
Deizm nedir?
Günümüz insanının temel sorunu Allah’ın varlığına inanıyor olmasına rağmen o yokmuş gibi yaşaması ve günlük işlerine Allah’ı karıştırmamasıdır. Kesin ve net bir yasak olmasına rağmen şarap üretiminin ticari bir faaliyet olduğunu söyleyip, haram olup olmasının müftüyü ilgilendirdiği gibi bir yaşam tarzı ve anlayışı söylediğimize çarpıcı bir örnektir. Gençlerin iştahını kabartan “deizm” tam da böyle bir şeydir. Öldük bittik, gençler elden çıkıyor diye yakınmak yerine düalist bir yaşam biçiminden vaz geçip ahlâkı merkeze alan ve “örnek” bir yaşam tarzı ortaya koymalıyız. Zira gün nasihat etme günü değil, “güzel örnek” olma günüdür.
Son zamanlarda Türkiye’deki genç kuşakların deizm, ateizm, agnostisizm gibi düşünce akımlarına karşı gözle görülür bir ilgi ve eğilim gösterdiğinden söz edilmektedir. Söz konusu akımların imam, müezzin, ilahiyat fakültesi, imam hatipli gençler arasında da yaygınlaştığı haberleri yapılmaya başlandı. Gerçekte ne oluyor? Dindar gençler deizme mi kayıyor? Ateizm dindar gençler arasında yaygınlaşıyor mu?
Deizm ya da benzeri düşüncelerin tartışılması yeni değil. Ancak bir tartışma olacaksa, muhafazakarların deizm ve ateizme yönelmesi değil, gittikçe sekülerleşiyor olmaları tartışılmalı. Muhafazakârlar arasında deizme yani, dinleri reddederek yaratanı akıl yoluyla bulmaya meyilli olan marjinal kitle yok değildir. Ama Türkiye’deki dindarların asıl sorunu bu değil, sorun İslam’ı inkâr etmeden İslam’ın insanlardan istediği hiçbir kuralı yokmuş gibi yaşamak.
Günümüz dünyasında dindar dediğimiz kesimlerin ayaklar altına almadığı “değer” kalmadı! İslam adalet dini diyoruz pratikjte adaletin eseri yok. İslam eşitlik dini diyoruz, eşitsizliğin, kayırmacılığın dik âlâsı yapılıyor. İslam neyi yasaklamışsa bugün dindar kesim onu yapıyor. Aslında gençler deist filan olmuyor. Bizim kokuşmuş dindarlığımıza tepki veriyorlar, ateist olmadıklarına dua etmeliyiz. Bunlar iyi günlerimiz. Daha kötüsüne hazır olmalıyız. Deistliğe razı olacağımız günler geride.
Konunun yazılı, görsel ve özellikle sosyal medya ortamında yoğun bir şekilde gündeme getirilmesinde iki farklı amaç ve hedefin olduğu söyleyebilir. İyi niyetli ve biraz da telaşlı olan endişeli muhafazakârlar, gençlerin sorgulayan, düşünen tavırlarını, öldük bittik din elden gidiyor, gençler deist oluyor acilen çözüm bulunmalı düşüncesinde.
Deizm tartışmasında öne çıkan ikinci gurup ise, siyasi iktidarı sıkıştırmak amacıyla “dindar nesil yetiştirecektiniz geldiğiniz nokta deizmin hızla yaygınlaşması oldu” iddiası ile özellikle İmam Hatip ve İlahiyatlar Fakültelerini hedef alan kesim.
Sosyal medyanın gündem oluşturmaktaki gücü sayesinde elimizde hiçbir veri ve saha çalışması olmamasına rağmen “toplumda ve özellikle gençler arasında deizm yayılıyor” iddiası gündemin başköşesine oturdu. Bu durum bir akıllının bir kuyuya attığı taşın, delinin attığı taştan ne kadar farklı sonuçlar doğuracağını da göstermiş oldu. Taşı kuyudan çıkarmayı akletmek yerine hemen herkes taşın kuyuda olduğuna yemin etmeye başladı.
Herkes olayı kendi zaviyesinden yorumlarken bir “tehlike”den söz etmeyi de ihmal etmiyor. Birileri, “bu muhafazakâr din algısı gençleri deizme sürüklüyor” diyerek geleneksel din algısını sorgularken, bir başkası, “haz ve hız kültürü ve dünyevileşme gençleri deizme yöneltiyor”, bir diğeri ise, “değerlerimizi kaybettik, gençlere örnek olamıyoruz, gençler örneksiz kalınca da deizme kayıyorlar” diyor.
Deizmin yaygınlaştığına dair elimizde dikkate değer istatistikî bir veri yok ama ortada bir sorunun olduğunu da yadsıyamayız. Gençlerin dünyalarına giremiyoruz, onların dilinden konuşamıyoruz, onları anlamıyoruz. Bu nedenle de sorunlarına şifa olacak sorularına cevap veremiyoruz. Cevap bir yana zihinlerini karıştırıyoruz.
Olayı abartmadan ve modadır, gelip geçici bir durumdur şeklinde de küçümsemeden gençlerin bu yönelişlerinin üzerine serinkanlı bir şekilde gitmek ve olayı teşhis etmek durumundayız. Bu bağlamda Mehmet Görmez Hoca, sorunlu din söylemlerinin, gençlerin dünyasında ciddi problemlere sebep olduğunu ve deizme yönelişte önemli bir etken olduğunu ifade ediyor: “Anlattıklarımızla insanı dinile karşı karşıya getiren bir söylem kullanıyoruz. Bu doğru değil. Hâlbuki din Allah’ın rahmeti, insan Allah’ın halifesidir. İnsani olanla, İslami olanı karşı karşıya getiren söylemlerden kaçınmalıyız. Din, kaynağı itibariyle elbette ilahidir fakat uygulaması itibariyle insanidir. Allah, dini insanı yüceltmek için göndermiştir. İnsanı alçaltmak için, insanı aşağılamak için göndermemiştir. İnsanın fıtratı ile din arasında o kadar muhteşem bir ilişki var edilmiştir ki bize düşen sadece bu ilişkiyi doğru okumak ve doğru anlamak gerektiği halde çoğu zaman biz fıtrata aykırı bir din söylemi kullanıyoruz. Oysa Hz Peygamber, ‘kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz’ buyuruyor.”
Gençler gerçekten deizme kayıyorlar mı? Acaba “ben deist oldum” diyen gençler deizmin ne olduğunu biliyor mu? Gençlerin hal ve gidişatına bakarak onların deist olduklarını iddia edenler, deizmin bir din olduğunu mu sanıyorlar? Bu çalışmamızda bu soruların cevabını aramaya çalışacağız.
Deizm, latince “deus – tanrı” kelimesinden türetilmiş ve “tanrıcılık” anlamına gelmektedir Deizm bir tür din vaaz etmeyen Tanrı/Yaratıcı tasavvurudur. Yaratıcı bir gücün hatta evreni düzenleyen bir gücün varlığına inanan ancak, mevcut dinlerden hiçbirini beğenmeyen, bütün dinlere eşit mesafede olan bir iddiadır. Kurucu babasının Aristo olduğu kabul edilir. Aristo Tanrının “ilk muharrik” güç olarak kâinatı yarattığını, düzene koyduğunu ve yarattıktan sonra köşesine çekildiğini ve dünyaya bir daha müdahil olmadığını söyler. Evrenin düzeni ve devamı Allah’ın koyduğu yasalarla devam eder. Deistler evren, kendi başına işleyen kusursuz bir makine gibidir derler. Bu nedenle de Allah, tarihe ve topluma müdahale etmez, insanların hayatını yönetmez. Bu tasavvur Cahiliye müşriklerinin yaratıcı tasavvurunun da izdüşümüdür.
Deizm, aklı öne çıkararak insan zihninin ürettiği bir “totem” oluşturma, bir tür puta tapınmadır. Tanrı’yı “ilk sebeb” veya “yaratıcı güç” olarak kabul eden vahyi, mucizeyi, ahiret ve peygamber inancını reddeden bir anlayıştır. Deistler evrendeki düzeni izah etmek için Tanrı inancını kabul eder ancak bu Tanrı vahiy ve peygamber göndermeyen bir tanrıdır. Genel olarak Evrenin yaratıcısı aşkın bir Tanrı’yı kabul ettikleri halde onun insanlıkla ilgilendiğine, her gün yeni bir işte ve uğraşta olduğuna inanmazlar. Tanrı’nın bir Peygamber ile sözlü iletişime (vahiy) girebileceğine de ihtimal vermezler. Deistlerin Tanrı tasavvurlarına göre, Allah’ın insan ile ilişki kurması imkânsızdır. Zira vahyin muhtevasını Allah’a yakıştıramazlar.
Deizm Tanrı’nın varlığını, Evrenin yaratılmasının mutlak sebebi ve tek yaratıcısı olduğunu kabul eden ancak vahiy yolu ile veya bir şekilde Tanrı’nın Evrene müdahalesini reddeden felsefî inanıştır. Deizm vahyi bilginin kaynağı olarak kabul etmez. Bu nedenle Tanrının ancak akıl yoluyla ve doğanın gözlemlenmesi ile kavranabileceğine inanılır. Ancak Türkiye’deki sorun bu değil; sorun muhafazakâr dindarların hayatı İslam ilkelerinden bağımsız yaşamaları ve gündelik hayatta dinin hemen hemen hiç dikkate alınmamması. Bu insanlar Müslüman ama İslam’ın ilkeleri onların hayatında etkisiz eleman, bir değeri yok. Buna da sekülerizm deniyor ki; tıpkı deizm gibi, sekülerizm de modern hayatın bir sonucu.
Deiste göre yaratan ilk sebep olarak Tanrı vardır. Fakat Tanrı âlemin işleyiş düzenine karışmamakta, insan ve tarih alanıyla alakadar olmamaktadır. Bir tür emekli olmuş bir Tanrı anlayışından söz edilebilir. Bu yüzden deist vahiy ve nübüvvet olayını en azından şüpheyle karşılamalıdır. Din doğal olmalı, ahlak akılcı/rasyonel temeller üzerine oturmalıdır. Ahlaktan anladıkları ise, başkasına zarar vermediğin müddetçe her şeyi yapabilirsin şeklindedir. Şu halde, deizm âlemin işleyişine müdahil olmayan bir Tanrı inancı ve beşerî anlayışa/kavrayışa dayalı bir felsefi tasavvurdur. Tanrı veya bir yaratıcı güç var ama bu Tanrının dünyanın işlerine karışmak gibi bir derdi yoktur.
Dört tür deistten söz edilir
1- Tanrının varlığını kabul edip, onun Dünya ile ilgilenmediğini kabul edenler.
2- Tanrının varlığını ve onun Dünyada yaşananlar ile ilişkisini kabul edip, ahlaki iyi ve kötü ile ilgilenmediğini yani vahiy/peygamber göndermediğini iddia edenler.
3- Tanrının varlığını ve onun Evren ile ilişkisini kabul edip, Ahireti inkâr edenler.
4- Tanrıyı ve ilahi vasıflarını kabul edip, ahlaki doğrunun vahiy ile değil, akıl ile belirlenmesi gerektiğini ileri sürenler. (Geniş bilgi için bkz. Kardaş, Meryem, “Deizmin İncilinde Tanrı ve Din Kavramı”, DEİZM (sempozyum metinleri) Van 2017, s. 15 vd.)
İlk olarak Aydınlanma Çağı’nda özellikle İngiltere, Fransa, Almanya ve Amerika’daki entelektüeller arasında ortaya çıkan deizm, aslında Hıristiyanlıktaki hâkim Kilise doktrinine karşı bir tepki olarak doğmuştur ve Batıya ait öncüller ve hükümler içerir. Hıristiyanlığın temel inançlarındaki sapma ve kilisenin dünya işlerine yönelik hırs ve politikalarına bir tepkidir. İlk reddettikleri şey Teslis/Üçleme inancıdır. İkinci olarak Hıristiyan teolojisindeki vahiy anlayışını inkâr etmişlerdir. Hıristiyanlığa göre vahyin kendisi Hz İsa’dır. O Allah’ın sözü olarak Hz. Meryem’in rahmine indirilmiş, Tanrı’nın oğlu ve bizzat Tanrı olarak insanlar arasında yaşamıştır. Görüldüğü gibi İslâm’ın vahiy anlayışından tamamen farklı olan bir anlayıştır. Allah’ın sözü kitap olarak inmemiş, Hz. İsa’nın şahsında cisimlenmiştir. Deistler, Hıristiyanlıktaki zorba ve hâkim din adamları/ruhban sınıfının iktidar, itibar ve servetlerini arttırmaya matuf kararlarının Tanrısallığını ve Kilise’nin menfaatinin kutsallaştırılıp kurumsallaştırılmasını reddetmektedirler. Zannedersem bu konuda Müslümanlar da deistlerle hemfikirdir. “Hıristiyanlıktaki deizm Hıristiyanlığı bilmekten, İslam’daki deizm ise İslam’ı bilmemekten kaynaklanır.”
Deizm, tıpkı materyalizm gibi felsefi bir akımdır ve pek çok çeşidi vardır. Tanrıya inanan deistler bu Tanrının ibadete ihtiyacı olmadığını/olmayacağını düşünürler. Bu bakımdan dini kuralla kendilerini bağlı saymazlar; ibadeti başkasına iyilik yapmak şeklinde değerlendirirler. Tanrının hayata müdahalesi ve hesap sorma iradesi de yoktur. Bu paradigmanın doğal sonucu olarak deistin Ahiret inancı ve hesap vermek diye bir derdi de bulunmamaktadır. Ancak ölümden sonrasına ve ruhun ölümsüzlüğüne inanan pek çok deistin olduğu da bir gerçektir.
Deistler kâinatı yaratan Tanrının bütün işinin “yaratmak” olduğunu ve bu yaratmanın da geçmişte kaldığını düşünüyorlar. Tanzim etmek, düzenlemek, dünyanın işleyişine müdahale etmek bu yaratıcı gücün işi değildir. Bu bağlamda sosyal hayatın, insani ilişkilerin, ticaretin, siyasetin işleyişini düzenleme iddiasında olan müesses bir ilahi dinin varlığından bahsetmek de abesle iştigal olur.
Deistin Tanrısı Kur’an’ın bize anlattığı Allah’a hiç benzemez. İslâm’ın Allah’ı, yaratılan evrenle ve insanlarla her an ilgilidir. Her şeyi bilir. Allah’ı böyle tanıyan herhangi bir Müslüman’ın deizm düşüncesine ilgi ve yakınlık duymayacağı aşikardır. Ancak bütün dindarlığı kandil günlerini ihya ve sosyal medyada Cuma mesajı yayınlamaktan ibaret olan Türkiye halkının önemli bir kısmı deist sayılır.
Deizm neden yükseliyor?
İslâmî alanda işlerin iyi gittiğini zannediyoruz! Ancak etrafa şöyle bir göz attığımızda, bilhassa genç kuşakların İslâmî/ahlâkî değerler sistemine karşı ilgisiz, hatta mesafeli olduğu gerçeğiyle karşılaşırız. Bu nedenle deistik düşüncenin özellikle genç kuşaklar arasında her geçen gün daha fazla ilgi görmesi ciddiyetle ele alınması gereken bir sorundur.
Gençler ile din arasında meydana gelen yabancılaşma sonucu gençlerin deizme ve ateizme yöneldiği iddia edilmektedir. Başka bir ifade ile deizmin, gençlerin hayatında dinin yerini dolduran bir alternatif olmaya başladığı ileri sürülmektedir. Bunun önemli nedenlerinden biri genellikle dini düşünceyi, inancı, ahlakı zoraki/dikte ederek öğretmeye çalışıyor olmamızdır. Hâlbuki örnek olma yoluyla olsa belki bu krizi biraz daha azaltabiliriz. Dikte ederek anlattıklarımızla davranışlarımız çoğu zaman örtüşmüyor. İnandığımız değerleri hayatımıza taşımadığımız için çocuklarımız bu çelişkiyi anında fark ediyor. Mesela “babam bana arkaik/ilkel bir dini öğreti sunuyor fakat kendisi bu sunduğu öğreti ile ilgisi olmayan bir hayat yaşıyor” diyor. Bu tutarsızlık çocuklarımızda bir sorgulamaya neden oluyor.
Ülkemizde çoğunluğun Müslüman olduğu ifade edilse de Allah’ı ve dinî değerleri hayatında belirleyici kılmayan yani dini pratiği olmayan sayıları azımsanmayacak bir kesim var. Yapılan anketler bu gerçeği çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Müslümanlar için tehdit olabilecek şey deizmin kendisi ya da felsefesi değildir. İslam’ın yanlış bilinip yanlış uygulanmasıdır. Müslümanların deizm problemi, İslam dininin kendisinden değil, ağırlıklı olarak din adına uydurulan kabullerden ve uygulamalardan kaynaklanmaktadır.
Aslında Müslümanlar arasında deizmin yayılmasının makul bir gerekçesi olamaz. Zira Müslümanlıkta ne kutsal bir zümre ne de kutsal bir kurum söz konusudur. Farklı zamanlarda ve toplumlarda değişik yorumlar öne çıksa da dinin ana kaynağı Kur’an’dır. Hiç bir yorum kutsal ve mutlak değildir. Peygamber’in sadece bir uyarıcı/nezîr ve müjdeleyici/beşîr olduğuna inanan Müslümanlar, Hocaların, Hacıların, Gavsların, Mürşitlerin, Müçtehitlerin ve benzerlerinin kutsal kişiler olduğuna inanmazlar/inanmamaları gerekir. İslamda Kur’an ve Peygamber’den başka bir otorite de yoktur.
Bütün buna rağmen toplumda dinin kötü temsil edilmesi, cemaatlerin ve onların ipe sapa gelmez öğretilerinin yaygınlaştığı, şeyhler ve tarikat erbabının birbirine ağza alınmayacak hakaretlerle saldırmaları; asansörde halvet, yanmaz kefen, şehvette sebep olacağı için kahve içmeyin, yorgana sürtünmeyin şeklindeki din anlatısı gençlerde, ‘Müslümanlık buysa lanet olsun bu dine’ gibi bir ikrah duygusu oluşturuyor. Medya, internet ve sosyal medyada bazen mizansen haline getirilen tartışmaların gençlerin dine karşı tutumlarını etkilediği görülüyor. En azından dinin ve dindarlığın lümpen diyalektiklere meze edildiğini ve gençlerde kafa karışıklığı yarattığını gösteriyor. Gençlerin deizme kaymasında siyasetçilerin ve “dindar figürler”in olumsuz imajlarının katalizör bir rol oynamasına rağmen esas ve tek nedeninin bu olduğunu söylemek de doğru değildir.
Deizm, ateizm ve agnostizm gibi akımların ülkemizde yayılması ve kabul görmesinin önemli bir nedeni de sekülerleşmedir. Tartışılması gereken ana sorun sekülerleşme ve ortaya çıkan sonuçlarıdır. Sekülerleşme ile hesaplaşamayan ya da hesaplaşmadan yenik çıkan batının yaşadığı travmanın benzerini İslam dünyası yaşamaya başlamıştır.
M. Taceddin Kutay, deizm olarak tarif ettikleri şeyin aslında sekülerleşme yahut dünyevileşme olduğunu söyleyerek, dini referansları bir kenara bırakmak ve bunu yaparken de Tanrı ile münasebeti tümden kesmemek 19. yüzyıl insanında var olan, Cumhuriyet’in ilk yılları Türkiye’sinde de yaygın olan bir durum olduğunu ifade ediyor. İslamiyet’e ve inanç esaslarının bir kısmına inanmak, buna karşın şeriatı ve şeriatın temelini oluşturan esasları ise göz ardı etmek hiçbir zaman deizm olarak adlandırılmadı. Aksine bu dünyevileşmiş kısmî Müslümanlık Kemalist çevreler tarafından asıl olması gereken İslam inancı olarak sunuldu ve birkaç kuşak böyle bir inancı İslamiyet olarak benimsedi. Buna mukabil deizm, kendine mahsus bir tarifi olan ve teknik bir yönelimi ifade eden bir kavramdır ve sınırları çok bellidir. Dinde yaşanan dünyevileşme eğilimlerini ve lakaytlıkların tümünü deizm olarak adlandırmak en hafif tabirle bir kolaycılık olur.
İşin mutfağında olan Emre Dorman’a göre, deist olduğunu ifade eden insanlar, dine karşı olmak ve tepki göstermek yerine din adına uydurulan şeylerin dinin kendisinin önüne geçmiş olmasına tepki duymaktadırlar. Insanlar bazen çevresinden duyarak çoğu zaman da sosyal medyadan görerek veya okuldaki felsefe dersinde dikkatini çekerek “deizm eşittir dinin reddedilmesi ise ben deistim” demektedirler. Hocanın önemli bir gözlemi de, kendisini ateist ya da deist olarak ifade eden öğrencilerin tamamına yakınının, geleneksel din anlayışına ve bu anlayışın insan aklı ve yaratılışına uyumlu olmayan iddialarına bir tepki olarak ateist ya da deist olmalarıdır. Bugün yaygın olarak anlaşılan ve yaşanmaya çalışılan din anlayışına bakıldığında, dini insan aklına ve yaratılışına uygun bir sistem olarak değerlendirmek çok zordur. Bu zorluk ve gerçek İslam hakkındaki bilgisizlik sebebiyle gençlerin ateizm ya da deizme yönelmelerini anlamak ise zor değildir.
Deist olduğunu iddia eden kişiler aslında geleneksel yanlışların İslam’la alakasının olmadığının bilincindeler. Bu bağlamda gençlerin deizme yönelmesinde rivayet kültürüne dayalı, fıtrata aykırı geleneklerin etkisinin düşünüldüğünden çok daha az olduğu söylenebilir. Bu insanların deizm’e yönelmelerinde, Kur’an ayetlerinin tahrif edilmesi, çelişkili mealler ve keyfi yorumların çok daha etkili bir faktör olduğu söylenebilir.
Kendimizi kandırmanın âlemi yok. Günümüz dindarları bir dinimiz var diye ahlaka ihtiyaç duymuyor. Müslümanlar her türlü rezilliği yapar ama İslam temiz kalır. Sanki biz bugün böyle bir İslam olsun dileğindeyiz. Biz günlük hayatı sanki Allah yokmuş gibi yaşayalım, keyfimiz kaçmasın ama insanlar İslam’a baksın. Halbuki Müslümanlar İslam’ı temsil iddiasında değillerse nasıl oluyor da İslam sayesinde cennete girmeyi, itibar, izzet kazanabileceklerini düşünüyorlar.
Orta ve yüksek gelir seviyesindeki muhafazakâr iş adamlarının, ev kiraları asgari ücretten fazla olmasına rağmen çalışanlarını asgari ücrete mahkûm etmelerini; kendi çocuklarının sıradan bir ihtiyacı için asgari ücretin onlarca katını harcamalarını; çevrelerinde pek çok fakir, yetim ve mağdur var iken her sene VİP umre ziyaretleri yapmalarını; çocuklarının düğünlerine milyonlar harcamalarını ve evlerinin lüks eşya ve şatafattan geçilmediğini; ihale almak için atmadıkları takla kalmamasına rağmen her taraflarından kibir fışkırdığını ancak ne var ki aynı kişilerin hiçbir şey olmamış gibi takvadan, bir lokma bir hırkadan, sadakatten, ihlâstan, cennetten, cehennemden söz ettiklerini gören insanlar, bu muhafazakarların pratikleri ile dini söylemleri arasındaki tutarsızlıktan dolayı kuşkuya kapılıyor.
Tartışmanın magazin boyutunu, politik kısmını ve popülerlik tarafını geçtiğimizde derinlerde bir yerde, İslam inanç dünyasına ait yapısal bir sorun olduğunu görürüz. Bu sorun yaratıcı, kul, inanç, varlık, yokluk gibi konuları içerdiği gibi aynı zamanda ontolojik bir problemdir.
Dindarlar arasında kabul gören deizmin sebeplerini dört konuda ifade etmek mümkün:
1. Kendini dindar olarak ifade eden insanların din anlayışı ve yaşam biçimi ile davranışları arasında derin çelişkilerin olması. Dinin ailede kötü temsili.
2. Tarikat, cemaat, vakıf gibi dinî kurumların yanı sıra örgüt, okul gibi yerlerde yaşanan tutarsızlıklar, cahillikler, ahlaksızlıklar ve düşmanlıklar. Dinin toplumsal hayatta kötü temsili.
3. Bilgiye ulaşmanın son derece kolay ve hızlı olduğu bir çağda yaşıyor olmamıza rağmen, çağın sorunlarına, sıkıntılarına ve açmazlarına tatmin edici cevap üretemeyen, yeni yollar açmayan, yeni fikirler bulamayan dogmatik din adamları, aydınlar ve düşün insanlarının yetersizliği.
4. Hız ve haz devrinin beraberinde getirdiği değersizlik, hızlı tüketme alışkanlığı, sığlık, içe kapanıklık, bencillik ve maddiyatçılık. Buna cevap verecek bir fikir, ne batıda ne de doğuda henüz keşfedilmiş değildir.
Sonuç
Günümüz gerçekliğini ıskalayanlar, hemen basit bir suçlamayla “gençler deist oluyor” diye yaygarayı basıyor. Esas sorun ise gençlerin kafalardaki şablonlara göre davranmamalarıdır. Bizim “deizm” sandığımız şey, belki de geçnlerin yetişkinlerin riyakâr dindarlığına itirazıdır. Ancak onlar da bu durumu din sanıyorlar. Namaz kılıp yalan söyleyen, defalarca hacca gittiği halde yanında çalıştırdığı işçisinin sigortasını yapmayan, adil davranmayan; din, vatan, millet edebiyatı yapıp adaleti kaim kılmayan iktidara tepki çoğu zaman deizm olarak etiketlenebiliyor. Bunun için gençlerin eleştirel düşünmeye ve sorgulamaya başlamasından paniğe kapılıp “din elden gidiyor” feryadı çok anlamlı gelmiyor.
“Dinî alandaki en temel ihtiyaç, farklı görüş ve yorumların rahatça dillendirilip sapkınlık, sapıklık gibi etiketlerle etiketlenmediği çoğulcu ve özgürlükçü bir sosyolojik ortama duyulan ihtiyaçtır. Böyle bir ortamda marjinal görüşler de dillendirilebilir ve kendini ifade imkanı bulabilir. Bunun için öncelikle ‘tek hakikatçi dil ve üslubu’ terk etmek gerekir.”
Eğer elinizdeki “şey” sağlam ise endişeye kapılmaya gerek yoktur ve siz o şeye hakiki anlamda sahipseniz, temsil kabiliyetiniz söz konusuysa merak etmeyin giden bir gün tekrar gelir. Zira kalite kendine çeker. Bu furyanın geçici ve tepkisel bir şey olduğunu düşünüyorum. Düşünen bir kafanın er veya geç düzgün bir inanca kavuşacağına güveniyorum. Akletmeden tevarüs yolu ile sahip olunan bir inanç yerine, tahkik edilmiş, eleştirel bir süreçten geçmiş bir inancın daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. İki yüzlülük/münafıklık yerine iradî bir deizm bence daha muteberdir.
Gençler, günümüzde dinin herhangi bir ihtiyaç için araç olarak kullanılmasından ve dinin istismarından son derece rahatsızlar. Dinin istismar edilen bir araç olmasını değil, insanlık, hukuk, ahlak ve maneviyat üreten bir tecrübe olarak, insana ve hayata dokunmasını istemektedirler. Din, hayattan uzaklaştıkça, gençler de dinden uzaklaşmaktadırlar.
Deizmin gençler nezdinde kabul görmesine, küresel aktörlerin bir oyunu, toplumumuzda yaymak istedikleri bir fikir ve “sapıklık” olarak nitelendirmekten başka dişe dokunur bir şey yapmayan Diyanet İşleri Başkanlığı, cemaatler, akademya, ilahiyatçılar, kanaat önderleri, sanatçılar, yazarlar, işadamları, siyasetçiler, yöneticiler olarak hep birlikte yardım ediyoruz. Bunun toplumsal karşılıklarını ve ne durumda olduğumuzu hiç sorgulamıyoruz. Gençler, bizim gizliden gizliye yaptıklarımızı, üstü örtük bir şekilde yaşadıklarımızı, alenen konuşuyorlar, göstere göstere yaşıyorlar, olay bu.
Hâlbuki meseleyi anlamaya çalışmak lazım. Zira bir şey biz inkâr ettik diye yok olmaz. Her ne kadar elimizde deizmle ilgili kapsamlı bir sosyolojik araştırma yoksa da yaygın ve örgün öğretimdeki sağlıksız din anlayışlarını ve gençlerin yetişmesiyle ilgili problemleri herkes kabul edecektir. Bu probleme odaklanmamız gerektiği kesindir. Zira sorunu görmek önemlidir.
Geçmiş müktesebatımızdan da yararlanarak yeni bir dil inşa edip gençlerin dünyasına girmeliyiz ve dünyanın bizden, bizim mahalleden ibaret olmadığını kabul etmeliyiz. Gettolarımızdan çıkıp âlemde neler olup bittiğini anlamaya çalışmak mecburiyetindeyiz. Her türlü düşünceyi serbestçe tartışabilmeliyiz ve hayatın her alanına dair verebileceğimiz cevaplarımız olmalı. Dini temsil eden kimselerin ahlakı ve adaleti olması gerekir. Zira dini öğretilerin hayatta karşılığının görülmeyişi insanları dinden soğutuyor. Üretilen ruhbanlık nedeniyle nefes alamayan bireylerin baskıya başkaldırısı da işin çabası.
Deizm tepkisel bir duruştur. Kurumsallaşmış, bireye nefes aldırmayan her türlü baskıcı dini otoriteye, dini sahtekârlıklara bir başkaldırıdır. Bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah’a, din tüccarları ve cennet pazarlayıcılarının araya girmesiyle uzak düşmek, ırak olmak, Müslüman olmayı Allah’ı minnet altına almak ve buradan devşirilen sakat bir özgüvenle dünyayı yağmalamak anlayışı vicdan, merhamet, perspektif sahibi gençleri dinden uzaklaştırıyor. Gençler atalarının dinine, değerlerine, kültürüne körü körüne bağlanmayı reddetmekte; büyüklerinin dini hususlardaki söz-eylem çelişkisine şahid olmakta bu yüzden geleneksel din ve değer algılarına yüz çevirmektedirler. Sorunun gençlere ait olan kısmında, gündelik hayat pratikleri ile dinî söylem arasındaki uçurum ve keramet hikâyelerinin hayatta karşılığının olmayışı onları deizme değil aslında “ataların dini”ne itiraza götürüyor.
Konuyu münazara ettiğim bir dostumun dediği gibi; gençlik bu cahil cühela, gönlü de yüzü de kararmış, dinin de memleketin de üzerine karabasan gibi çökmüş, Allah adıyla artık bırakın kandırmayı mide bulandıran, biçimsiz münafık takımıyla saf tutacağına deist olsun. Allah’ın izniyle o akıl zamanı gelince doğru yolu da görecektir.
Bugün yaygın olan din anlayışında Allah’a, Kur’an’a ve Peygamberimize iftiralarla dolu söylemleri ayıklamadıkça, özellikle gençlerin neden ateizme ya da deizme kayarak inançsızlığa sürüklendiklerini tartışmak çok anlamlı olmayacaktır. Bu bağlamda Peygamberimizi, Kur’an’ın bize tanıtmış olduğu “güzel örnek” gerçeğinden uzaklaştırarak, örnek alınması mümkün olmayan insanüstü bir varlığa dönüştüren, dinin bilgi kaynağını kirletip çarpıtan ve türlü iftiralar ile itibarsızlaştıran rivayetler ile yüzleşmek zorundayız.
Gençler, sorgulayan, düşünen ve arayan insanlardır. Gençlerin düşüncelerini, arayışlarını ve sorgulamalarını baskıyla, dayatmayla değiştirmek veya durdurmak mümkün değildir. Din, inanç ve maneviyat konularında gençlerle inatlaşmak ve çekişmek yerine, onlarla iletişime, diyaloğa ve etkileşime girilmelidir. Gençler, dini konularda anlaşılmayı, seslerinin duyulmasını ve düşüncelerine değer verilmesini istemektedirler. Onları dinlemeden ve anlamadan söylenecek her türlü yargılayıcı ve empoze edici yaklaşım, yabancılaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Ayrıca gençlerin dini konularla ilgili tutum ve davranışlarını, hemencecik deizm ve ateizm tehdidine indirgemek sağlıklı değildir. Onlara değer verdiğimizi hissettirip iletişim kanallarını açık tutmayı sağlamalıyız.



