı’nın devamı II. Dünya Savaşı sonrası “vesayet”in İngiltere’den Amerika’ya geçmesinin akabinde yaşananlar ve 1980’li yıllarla birlikte gündeme gelen “küresel ve bölgesel değişim süreci”nde yenilenen Türkiye’nin konumu ve misyonu…

Değişen şartlar ve yeni denge arayışı sürecinin kritik/stratejik öneme sahip ülkesi olarak kabul edilen Türkiye, malum “Proje”nin stratejik bir parçası olarak, tam anlamıyla, “sistem-içi” bir değişim ve dönüşüm süreci yaşamaya başladı… Aslında 24 Ocak 1980 kararlarıyla “küresel kapitalist sistem”e entegre edilen Türkiye, -gerçek misyonu doğru okunamayan- 12 Eylül 1980 darbesiyle açılan alanda Turgut Özal-ANAP ile yeni döneme ,bir Proje’nin önemli bir unsuru olmaya hazırlanmaya başlamıştı.1984-1987 aralığında ANAP’ın ekonomik ve siyasi düzlemde yaptıkları birçok kesimi şaşırttı.En çok da ‘kendilerini İslam ile tavsif eden’ geniş bir kesimin hatalı okumalarını derinleştirdi, “sistem -içi” mücadele yöntemine eğilimlerini hızlandırdı.Hem de İran’da yaşanan ve İmam Humeyni’nin damgasını taşıyan malum “Siyasi devrim”e rağmen sistem-içi değişim ve dönüşüm süreci, -1991 ile 2002 arasındaki fetret dönemine rağmen- hızlanarak ve Proje dahilinde boyutlanıp-derinleşerek devam etti.Bir bakıma fetret dönemi de söz konusu sistem içi değişim ve dönüşüm sürecinde önemli işlevlere sahipti.Kendilerini rejimin sahibi olduklarını zanneden eski Türkiye unsurları (TSK’nın bir kesimi, yüksek bürokrasi ve (radikal)laik-Atatürkçü kesimler…), bahsekonu dönemde, değişen şartlara paralel olarak kendilerini yenilemelerinin kaçınılmaz gerekliliğinin farkına varamamışlardı.Aynı zamanda, “Muhafazakar”, Liberal, sol çevrelerin değişim konusundaki “ortak dilleri”ni de bölgesel ve küresel düzlemde bir yere oturtamamışlardı.

Oysa söz konusu dönemde, değişim tartışmalarının etkisi giderek toplumun her kesimine, bir şekilde, yansımaktaydı.Ve arka planda malum proje’nin yer aldığı (ılımlı)Laiklik ekseninde yeni bir ideoloji kurgulanmaktaydı.Özü, Müslümanların değerleriyle (sözde evrensel)Batılı değerleri telif eden “Ilımlı İslam” gibi eklektik, çeldirici, saptırıcı bir ideolojiydi, bu.Ki belirli bir geçiş döneminden sonra da “sistem-içi”mücadele, Ilımlı laik kesim ile Radikal/Jakoben laik unsurlar arasında yaşandı ve halen de -“ABD’nin dostları” denilen unsurlar değişse de- devam etmektedir.Hatırlarsak, “sistem-içi” mücadelenin ikinci döneminde iki evreden söz etmek mümkündür.

Bunlardan I.’si(2002-2009/2011)aralığı, II.’si ise (2011/2015-…)olarak tespit edilebilir.Ve -Küresel güçler/ABD’nin strateji değiştirmesiyle gündeme gelen- II.evre, gerçekten doğru okunması gereken kritik evredir.Zira bu dönemde yaşanılanların arkaplanı doğru okunmadığı takdirde neler olabileceğini, konunun taraflarının nasıl derin çelişkiler yaşadığına hep beraber şahit olduk…

ABD’nin strateji değiştirmesi ile birlikte önce bazı kavramlar yeniden tanımlandı.Özellikle “terör”ve “demokrasi” kavramlarına öyle tanımlar yapıldı ki bölgemizdeki “demokratlar” bile Batı’ya demokrasiye “saygı” tavsiyesinde bulundular.     Çifte standartın nelere mal olacağını Batılılara öğretme cüretinde bulundular.Hem de Türkiye gibi ülkelerin “demokrasi”ye hazır olup olmadığını tartışan, üst perdeden dem vuran kesimlerde vardı bunların arasında….Hele ABD, bir”terör” tanımı yaptı ve bu yeni tanımı, algı yönetimi ve manipülasyon teknikleriyle küresel düzlemde, büyük oranda, benimsetti ki gerçekten bu süreci analiz etmeden geçmemek gerekirdi…Ama öyle olmadı.Tam tersine söz konusu algı ile gerçeklerin arasının bu kadar açıldığı bir süreci, daha çok kendilerini aydın, entelektüel, akademisyen-bilim adamı olarak niteleyenler sahiplendi.Keza ABD, her zaman yaptığı gibi, farklı misyonlarla ürettiği/alan açtığı bir terör örgütü(DEAŞ) ile güya savaştırdığı PKK/PYD’yi meşrulaştırarak kendisine, bölgede, bir “Kara Ordusu”/Paralı Asker haline getirdi.Ve bununla da kalınmadı tabii.Malum Proje dahilinde bölgedeki “Kontrollü Demokratik Değişim” stratejisi’ni “demokratik, demokratik”, “Kaos”stratejisi”ne dönüştürdükten sonra, daha önce ‘demokrasisini geliştiren ülkeler’ olarak tanımladıklarını “diktatör” ilan ederken,değişim sürecine soktukları diktatörlükleri, darbe yönetimleriyle öne çıkarmaya/destek vermeye yöneldiler.Ki “yeni Türkiye” gerçekliği bu bağlamda kritik gelişmelerle karşı karşıya kaldı.

Bir yol ayrımına gelen “Yeni Türkiye”, kendi güvenliği ve geleceği için, sistem-içi bir çıkış arayışı/kendi stratejisi’ni oluşturma zorunluluğunun gereğini yapmaya başlayınca ABD ve AB’nin hedefindeki ülke haline geldi.(2011-2015)arasında Suriye’de yaşananlar ve Irak-Suriye ekseninde oluşturulmaya çalışılan “Terör Koridoru”na  karşı operasyonlar ve harekatlar yapan yeni Türkiye, ‘terör ile işbirliği yapan ülke’ propagandasıyla karşı karşıya kaldı.Terör örgütleri ve onların siyasi uzantıları tarafından bile (ılımlı)Laik-Demokratik Türkiye, hedef haline getirildi.Daha net bir ifadeyle çevrelenmeye, diz çöktürülmeye çalışıldı.Bunlardan bir sonuç alınamayınca da rejimin tüm kurum ve kuruluşlarına yerleştirilmiş olan NFETÖ’nün arkaplanda olduğu kalkışmalar “yeni Türkiye”nin gündemine geldi: Gezi olayları, 17/25 Aralık Yargı darbesi ve sonrasında 15 Temmuz 2016 darbe girişimi…Ve başarısız darbe girişimi sonrası “sistem-içi” güç ve iktidar mücadelesinin taraflarının pozisyonları ve dış destekleri neredeyse tersine döndü:

“Bir ABD Projesi AK Parti” gerçekliğinin yerini, fiili olarak, “Bir ABD Projesi ‘Muhalefet Bloku’” gerçekliği aldı.Lakin bu gerçekliği malum bir kesim kabul etmiyordu.Kabul etmemekle de kalmıyorlar, “Algı yönetimi ve manipülasyon” tekniklerinin, -dış ve iç muhalefet’in- sistematik kullanımlarıyla karşı karşıya kalınıyordu.Ve bu süreçte “Bir ABD Projesi ‘Muhalefet Bloku’” , AK Parti/Cumhur İttifakı’nı, hala FETÖ ile işbirliği, teröre destek ve zaman zaman da suçlamaların dozunu kaçırıp Amerikancılıkla suçlayabiliyorlardı…Bizim gibi “sistem-dışı” bir duruşa sahip olanların bile “pes,artık!” dedikleri bir “sistem-içi” mücadele/savaş yaşanmaktaydı…

Belirli bir dönemden sonra, referandumla kabul edilen ve kısmi anayasa değişiklikleriyle gündeme gelen “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”/ “Başkanlık Sistemi”ne karşı muhalefet, “demokratik” söylemlerle devam ediyordu.Aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan’ın istifa etmesi isteniyor, “erken seçim” söylemleri olur olmaz seslendiriliyordu.Bu arada “yeni Türkiye”/AK Parti hükümeti de -geriye doğru okuma yapıldığında anlaşılacağı üzere- değişen şartlarının kendisine açtığı alanı kullanarak proje ve hizmet esasına dayalı mücadelesine devam ediyordu.Ve bu mücadele ,denge/dengeci dış politikayla sınırların dışına taşan operasyonlarla da Türkiye vizyonunu netleştirmekteydi.

ABD ve AB’nin ambargoları, yaptırımları, küresel ekonomik sistemin açtığı alanda, her  fırsatta yapılan “dolarizasyon” sıkıştırmalarıyla yeni “Türkiye, düşürülemeyince/diz çöktürülemeyince ABD başkanı Biden’ın ifadesiyle, geçmişte olduğu gibi darbelerle değil, “demokrasi ile” hizaya getirilecekti.Ve bu da “dış ve iç dostlar”ın ortak çalışmalarıyla gerçekleştirilecekti.Ama yine olmadı.ABD’nin bir çok alanda ki başarısızlıklarından biri de 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimleriyle, net bir şekilde belirlenmiş oldu…Seçim sonrası kutlamalar, beklenilen Türkiye dostlarının yanı sıra, ilginç bir uslup ile ABD başkanı ve AB ülkeleri yetkilerinden de gelmesi,bir anlamda, “yeni Türkiye”ye yönelik yeni bir farklı bakışın netleşmesi süreci olarak da okunabilirdi.Ki başka çareleri de yoktu.Salgın hastalık süreci, küresel enerji ve gıda krizi, ABD-İngiltere’nin tetiklediği stratejik bir savaş olan Ukrayna-Rusya Savaşı/Operasyonu, Kafkasya’daki gelişmeler, Ortadoğu ve Afrika’daki “yeni denge arayışı” eksenindeki stratejik değişimler… Tüm bunlar “yükselen güçler” karşısında güç kaybedenlerin başında yer alan ABD ve AB’yi yeni bir karara zorluyordu.

Foreign Policy’nin haberinde vurguladığı, “Brezilya, Türkiye, Hindistan, Endenozya, Suudi Arabistan ve Güney Afrika, dünyanın jeopolitik dengelerini değiştirme kabiliyetine sahipler ve hiç olmadığı kadar güçlüler…” tespitlerinin ötesinde ABD Genelkurmay Başkanı’nın şu ifadeleri de düşündürücüdür: “Bazı bölge ülkeleri kendi coğrafyalarında oynadıkları rolü arttırmaya başladı ve ön plana çıkmaları işleri karmaşıklaştırıyor.Bazıları “süper güç” statüsüne talip olabilirler”… Bu çerçevede, NATO üyesi “eski Türkiye”den NATO üyeliği tartışılan “yeni Türkiye”ye stratejik olarak önemli adımları ve vizyonu olan Türkiye gerçekliğini doğru okumak zorundayız.Aksi takdirde “Türkiye Yüzyılı” başlığının altını doldurmakta zorlanılacaktır.

“Türkiye Yüzyılı”, ilk bakışta, hatalı bir tanımlamayla, bir partinin vizyonu olarak okunabilir.Ve Türkiye’de yaşanan “sistem-içi” güç ve iktidar mücadelesinin geldiği aşamada böyle bir tanımlamayı akla getirmektedir.Ama kesinlikle öyle değil.

Refaransı Batı olan Cumhuriyet’in ilk kuruluş yıllarında, o zamanki konjonktür gereği, nasıl Cumhuriyet Halk Fırkası’nın temsil ettiği zihniyet ve yöntem öne çıktıysa, değişen şartların açtığı alanda da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın son versiyonu öne çıkmaktadır.Hem de o dönemde, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na devletin inşa sürecinde fırsat verilmediği halde, yeni dönemde “eski Türkiye” unsurlarına ,-yeni şartlara paralel- değişim ve dönüşüm imkanı verilmiş/alan açılmış olmasına karşın sonuç, bu şekilde, ortaya çıkmış gözükmektedir.

Ve gelinen bu aşamada gündeme gelen “Türkiye Yüzyılı” kabinesinin ve süreç içerisinde evrime uğrayan yeni Türkiye’nin “derin yapısı” ‘nın vizyonu, gerçekten dikkat çekicidir…

Yeni Milli Güvenlik Kurumu(MGK) toplantısı sonrasında yapılan açıklamadaki vizyon, Türkiye’nin, değişim ve dönüşüm süreçleri sonrasında geldiği yeri ve misyonunu ortaya koyar niteliktedir :

1)…Türkiye yüzyılının başlangıcı olan yeni dönemde de ülkemizin güvenliğini, huzurunu ve refahını sağlamaya yönelik adımların aynı kararlılıkla atılmasına devam edileceği vurgulanmıştır ;

2)PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere Milli birlik ve beraberliğimize, bekamıza yönelik tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve “yurt dışında” azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında kurula bilgi verilmiştir;

3)Suriye toprak bütünlüğünün muhafazası ile barış ve istikrarın tesisinin terör örgütlerinden temizlenmesi ile mümkün olacağı belirtilmiştir;

4)Kosova’da artan gerilimin, bölgedeki hassas dengeleri bozabilecek bir krize dönüşmesine fırsat verilmemesi maksadıyla diyalog ve istişare süreçleri devam ederken ülkemiz tarafından bölgeye verilen desteğin önemi vurgulanmıştır;

5)Rusya ile Ukrayna arasındaki süren savaşın bölgeye yönelik riskleri arttıran etkileri üzerinde durulmuş, Türkiye’nin, çatışmalara son verilerek barış görüşmelerine başlanılması ve küresel gıda güvenliğinin sağlanması çabalarına katkı sunmaya devam edeceği belirtilmiştir;

6)Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki diyalog sürecinde kaydedilen ilerlemeden memnuniyet duyulduğu ifade edilmiş, hakkaniyete uygun bir çözümün hem Kafkasya’da kalıcı barışın tesisine esas teşkil edeceği hem de küresel istikrara önemli katkılar sağlayacağına işaret edilmiştir;

7)Sudan’da çatışan taraflar, bir an evvel kalıcı ateşkes ilan ederek geçiş sürecinin kazanımlarını korumaya ve meseleleri uzlaşma yoluyla çözüme kavuşturmaya davet edilmiş, Türkiye’nin Sudan’da barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik tüm çabalara bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her türlü desteği vermeye hazır olduğunun altı çizilmiştir.

Önemli Not: 

Azerbaycan’ın, Osmanlı sonrası yaşadığı işgalin akabinde yaşadığı süreç, 1990’lı yıllardan sonraki bölgedeki gelişmeler döneminde, bağımsızlığını ve mevcut topraklarını koruma çabaları, ciddi zorluklar ve sahipsizlikle malul kaldığı bilinmektedir.Ancak değişen şartların açtığı alanda (ılımlı)Laik demokrat Türkiye’nin gerçekleştirdiği hamlelerden biri de Azerbaycan’a tam destek vermiş olmasıdır.Ve Karabağ’ın işgalden kurtarılmasından sonra Nahçivan üzerinden, Zengezur Koridoru’yla Türkiye ile Azerbaycan’ın kara yoluyla birleştirilmesi gündemdedir…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı