
“Biz Kur’an’ı Anlayamayız”
“Kur’an-ı kerim hiçbir dile, hatta Arapça’ya bile tercüme edilemez. Herhangi bir şiirin bile, tam tercümesine imkan yoktur. Ancak izah edilebilir. Kur’an-ı kerimin manası tercümeden anlaşılmaz. Bir âyetin manasını anlamak demek, Allahü teâlânın, bu âyette ne demek istediğini anlamak demektir. Bu âyetin herhangi bir tercümesini okuyan, murad-ı ilahiyi öğrenemez. Tercüme edenin, bilgi derecesine göre anlamış olduğunu öğrenir.
Hangi tercüme olursa olsun, hiçbir Kur’an tercümesinden din öğrenilemez. Dinini öğrenmesi için bir kimsenin eline, en uygun tercümeyi vermek, okyanus ortasında bulunan insana bir tahta parçası vermekten daha kötüdür. Çünkü bu tahta parçası ile insan sahile çıkamayacağı için ölür, imanlı ise Cennete gider. Fakat tercüme ile din öğrenmeye kalkışan, imanını kaybedip Cehenneme düşebilir.” https://dinimizislam.com/
Yukarıda okuduğunuz satırları internette bir araştırma yapar iken karşılaştım. Üstelik bu site insanlara ‘İslam’ı anlatıyor! Bu ifadeler bizler açısından elbette çokta yabancı şeyler değil, sürekli karşılaştığımız ve geleneksel din anlayışının büyük çoğunluğun savuna geldikleri görüşler. Bu anlayış kendilerini ‘ehli sünnet’ diye dillendiren (Mezheplerini din edinmiş) bir tarafın kuvvetle savuna durdukları bu görüşlerini bizler biliyoruz ama, İslam’ı yeni tanımış veya henüz İslam’ın asli kaynağıyla (Kur’an) yüzleşmemiş (ki bizim toplumun kahir ekseriyeti dinini kitaptan/Kur’an’dan öğrenmiş değil) kendini Müslüman olarak niteleyen insanların bunlara denk geldiğini bi düşünün! Adam, İslam’ın temel kaynağı olan kitabın (Kur’an’ın) anlaşılamayacağını iddia ediyor ve bunu ancak alimlerin (Onlar da özel alimler) anlayacağını, bu alimlerin Allah tarafından özgün yeteneklere sahip olduğunu, doğuştan bu iş için yaratıldığını ve bizim, itikâdi, ameli ve ictimai her türlü müşkülatımızı çözdüklerini, dolaysıyla onların anladıklarını din olarak yaşamamız gerektiğini savunuyor, “Kur’an mealden okunarak anlaşılmaz” dedikten sonra; Kur’an’ın anlaşılamayacağına dair ayetleri sıralayıp kendi görüşüne delil olarak getiriyor. Çelişkiye bakar mısınız, hani Kur’an anlaşılmazdı, sen bu ayeti nasıl anladın da kendi görüşüne kanıt olarak sunuyorsun? Bu anlayışta olanlar için bakın Kur’an ne diyor; “… Allah’ın rızasını kazanmak için uydurdukları ruhbanlığı biz onlara yazmadık (buyurmadık) ve fakat gereği gibi (O uydurduklarına da) uymadılar… “ (Hadid 27) Biz, kendilerine ait siteden yazının bir bölümünü aldık merak edenler için de linkini koydum, daha neler söylüyor neler…
“Kur’an’ı anlaşılmaz veya anlayamayız” söylem ve savunusu, Kur’an’ı anlamanın önündeki en büyük engellerden bir tanesidir. (Bırakın Kur’an’ı, herhangi bir şeyi ; ben anlayamam/yapamam diyen bir insan sittin sene geçse de o şeyi yapamaz) Kur’an’a karşı, böyle bir anlayışa sahip olmaktan daha büyük bir yanlış ve felaket olamaz. Rahmetli Ercüment Özkan’ın dediği gibi; “bir insan Kur’an anlaşılmaz diyorsa onun başka günah işlemesine gerek yok, o bu sözün hesabını asla veremeyecektir.” Çünkü bu günah onun cehenneme gitmesine yeter de artar da.
Bu anlayış adeta, Kur’an’ın iniş gayesini ve maksadını tamamen ortadan kaldıran ve Kur’an’ın muhatap aldığı insanın önüne duvarlar ören ve ona ulaşılmasını engelleyip bütün yolları tıkayıp, bağlarını koparan, akıl sahibi varlığın (insanın) aklını kullanmasına engel olan ve onu birilerine mahkûm eden bu anlayış değişmedikçe, Kur’an’la insanları yüzleştirmek, dinlerini asli kaynaktan öğrenmeleri mümkün olmayacaktır. Şimdi düşünün bir Alman veya İngiliz İslam’ı öğrenmek istiyor, siz ona ne önerirsiniz? Bunların dediği gibi şunu mu dersiniz; önce bir ehli sünnet aliminin tefsirini oku daha sonra, hadis külliyatını (Kütüb-i sitte/ altı hadis kitabı) bir oku, daha sonra ehli sünnet alimlerinin itikat kitabını, ondan sonrada fıkıh kitaplarını… mı dersiniz yoksa, direk tercüme edilmiş bir Kur’an mı verirsiniz?
İnsanın feraseti kapanınca, ufku daralır, dünyayı kendinden ibaret görürmüş.
Kur’an kendisinin açık ve anlaşılır olduğunu, her şeyi beyan ettiğini, elçinin konuştuğu dil ile indirildiğini onlarca ayette ifade etmesine rağmen “biz Kur’an’ı anlayamayız” demek, Kur’an’ın sahibi olan Allah’a iftira atmak değil midir? “Allah’a iftira eden veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? (Saf 7, Araf 37, Hud 18…)
Kur’an’ı Kerim kendisini bu konuda nasıl tanıtıyor, ondan öğrenelim.
“Gerçekten Biz onu anlayasınız diye Arapça bir Kur’an, yaptık.” (Zuhruf 3)
“Biz onu anlayasınız diye, Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf 2)
“İşte böylece Kur’an’ı apaçık ayetler, olarak indirdik. Allah, şüphesiz, dileyeni doğru yola eriştirir.’” (Hac 16)
“Elbette ki, biz bu Kur’an’da türlü türlü örneği gösterip açıkladık. İnsan amma da çok tartışıyor!” (Kehf 54).
“Biz bu Kur’an’ı Allah’a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı milleti uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.” (Meryem 97)
“Muhakkak ki Kur’an’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?” (Kamer 17)
“Muhakkak biz, Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alıp düşünen?” (Kamer 22)
“Muhakkak ki, Kur’an’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?” (Kamer 32)
“Muhakkak ki, Kur’an’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı?” (Kamer 40)
“Muhakkak ki, biz size açık açık bildiren ayetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvaya ulaşmış kimseler için öğütler indirdik.” (Nur 34).
“Mücrimlerin (cürüm işlemiş) yolu besbelli olsun diye ayetleri ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.” (Enam 55)
“Elif, lam, ra. Bu bir Kitap’tır ki, hikmet sahibi, her şeyden haberi olan Allah tarafından ayetleri kesin kılınmış sonra da uzun uzadıya açıklanmıştır.” (Hud 1)
“Doğrusu bu zikir (Kur’an) sana ve kavmine bir hatırlatmadır, ondan sorguya çekileceksiniz.” (Zuhruf 44)…
Bu konuyla alakalı daha onlarca ayet var, biz buraya bir kısmını aldık. Meramımızı anlatması açısından bu kadarla kifayet ettik.
Kendisinden hesaba çekileceğimiz kitap daha birçok ayetinde açık ve anlaşılır olduğunu söylerken “biz onu anlayamayız” demek bu ayetler karşısında yalancı durumuna düşmüş olmuyorlar mı? Öyle ya, burada bir konu hakkında iki görüş/iddia bulunmakta bunlardan biri yalan söylüyor olmalı değil mi?!
Kalbi mühürlü, kulağı sağır, gözü görmeyen, aklını doğru kullanmayan ve ondan yüz çeviren insanlar Kur’an’ı anlayamaz. Bu Kur’an’da ilahi hükümdür. (Bakara 7,10 Kehf 57)
Rabbimiz bu kitabı insanlar için göndermiş ve insanın anlayacağı düzeyde vahyetmiş çünkü insan özel yetileri ve donanımı olan bir varlık, onu diğer varlıklardan ayıran en bariz özelliği; aklını kullanan ve irade sahibi olmasıdır. Bu iradesinden dolayı zaten sorumlu tutulmaktadır. Dolaysıyla, sorumlu tutulan varlık anlayamayacağı şeyden neden sorguya çekilsin, neden ona ‘anlayamayacağı’ böyle bir kitap göndersin? Hesap günü, bizi sorguya çektiğinde “anlayamadık bazı insanların anladıklarını kabul ettik, ona göre inandık ve yaşadık ve doğru yolunu bulamadık” dediğimizde mazeretimiz geçerli olması gerekmez miydi o zaman?
Aklını doğru kullanmayıp birilerini körü körüne taklit edenlerin, o gün hiçbir mazeretleri kabul edilmeyecektir.
“Rabbimiz! Biz, liderlerimiz ve efendilerimize uyduk. Onlar bizi yanlış bir yola saptırdılar.” (Ahzab 67)
“Allah: Sizden önce geçen cin ve insan toplumları içinde ateşe girin! der. Her toplum da girdikçe kardeşini lanetler. Sonunda hepsi orada bir araya gelince, sonra gelenler, öncekiler için: Rabbimiz, işte bizi bunlar saptırdılar. Onlara ateşten azabı kat kat ver! derler. Allah: Herkese kat kat azap vardır, fakat, bilmiyorsunuz, der.” (Araf 38)
Bu kitabı her ‘salim akıl’ sahibi anlar; çünkü Allah “vahyi” akıllı insanlara indirmiştir ve her insana belirli düzeyde anlama ve kavrama kabiliyeti vermiştir. (Aklı olmayan zaten sorumlu değildir) Bundan dolayı her insan vüsatının/gücünün/kapasitesinin yettiği kadarından sorumludur. Ama her akıl sahibi bu kitabı anlamak için okuduğunda özellikle “muhkem” ayetleri mutlaka anlar. Diğer konularda da biraz insanın say-i gayretine bağlıdır. Daha doğrusu her iş böyledir, bir şeyin arkasına ne kadar düşer, onunla ilgilenir isek, o şey konusunda gayretimiz ölçeğinde bilgi beceri ve malumat sahibi oluruz ve o şey hakkında doğru kararlar vermek için hem yetimiz hem de ufkumuz açılır ve kararlarımız isabetli olur. Bu Allah’ın kitabı Kur’an’ı Kerim içinde geçerlidir. ‘Hiç kimse anasının karnından her şeyi bilir şekilde doğmuyor,’ herkes her şeyi sonradan bir şekilde öğreniyor…
Bu kitap bizlere, nasıl bir Allah’a iman ve imanımızı doğru amele dönüştürmemizi öğretmek için gönderilmiştir. (Zariyat 51) Ve bu, sadece teoride kalmayıp pratiğini de elçisi ve nebisi olan Muhammed as bizzat yaşatarak göstermiştir. Çünkü Kur’an inmeden önce Muhammed as da Allah’a nasıl iman ve kulluk yapılır bilmiyordu, O da dinini bu kitaptan öğrendi!
“Böylece sana da kendi emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Fakat onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dileyeni hidayete erdiririz. Şüphesiz sen doğru yola iletiyorsun.” (Şura 52)
“Sen, bu kitabın sana vahiy edileceğini ummuyordun. O sana Rabbinden ancak bir rahmettir. O hâlde kâfirlere asla arka çıkma!” (Kasas 86)
Biz Akitleşmeyi (İtikat/Akit: sözleşme/antlaşma) Allah’la yapıyoruz. Çünkü dinin sahibi O. Bu sözleşme maddelerini de “O” oluşturuyor ve bize de sormadan kendisi belirliyor ve nihayetinde itirazsız teslim olmamızı istiyor böyle teslim olana da “Müslim” diyor. Bu sözleşmeyi/akti yapabilmek için antlaşma maddelerinin bilinmesi gerekmiyor mu? Onun için biz insanlara sözleşme maddelerini belirlediği Kur’an’ı göndermiştir. En doğru iman bu maddeleri okuyup anladıktan sonra yapılan akitleşmedir. Biz insanlar da kendi aramızda yaptığımız antlaşmalarda bile maddelerin içeriğini okumadan, anlamadan imza atmaz iken, Allah ile yapılan antlaşmanın maddelerini neden okumadan veya bilmeden, anlamadan kabulleniyor altına imza atıyoruz ki? Allah’a kul olmak istiyor isek, O’nun bizlere gönderdiği kulluk kitabından dinimizi öğrenmemiz ve O’nun istediği gibi yaşamamız gerekmiyor mu? Dinini Kur’an’dan öğrenmeyenler, başkalarının din adına uydurdukları batıl ve hurafeleri din zannederler fakat zan gerçeklikten hiçbir şey ifade etmez.
“Oysaki onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca zanna uyuyorlar. Oysaki zan gerçekten” yana hiçbir değer taşımaz.” (Necim 28, Yunus 36)
Kur’an’ı merkeze alır, aramızda hakem kılar, kimin ne sorunu varsa oraya havale edip oradan çözmeye çalışırsak, aramızdaki ihtilafları minimalise edebiliriz. ‘İman iddiasında bulunan her kimin inancı ve ameli Kur’an’a uymuyorsa onu atsın/bıraksın.’ Kur’an’ı rehber edinsin, hayatın merkezine alsın ve dini sadece Allah’a has kılsın ki, bu her iki dünyada da kurtuluşumuzun tek yoludur. Tabi bunu yapabilmek için sadece Allah’ın rızasını aramak ve O’nun kitabının verdiği hükme gönlünde burukluk duymadan teslim olmak da imanın gereklerindendir.
“Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.” (Nisa 65)
“Ve aralarında, Allah’ın sana indirdiğiyle hükmet. Onların hevalarına uyma. Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni şaşırtmalarından ve onlardan sakın. Eğer verdiğin kararlara uymazlarsa, bilesin ki Allah, bazı günahları nedeniyle onlara musibet isabet ettirmeyi istiyor. İnsanların pek çoğu elbette fasıktır.” (Maide 49)
“Biz Kur’an’ı anlayamayız” diyenler ve bu anlayışı sürekli yaygınlaştırıp insanların beynine yerleştirmeye çalışanlar bunu niye yapıyor, neyi amaçlıyorlar?
Çünkü biz Kur’an’ı anlamaya başladığımızda, Allah ile direk bağ kuracağız, onlara ihtiyacımız kalmayacak, makamları ve mevkileri yerle bir olacak, söylediklerinin uydurma, hurafe ve batıl olduğunu anlayacağız ve bizim üzerimizde tahakküm kurup nemalanamayacaklar, hortumları kesilecek olduğundan insanları kendilerine muhtaçmış gibi bir algı operasyonuyla bunu sürekli gündemde tutmaları gerekiyor ki, insanlar onlara muhtaç olsunlar, din adına öğrenmeleri gerekeni onlara sorsunlar, kendileri de yeni bir şey üretmeden geçmiş alimleri her ne demişse o konuda, kopyala yapıştır yapmaktan başka bir şey yapmamaktalar. Bugün hoca ve kanaat önderi dediğiniz bu ‘beyin yamyamı’ insanlar bunu yapmaktalar ve çağın çok gerisinde kaldıklarından gerçek hayatla bağ kuramamaktalar ve ‘yeni nesil dinden uzaklaşmakta’, diyerek yakınmaktalar amma bu yakınma boşuna, anlatılan ‘din’ o neslin dünyasında bir karşılığı olmadığından, ona bir şey söylemediğinden kulak kabartıp umursamıyor… nitekim dinin temsilcisi olduğunu sanan bu ‘zevatlar’ da onları zaten pek de umursamıyor, çünkü onlar maaşının veya elde edeceği dünyalık kazancının derdinde ona bir zarar gelmesin yeter.
Şunu da hatırlatmadan geçmeyelim; aziz İslam’ın neşvü nema bulması ve doğru anlaşılması adına her kim bu uğurda zerre miktarı da olsa emek vermiş ise onun emeklerini Allah zayi etmeyecektir elbette. Bizim açımızdan, geçmişten günümüze Müslümanların tarihinde bu emektarların elbette bir yeri vardır. Onlar zamanlarını iyi okumuş, yaşadıkları çağa kendilerini tescil ettirmişler, o gerçek alimlerin görüşlerini/fetvalarını ve hayatlarını okuduğunuzda, şunu görürsünüz; onlar bu işin çilesini çekmiş, bedeller ödemiş adeta yaşadıkları döneme terleriyle ve kanlarıyla imzasını atmışlar. Ama yaşadığımız çağ o çağ değil, bunların bilgi ve usül edinme açısından bizlerde mutlaka yatsınamaz bir karşılığı vardır ve değerlidir. Çünkü, “akıllı insan diğer akıllı insanların da aklından istifade edendir.”
“Kuran’ı herkes anlayamaz,” bu algı, yıllardır İslam toplumunun üzerine kara basan gibi çökmüştür. Bundan dolayı da dinini öğrenmek adına Kur’an’ı anladığı dilden okumaktan hep uzak durmuştur. Dini anlamak isteyenleri de ‘birileri’ Kur’an dışındaki kaynaklara yönlendirmişler, elan bu toplumun kahir ekseriyeti dinini Kur’an dışı kaynaklardan öğrenmektedir. Ve bunu ‘hoca’ denilen, cemaatin dinlediği, soru sorup dinini öğrenmek istediği insanlar yönlendirip yapmaktadırlar. Onlardan şu savunuyu çokça duymuşunuzdur; “Biz Kuran’ı anlayamayız, Kuran’ı yalnız Allah’ın elçisi anlamıştır, O’da bize hadislerle açıklamıştır” Şimdi dini bildiği sanılan bu ‘bilge, hoca, abi, alim…’ zâtlar anlayamıyorsa sıradan cemaat/insanlar nasıl anlasın! Halk ister istemez anlayamayacağı kitaba elini bile sürmeden duvara asmış veya sadece belirli günlerde sevap kazanmak için Arapçasından Yasin okumaktadır…
Bu anlayış, Kur’an’ı yücelteceğiz diye; ona abdestsiz dokunmayın, kıbleye dönün, diz çökün, göbekten yukarı tutun, açık bırakmayın, üzerine bir şey koymayın, sadece Arapçasını onu da tecvitli bilen okusun… “sakın ona mana vermeye kalkmayın, yanlış bir mana verirsiniz de Allah muhafaza dinden çıkarsınız.” Gibi safsatalarla daha birçok engel koyarak bu toplumun hayatından Kur’an’ı çekip aldılar ve toplumu kitapsız bıraktılar. Kitapsız kalan toplum başkalarının din adına yazdıkları kitaplara sarılıp tabii oldular. Ve Kur’an’a paralel din oluşturdular. Oysa Kur’an “Onlar ayakta, otururken, yanları üstüne yatarken Allah’ı anar ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Ey Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen çok yücesin. Bizi ateşin azabından koru!” (Al-i İmran 191) demenin her hal ve şartta Allah’a kulluk bilinci içerisindedirler. Yine Allah, Kur’an için; “Hablullah” (Allah’ın ipi) diyor Allah’ın ipinden daha sağlam olan kimin ipi var? Kim bu ipe tutunursa dünyada sıratı müstakim üzere olur ve yaşar ahirette de cenneti hak edenlerden olur…
Vesselam


