KAYSERİ İKTİBAS’TA BU HAFTA “KUR’AN VE TOPLUM” KONUŞULDU
Kayseri İktibas Dergisi temsilciliğinde her hafta pazar günleri periyodik olarak düzenlenen “pazar sohbetleri”nde dün (12 Mart 2017 pazar günü) ki konuğu Orhan ÇOLAK‘idi
Kayseri İktibas Dergisi temsilciliğinde düzenlenen “pazar sohbetleri”nin bu hafta ki konuğu Orhan ÇOLAK’ idi. “KUR’AN VE TOPLUM“ konusunun işlendiği bu buluşmanın metnini istifadenize sunuyoruz.
Bugün dünyaya hakikatı söyleyebilecek tek din olarak İslam kaldığı halde, onu da anlatacak güçlü bir toplum bulamıyor. (bulamıyor zira İslam coğrafyasının hali ortada) geleneksel dinle, modernite arasına sıkışmış toplum. Hemen yanı başında duran Allah’ın kitabından bihaber yaşıyor. Dünya nimetlerinin peşinden gitmek, hakikatın peşinden gitmekten daha sevimli geliyor.
Orhan Çolak
Toplumun ana unsuru insan olduğuna göre toplumdan bağımsız bir insan düşünülemeyeceği gibi, insandan bağımsız bir toplum da düşünmek de mümkün değildir. Toplum ve insan karşılıklı etkileşim içindedirler. İnsanları toplum şekillendirirken, toplumları da insanlar şekillendirir. Dolayısıyla insan ve toplum karşılıklı etkileşim içerisindedirler.
Toplum: bir coğrafya üzerinde, ortak amaçları ve kader birliği olan ve sürekli, yeniden kendisini üreten insan topluluğudur.
Allah insanı yarattığı fıtrata uygun olarak ”Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık….”(hucurat 13) demek suretiyle insanı topluluklar halinde yarattığını ve bir anlamada topluluklar halinde yaşamaya mecbur ettiğini bildiriyor.
Maslow’un “İhtiyaçlar Kuramı”na göre insanın fizyolojik ihtiyaçlarından hemen sonra güvenlik aidiyet sosyal gereksinimler, bilişsel gereksinimler. Estetik gereksinimler. Ve en son olarak ta kendini gerçekleştirme ihtiyacı gelmektedir.
Tabiatta hayvanlarda topluluk halinde yaşarlar. kendi içlerinde ve diğer hayvan gruplarıyla da belli kurallar çerçevesinde hareket ederler. Bu onların kollektif bilinç’e sahip oldukları anlamına gelmez. Zira insanı, diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği; aklı ve iradesi doğrultusunda belli bir amaç için hareket etmesidir. Kısacası amaca yönelik bir eylem içerisinde olmasıdır. Oysa hayvanlar tamamen içgüdüsel hareket eden varlıklardır.
İnsanlık tarihin en kadim topluluklarından başlayan kollektif yaşam tarzı, insanın içinde yaşadığı toplumla var olduğunu ve toplumsal bir varlık olduğunu, hayatta kalması ve yaşamını idame ettirebilmesi için toplumsal yapı içerisinde var olması gerektiği, bu gerekliliğin Allah’ın koyduğu yasalar çerçevesinde olduğunu kuran bize bildirmektedir.
Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır zuhruf-32
Toplumlar canlı organizmalara benzetilir. Toplumlar Allah’ın ortaya koyduğu toplumsal yasaya göre doğar, gelişir, geriler ve yok olurlar. Bu ilahi ilkeyi kuran sünnetullah olarak kavramsallaştırmıştır.
Sünnetullah: Kur’an da “toplumsal Yasaları” anlatan bir kavram olarak kullanılmaktadır. Bir başka ifadeyle
sünnetullah; Allahın Topluma dair koymuş olduğu ilahi yasaların bütünüdür.. Toplumlar Allah’ın ortaya koyduğu toplumsal yasaya göre doğar, gelişir, geriler ve yok olurlar. Bu durumda her toplumun bir eceli vardır.
Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler. A’râf -34
Allah, toplumları yarattığı fıtrattan uzaklaşmaları ve fıtratlarına aykırı hareket etmeleri durumunda, toplumlara seçtiği elçilerle göndermiş olduğu vahiyle, gerek inanç yapılarını gerekse toplumsal yapılarını yeniden dizayn etmiştir. İşte toplumları yeniden dönüştüre, dizayn eden onları fıtratına uygun bir yaşama davet eden Allah’ın elçileri içinde yaşadıkları toplumların içerisinden seçilmiş kimseler olması, onlara içinde bulundukları toplumu daha iyi okuyabilme imkanı vermiştir. Zira her toplum gerek yaşadığı coğrafya, iklim, demografik (nüfus) yapısı gerekse kültürel, toplumsal norm ve statü yapısı bakımından birbirlerinden farklıdırlar. Bu da Allah’ın toplumların birbirlerini tanıyıp, kaynaşmaları (hucurat 13) için farklı sosyal biçimlerde ve dillerde yaratmasının tabii bir sonucudur.
Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimide sapıklığı tercih etti . Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün. nahl-36
Allah vahiyle toplumları dizayn ederken tehlikelere dikkat çekmiş uyarıp ikaz ettiği halde toplumlar bu uyarılara kulak asmayarak yine aymaz bir şekilde şeytanlarının peşinden giderek hatta kendilerine elçi olarak gelen peygamberleri öldürerek adeta kendi sonlarının hazırlayıcı olmuşlar ve Allahuteala tarafından helak edilerek kendi sonlarını hazırlamışlardır.
Andolsun ki, sizden önceki devirlerin bir çok kavmini, peygamberleri kendilerine bir çok belge ile geldikleri halde zulmettikleri ve imana gelmedikleri için helak ettik. İşte günahkârlar topluluğunu biz böyle cezalandırırız. yunus- 13
Hem gerçekten o şehirlerin halkı iman edip peygamberlerine karşı gelmekten sakınsaydı, elbette üzerlerine gökten ve yerden nice bereketler açardık fakat onlar yalanladılar, bunun üzerine bizde onları kazanmakta oldukları günahlar yüzünden azabımız ile yakalayıverdik. …. (araf-96)
Yine Allah’ın koymuş olduğu yasalardan biriside fıtratın, gerek insanda gerekse toplumda değişmezlik ilkesidir. Kuranda geçmiş kavimlerin kıssalarına baktığımız israiloğullarından, ad kavmine, semud kavminden irem halkına kadar hepsinin toplumsal yapısı coğrafyası farklı olsa da fırtat olarak Allah’ın kendilerine gönderdiği Peygamberlere karşı olan söylemlerinin ve sonlarının birbirinin aynı olduğunu görülür. Dolayısıyla asırlar geçse de ne toplumun fıtratı, nede Allah’ın sünnetullahı değişiyor.
Allah’ın önceden geçenler hakkındaki kanunu budur. Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. ahzab-62
Kurana göre sağlıklı bir toplumun yapısı ancak fıtrata uygun hareket eden vahyin şekillendirdiği toplumdur. Sağlıksız toplum ise genleri bozulmuş, sekülerleşmiş, geleneksel kültürün etkisi altında kalan dışarıdan bakıldığında gayet sağlıklı ve modern bir toplum görünümü veriyor olmasına rağmen içi çürümüş, işlevini yitirmiş hormonlu bir toplumdur.
Ercüment Özkan toplumun genlerinin bozulmasıyla alakalı ”toplumun kavurgalaşması” kavramını kullanmıştır. Toplumun kavurgalaşması, özelde Müslüman toplumun sekülerleşmesiyle beraber, işlevini yitirmiş, mücadeleci tarafı törpülenmiş, dolayısıyla özünü kaybetmesi, yeniden üretme ve filiz verme kabiliyetini yitirmesi durumuna işaret eder. Günümüzde cilalanmış, parlatılmış, İslami bir toplum profili çiziliyor olması, toplumsal çözülmeyi ve gevşemeyi hızlandırmış, duyarlılıkları azaltmış, dünyevileşmiş bir toplum yapısı ortaya çıkartmıştır.. Toplum, süreç içerisinde bütün değerlerini, maneviyatını ve mevcut birikimlerini tüketmiştir.
Günümüz sözde modern toplumları, teknolojik ve bilimsel gelişmelerin de etkisiyle hızlı bir dönüşüme uğramıştır batının ideolojilerinin ürettiği bir çok kültürel unsurlar toplumlara ya gönüllü olarak yada kültürel emperyalizm yoluyla dayatılmış, sonuçta ürettikleri ne varsa tüketmeye teşvik yada mecbur eden bir tüketim sistemi kurmuşlardır.
Fransız yazar Jean Baudrillard, günümüz toplumunu tüketim toplumu olarak adlandırırken, tüketim toplumunun mabedlerini avmler, Peygamberlerini modacılar, markalarını ikonlar, katologlarını kutsal kitaplar olarak adlandırmıştır.
Sosyolojide kültürel gecikme olarak kavramsallaşmış olan süreç; (toplumdaki maddi unsurların, ekonomi, teknoloji gibi) ileri giderken manevi unsurların geri kalması durumunu ifade eder ki, buda Günümüz Müslümanlarını yada Müslüman olduğu söylenilen toplumların, bizzat içinde yaşadığımız toplumun bulunduğu durumdur.
Günümüz toplumu, teknolojik aygıtlarının gelişmesine paralel olarak, hızlı bir dönüşüm Yaşamaktadır. Toplum mühendisleri toplumu dönüştürürken hiçte zorlanmaktadırlar. Medya ya da sosyal medya aracılığı ile bir diziyle evlere, bir mesajla ceplere girebilmektedirler. Diziler de normalleştirilen ve idealleştirilen aile ve yaşam tarzı. Toplumun bilinç altına enjekte edilerek toplumda daha önce kerih görülen davranışlar ve yaşam tarzı, toplumda bir müddet sonra normalleşerek, toplumun yaşam tarzı haline getirilmiştir.
Sosyolojide anomi olarak adlandırılan kavram, toplumun ani değişimlerine uymakta zorlanan toplumların, içine düştüğü durumu ifade eder. Kısaca toplumun sosyal bağlarının Koptuğu normsuzluğun ve duyarsızlığın arttığı, sonuçları itibariyle mutsuz toplumlar meydana geldiğini söyler. Kendisine, dinine, yaratanına, peygamberine, kitabına ve içinde yaşadığı toplumun kültürel değerlerine yabancılaşan toplum, Seküler sistemin ürünü olan dinler ile vahiy arasına, yada atalarından devraldığı geleneksel kültürün ürünü olan dinler ile vahiy arasına sıkışmış anomik bir toplum haline gelir.
Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik. Nihayet çoğaldılar ve: “Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı” dediler. Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın yakaladık( araf 95)
TOPLUMU ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Toplumlardaki sınıfsal farklılıklar ve statüleşme Bir bireyin toplum içerisindeki yeri ve konumuna toplumsal statü denir. Toplumsal sınıf oluşumunun temelinde mülk ve nufüz vardır. Toplumsal sınıflar, mülke sahip olanlar ile, mülke az sahip olanlar yada hiç sahip olmayanlar arasında, süreç içinde katmanlaşarak oluşan eşitiszliktir. Bu eşitsizlik zamanla kronikleşerek sonraki kuşakları da kapsayacak şekilde değişmez katı bir yapı halini alması durumunu ise kast olarak ifade edebiliriz.
Gücü elinde bulunduran bir zümrenin ki, bu ruhban bir zümrede, soylu bir sınıf, ekonomik ya da bürokratik bir sınıf olabilir. Daha alt sınıfların ulaşamayacağı imkanlara ulaşması dolayısıyla eşitsizliğin artması kaçınılmazdır.
Toplumsal sınıf bir bakıma üstün olma hastalığıdır. Bu hastalığın bir bakıma şeytani bir özellik olarak ortaya çıktığını, hastalığın giderek insanlara dolayısıyla da topluma nufuz etmesi durumudur.
Kur’an da insanlık tarihiyle başlayan ve bilinen en eski mücadelenin, ademin iki oğlu arasında vuku bulan ben senden üstünüm dolayısıyla benim kurbanım kabul olmalıydı şeklinden başlayan, tarihin her döneminde insanın yada toplumun diğerlerinden kendini üstün görme hastalığı hep olagelmiştir.
Mekke döneminde kabileler arası çekişme ve kabilecilik İslam olduktan sonrada emevi dönemindeki ümeyyeoğulları asabiyeti, daha sonraki dönemlerde hiç bitmemiş farklı milletlerin içinde de millileşerek devam edip gelmiştir. Mekke dönemi sınıfal yapısı içerisinde onlara göre, kendilerine göre aşağı sınıftan birinin peygamber olması, olacak şey değildi o yüzden
Bu Kuran, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?’ dediler. zuhruf-31
TOPLUMLARI ETKİLEYEN OLUMSUZ FAKTÖRLER
Gelenekler / Atalar Dini
Vahyin indiği Toplumun sahip olduğu geleneklerin yerine tevhidi bir gelenek getirmeye çalışan peygamberlere karşı çıkmışlardır. Kısacası sosyopsikolojik anlamda bilinenden kurtulamama sendromu yaşarlar.
Onlar, “Sen bize tek Allah’a ibadet edelim, atalarımızın ibadet ede geldiklerini bırakalım diye mi geldin?” dediler (A’raf-70). Ayette karşı duruş gösterenlerin atalarından devir aldıkları geleneksel dini anlayışı terk etmekte ısrar ettikleri görülmektedir.
“Onlar şöyle dediler: “Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz.” (Hud-62)
Cehalet içinde olan, hakikatin anlaşılmasından yana idrak yetisini kaybetmiş olan toplumlar “Hakk olana karşı” bir tavır içine girmişlerdir. Bu tavırlarını çeşitli yollarla göstermişlerdir. Kimi zaman uyarıcıları öldürmüşler, kimi zaman, hicrete zorlamışlar, onları toplumdan tecrit etmeye çalışmışlar vahye karşı savundukları şey ise atalarının dini olmuştur. Kuran çağlar üstü ifadesiyle onlara şöyle diyor.
Onlara; Allah´ın indirdiğine uyun, denildiği zaman, onlar hayır, biz atalarımızın üzerinde bulunduğumuz şeye uyarız, dediler. Peki, ya ataları bir şey akledemeyen, doğruyu bulamayan kimseler olsalarda mı?(maide 104)
Bizler bu günde, atalarından devraldıklarını din edinmiş bir toplum içerisinde yaşamaktayız. Kendilerine kurandan bir ayet okunduğu zaman. Siz geçmişteki alimlerden daha mı iyi biliyorsunuz demek suretiyle karşılık veriyorlar. Bunu söylerken aslında kurana söylemiş oluyorlar.
Din adamı ve ruhbanlar
Geleneksel otoriteye sahip din adamları, kısaca statükoya yaslanmış din tüccarlarıdır. Üstlendikleri rol itibariyle, bulundukları makamı ve mevcut pozisyonlarını korumak için
“dinlerini az bir pahaya satarlar,”
“kitapta olmayana bu kitaptandır derler.”
“toplumu sömürürler.”
“toplumu manipüle ederler.”
“vahiyden uzaklaştırırlar.”
“samiri olup sahte ilahlar (hurafeler üretirler)”
“haman olup statükonun hemen yanıbaşında hazır beklerler.”
kısacası Allah ile aldatırlar
Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır. hadid-27
Cehalet
Allah’ın ve ahiret hayatının varlığını kavrayamayan toplumları Allah Kuran’da “cahiliye” toplumu olarak tanımlar
.“Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilahları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilah yapsana” dediler. Mûsa şöyle dedi: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.”(A’raf-138)
Hakikate karşı gözleri kapalı olan, idrak yetisini kaybeden insanların cahil olduğunu anlamaktayız. Aynı zamanda cahil topluma hükmetmek daha kolay olduğu için, idarelerce toplumun bilinçlenmesi istenmez.
Tağut
Kur’an ın özelleştirerek kullandığı bu kavram, toplum nezdinde yasal olması mümkün iken, İslam hükümlerince yasal olamayan otorite, kurum ve kuruluşlara yönelik kullanılan bir kavramdır. Bu vasıflara sahip olan güçlerin kabul edilmemesi gerektiğini vurgulayan Kur’an buna karşın daha adil ve ilahi olan Allahın dinine sarılmanın gerektiğini vurgulamaktadır.
“O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır.” (Bakar-256)
Ekonomi/teknoloji
Toplumsal çözülmenin en belirgin habercilerinden biride toplumsal refah düzeyinin artmasıdır. Kur’an refah düzeyinin artmasını bir imtihan vesilesi olarak gösterip buna karşı toplumları uyarır. Toplum Refahın artması ile birlikte sahip oldukları karakterlerin ortaya çıkmasına, belirginleşmesine ve bunların davranışlara yansımasına neden olmaktadır.
“Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.” (En’am-44)
İnsan psikolojisi, sıkıntıya düştüğü anlarda insanı düşünmeye sevk eder. Kendini aciz hisseden insan, bu durumda içinde bulunduğu ekonomik sıkıntının sona ermesi için, Allah’a yalvarma psikolojisi içine girer gelmektedir.
“Andolsun, senden önce bir takım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık.”(En’am-42)
Liderler/önderler
Bir toplumun liderleri, idare ettikleri toplumu, istedikleri yöne doğru kanalize edebilme yeteneklerinden dolayı toplumun dönüşmesinde olumlu yada olumsuz etkin rol oynarlar. peşinden sürüklediği toplumları kendi düşünceleri doğrultusunda şekillendirir. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına itaati emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.(İsra-16)
O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir.. (Hud Suresi, 98
Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler. (Kasas Suresi, 41)
Allah’ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helâk yurduna sürükleyenleri görmedin mi? (ibrahim 28)
Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, “Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!” diyecekler. Allah da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir. (araf 38 )
(İnkârcıların liderlerine:) İşte bu sizinle beraber cehenneme girecek topluluktur (denildiğin de, liderler:) Onlar rahat yüzü görmesin (derler) Onlar mutlaka ateşe gireceklerdir (sad -59)
(Liderlere uyanlar ise:) Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu bize siz sundunuz! Ne kötü bir yerdir! derler. (sad- 60 )
Yine onlar: Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını iki kat artır! derler. (saf- 61)
İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki taraf da) azabı görmüş, nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır.( bakara -166 )
(Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.( bakara -167)
ileri gelenleri Firavun’un emrine uydular. Oysa Firavun’un emri doğru değildi.( hud- 97)
Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları ateşe götürecektir. Varacakları yer ne kötü yerdir (hud-98 )
Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yolda saptırdılar, derler.( ahzap-67)
Onlar birbirlerini suçlayıp çekişirler. (Saffat: 27)
Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu, siz kendiniz azgın bir topluluk idiniz. (Saffat: 30)
Liderler her ne kadar toplumu şekillendirseler de bunun cahil ve akletmeyen toplum için geçerli olduğunu görüyoruz. Kendine uyulan lider cehennemden yırtmak için mazeret olarak Allah katında bir şey ifade etmiyor iken. Kuranda defalarca akletmiyormusunuz ikazı bütün mazeretleri ve savunma mekanizmalarını çürütmektedir..
TOPLUMLARIN DEĞİŞMESİN İLAHİ İLKE
”Bir toplum kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe, Allah onlarda olanı değiştirmez” (Ra’d-11)
Ayetinin bizlere verdiği mesaj gayet açık. Değişimin, toplumun en küçük yapıtaşı olan bireyden başlayarak bütün topluma yansımasıdır.
Kâinatta meydana gelen hadiseler, insanların doğumu ve ölümü, mevsimlerin sürekli bir döngü içinde olması, gecenin ve gündüzün ardı ardına gelmesi, dilediği zaman yağmur yağdırıp dilediği zaman kurak bırakması, dilediğine rızkı genişletmesi dilediğine daraltması şüphesiz hep onun emriyledir. Ancak toplumun değişmesi için koyduğu ilke koşulludur. Burada toplumun nefislerinde olanı değiştirmesi ve değişime açık olmasıyla ancak Allah toplumu müsbet anlamda değiştirmesi önkoşulu vardır.
Ezilmiş ve baskılanmış toplumlar, kendilerine efendileri tarafından icad edilen ve sevimli hale getirilen afyonlanmış toplumlar oluşturmuşlardır. Bu toplumların bir gün uyanıp başkaldırmaları ve değişme ihtimaline karşılık bir takım enstrümanlar geliştirmişlerdir. Mehdilik, mesihlik gibi pagan dinlerde de reenkarnasyon gibi enstrümanları (ki islam toplumlarınında başına bela olmuştur) kullanmak suretiyle toplumlar kontrol altına alınmaya çalışmaktadır.
İnsan dünyaya geliş amacı Allah’ı tanımak ve ona kulluk etmek olduğu halde bunu göz ardı etmiş. Bütün hayat programını dünya ekseninde kurmuş, hiç dünyaya tamah etmiş bu uğurda yaratılış gayesinden ve fıtratından uzaklaşmıştır.
Özellikle batıda yaşanan toplumsal hareketler endüsti devrimiyle beraber tarım toplumumdan sanayi toplumuna geçiş ve kentlerin demografik yapısındaki hızlı değişimler beraberinde batı düşünürlerinin önderliğinde Aydınlanma çağı olarak adlandırılan ve sonuçları itibariyle pek çok ideolojik ve seküler dinlerin meydana gelmesine neden olmuştur laisizm, demokrasi, liberalizim, faşizm,kominizm pozitivizm vs gibi, adı her ne olursa olsun toplumun beslendiği kaynak hepsinde aynıdır. Yani insan aklının ve. Nefsinin ürünü olan yaratıcıyı işlerine bulaştırmayan yok sayan, ya da mabedlere hapseden seküler dinler şeklinde tezahür etmiştir.
Kapitalist toplum sadece kendini ve kendi toplumunun mutluluğunu düşünerek obez bir iştahla emperyalist bir vahşiliğe bürünmüş , Ve bu uğurda hem yaratılış bakımından en mükemmel bir şekilde yaratılan insanı sömürerek insan neslini bozmuş, Allah’ın insanın hizmetine sunduğu tabiatı kirletmiştir.bu uğurda adaletsiz bir paylaşımla bütün insanların hakkı olan doğal kaynaklara ulaşmak için insan kanını hiçe saymıştır. Amacına ulaşmak için her yolu mübah sayan makyevalist bir ruhla dünyayı ifsat etmiştir.
İş başına geçince yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışan kimseler vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.(bakara-205)
Sonuçta, ister Gelişmiş olsun isterse gelişmemiş olsun, bütün seküler sistemler mutlu azınlık, yoksul çoğunluk üretmişlerdir
TOPLUM PSİKOLOJİSİ
İtaat edilen bir kurum ya da bir grup insan olsun, kişiyi o gücün bir parçası haline getirir. Kişinin parçası olduğu bu güç büyür ve faydalanılacak imkan çoğalırsa aidiyet daha vazgeçilmez hale gelir. Toplumun çoğunluğa tabi olması, çoğunluğun yaptığı eylemlerin meşru kabul ediliyor olması kitle psikolojsiyle açıklanabilir. Kitle psikolojisinin temel fikri ise ”grup zihni’dir. bu yaklaşıma göre, kitle ve gruplar’ın kendine özgü düşünsel özellikleri, yani zihni yapıları vardır. Genel olarak ifade edecek olursak, kitleye giren bireyler, yalnızken olduklarından farklı bir biçimde düşünürler, hissederler ve davranırlar
Bilinçli bir eylem içerisindeki toplum hareketlerin karşısında hiç bir kuvvet duramadığı gibi. bu hareketler yaşadıkları toplumun idarecesinden idare sisteminde kadar bir çok olguyu kökten değiştirme gücüne sahip olduğunu tarihden biliyoruz.
Allah’a dayanarak, sebat gösteren nice toplulukların, sayısal üstünlüğe sahip, nice topluluklara üstün geldiğini bize kuran bildiriyor.
Kurandaki ayetler doğrultusunda baktığımız zaman çoğunluk allah katında bir şey ifade etmiyor. Allahuteala ayetlerde çoğunluğa olumsuz atıfta bulunmuştur. Kuranda nicelikten daha ziyade, niteliğe vurgu yapılıyor olması, kaliteli toplumun ancak Kur’ani vasıflara haiz toplum olmasıyla mümkün Olacağını gerçeğini ortaya koymaktadır.
“Onların çoğu iman etmezler”
“Onların çoğu şirketmezden iman etmezler”
“Toplumlar çoğunluklarıyla sayılarıyla öğünürler “
“Onların çoğu akletmez”
“Onların çoğu sapıklık içindedirler”
İDEAL TOPLUM
Batıda düşünürler ideal toplum ve toplumların huzuru mutluluğu için bir takım nazariyeler ortaya atmışlar bir çoğu isabetli düşünceler ortaya atsa da bunlar var olan bütünün parçaları mesabesinde kalmışlar. İnanç düzleminden hayli uzak bu düşünceler de toplumların ihtiyacına cevap verememiş ve sürekli olarak ürettikleri bu düşünceler adeta. Genetiğiyle oynanmış vahşi köpekler gibi dünyaya kan ve gözyaşından başka bir şey verememişlerdir
İdeal toplum kimilerine göre ütopya kimilerine göre adaletli kimlerine göre güvenli kimilerine göre de barış içindeki toplumdur. Kurana göre ise ideal toplum bütün bunları kapsayacak şekilde tevhid ekseni etrafında bir araya gelmiş toplumsal eylemlerinde vahyi referans alan toplumdur.
Batının özgürlükçü ve demokrat toplumlarına baktığımız zaman hiç bir zaman o ideal toplum arayışını gerçekleştirememiştir. Eğer en müreffeh en kalkınmış ülkeler ideal toplum olsaydı en çok intihar vakaları, kimlik bunalımları, uyuşturucu ve toplumsal sapmalar, ekonomik gelişmişliği ile övünen bu ileri demokrasi ülkelerinde görülmezdi.
Şüphesiz insanoğlunun aklının ürünü olan bütün sistemler insanlığın derdine çare olmamış, toplumu refaha erdirememediği gibi, kan emici yarasalar gibi kendi toplumun refahı için diğer toplumları sömürmüş ekonomik refahlarını kan ve gözyaşı üzerine kurmuşlardır.
Oysa İslam toplumu sadece bu dünya saadetini değil gerçek ve kendisinde şüphe olunmayan ebedi saadeti hedefe koymuştur .
Peki Kurana göre ideal toplum nasıldır?, Kuran bize ideal toplumu, vasat ümmet kavramı üzeriden tanımlıyor.
Böylece sizi, insanların üzerine şahit olmanız ve peygamberin de sizin üzerinize şahit olması için vasat(dengeli) bir ümmet kıldık……(bakara-143)
Vasat ümmet Bütün normlarını sağlam bir kaynak olan vahiyle şekillendiren toplumlardır. yani vahye tabi olan toplumdur.
Kuranı ahlak edinen
Akidesine toz kondurmayan.
İyiliği emreden ,kötülükten sakındıran
Dengeli , adaletli ve ölçülü olan
Eylemlerinde hayatını imanına şahit kılan
Nefsini, heva ve hevesini ilah edinmeyen
Zamana göre şekillenmeyen,
Hak ile batılı ayırmada basireti ve feraseti olan
Bütün çekiciliğine rağmen dünyanın geçici bir yer olduğu bilinciyle yatırımını ebedi saadet için yapan
Yakıtı ateş ve taş olan cehennemden toplumun en küçük şubesi mesabesinde olan ailesini ve nefsini koruyan ümmettir
Tağutu red eden
İbrahimin duasında karşılık bulmuş bütün şirk unsurlarıdan beri olan ümmettir.
‘Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin'(bakara 128 )
Vasat ümmet ümmet bilinciyle mümin kardeşlerinin maddi manevi desteğine matuf ümmettir ki Mekke de kıtlık olduğunda düşmanına buğday gönderecek kadar üstün ahlaka sahip bir peygamberin ümmetiyiz.
Vasat ümmet diğer milletlerden olan din kardeşlerini ulusal kimliğine feda etmeyen ümmettir.
De ki: «Biz Hanîf olarak İbrahim’in milletine tâbi bulunmaktayız. O, müşriklerden değildir.»
ümmet olmak, biyolojik aile,yada etnik bir kimlik olarak milletin önemini yitirdiği , tevhid ekseninde topluca allahın ipine sarıldığı ümmettir.
Dedi ki: Ey Nuh, o senin ehlinden değildir. Zira onun yaptığı iş salih olmayan bir ameldir.”
Sonuç Olarak:
İslam toplumu ancak fıtrata uygun davranan, eylemlerinde vahyi referans alarak kuranı alan, vahyin öğretilerini her düşüncenin üstünde gören toplumdur.
toplumlar fıtrattan uzaklaştıkça sadece insan yığınları haline geliyor. Ekonomik düzeyin artması sonucu,rahatlama ve gevşemeyle beraber mücadele ruhu ve dinamizm ortadan kalkıyor.
Bugün dünyaya hakikatı söyleyebilecek tek din olarak İslam kaldığı halde, onu da anlatacak güçlü bir toplum bulamıyor. (bulamıyor zira İslam coğrafyasının hali ortada) geleneksel dinle, modernite arasına sıkışmış toplum. Hemen yanı başında duran Allah’ın kitabından bihaber yaşıyor. Dünya nimetlerinin peşinden gitmek, hakikatın peşinden gitmekten daha sevimli geliyor.
Dünya nimetlerine sahip oldukça azan, azdıkça obez bir iştahla doymak bilmeyen midesine ateş dolduracağının farkında olmadan yaşıyor. Her geçen gün toplumsal bağlar zayıflıyor,
Helali haram yapan sözde din adamlarının tahakkümü altında din. Toplumda rağbet görürken, Allah’ın kitabı yok sayılıyor. (sanki dini yalanlayanı görmedin mi ayeti sadece Mekke’ye inmişcesine.)
Toplum sadece tüketiyor, manevi değerler adına ne varsa, dinini tüketiyor. Kitabını, peygamberini tüketiyor. Ahlaki değerler tüketiliyor. Kendisine sunulan şeyin, içeriğine değil, ambalajına bakılıyor.
Hayır için değil, dünya menfaati için yarışılıyor. Ahiretine yatırım yapmak, dünya hayatına yatırımı kadar prim yapmıyor sadece nefes alıyor, ve yaşıyor
O yüzden rabbimiz ilahi bir hiddetle soruyor?
“ ….hal böyle iken bu gidiş nereye” ( tekvir 26)




