
Bütüncül Bir Kavram Olarak TESETTÜR
KIYAFETTEN YAŞAMA ALANINA,ERKEĞİN VE KADININ ORTAK İFFET SORUMLULUĞ- Rahmi Şafak
I. Tesettür Kavramının Kökeni ve Kapsamı
Tesettür kelimesi Arapça kökenli olup, سَتْر (Setr) kökünden türemiştir.
• Arapça Kök Anlamı: Örtmek, gizlemek, perdelemek, saklamak, engel olmak.
• Kelimenin (تَسَتُّر) Anlamı: Örtünmek, giyinmek, gizlenmek, kendisiyle başkaları arasına perde koymak.
İslami literatürde tesettür, sadece giyim kuşamla sınırlı değildir. Dinen örtülmesi ve korunması gereken yerlerin maddî (elbise ile) ve manevî (davranış, bakış ve ahlak ile) muhafaza edilmesini ifade eden, hayâ, iffet, takva ve mahremiyet ölçülerine uygun bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçimi, Müslümanların bütün yaşam alanlarını kapsamaktadır.
II. Tesettürün Yaşama Alanlarına Yansıması
Tesettürü yalnızca kılık kıyafete indirgemek doğru değildir. Barınma alanlarında da tesettüre uymak gereklidir. Geleneksel mimari yapılarda bu anlayışın izleri açıkça görülür:
• Avlu Duvarları ve Balkonlar: Evlerin avlu duvarlarının yüksekliği ve balkonların konumu, yaşam alanının emniyetli bir şekilde kapatıldığını ve mahremiyetin korunduğunu gösterir. Bu mimari detaylar, toplumsal yaşamda dahi tesettür prensibine uygun hareket edildiğinin somut göstergeleridir.Çünkü insanların gün boyu hayatı bu yaşama alanlarında geçmektedir.
III. Kur’an’da Tesettür: Ortak Sorumluluk İlkesi
Günümüzde tesettür ve örtünme, genellikle yalnızca kadınların üzerine yüklenen bir sorumluluk olarak algılansa da, Kur’an-ı Kerim’in bütüncül ahlak anlayışında “örtünme” (edep, haya ve iffet) prensibi hem erkek hem de kadın için geçerli temel bir ahlaki ve hukuki gerekliliktir.
1. Erkeğin Tesettürü: Sorumluluk Gözden Başlar
Kur’an, tesettür emirlerine başlarken ilk hitabını erkeklere yöneltir ve erkeğin tesettürünün başlangıç noktasının bakış olduğunu netleştirir:
“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah, yaptıklarından haberdardır.” (Nûr, 24/30)
Bu ayet, erkeğin tesettürünü iki temel esasa dayandırır:
• Gözü Sakınmak: Harama bakmaktan kaçınmak, nefsi terbiye etmenin ve toplumsal ahlakı korumanın ilk adımıdır.
• Irzı Korumak: Hem cinsel iffeti muhafaza etmeyi hem de avret yerlerini örtmeyi (Fıkıh ilmine göre göbek ile diz kapağı arası) gerektirir.
2. Kadının Tesettürü: İffet ve Ziyneti Kapsamlı Koruma
Hemen ardından mümin kadınlara hitap eden ayet, onların tesettür esaslarını belirler:
“Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zînetlerini göstermesinler. Ancak kendiliğinden görünen kısmı müstesnâ. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar…” (Nûr, 24/31)
Kadınlar için de gözü sakınmak ve ırzı korumak temel emir iken, ek olarak ziynetlerini yabancılara göstermeme ve örtüyü (hımârı) yakaların üzerine indirme sorumluluğu getirilir. Kadın için örtünme alanı daha kapsamlı olsa da, temel amaç aynıdır: İffeti ve edebi korumaktır.
IV. Tesettürün Evrensel Temeli: Âdemoğulları ve Takva Elbisesi
Örtünme emrinin tüm insanlığa yönelik evrensel bir temeli vardır. A’râf Suresi’nin 26. ayeti, giysinin manevi felsefesini ortaya koyar:
“Ey Âdemoğulları! Size, edep yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Asıl hayırlı olan ise takvâ elbisesidir. İşte bu (giysiler), hakikati anlasınlar diye Allah’ın (size ikram ettiği) ayetlerindendir.” (A’râf, 7/26)
Bu ayetteki “Ey Âdemoğulları!” hitabı, hem erkekleri hem de kadınları kapsar ve giysinin en hayırlı işlevinin Takva Elbisesi olduğunu belirtir. Bu manevi elbise, kişinin kalbindeki Allah bilincinin dış giyimine, davranışlarına ve bakışına yansımasıdır.
Sonuç
Tesettürü yalnızca kadına yüklemek, Kur’an’ın bütüncül ahlak anlayışını ve emirlere başlama sırasını (önce erkeğe hitap) göz ardı eden eksik bir yaklaşımdır.
Tesettür, Kur’an’da sadece bir elbise emri değil; edep, iffet, haya ve mahremiyet merkezli bir yaşam biçimidir.
Hem erkek hem de kadın, Nûr Suresi’nin emrettiği gibi öncelikle gözlerini, sonra ırzlarını/avret yerlerini korumakla yükümlüdür. Asıl kurtuluş, bireyin sadece kılık kıyafette değil, tüm yaşam alanlarında ve davranışlarında “takva elbisesini” kuşanmasıyla mümkündür.


