GenelYazarlardanYazılar

Vahyin Kaynağında İnsan Unsuru Görme Sapkınlığı!

İnsanı yaratan Allah hemen peşinden ona gönderdiği vahyin ne anlama geldiğini okuyacak, anlayacak ve aktaracak aynı zaman da yaşayacak kabiliyet ve kapasiteyi de ona vermiştir. Yine ona beyanı ve açıklamayı öğreten yüce rab yaratılmışlar içerisinde başka hiçbir canlıya vermediği nimetler ile onu donanımlı kılmıştır. İlk insana verilen bu özellik son saate ram ah kalana kadar bütün bir insanlık için Allah’ın değişmez bir yasası olarak devam edecektir. Anlamadım, anlatamadım aktaramadım ve yaşayamadım gibi olası bir mazeret onun kurtulması için yeter bir sebep olmayacaktır. İlahi vahyi ilk olarak anlamamaktan gelen veya yanlış anlayıp yorumlayan, şeytan bu yaptığının karşılığı olarak yüce yaratıcı tarafından gerekli cezaya çaptırılarak ilahi rahmetten ebediyen mahrum bırakılmıştır.

Yine aynı şekilde şeytanlaşan ve şeytanın adımlarını takip eden her ins ve cin içinde sonuç aynı olacak. Zira bu durum Allah’ın yasasıdır ve onun yasasında da hiçbir değişiklik olmayacaktır. An itibariyle şeytan ve şeytanlaşmış olanlar mesailerine devam etmekteler onlar için ne haftalık ne de yıllık izinler söz konusu değildir. Temsil ettiği kurum ve oluşumdan emekli olsalar bile çalışmalarına ara vermeksizin devem etmektedirler. Bunların en yoğun çalışma alanları Allah’ın dini, O’nun son kitabı yüce Kuran, son elçi veya elçileri birde ne yer de ne de göklerde Allah’tan başka ilah tanımayan teslim olmuş Müslüm ve Müslim’elerdir.

Bu amansız mücadele ilk insanın neslinin var edilmesiyle başlamış olup halen de devam etmektedir. Mücadele alanının Allah’ın var veya yok oluşu ile ilgisi olmayıp. Kendilerine hakikat geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düşüp kendi benliklerini ön plana çıkarmış olmalarıdır. İlk insan ve ilk elçi olan Adem (as) ın yaratıldığı ve kendisine akıl ve sorumluluk verildiği sahneyi bir göz önüne getirelim.

Allah, melekler, şeytan ve insan arasında geçen bu sahnede şeytanın kaybetme nedeni ilahi vahyi eleştirile bilir olarak görmesinden kaynaklandığı herkesin malumudur. Oysa ilahi vahiy tartışılmaz eleştirilmez ve sadece işittim, iman ettim ve dönüşüm de sanadır demek suretiyle tam bir teslimiyeti gerektirir. Bu konuda siz kıymetli kardeşlerim ile şu ayeti paylaşmak istiyorum

“ Yemin olsun ki bu Kuran’da insanlar için her türlü örneği sayıp dökmüşüzdür. Nankör aynı zamanda inkâr edip kâfir olan insan tartışmaya en çok düşkün olandır.”            ( Kehf – 54) Bu ve buna benzer mesajlara Kuranın diğer ayetlerinde de rastlamak mümkündür. İlahi vahiyle özelliklede yüce Kuran ile baş edemeyeceklerini anlayan şeytan ve yandaşları önce ortak bir noktada buluşacaklarını zannederek vahyin kendisine indirildiği elçilere her insanın zaaf duyacağı varlık sahibi olma ve kadın, makam şan şöhret gibi teklifler sunarak elçileri yollarından döndüre bileceklerini düşündüler.  Ancak aldıkları şok cevapla tabiri caiz ise ters köşe oldular. Sizin dininiz size benim dinim bana, siz yolunuza ben yoluma. Cevabını olan şeytan ve yandaşları bu sefer yol ve yöntem değiştirerek daha zalim ve akıllara ziyan iftiralar üretmeye ve gündem de tutmaya başladılar.

Son örnek olması açısından yazımıza konu olan vahyin kaynağında insan görme sapkınlığının en önemli temsilcisi Mekkeli müşrikler ve günümüz sekiler, laik, sözüm ona demokratik sistemin ve Allah’a başkaldıran şeytan ve dostlarının temsil ettiği sapkın aynı zaman da şaşkın ideoloji, fikir ve sistemlerin uygulayıcıları ve uygulanmasında yardımcı olan her insan ve insan topluluklarıdır. Günümüz de dünyayı saran ateş ve zulmün daha da artmasını sağlayan insan aklının ürünü olan bu sistemler bünyelerin de ilahi ve vahyi olan hiçbir şeyin en ufak kırıntılarını bile bünyelerinde bulundurmazlar ve buna da müsaade etmezler.

Gerek kitap ehli gerek ise Mekkeli müşrikler gerek ise günümüz müşrikleri Muhammed (as)ı ve vahyi kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanımaktadırlar. Muhammedül emin sıfatını verenlerde yine onlardı. Fakat vahiy söz konusu olunca bütün söylemlerinden çark ettiler. Bu ani ve hızlı u dönüşünün nedenlerinin başında vahyi kendilerine ulaştıran bu insanın yine kendileri gibi bir insan olduğunu ve Allah’ın ona hiçbir şey indirmediğini iddia ediyor olmalarıydı. Onların bu iddialarını yüce Allah şöyle dile getirmektedir.

“inkâr eden kâfirler Allah’ı gereği gibi tanımadılar; çünkü “ Allah hiçbir insana hiçbir şey indirmemiştir!” De ki: “ Musa’nın insanlara bir nur(ışık) ve rehber olarak getirdiği, kâğıtlara yazıp istediğinizi açıkladığınız, çoğunu gizlediğiniz ve sizin de atalarınızın da bilmediği şeylerin size öğretildiği Kitabı kim indirdi?” De ki: “ Kitabı indiren Allah’tır; sonra onları bırak daldıkları batılda oyalana dursunlar!” ( En’am- 91)

Konumuzla ilgili birkaç ayet meali daha vererek yazımıza devam edelim. Bu ayetlerden birinde şöyle buyurulmaktadır: “ Şehir halkı elçilere “Siz de ancak bizim gibi birer insansınız” Rahman(size) herhangi bir şey indirmemiştir; siz sadece yalan söylüyorsunuz” demişti. (Yasin-15) Konuyla ilgili başka bir ayet ise: “ Onlar cehennemlikler şöyle diyecekler: “ Evet, elbette bize bir uyarıcı gelmişti fakat biz onu yalanlamış ve “ Allah hiçbir şey indirmemiştir siz sadece büyük bir sapkınlık içindesiniz!” demiştik. ( Mülk-9)

Ayet ve ayetlerin sayısını artırmak mümkün iken bu kadarının meramımızı anlattığına inanarak tekrar konumuza dönelim. Adem(as) dan son elçi Muhammed(as)a kadar gönderilen elçilerin tamamı gönderildikleri insan toplulukları tarafından alaya alınmış, küçümsenmiş, ayrıca bir kısmı fiziki müdahaleler sonucunda şehit edilerek kendilerini gönderen makama teslim olmuşlardır.

Gönderilen elçilere karşı çıkan azgın toplumlar genellikle şu iki yöntemi daha çok kullana gelmişlerdir. Bunlardan birisi ve en önceliklisi elçilerin örnek alınamayacak kadar yüceltilmesi ve bununla elçiler hayattan buharlaştırılarak örnek alınmaktan çıkarmışlardır. Bir diğeri ise gönderilen elçileri örnek alınmayacak kadar basit ve önemsiz hatta değersiz hale getirmek. Bu iki yönteminde varacağı nokta peygamber siz bir anlayışa varıp dayanmaktadır. Kuran’ın ayetlerinin teorik onun uygulaması olan sünneti devre dışı bıraktığınız zaman Kuran ayetlerini keyfi yorumlamanın da yolunu açmış olursunuz.

Vahyin kaynağını sadece ilahi görenler ile doğrudan mücadeleye girmeye cesaret edemeyen ve bu gün dünyada yaşayan halkı Müslüman coğrafya halkları tarafından büyük bir çoğunlukla kabul edilen ve vahyin kaynağını tamamen insani gören ve adına da hadis denen bir literatür oluşturularak Kuran söylemlerine karşı hadis söylemleri oluşturularak tamamen farklı bir din olgusu meydana getirilmiştir.

Malumunuz hadisin anlamı sonradan oluşan sonradan meydana gelen demektir. Allah’ın gönderdiği elçilerin ve onlara indirilen ayetleri doğrudan inkâr edemeyenler insan ürünü olan ve peygamberin söylediğini söyleyenlerin sözü olan bu kaynağa dört elle sarılmaktadırlar. Kuran okumaları, anlamaları, aktarmaları gereken bu gruplar sözüm ona “  Sahihi Buhari” Okumaları düzenleyerek bu kaynağın canlı, diri ve gündemde kalması için bütün güç ve gayretlerini sarf etmektedirler.

Onlara göre ilgili kaynak kaybolursa İslam’da kaybolur! Kuran ile dirilmesi ve kendisine gelmesi gereken toplumlar hadis dinletileri veya ninnileri ile uyutulmaktadırlar. İşi o kadar ileri götürüyorlar ki Kuran’da açıkça ortaya konan bir hükmü adına hadis dedikleri bir rivayete aykırı diye hükümsüz saya biliyorlar. Yine bunlar Kuran’da olmayan bir uygulamayı sözüm ona bir rivayetle arı duru İslam’a monta etmeye çalışmaktadırlar. Örneğin recim gibi; Kuran’da nikâhsız bir cinsel ilişkin cezası kadın ve erkeğe yüz adet sopa iken bunlar bu ceza takdirini yetersiz görerek özellikle kadının taşlanarak öldürülmesini savuna gelmekteler.

Günümüzde İslam’ın yapısına aykırı ne kadar cemeat, mezhep, meşrep, tarikat, tasavvuf anlayışı oluşumlar var ise bunlar öncelikle peygamber (as) ın vefatından yaklaşık bir asır sonra ortaya çıkan hadis ve rivayet kültürüne dört elle sarılmaktadırlar. Bunlara göre Kuran’ı anladığı dilden okutup anlayanlar, aktaranlar, yaşayanlar sapıklıkla suçlanırlarken kendilerini kurtulanlardan ilan etmekte herhangi bir sakınca görmemektedirler.

Bunlar Yüce Kuran’ı yetersiz, çapsız, kifayetsiz görmeye devam ederek” Kuran anlaşılmaz, Kuran’da her şey var mı? Mesela namazın kılınışı ve kaç vakit oluşu” gibi akıllara ziyan sorular sorarak şu ayeti yok saymaktalar: “ Kendilerine tilavet edilmekte okunup aktarılmakta olan kitabı Kuran’ı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Elbette iman eden bir toplum için onda rahmet ve gerçeğin hatırlatması vardır.” (Ankebut – 51)

Allah’ın gönderdiği yüce Kuran’ın tamamı Allah kaynaklı ve Allah merkezli olup onda ne bir insan nede bir cinnin müdahalesi söz konusudur.  Bunun dışındaki kaynakların! Materyallerin tamamı insan kaynaklıdır hata ve çelişki barındırmaları kaçınılmazdır. İslam’ın mensubu olduğunu iddia eden birisine şayet Kuran yetmiyor ise ona hiçbir şey yetmez ve ona hiçbir şey fayda vermez.

Kuran’ı inceden inceye ve derinlemesine düşünenlerin Kuran’da herhangi bir çelişki göremeyecekleri gün gibi açıktır. Bu iddialarımızı aşırı ve uçuk bulanları sizlerin insafına terk ediyorum. Amacı ve gayesi sadece Kuran ve onun yaşayan ve yürüyen hali olan son elçiyi örnek alıp dinlerini yaşayan bizleri sünnet veya hadis inkârcıları ilan edenlerin hesaplarının zor olacağını bir kez daha hatırlatmakta fayda vardır. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir