
İzzet Şeref Ve Onuru Yanlış Yerde Arayanlar
İnsanı yaratan Allah onun dünyada izzetini, şerefini ve onurunu korumasının yollarını da ona göstermiştir. Ahirette ki kurtuluşunun yolu dünyada yaşayacağı onurlu bir hayattan geçmektedir. Dünyada rezil ve onursuz bir hayat yaşayan insanların ahirette kurtuluş beklemeleri beyhudedir.
Allah tarafından elçi olarak gönderilen bütün peygamberler dünyada onurlu ve şerefli bir hayatın nasıl yaşanacağını veya nasıl yaşanması gerektiğini bizzat yaşayarak takipçilerine kusursuz örnek olmuşlardır. Elçi olarak görevlendirildikten sonra toplumlarının onları tekrar dönmelerini istedikleri dinlerine asla dönmemişler ve tek başlarına da olsa onur ve şerefin zirvesini yaşamışlardır.
İnsanoğlunun onurlu ve şerefli kalması ancak Allah’ın gönderdiği vahiylere bağlı kalmasına ve gönderdiği elçileri örnek almasıyla mümkün olur. Aksi bir durum onun hem dünyada hem de ahirette kaybedenlerden olması için yeterde artar bile. İnsan vahiy ve örnek alınacak elçileri kabul etmeden sadece akıl ile onurlu ve şerefli kalmanın yollarını bulamaz. Akıl ile vahyin ikiz kardeş olmaları durumun da ancak insan onur ve şerefini korur. Vahyi inkâr eden veya onu yok sayan bir aklın sahibini onurlu ve şerefli kılmasını kimse beklememeli. Akıl vahyi değil vahiy aklı düzeltmeli ve birbirleri ile asla çatışmamalı.
Allah’a kulluğu terk edip onun hayat için koyduğu kanun ve kuralları yok sayan bir toplumun fertlerinin ne bu dünyada ne de ahirette mutlu sona erişmesi asla mümkün değildir. Bu kıymetlerini kaybeden toplumlar neticede onursuz ve şerefsiz bir hayatı yaşamaya mahkûm olurlar. Bu rezil hayattan kurtulmanın yolu bellidir bu yolun dışındaki bütün yollar çıkmaz birer sokaktır.
Şöyle ki: “ Kim itibar, şeref ve onur istiyorsa bilsin ki itibar, şeref ve onur tamamen yalnızca Allah’a aittir. Yalnızca iyi işin yükselttiği güzel sözler Allah’a yükselir. Kötülüklerin tuzağını kuranlara şiddetli bir azap vardır. Onların tuzağı ise yok olup gider.” ( Fatır-10 ) Konumuzla alakalı başka bir ayetin mealini daha verelim: “ Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların kâfirlerin yanında itibar, şeref ve onur mu arıyorlar? Bilsinler ki itibar onur ve şeref bütünüyle ve yalnızca Allah’a aittir. ( Nisa- 139 ) Ayrıca Yunus suresi altmış beşinci ayete de bakıla bilinir.
Allah kendisine iman eden müminlere itibar, izzet ve şerefin nerede ve kime ait olduğunu belirterek onun gönderdiği kanun ve kurallara uyarak ancak bu şekilde şerefli kalına bileceğini ortaya koymuştur. Allah’a ve onun gönderdiklerini sırtlarının arkasına atıp mehcur edenlerin şeref ve itibardan bahsetmeleri olacak şey değildir.
Gönderilen elçiler dönemi dâhil çağrılara kulak tıkayan onları alaya alan, hayatlarından söküp atan toplumlar rezil ve aşağılık hayatın dibini görmüşlerdir. Allah kendisine iman eden itibar sahiplerini ise her zaman kurtarmıştır. Hatta inkar edenlerden bir kısmı insan görünümlü maymunlar olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Allah’ın kendisine bahşettiği itibar ve onuru ilk olarak beğenmeyip reddeden yaratık şeytandır. Allah onu itibara davet etti o bu daveti kabul etmeyerek beni ateşten onu ise topraktan yarattın diyerek itibar ve şerefi yaratıldığı hammaddeye bağlayarak isyan bayrağını çekerek rezil bir hayatı kendisi tercih etmek suretiyle itibarsız bir hayata mahkûm olmuştur. Bundan dolayı Allah’ın davetini reddeden onu itibarsızlaştıran, yok sayan, uygulana bilir bulmayan her türlü sistem, yönetim biçimi, ideoloji şeref ve itibardan yoksun ve kardeşçe yaşamın önündeki en büyük engeldir. Toplumlar ilahi öğretilerden uzaklaştıkça aşağılık ve onursuz bir yaşamın kulvarına da girmiş oluyorlar. Bu gün itibarsızlığın, onursuzluğun ve adice bir yaşama mahkûm edilen halkı Müslüman coğrafya halkları durumdan şikâyet etme yerine bu duruma nasıl düştüklerini sorgulamaları gerekmektedir. Batı ve batılın karşısında psikolojik ve teknik olarak kesin bir yenilgiye uğrayan doğu toplumları ne yazık ki bu konuda Allah’ın onlar için gönderdiği reçeteyi hayatlarına uygulayıp kurtulmak yerine ne yazık ki Allah ve iman edenlerin kesin düşmanları olanların sundukları baldıran zehrini yudum yudum içmeye devam etmektedirler.
Kin ve nefretlerinden dolayı parmaklarını ısıran düşmanlarını halen dostları olarak görmeye devam edip aile fotoğraflarında artistlik pozlar vermeye devam etmektedirler. Oysa bizim ailemiz inanç bağıyla bağlı olduğumuz din kardeşlerimizdir. Merak edenlere Rabbimizin Nuh aleyhi selama: “ Nuh, Rabbine şöyle seslenmişti: “ Şüphesiz ki oğlumda ailemdendir. Senin vadin elbette gerçektir. Sen hüküm verenlerin en isabetli hüküm verenisin.” Allah şöyle demişti: “Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir; şüphesiz ki onun yaptığı çirkin ve kötü bir iştir. Hakkında bilgin olmayanı benden isteme! Şüphesiz ki cahillerden olmaman konusunda sana öğüt veriyorum” ( Hud- 45-46 )
Bu ve buna benzer ayetler kimin kiminle dost ve aile olduklarını en güzel şekilde açıklamaktadır. Bütün bunlara rağmen halen şeref ve izzetten yoksun toplumlarda bu güzel hasletleri aramaya devam eden zalim bir toplumun başına gelecek felaketlerden sorumlu olmadığımızı alenen söylediğimizi ifade edelim. İslam’ın ve onun mensuplarının ne ferden nede devlet oldukları dönemde şeref ve izzetlerinden asla taviz vermediklerine tarih şahitlik etmektedir. Onlar izzet siz ve onursuz yaşamaktansa her zaman izzetli bir şekilde ölmeyi tercih etmişlerdir. Zira izzet ve onurunu kaybeden toplumların kaybedecek bir şeyleri kalmamıştır.
İslam toplumları gerek olağan üstü savaş hallerinde gerek ise normal yaşamlarında kendilerine sığınan ve eman dileyen erkek veya kadın olsun hiç kimsenin onur ve şerefini yok sayacak rencide edecek davranışların sahibi olmamışlardır. Esirlere muamele konusunda Allah’ın emrine uyarak yediklerinden yedirmişler, giydiklerinden giydirmişler, İslam’ı tercih edenleri din de kardeşleri kabul ederek yaşamlarını birlikte sürdürmüşlerdir. İslam’ı tercih yolunu seçmeyenler ise asla kötü muameleye maruz kalmadan insanca yaşamlarına devam etmişlerdir.
Peki!
Ne oldu da sahip oldukları izzet, şeref ve onurlarını kaybederek son iki yüz yıldır batı ve batılın karşısında süklüm büklüm, ve onursuz bir yaşama mahkum oldular! Sorunun cevabı basit! Daha önce düşmanları karşısında kendilerini şerefli, onurlu ve izzetli kılan ilahi vahiy olan aziz Kuran’ı hayatlarının dışına atarak ona indiriliş gayesin den uzak misyonlar yükleyerek onursuz hale geldiler. Oysa sahip oldukları Kuran onlara şöyle diyordu: “ Yemin olsun ki, size öyle bir kitap indirdik ki, sizin bütün izzet ve şerefiniz ondadır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?” ( Enbiya-10 )
Kaybettikleri izzet ve şereflerini şerefsizlerin ve onursuzların yanında arayanlar bu ayetin kendilerine yükledikleri sorumluluktan asla kurtulamayacaklardır. Kaybettiğiniz değerlerinizi kaybettiğiniz yerde aramaz iseniz kaybettiklerinizi asla bulamayacaksınız. Şunu açık sözlülükle ifada etmeliyim ki, an itibariyle dünya siyasetinde, ticaretin de, hukukun da ve diğer konularda söz sahibi olanlar şeref ve haysiyetten, onurdan yoksun despot aynı zaman da zalim insanlardır. İşte sizlere örnek İsrail, abd koalisyonu işbirliğinde komşumuz ve kardeşimiz İran’a yapılan saldırılar.
Nedeni kendi uydurdukları nükleer yalanı. Oysa kendilerinin bu silahlara çok daha fazlasıyla sahip olduklarını bilmeyen yoktur. Bende olacak sende olmayacak. Ben canım istediği zaman seni vuracağım ama sen bana bir taş bile atamayacaksın. İşte zalim ve kâfirliğin zirve yaptığı en son örnek. Dünyanın bir metre karesinde bile huzur ve güven bırakmayan uygulamalar bu zalimler insanların onur ve izzetlerini de ayaklar altına almaktan asla vazgeçmiyorlar. Son otuz yılda halkı Müslüman coğrafya halklarına ve onları yöneten liderlerine reva görülen onur kırıcı onursuz hareketler. Mesela Irak halkının lideri Saddam Hüseyin, Libya lideri Muammer Kaddafi ve son dönemde Filistin halkına ve onların önde gelen liderlerine uygulanan alçakça ve adice yapılan suikast ve öldürmeler. Filistinli kardeşlerimize uygulanan ambargolar onları bir damla suya ve bir tabak yemeğe muhtaç bırakarak onların izzet ve şerefi ile oynayanlar bilsinler ki asıl kendileri şeref ve onurlarını kaybetmişlerdir.
Allah’ın gönderdiği bütün elçileri kendilerine karşı gelen hiçbir müşrik ve kafir karşısında izzet ve onurundan asla zerre miktarı taviz vermemişlerdir. Ayrıca kendilerine iman eden arkadaşları da elçilerinin yollarını izleyerek şeref ve onurlarıyla tarih sahnesindeki yerlerini almışlardır. Son örnek olması açısından Hz. Muhammed (as) ve onun sahabesinin verdiği tarihte eşine az rastlanan o şanlı mücadele insan ömründe çok az bir zaman sayılacak sürede fertten devlete dönüşmüştür.
Unutmayalım ki! bu mücadeleye can veren ve kaynaklık eden Allah’ın kitabı Yüce Kuran’dı. Onlar Kuran’la şereflerini kazandılar. Kuran ile düşmanları karşısında izzet ve şerefli kaldılar. Yine onlar dost ve düşmanlarını Kuran ile tanıyıp ona göre siyaset geliştirdiler. Belirli bir sure sonra Kuran’ı hayatlarından çıkarıp ölülere okunan ve güzel nağmeler ile seslendirilen bir kitaba dönüştürülünce kitabın mensuplarında ne şeref ne de izzetten eser kalmadı.
Bundan sonra süreç batı ve batılın lehine Müslüman toplumların ise aleyhine işlemeye başladı. Halende bu durum böyle devam etmektedir. Halkı Müslüman coğrafyanın tamamına yakını ya batının veya batılın belirlediği ve onlar ile iş birliği yapan kukla liderler! Tarafından ya da bizzat onlar tarafından bil fiil işgal edilerek masum halka daha dünyada iken cehennemi yaşatmaktadırlar. İran’ı vuran abd. ve İsrail uçakları hangi ülkelerin hava sahasını kullanarak İran halkı üzerine bombalar yağdırmakta! Cevabını vereyim: Ürdün, Katar. Bae, suud ve diğerleri. Hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz misali ormanı kesen balta sizden ise artık orada izzet ve şereften bahsetmek abes olur.
İğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batıralım kendi ülkemizin her türlü platformumda çok yüksek sesle yaptığı kınama bir sonraki seferde çok daha fazla yaptığı daha şiddetli kınamalar ve beylik söylemler uluslararası arenada ve ilgili ülkeler nezdin de herhangi bir şekilde yaptırıma veya ciddiye alınmamaktadır. Zira bunlar ancak kendilerine karşı çıkacak fiili kuvvet yaptırımlarından anlarlar. Bunun böyle olduğuna an itibariyle yaşayıp şahit olmaktayız.
Gelin bize şan ve şerefimizi veren yüce Kuran’a ilk indiriliş gayesini esas alarak yaklaşıp benimseyerek kaybetmiş olduğumuz izzet ve şerefimizi tekrar kazanalım. Başka bir yazıda buluşmak dilek ve temennisiyle Allah’a emanet olunuz.


