GenelMektuplara Cevap

Cemel Vakasının esas sebebi nedir?

Vahye göre olaya bakışımız nasıl olmalı?

            SORU : Hz.Ali ile Hz. Aişe’nin savaşmasının esas sebebinin hilâfet olduğu söylenir. Mustafa İslâmoğlu’nun tefsir derslerinin birinde soruya verilen cevapta mevzuyu, Buhari’ye dayandırarak “İfk” hadisesinin akabinde bu vaziyete çok üzülen Resulüllah’a Hz. Ali’nin teselli gayesiyle “Ya Resulüllah sana hanım mı yok.” dediğini ve bunu işiten Hz. Ayşe’nin de bu söze üzüldüğünü ve daha sonra “Cemel Vakası” na sebep olan şeyin de bu olabileceğini söylemektedir. Böyle durumlarda vahiylerin hangi tarihî olaylara veya okumaya uygun olacağını nasıl bileceğiz?

CEVAP: Bu gibi tarihi vakıalara dayandırılan isnatlara karşı yaklaşımımız son derece dikkatli olmak durumundadır. Hz. Ali (ra) böyle bir sözü söylemişse ki Resulüllah (as) ile baş başa dertleşirken söylenmiş bir söz olması daha uygun olur. Aksi halde Peygamberimiz herkesin önünde böylesine nazik bir durumu paylaşması mümkün değildir. Sonra bunu peygamberimizin gidip Hz. Aişe Validemize Hz. Ali hakkında böyle söylüyor mu demiştir?!.. İşin bu kısmını geçelim. Tarihi rivayetlerde Hz. Osman’ın şahadetini müteakip Hilafet konusunda Hz. Aişe, Talha ve Zübeyir hakkında daha değişik iddialar da var. Ancak bunları tartışmanın yeri burası olmadığı için, yerine ve zamanına tehir edelim. Bu konuda Buhari’nin rivayetleri de sorunlu olarak görülmelidir. İşin doğrusunu Allah Teâlâ tüm Müslümanları kastederek şöyle buyuruyor:

“(Peygamber’in eşi hakkında) o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır; içlerinden elebaşılık yapana ise büyük azap vardır.”

Burada altı çizilerek istisnasız tüm Müslümanların düşünmesi gereken şu ayete bakalım: “Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da: «Bu, apaçık bir iftiradır» demeleri gerekmez miydi?

“(Bu iddiayı ortaya atanların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Mademki şahitler getirip ispat edemediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.”

“Eğer dünyada ve ahirette Allah’ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, size mutlaka büyük bir azab isabet ederdi.”

“Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Hâl bu ki bu, Allah katında çok büyük bir suç tur.”

Onu duyduğunuz zaman: Bunu söylememiz bize yakışmaz. Hâşâ bu, büyük bir iftiradır, demeniz gerekmez miydi?”

“Eğer mümin kişilerden iseniz; buna benzer bir şeye bir daha dönmemeniz için Allah, size öğüt veriyor.”

“Ve Allah ayetleri size böylece açıklıyor. Allah, (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nur 24/11-18)

Burada ayetlerin anlaşılmayan ve tefsire ihtiyaç duyacak bir tarafı yoktur. Allah yapılanı da, Müslümanlar tarafından yapılması gerekenleri de açıkça ortaya koymaktadır. Kişilerin esas niyetlerini ve içlerinde gizlediklerini ise tüm ayrıntıları ile bilen Allah olduğuna göre, herkes hakettiğini Allah katında bulacaktır. O günü yaşayanların hepsi şu an Rabbinin huzuruna varmış durumdadır. Hüküm yüce Allah’ındır.

Bize düşen, Allah’ın vahyini tarihi olayların eğrisi-doğrusu belli olmayan rivayetlerin gölgesi altında bırakmadan, kendi bağlamında anlamaya çalışmaktır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir