GenelYazarlardanYazılar

Bir medeniyeti çöplüklerden toplayan adam Nuri Arlasez

“İçimin ışığı sönmüş olduğu bir demde, elime başkalarını aydınlatmak için meşale verme Yarabbi!” diyerek dua eden bir adamın hikayesi okuyucumuzun dikkatini çekebilir. Tarihin gizli kahramanlarından biri kabul ettiğimiz Nuri Bey’le tanıştığınıza şüphesiz pişman olmayacaksınız.

Nuri Bey, 1910 yılında İstanbul’da devrin en ünlü ceza avukatlarından Hüsnü Selim Bey’in oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Nuri Arlasez’in 1962’de Şişli’de elli yıl oturduğu babadan kalma bir evde bir kış günü Hint felsefesiyle ilgili kitapları arasında çalışırken kapısı çalınır. Fethi Okyar Bey’in oğlu Osman Okyar’dır ve yanında da bir beyefendi vardır. Adam, görünüş olarak tam bir İngiliz beyefendisidir. Misafirleri çalıştığı odaya buyur ettiğinde, İngiliz beyefendisi masanın üzerindeki kitapları görünce müthiş bir şekilde ilgilenmeye başlar. İlk defa geldiği bir evde, arkadaşını da, evin sahibini de unutmuş, harıl harıl not almaya başlar. Kim olduğunu sonradan fark ettiği o İngiliz Beyefendisi, meşhur İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee’dir. Nuri Bey Toynbee ile zamanla dost olarak yıllarca mektuplaşır.

Sadece Toynbee ile değil, yakın dostlarından ünlü teorik fizikçi Heisenberg’le de uzun süre mektuplaşan Arlasez, Avrupa ve Amerika’da şaşırtıcı bir şöhrete sahiptir. Uzak Doğu ve Osmanlı kültürüne ilgi duyan yabancıların İstanbul’a yolları düştüğünde ilk aradıkları kişilerden biri odur. Hatta Joan Flemin adlı bir yazarın, konusu İstanbul’da geçen ve 1967 yılında Amerika’da bestseller olan When I Grou Rich adlı polisiye romanında olaylar, Filozof Nuri Bey diye söz edilen Nuri Arlasez’in etrafında cereyan etmektedir.

Yabancılar, Nuri Bey’in sadece bilgeliğine değil, aynı zamanda eski İstanbul hakkındaki benzersiz bilgisine ve olağanüstü zenginlikteki koleksiyonlarına tutulmuşlardır. Nuri Bey, her zaman, bu koleksiyonları Cumhuriyet devrinin çöplüklerinden topladığı eserlerle meydana getirdiğini söyler. Beşir Ayvazoğlu’ndan öğrendiğimize göre şu anda bu mektupların kırk elli kadarı IRCICA’dadır. Toynbee ile birlikte bir gün Antalya’ya 70-80 kilometre mesafedeki bir köye giderler. Bir kahve görürler ve girerler. Orada kendilerine yakın buldukları 251 bir ihtiyara aç olduklarını bildirirler. Amca Bey onları evine götürüp bir güzel yedirip içirmiştir. İhtiyar amca bütün ısrarlarına rağmen para da kabul etmemiştir. “Taa nerelerden geldiniz, gönlümüze ferahlık verdiniz. Bir de para mı vereceksiniz? Ne parası?” deyince Büyük İngiliz tarihçisinin gözleri dolar ve şunları söyler: “Dünyaları ayakta tutan, her memlekette gizli kalmış bu gibi kahramanlardır. Onların hürmetine memleketler ayakta kalır. Bunlara İncil’de ‘Toprağın tuzu’ denilmiştir. Sizi her zaman minnet ve şükranla hatırlayacağız.”

Arlasez’in ömrünün yarısı küçük yaşlardan itibaren yeni devrin çöplüklerinde geçmiştir. Yazma Kitaplar, Ferman, Vakfiye, İşlemeler ne bulduysa muhafaza etmeye çalışmıştır. Harf inkılâbı sırasında Galatasaray’da okumaktadır. Ortalıkta bir dehşet havası kol geziyor ve babadan dededen kalma kitapları yakanlara bile rastlamak sıradan bir hal almıştır. Paha biçilemeyecek kitaplar o zaman kaldırımlarda sürünmektedir. Arlasez, çok kısıtlı bütçesiyle bunları satın almaya başlıyor. Şimdi bir tanesi bile insanı milyarder edecek kıymette eserler çoğu. Paha biçilemez cinsten sayısız eser toplamıştır.

Varını yoğunu harcayarak yok olması veya yurt dışına kaçırılması muhtemel yüzlerce sanat eserini kurtarmıştır. Nuri Arlasez, 11 Temmuz 2000’de İstanbul’da vefat etmiştir. Siz hiç daha önce bu ismi hiç duymuş muydunuz?

Kaynak:

Günaslan Enes, , Beşir Ayvazoğlu’nun Hayatı, Sanatı ve Eserleri Üzerine Bir Araştırma, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili Ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Gaziantep, 2019.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir