GenelMektuplara Cevap

Allah’ın Dilemesi Nedir?

Kur’an’ın birçok yerin­de “Allah dilediğini sapıklıkta bı­rakır”, “Dilediğine hidayet ve­rir…”, “Dilediğini azdırır” gibi ayetler yer almaktadır. Bu ayetlere göre, sapıklıkta ve küfürde olan birisinin “ne yapayım Allah iste­diği için bu haldeyim, Allah iste­seydi ben de doğru yolda olur­dum” diyebilir mi? Bu ayetlerin neyi ifade ettiğini açıklar mısı­nız?

Cevap: Önemine binaen sık sık tekrarladığımız şu hususu dikkatleri­nize sunarak sorunuza cevap ver­meye çalışacağız. Ayetlerin yalın olarak ifade ettikleri anlamları sahih bir şekilde kavramak / anlamak için onları, Kur’an’ın bir bütün olarak or­taya koyduğu genel anlayışın çer­çevesinde değerlendirmemiz gere­kir. Böyle yapılmazsa, söylenen şeyle, söylenmek istenen şey ara­sında bazen yanlış bağlantı kurul­duğundan, ayetler arasında farklılık ve çelişki doğuracak sonuçlar çıkarılmaktadır. Yalın anlamıyla ayetin birinde “Allah’ın izni olmadan hiç kimse inanamaz” denilirken, bir diğer ayette de “iyi iş yapanın yara­rı kendisine, kötü iş yapanın zararı kendisinedir” denilmektedir. Görül­düğü gibi Kur’an’ın bütünlüğü dikkate alınmadan, bu ayetler yalın an­lamları ile değerlendirilirse gerçek­ten de ortaya çelişkili bir sonuç çı­kar ki; bu büyük bir yanlış olur.

Kur’an’da hiçbir çelişkinin olmadığı­na iman ettiğimize göre çelişki ayetlerde değil, bizim o ayetleri yalın ve Kur’an’ın genel anlamı dışında değerlendirmemizin sonucu ortaya çıkan bir durumdur.

Kur’an, açıkça ortaya koymak­tadır ki: Allah, insanı dilediğini seç­me iradesine / hakkına sahip olarak yaratmıştır. Bu temel esası dikkate almadan hidayetle ilgili ayetleri doğru kavramak mümkün değildir. Kur’an’ın bu temel gerçeğinden ha­reketle bazı tespitlerde bulunarak söz konusu ayetlerin gerçekte neyi ifade ettiklerini izah etmeye çalışa­lım.

Kur’ an, insanlar hidayete erip, doğru yolu bulsunlar diye Allah tarafından gönderilen bir kitaptır. Kur’an’ın esas amacı budur. Bu da Allah’ın insanlar arasında bir ayrım yapmadan, hepsinin, doğru yolu bulmasını istediği anlamına gelmek­tedir. Allah kendi iradesini devreye sokmadan, seçmeyi tamamen kulla­rına verdiği iradeye bırakmıştır. Gerçek bu olunca da Allah’ın kendi iradesini devreye sokarak; birtakım insanlara hidayeti, birtakım insanla­ra da küfrü uygun görmesi söz konusu olamaz. Zira Allah kuşkusuz adalet sahibidir.

Allah, küfrü ve hidayeti seçme işini insanların kararına bırakmayıp da kendi kararına göre yapsaydı o zaman kitap ve elçi göndermesine gerek kalmazdı, insanların kalpleri­ne tek tek ya iman ya da küfrü yerleştirerek onları istediği şekle sokardı. Hâlbuki, bu işi insanların kararına bırakan Allah, insanların karar vermeleri gereken şeyleri açıklayarak, onları yapacakları ter­cihten sorumlu tutacağını bildirmiştir, iyiyi ve kötüyü, imanı ve küfrü birbirinden kesin olarak ayırıp açıklamıştır ki, insanlar neye karar verdiklerini bilerek versinler. Allah, bütün insanları iman etmeye ve hidayete çağırmakta, onların akletmeleri ve doğru yolu bulmaları için her şeyi örnekleyerek açıklamak­tadır. Ayrıca, elçiler aracılığıyla canlı uyarı ve örneklikle doğru yolu gös­termektedir.

Kur’an, dünyanın imtihan dün­yası olduğunu, Allah’ın kullarını sınadığını, dileyenin hidayeti, dile­yenin de inkarı tercih edebileceğini açıkça belirtmektedir. Bu gerçeğe rağmen kimi müslümanların: “ina­nanı ve inanmayanı, mümini ve ka­firi, hidayete ereni ve azıtıp sapıtanı Allah belirlemektedir; Allah seçici / belirleyici olarak dilediğini hidayete, dilediğini de sapıklığa yöneltmek­tedir” diye düşünmeleri doğru olamaz. Böyle bir inanç Kur’an’ın ruhu­na aykırıdır. Şayet bu düşünce doğru olsaydı o zaman inananın ve inanmayanın, hidayeti veya sapık­lığı seçenin bu seçiminden dolayı, hiçbir suçu ve sorumluluğunun olmaması gerekirdi. Zira, insanın kendi seçmediği ve yapmadığı bir şeyden, sorumlu tutulması düşünü­lemez.

Düşünebiliyor musunuz! Allah kendi kararıyla kullarından bir kıs­mına iman vermeyecek, onları hida­yete erdirmeyecek; onları inkarcı yaparak sapıklığa itecek; ondan sonra da inanmıyorlar diye, sapıttı­lar diye cezalandıracak. Bu çok büyük bir çelişki değil mi? Böyle bir çelişkiyi Allah’a yakıştırmak nasıl doğru olabilir? Hangi akıl sahibi bunu kabul edebilir. Şayet bu konu­da seçici / belirleyici olan Allah ise o zaman ne diye küfrü seçenleri Cehenneme göndersin? Veya bunun tersi olarak, iman edenleri ne diye Cennete göndersin? Zira iman edenler, bu tercihi kendi iradeleri ile yapmamış olup, bunda bir payları olmayacaktır. Oysa ki bir şeyi hak etmek için o şeyin gereğini yapmak gerekir.

“Bizim ayetlerimizi yalanlayan­lar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyar”(6/39).

Bu ayette geçen “ Allah dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyar” ifadesi kullanıldığı yere göre şu iki anlama gelmektedir:

Birincisi;  Allah’ın sonsuz kudretin sahibi olması ve kendi üzerinde O’na hesap soracak, bir şeyi yapmaya mecbur edecek bir varlığın bulunmadığından, “O istediği her şeyi yapar, Mutlak kuvvet ve kudret sahibi, Yarattıklarına mahkum değildir” anlamında.

İkincisi ise, bir çok ayette bahsedildiği gibi: “ Hidayeti isteyeni hidayette kılar, sapıklığı isteyeni de sapıklıta bırakır. Kimseyi kendi istek ve seçiminin aksini yaptırmak için zorlamaz, iradesine mani olmaz “ anlamında kullanılmaktadır.

“Allah’ın izni olmadan hiç kimse inanmaz ve (Allah) pisliği (huzur­suzluğu, azabı), akıllarını kullanma­yanların üzerine kor.”(10/100)

Bu ayette ve Kur’an’da geçen “Allah’ın izni” ifadesi, Allah’ın yarattığı eşya için verdiği tabiat, özellik ve onun tabi olduğu kanuniyet anlamında kullanılmaktadır. Örneğin: “İnsana inanması için izin vermesi” İnsanı yaratırken inanacak veya inkar edecek özellikte yaratmış olması manasındadır. “İnsanın benliğine, tabiatına fücuru ve takvayı ilham ettik” ayetinde bahsedildiği gibi. Eğer insana inanma özelliğini vermeseydi inanamaz; inkar etme özelliğini vermese inkar edemezdi. “Dileseydik hepinizi bir ümmet yapardık” ayetleriyle vurgulanan yer burasıdır. “İzin vermeseydik, bu özellikte yaratmasaydık, dilediğini yapma özelliği vermeseydik” anlamlarına gelmektedir.

“(Ey Muhammed), sen onların yola gelmelerini ne kadar istesen de Allah şaşırttığını yola getirmez ve onların yardımcıları da olmaz!”(16/37)

Yine buradaki, “Allah şaşırttığını yola getirmez “ ifadesi burada “mecazen” kullanılmaktadır. Yolunu şaşıran kimse gittiği yolu terk edip kendi iradesiyle doğru yola gelmeyi istemediği sürece, senin istemenle bu iş olmaz. Ancak bir insan kendi isteyecek ki bu iş gerçekleşsin. “İşte böylesine burnunun doğrultusuna giden, yolundan memnun olan kimseyi de Allah müdahale ederek hidayete / doğru yola getirmez” demektir.

Evet Allah’ın “dilediğine hidayeti vermesi, dilediğini sapıtması“ deyim­lerinin “hidayeti dileyeni hidayette, dalaleti dileyeni de dalalette bırakır “ şeklinde anlaşılmasının ge­rektiği şu ayetlerden de rahatlıkla anlaşılmaktadır.

“Bu sizin ellerinizin yapıp öne sürdüğünün karşılığıdır. Allah kullarına asla zulmedici değildir.”(3182)

“(Allah’a) ortak koşanlar diye­cekler ki: Allah isteseydi ne biz ne de babalarımız ortak koşmazdık, hiçbir şeyi haram yapmazdık. On­lardan önce yalanlayanlar da öyle demişlerdi de nihayet azabımızı tat­mışlardı. De ki: yanınızda bize çıka­rıp göstereceğiniz bir bilgi (yazılı belge) var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz”(6148).

“Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz…”(21/35)

“Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ındır. (Bunları yarat­mıştır) ki kötülük edenleri, yaptık­larıyla cezalandırsın, güzel davra­nanları da güzellikle mükafatlandırsın.”(53/31)

“Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz. Bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır. Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.”(76/2-3)

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir