
.Türkçe’yi en güzel kullanan şairlerin başında gelen bir üstadın (ne acıdır ki yazdıklarını anlamakta güçlük çekilir çünkü onun dilindeki o güzel Türkçe’den bugün pek çok şey eksilip gitmiştir) Yahya Kemal‘in ‘Edebiyata Dair’ adlı eseri Türk Edebiyatı ile ilgili olan her okurun nazar-ı dikkatini celbetmesi gereken kitaplar arasında yer almalıdır, diyebiliriz. İstanbul Fetih Cemiyeti’nce hazırlanan 370 sayfalık kitap, Yahya Kemal’in ‘Edebiyata Dair’ başlığı altında toplanmış yazıları ve edebi sohbetlerinden oluşuyor. Kitabın sonunda Beyatlı’nın yarım kalmış makaleleri, kendi el yazısından örnekler ve onunla yapılmış mülakatlar da yer alıyor. Bu anlamda çok önemli bir kaynak olan eserin satır araları önemli görüş ve değerlendirmelerle dolu. Yahya Kemal, nesir alanında da eser vermiş olmakla birlikte şair olarak isim yapmış bir edebiyatçıdır. Şekil açısından Divan şiir geleneğini ve aruz veznini kullanmıştır. Şiirlerini ilk baskı- sı 1961 yılında yapılan “Kendi Gök Kubbemiz” adlı şiir kitabında toplanmıştır. Türkiye Türkçe’si ile söylediği şiirlerinin yanında Osmanlı Türkçe’si ve aruz vezni ile şiirler yazan Yahya Kemal’in eski dil ve nazım şekilleriyle söylemesinin arkasında, Türk Edebiyatını bir bütün olarak algılaması ve tarihin eski devirlerine ait olayları devrinin diliyle ifade etme dü- şüncesi vardır. Eskiyi reddetme yerine olduğu gibi kabullenme ve yeniden yorumlayarak günümüze taşıma çabası içinde olmuştur. Onun bütün şiirlerini aruzla yazması ve mısraya olan saygısı, şiirine şekil mükemmelliği getirmiştir. Ona göre şiir sıradan cümlelerden değil nağmeden oluşur, bu yüzden sesle okunmaya muhtaçtır. Ona göre bir mısranın şiir olması, ahenkle ve titizlikle yazılmasıyla mümkündür. Bu anlayışının bir sonucu olarak, şiirlerinin üzerinde yıllarca çalışmıştır. Yahya Kemal’in şiir dilinin en belirgin yönlerinden biri “sentezciliği”dir. Paris’te kaldığı dokuz yıl boyunca okuduğu şairlerin (Mallarmé, Paul Verlaine, Paul Valery, Charles Baudelaire, Victor Hugo, Rimbaud, Lamartine, Edgar Poe) etkilerini özgün bir sentez yaparak yeni bir şiir yapısı kurmuştur. Kimi şiirleri klasik, kimileri romantik, bazısı sembolist olarak kabul edilir. Yahya Kemal’in şiirinde geniş bir Osmanlı coğrafyası yer bulmuştur. Onun şiirlerinde hatırlanan mekanlar, Çaldıran, Mohaç, Kosova, Niğbolu, Varna, Belgrad gibi yeni Türk devletinin sınırları dışında kalmış, bir zamanlar Osmanlı mülkü olan ya da Osmanlının temas ettiği topraklardır. Türk tarihiyle ilgili olmamakla beraber Yahya Kemal’in görüp yaşadığı Endülüs, Madrid, Paris de şiirlerinde yer almıştır. Türkiye sınırları içinde Bursa ve İstanbul üzerinde yoğunlukla durulmuş- tur. İstanbul algısının ve merkezindeki mekan ise Süleymaniye Camisi olmuştur.
Kitaptan İktibas Edilen Bölümler:
“Türk edebiyatı fikirden yana fakirdir.“ s.37 “Avrupalılar bizim şekli sanatlarımızı bizden daha iyi tanırlar; umumi ve hususi müzeleri ufak tefek antikalarımızla doludur. Biz kendi adımızı unuttuğumuz asırlarda bile bizim eserlerimize Türkkari sıfatını onlar verdiler. Kendi sanayi-i nefisemizi sevmeyi de son zamanlarda onlardan öğrendik.“ s.75 “Türkçe’nin çekilmediği yerler vatandır, ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar, vatanın kendi gövde ve ruhu Türkçe’dir.“ s. 83 “…henüz bu toprağın Türkçe bir adı yok. Bazılarımız vatanın adını bile tercüme ederek Türkiye bazılarımız da an’ane-perestane, mürekkep bir isimle Memalik-i Osmaniyyediyoruz.“ s.86 “…bu elifba (Yahya Kemal’in elifba’dan kastı latin harfleridir. O, Kur’an’daki bazı harflerin de bu alfebeye dahil edilmesini savunur.) Türkçe’yi aslaa ifade edemez, çünkü Türk’ün her an söylediği sadalı ve sadasız harflerden mahrumdur, fazla olarak vücudunu bile hissedemediği harflerle doludur. Demek ki, ilk madde olarak, milli elifbamız yoktur.“ s.102 “Evde, sokakta, her yerde işlerimizi görürken, düşündüğümüzü anlatırken, içimizi dökerken konuştuğumuz Türkçe, acaba bir gün, bizi ifade eden bir yazı kainatı olacak mıdır?“ s.139 “Ben, kendi hesabıma nasihat eden yazıcıları sevmem. Bilakis, bildiğini, gördüğünü, duyduğunu yazan, adeta karşısında bir okuyan yokmuş gibi, kendi kafasının ve gönlünün cereyanlarını nakledenleri severim.“ s. 316 Klasik Türk müziğinin hem söz hem beste açısından zirvede duran eserlerine de imza atmış yazardan bir parça da olsa hatırlamış olalım:
RİNDLERİN AKŞAMI
Dönülmez akşamın ufkundayız.
Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
a şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.
Üstad Yahya Kemal BEYATLI


