GenelYazarlardanYazılar

“TÜRKİYE YÜZYILI” Vizyonu ve “Muhalefet Blok”u

Küresel düzlemde değişen güç dengeleri ve yeni denge arayışları, hızlanarak, devam etmektedir. “Vekalet savaşları” ile “Hibrid savaşlar”la “nükleer savaş” tehditleriyle… Ve yeni dönemde, “güç”ün Batı’dan Doğu’ya doğru kaymakta olduğu gerçekliğinin tüm tezahürleriyle karşı karşıya kalınmakta, -“Müslim”lerin söz sahibi olamadığı- ideolojik ekseni ve reel-politik duruşu ile Batı referanslı bir dünyada böyle bir süreç yaşanmaktadır.

Şüphesiz ‘sistemi kuran sistemi yönetir!’. Lakin değişen dünya ve bölge dengelerinde, -tüm kurum ve kavramları ile- kurulu bir sistem/düzenden söz etmek de pek mümkün değildir. Evet, hala, eski düzenin kurum ve kuruluşları üzerinden uluslararası ilişkiler yürütülmeye çalışılmaktadır… Ne var ki bu çok önemli gerçeklikten, kimileri habersizmiş gibi davranmaktalar… Sistem analizi gerektiren konularda bile “kişi merkezli” okumalarla değerlendirmeler yapılmakta ve yaşanan süreci dikkate almayan çözümler ortaya konulmaya devam edilmektedir. Oysa, -“yüzyılda bir” yaşandığı söylenen- küresel değişim süreci ile karşı karşıyayız. Ve tüm değerlendirmelerimizde bu gerçekliği göz önüne alma zorunluluğumuz var. Yeni denge arayışının nereye doğru evrildiğini de dikkate almak durumundayız, değerlendirmelerimizde/analizlerimizde. Zira eski düzen hızla değişiyor… Eski düzenin kurucuları hızla güç kaybetmekte, buna karşın, yükselen güçler ise bölgesel ve küresel düzlemde, süreç içinde kendilerini hissettirmekteler. Öyle ki henüz konumu ve misyonu “netleşmemiş” gözüken güçlerin (Hindistan gibi) yanında, yeni konumu ve misyonuyla potansiyel gücü sahaya yansımaya başlayan (yeni Türkiye) gibi güçler de dikkatle izlenmektedir. Zira, özellikle yeni Türkiye, -Tarihi ve stratejik derinliği ile- kaygı oluşturmakta, dolayısıyla ABD ve Avrupa’nın yaptırımları ve sıkıştırmalarına maruz kalmaktadır…

Malum olduğu üzere, yeni dünya düzeni arayışlarının tarihi çok daha gerilere gitmesine karşın 1980’li yıllardan sonra konuyla ilgili tartışmaların yoğunlaştığı söylenebilir… Ve o günden bugüne, Avrupa/AB, küresel bir güç olma yolunda stratejik adımlar atamadı… ABD’nin hızla güç kaybına karşın Çin’in(tartışmalı) hızlı yükselişi, özellikle ideolojik düzlemde çelişkilerle malül gözükmektedir… AB’den ayrılan İngiltere’nin, ABD ve Çin ilişkilerinin nasıl şekilleneceği konusunda da farklı yaklaşımlar söz konusudur. Güvenlik Stratejisi belgesinde Çin’i “düşman” olarak niteleyen ABD’nin gerek Avrupa ve gerekse de Rusya ile ilişkilerinde inişli çıkışlı bir süreç de devam etmektedir… Özellikle de Afganistan’dan sonra Ukrayna’da da ABD-Rus ilişkilerinin farklı bir düzlemde gelişmesi ise bölgede ciddi belirsizlikleri gündeme taşımış gözükmektedir. Ancak, söz konusu bölgede küresel güçler arasındaki ilişkilerin niteliği hususunda bir netleşmeden söz etmek de henüz mümkün değil. En önemlisi de ABD ve AB için olduğu gibi Çin ve Rusya açısından da stratejik olarak vazgeçilmez bölgesel bir güç olan “yeni Türkiye”, sistem içinde meşruiyet arayışı zemininde “denge politikaları” ile dikkatli adımlar atmakta ve süreç içerisinde kendi stratejisini oluşturmaya gayret etmektedir… Yani küresel mimaride bozulan güç dengelerinin yerine yeni güç dengesi oluşturma süreci devam ederken, yeni dönemde, adeta, “ben de varım” demektedir “yeni Türkiye”.

Öte yandan, II. Dünya savaşı sonrası ikiye bölünüp, askeri gücü kısıtlanarak, kontrol altına alınan, ancak her şeye rağmen ekonomik gücüyle öne çıkan Almanya ile Fransa’nın liderliğiyle bir Avrupa projesinden söz etmek artık çok zor. Hatta AB’nin geleceği tehlikede. ABD’yi dengelemek üzere Rusya ile ilişkilerini şekillendirirken yaptığı hataların sonuçlarıyla karşı karşıya Kıta Avrupası… Enerjide Rusya’ya bağımlı hale gelen Avrupa/AB, ABD-İngiltere’nin Ukrayna’daki jeo-stratejik hamleleriyle birlikte ciddi açmazlarla karşı karşıya kalmış durumda. Değişen şartlarda stratejik önemi hızla artan Türkiye gerçekliğini de yeterince önemsemeyen AB, enerji konusunda olduğu gibi güvenlik mimarisinde de ciddi açmazlarla yüz yüze gelmiş durumda…

Tekrar hatırlatmak gerekirse siyaset/politika, hayatın tüm boyutlarında, bir yönetim biçimi olarak kritik öneme sahiptir… Siyaset, sorunların çözümü için olmazsa olmaz öneme sahiptir. Kısa erimli çıkar kavgalarının ötesindeki anlamıyla “yüksek siyaset”, belirli bir dünya görüşünün ilkesel ve ahlaki esasları çerçevesinde bir büyük “paylaşım” sürecidir… En önemlisi de siyaset, son planda, otoritenin kime verildiği gerçekliğinin hayatın tüm boyutlarına yansımasını sağlayan bir sistematik olarak karşımıza çıkmakta ve geri dönüşsüz sonuçlar doğurmaktadır…

“TÜRKİYE YÜZYILI”…

Değişen dünya ve bölge şartlarında “Türkiye’nin Yüzyılı” Vizyon Belgesi ne anlama gelmektedir? “Sistem-içi” mücadele sürecinde hızla 2023 seçimlerine doğru yol alan Türkiye’de söz konusu belge ve arka planına karşın “Muhalefet Blok”unun bir vizyonu, buna paralel projeleri ve bir programının olduğu henüz söylenemez. Gelinen aşamada “Muhalefet”in, “Algı yönetimi ve manipülasyon teknikleri” ile “suni hedefine” ulaşmak niyetinde olduğu tespitini yapmak mümkündür. Aynı zamanda muhalefetin gerçek bir hedef ortaya koyduğunu da iddia etmek çok zor!

Bilindiği üzere, “Türkiye Yüzyılı” vizyon belgesi, (ılımlı) Laiklik ekseninde oluşturulan malum ideolojik perspektifle, adeta bir “çağrı” olarak sunulmaktadır. Ve bu çağrının sadece Türkiye coğrafyasındakilere yönelik bir çağrı olmadığı, bir “kültür havzası”nı (“Türk Devletleri Teşkilatı” ve “Müslüman Devletler Birliği”…) hedefleyen vizyoner ve “tarihi ve stratejik derinliği olan” bir çağrı olduğu da gözden kaçırılmamalıdır…

Küresel ve bölgesel değişim sürecinin dinamikleriyle birlikte gündeme gelen yeni Türkiye’ye yönelik operasyonlara Pandemi şartları ve Ukrayna-Rusya Savaşı’nın olumsuz yansımalarının da eklenmesiyle, -küresel çaptaki gıda ve enerji krizinin yansımaları- beklentilerin ötesinde derin bir krizi Türkiye’nin gündemine taşıdı. Ve bu krizin yalnız yönetimin hataları ile izah edilebilecek boyutlarının ötesinde bir niteliğe sahip olduğunun da altını çizmek gerekir… Hem de bu kriz, 2002-2009/2011 döneminde, -malum küresel güçlerin desteğine sahip “yeni Türkiye” / AK Parti’nin- eski proje ortaklarının koordinasyonundaki iç ve dış muhalefetin ortak yapımı bir arka plana sahiptir. Küresel güçlerin strateji değişimi sonrası, eski ortaklarından bekledikleri duruşu göremeyen malum odaklar, bu kez de -CHP ve HDP öncülüğündeki- “Muhalefet Blok”unu destekleme kararlarını açıkça deklare etmişlerdir. Ne var ki bu açık desteğe karşın, -geçmişte isabetli okumalarla- “AK Parti bir ABD projesidir” diyenler, yeni şartlarda “ ‘Muhalefet Blok’u bir ABD projesidir.” demekten kaçınmaktadırlar. Türkiye’nin bir yol ayrımında, gelecek ve güvenlik kaygıları ile girdiği zorunlu kulvarda ‘kendi stratejisi’ni oluşturma çabasına, malum küresel güçlerin bakış açısı ile ‘Muhalefet Blok’u perspektifi, neredeyse aynileşmiştir. Adeta benzer söylemlere sahip gözükmekteler. Ve bu açık ve net “gayri ulusal” duruş, geçmişteki “radikal Batıcılar”ın “ilginç” duruşlarına benzemektedir…

‘Muhalefet Blok’unun algı yönetimi ve manipülasyon teknikleriyle meşrulaştırmak istediği bu duruş, gerçekten anlaşılması zor olduğu gibi ciddi açmazları da içinde barındırmaktadır. Ve kitleleri yönlendirmek üzere kullandıkları algı yönetimi tekniklerini de öne çıkardıkları kavramlarla (“Adalet”, “Özgürlük”, “Liyakat”, “Demokrasi”…) ilgili kitleleri/toplumu aldatmak istedikleri de çok açıktır. Zira söz konusu kavramlarla topluma verdikleri vaatlerin, yönetimdeki kişi ve/veya partilerin değiştirilmesiyle gerçekleştirilebilecek içerikte olmadıkları çok açıktır… Bu vaatlerin gerçekleşebilmesi için ‘yapısal reformlar’ gerektiği gibi toplumsal mutabak ile birlikte bir sürece de ihtiyaç olduğu bilinmektedir…

İddiaların aksine, deklare edilen vaatlerin, Avrupa/ABD Mega Marketlerinde satılan şeyler olmadığı herkesin malumudur…

Ezcümle, “sistem-içi” bu mücadelenin bu kritik aşamasında, “Muhalefet Blok”u, iç ve dış güç odaklarının desteği ile oluşturdukları “Algı yönetimi ve manipülasyon teknikleri”nin gerektirdiği her türlü araçlara (Medya ve sosyal medya organlarına) sahip güçlü bir koalisyonla “hedefleri”ne doğru ilerlemekteler. Buna karşın “eski Türkiye”-“yeni Türkiye” mücadelesinin baş aktörü AK Parti/Cumhur İttifakı, tüm açmazlarına rağmen toplumun önüne somut plan ve proje ile geleceğe yönelik “vizyon belgeleri” ile çıkmaktadır… Türkiye’nin “güvenlik ve gelecek kaygısı” ile yeni bir “dünya dengesi” arayışı sürecinde güçlü adımlarla yoluna devam etmektedir…

Seçim sath-ı mahalline girildiği bir süreçte daha köprülerin altından çok sular akacaktır. Ancak, gerek yeni bir dünya ve bölge dengesi arayışı ve gerekse bu sürecin Türkiye’ye yansımaları, -malum sapkın ideolojisi ekseninde- temel dinamikleriyle devam edeceğe benzemektedir… Tabii ki “Doğrusunu Allah bilir!”

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir