
Kur’an Kıssaları mecaz mıdır?
SORU: Kur’an’ın üçte biri mecaz mıdır? Kıssaların hangisinin mecaz veya hakiki hadise olduğunu nasıl anlayacağız? Mecazı tahayyül ederek mi hakikati anlamaya çalışmalıyız?
CEVAP: Öncelikle mecaz deyince ne anlıyoruz? Mecaz, bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Anlatımı daha etkili kılmak ve söze canlılık kazandırmak amacıyla yapılır.
Bu edebi sanatın kökeni Arap edebiyatıdır. Malum olduğu üzere Kur’an da Arapça indirilmiş bir kitap olması nedeniyle Arap edebiyatının kullanmış olduğu tüm edebi sanatları o dildeki kullanıldığı üzere ihtiva etmektedir. Bunun olması da gayet tabiidir. Bir dilde yazılmış bir kitabın o dilin özelliklerine uygun olması dilin doğasının gereğidir. Örneğin Rıdvan Biati’nin yapıldığı durumu resmeden ayette:
“Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih 48/10)
Burada ifade edilen “Allah’ın eli ve onların ellerinin üzerinde” olması hakiki anlamda değil mecazi anlamda kullanılmıştır. Bunu okuyan Arap söylenmek istenen mesajı tüm ayrıntılarıyla anlamaktadır. Kimse bu ifadeye bakarak Allah’ın elinin gerçek anlamda orada biat edenlerin elinin üzerinde olduğunu anlamamıştır. Aynen bizim dilimizde de benzer ifadeler kullanılır. Birilerini uzun süre himaye edip görüp gözettiği biri için “elim hep üzerinizdeydi elimi hiç üzerinizden çekmedim ki” ifadelerinden bir Türk ne anlamışsa Arap da bu ayetten onu anlamıştır.
Kur’an kıssalarının mecaz oluşuna gelince kıssalar için mecaz tabiri pek uygun düşmemektedir. Yukarıda mecazı tanımlamaya çalıştık. Kısaca bir kelimenin gerçek manasından başka bir manada kullanılma sanatıdır. Bir kıssa içinde mecaz sanatı kullanılmış olabilir ama kıssa tümüyle mecaz olarak kabul edilemez. Eğer mecaz olarak kabul ederseniz, Allah Teâlâ’nın Kur’an’da anlatmış olduğu tüm Peygamberler ve tevhid mücadeleleri gerçek anlamda hiç olmamış sadece olmuş gibi anlatılmış demek olur ki bu anlayış en hafifinden Allah Teâlâ ya yalan isnat etmek demektir. Olmamış bir konuda Allah hadiseleri olmuş gibi anlatacak sonra da Elçilere uymayanları helak ettiğini iman edenleri de elçilerle birlikte kurtardığını söyleyecek!.. Aklınız alıyor mu böyle bir şeyi?.. Nuh kavmini, Lut kavmini, Firavun kavmini nasıl helak ettiğini ve Musa (as) İsrail oğullarını nasıl kurtardığını palavra olarak anlatacak öyle mi?
Allah Külli şeyin Kadir olduğu gibi Kulli şeyin alîm dir de. Bir sözün en doğru, en anlaşılır nasıl söylenmesi gerektiğini de elbette en iyi bilendir. En doğru, en açık ve en anlaşılır şekilde ifade etmeye muktedirdir. Bu nedenle Araplar edebiyatın doruğuna ulaştığı bir dönemde Allah Teâlâ’nın indirdiği ayetlere Mekke deki Arap edip ve hatipleri hayran kalmış ve şöyle demişlerdir: “Bütün muallakaları/ (kabeye asılan şiir ve hutbeleri ) indirin. Artık hiç kimse bundan daha güzel bir söz söyleyemez.” İtirafıyla perdeyi kapatmışlardı.
Bu düşünce Hint alt kıtasında başlayan “kur’ana dönüş” hareketlerinin etkisi ile ve Avrupada oluşan “pozitivist” akımların “kutsal kitapları ret” düşüncesine karşı ” kutsal kitapları mitolojiden arındırma” düşüncesinin, kur’an kıssaları içinde uygulanabileceği düşüncesinin “Kur’an kıssalarının vakiliği” konusundaki şüphelerin getirdiği düşüncelerdir. Bu düşünceler etrafında, bu kıssalardaki dilimizde “mucize” dediğimiz olayların hakiki anlamda değil mecazi anlam olarak anlaşılması gerekir düşüncesidir. Bu anlayışa geleneksel kıssa anlayışının kıssaları uydurmalarla anlamaya kalkma olayının getirdiği sonuçtur. Özellikle “Muhammed Abduh” “Reşid Rıza” “Muhammed Esed” gibi düşünürlerin batının tesiri altında kalarak “eziklik psikolojisi” altında Kur’an kıssalarını anlama yöntemi oluşturduğunu görmekteyiz. Günümüz Türkiye’sinde de yine “kur’an merkezli İslam” söylemi etrafında oluşturulan bazı düşüncelerde de bu kişilerin etkisi görülmektedir.
Kur’an kıssalarında” mucize” dediğimiz ve ya sonu helak olma ile biten olayların “hakiki anlamda değil mecazi bir anlatım” olarak anlaşılması gerektiği söyleminin gerekçelerinden biri “determinizm” kaynaklı kur’an anlayışlarıdır. “Determinist” bakış açısına göre Allah kâinatı tabiri caizse “otomatik pilota” bağlamış ve bunun dışında herhangi bir olay vaki olamaz. İbrahim (as) ı ateşin yakmaması, denizin yarılması, asanın yılan olmasına bu yasaya göre imkân yoktur. Yalnız bu düşünce sahiplerinin hesaba katmadığı bir şey vardır. Bu yasaları koyan da Allah Teâlâ dir. Allah, başka birinin koyduğu yasaların uygulayıcısı değildir ki bunlar onun için imkânsız olsun veya ona bağlı kalmak zorunda olsun. ” O her istediğini yapandır.” Mucize demek de normal insan için imkânsız olanı Allah’ın yardımıyla imkân haline getirmek demek değil mi? kullara düşen ” neden böyle yaptın” şeklinde onu sorgulamak değil, ona teslim olmaktır.
Allah Teâlâ ezeli ve ebedidir. İlmine ve gücüne sınır çizilemez. Dilediğini yapacak güce sahiptir. Bir konuyu insanlara anlatmada materyal sıkıntısı olmaz. Olmayan hadiseleri olmuş gibi anlatmaz. Kur’an da ne anlatıyorsa anlatılan hadiseyi aynıyla vaki olmuş olarak kabul ederiz. Elçilerine vermiş olduğu mucizeleri onlar için elçi olduklarının ispatı olan kimlik kartları olarak görürüz. Kur’an’da anlatılan olayları anlatıldığı gibi vaki olduğuna inanırız. Peygamberimiz Kur’an ilimlerinden olarak nitelenen bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur:
“Kur’an beş vecih üzere gönderilmiştir. Helal, haram, muhkem, Müteşabih ve emsal. Onun helalini yapın, haramından uzak durun, muhkemine tabi olun, müteşabihine inanın, emsalinden de ibret alın.” İmam Şafi, Bu hadis Kuran ilimlerindendir mutlaka bilinmelidir demiştir.
Kur’an kendisinden önce gönderilen Tevrat ve İncilin uğradığı akıbetlere uğramadan asıl metin korunmuştur. Allah’tan gelen haliyle bu gün elimizdedir. Bunda bir abeslik asla yoktur. Ancak tefsirciler yorumlarında İncil ve Tevrat’ın etrafında oluşturulan “Mişnalara” giderek tefsir yapmaya kalkınca, İsrailiyat” denilen Kur’an dışı bilgilerin tefsirlere girmesine sebep olmuşlardır. Müslüman’ı ilgilendiren Kur’an’dır şahısların yapmış olduğu tefsirler değil. Bunun bilincinde olarak olayları değerlendirmeliyiz. Çünkü Allah sadece kendisinden olandan hesaba çekecektir. (Zuhruf 43/43-44)


