GenelYazarlardanYazılar

Din ve Dindarlık

Din ile dindarlığı değerlendirmeden önce bunları birbirinden ayırt edecek kıstasların bilinmesi gerekmektedir. Zira din ile onun insan hayatındaki yerini anlamak olan dindarlık farklı hususlardır. Din, insanın Allah’la, hemcinsleriyle ve varlıklarla ilişkilerini düzenleyen ilahi kaynaklı öğretiler ve değerler manzumesidir. Dindarlık ise bu öğretilerin insan tarafından anlaşılan ve onu bireysel ve toplumsal hayata taşıyan yönüdür. Din, tek hakikattir. Dindarlık ise bu hakikatin beşer aynasında ki yansımasıdır. Dinin beşer bir Resul vasıtasıyla vahyedilmesi ve Nebiler tarafından yaşanan bir hayata dönüşmesi, aslında din ile dindarlık arasında uçurumun olmaması içindir. Aksi halde dinin öğretilerine uygun olmayan dindarlık biçimleri ortaya çıkardı. Dindarlığın içinde insanın zihinsel, duygusal ve kültürel katkıları söz konusudur. Psikolojik ve sosyolojik etkenlerle beraber yanlış anlama, eksik uygulama, yöntem yoksunluğu gibi bilimsel problemler ilave edildiğinde din ile dindarlık arasındaki uçurum daha da derinleşmektedir. Bu itibarla dindarlığın boyutlarının iyi bilinmesi gerekir.

Dindarlığın bir aslî, manevî boyutu vardır; bir de maddî, görünürdeki boyutu vardır. Bu bağlamda dini yaşamak şeklinde oluşan dindarlığın hakiki boyutu yanında dini kullanmak şeklinde görünen boyutu ise şekilci, gösterişçi dindarlıkla ifade edilir. Özgün ve içten dindarlıkta kişinin hareketlerine kalbindeki iman yön verirken şekilci, gösterişçi dindarlıkta dış beklentiler yön verir. Dış beklentiler de sadece maddî çıkar ve menfaat değil; aynı zamanda teselli, ilgi çekme, statü ve masumiyet kazanma gibi benliğe ilişkin hususlar da olabilir. Dinin toplumsal boyutunu namaz kılma, oruç tutma oranları ve cami sayısı gibi unsurlarla ölçmeye çalışmak doğru olmadığı gibi mümkün de değildir. Çünkü din ile toplum arasındaki ilişkiler bu şekilde tespit edilemez. Dindarlık sadece gözle görebildiğimiz ibadetler, merasimler ve ibadethanelerden ibaret değildir. Dinî hayatın, dindarlığın görülen ve görülmeyen yüzü vardır. Camiler, mabetler, simgeler, semboller, kıyafetler, dinin görünen, şeklî ve maddî boyutlarıdır. Kılınan namazın huşu içinde edası ve insanları her türlü çirkin işler ve münkerden uzak tutmasına gelince Allah katında asıl dindarlık, bu son kısım ile değerlendirilmektedir.

Dindarlığın aslî, manevî boyutu; dinin, inancın ve dindarlığın özü ve en önemli yönüdür. Dinin olmazsa olmaz ilkesi, bütün ibadetlerin temeli ve her türlü söz ve davranışın özü ve ruhu, Allah’ın sevgisine ve rızasına nail olmayı her şeyin fevkinde tutmaktır. Bu ihlas ve samimiyetin terazisi sadece Allah’ın elindedir. Bu nedenle sıklıkla rastlandığı gibi bilgi, amel ve ahlâk olmadan “Kalbim temizdir” söylemi ile samimiyet iddiası, kuru bir ifadeden öteye geçmez. Dindarlıkta en önemli unsur, maneviyatın derin bir şekilde hissedilmesi ve gündelik hayatta tutum ve davranış haline dönüştürülmesidir.

İhlaslı ve samimi dindarlığın süreklilik kazanması, sergilenen her tutum ve davranışın sahih bilgiye dayanmasıyla mümkün olur. Bilinçli olarak gerçekleşmemiş veya eksik ya da yanlış bilgiye dayanan bir dindarlık, İslam’ın kabul ettiği bir dindarlık biçimi değildir. İslam ancak dinin bilinçli ve güzel bir biçimde yaşanmasını istemektedir. Ayrıca gerçek anlamda dindarlık için bilginin yanında bilgiyi doğru kullanma, farkındalık, estetik, incelik ve yücelik de gereklidir. İslam’da insanın neye inandığını, ne yaptığını, yaptığı ibadetin ne anlama geldiğini bilmesi esastır. Bilmeyen insan dinini, dindarlığını yanlışlarla makul kılabilmekte, çirkinleştirebilmekte, hatta inancın temel kaide ve prensiplerinin dışına çıkabilmektedir. Cehaletin pek çok kötülüğün nedeni olduğu düşünülürse bilinçsizce sergilenen dindarlığın dinin doğru algılanmasında büyük bir engel olduğu görülecektir. İbadet hayatı ile zenginleşmeden, dinin şifalı ellerinde gönül terbiyesinden geçmeden ve duygular terbiye edilmeden gerçek anlamda dindarlık mümkün değildir.

Dindarlıkta asıl olan, bilgi ile beraber bağlılık ve teslimiyettir. Allah’ı ve Resulü sevmek, ibadetlerde ihlas, niyette samimiyet, fedakârlık, korku ve ümit gibi dinin temelini oluşturan duygular da dindarlığın tamamlayıcısıdır.

Nitekim bu duygular insanların dinî hayatında o kadar etkilidir ki insan normal olarak hangi duyguları daha fazla beslemiş ve geliştirmişse din de o duygunun belirtileriyle canlanır. Dindarlığın ahlâkî boyutu, iman esaslarının ve ibadetlerin insanda gerçekleştirmek istediği nihai gayedir. Bu da ancak bilgiye dayalı ahlâk eksenli bir dindarlık anlayışıyla mümkün olur. Dindarlık bilgi ve ahlâka dayanarak sağlam bir zemine oturur. Dindar toplum; düşünce ve davranışlarında din, iman ve ahlâkı bir bütün olarak yaşayan toplumdur.

Sonuç olarak dindarlık, Yaratıcıya, kendimize, bütün insanlara ve bütün evrene karşı dürüst, âdil, ahlâklı ve samimi olmaktır. Dindarlığın en temel ilkesi içtenlik ve samimiyettir. Sanal, görsel ve gösterişçi dindarlık gerçek dindarlık değildir. Dindarlık, Yaratıcıya saygılı, mahlûkata şefkatli ve merhametli olmaktır, tevazudur, muhabbettir. Dindarlık kesinlikle kibir, başkasına husumet etmek, aşağı, hor ve hakir görmek değildir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir