
Ehli Kitap kimlerdir? Kimin nasıl kestiği belli olmayan etler yenir mi?
SORU: Bugün yaşayan gayri müslimler Ehli Kitap mıdır? Bunların kestikleri et ve tavuk gibi mamuller yenir mi? Bu gün marketlerde satılan mamullerin kimler tarafından kesildiği belli değil. Bunlar yenir mi? Bu konuda bizleri aydınlatırsanız memnun oluruz.
CEVAP: Sorunuzda geçen “Gayri Müslim” ifadesi Müslüman olmayan kimse demektir. Müslüman olmayınca ehli kitap olmasının fazla bir anlamı yoktur. Allah Kur’anda Ehli Kitap’ı , “Kendisini bir kitabın mensubu” olarak tanımlayan kimseler için kullanmaktadır. Bu tanımlama bir üst kimlik ifadesidir. Kitap ehli demek o kitaba hakkıyla inanan, ilkelerini kabullenip yaşayan demek değildir.
De ki: «Ey kitap verilenler, siz Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz.» Andolsun ki, Rabbinden sana indirilen -bu Kur’an-, onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. O halde kâfirlere acıyacağın tutmasın!(5/68)
Bu genel ifadeyi Allah, Kur’anda akidelerine göre şöyle sınıflandırmaktadır:
“Siz insanlar içerisinden çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız. Kitap Ehli de inanmış olsalardı kendileri için daha hayırlı olurdu. İçlerinde inananlar vardır. Fakat çoğu yoldan çıkmıştır. ” (3/110)
“Hepsi bir değildir. Kitap Ehlinden geceleri secdeye kapanarak Allah’ın ayetlerini okuyup duranlar vardır. Bunlar Allah’a ve Ahiret gününe inanırlar. İyiliği emreder, kötülükten men ederler ve iyiliklere koşarlar. İşte bunlar iyilerdendir.”(3/113-114)
Yoldan çıkmış olanlar için de şu hükmü vermektedir: “Allah Meryem oğlu Mesih’tir, diyenler hiç şüphesiz kâfir olmuşlardır.” (5/17, 5/72)
“Allah üçün üçüncüsüdür” diyenlerde elbette kâfir olmuşlardır.” ( 5/73)
“Yahudiler “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar da “Mesih (İsa) Allah’ın oğludur” dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri sözleridir ki daha önce küfretmiş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da haktan döndürülüyorlar!” (9/30)
Bu ayetlerin ifadesine göre “İsa Allah’ın oğludur diyenler, Üzeyir Allah’ın oğludur diyenler, İsa Allah’tır diyenlerle, Allah Üçün üçüncüsüdür diyenler” kâfir olmuştur. Bunların elle tutulur yanları yoktur. Sadece 3/113-114 te belirtilen “Allah’a ve ahiret gününe inanan, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlar iyilerden” olarak bahsedilmektedir ki bunlar tevhit ehli olan kimselerdir. Bu ifadeler elbette o gün Kur’an’ın muhatabı olan kitap ehlinin vasıfları idi. Günümüz “kitap ehlinin” 1789 Fransız ihtilaliyle başlayan zihinsel değişim ile Allah’ı kozmik âleme mahkûm ederek insan kendisini yeryüzünün ilahı ilan etmiştir. Bu anlayış dalga dalga yayılarak tüm dünyayı sarmış; Allah’ın insanlar üzerindeki hükümranlığına son verilmiştir. Başımızı kaldırıp yaşadığımız dünyayı tanımaya çalışırsak durumun ciddiyetini görürüz.
Demokraside hiçbir iş Tanrının diğer bir ifadeyle Dinin ilkelerine göre düzenlenmez. Tanrı hayata müdahale ettirilmez. Düzenlemeler ve hayata bakış çıkar merkezlidir. İlişkilerde “Allah rızasının “ yeri yoktur, akıl egemen menfaat belirleyicidir. Şimdi bu anlayış dünyanın doğusuna da batısına da hâkimdir.
Toplumlar içindeki istisnalar için Samuel Huntington şunları söylemişti :” İşin başında demokrasinin “kendinden olmayanları / ötekini” anlayışla karşılaması onları kabullenmesinden değil; zaman içerisinde asimile edeceğindendir.” (Medeniyetler çatışması 1993) Bu amaca batı toplumlarında büyük oranda ulaşılmıştır. Şehirlerin merkezinde bulunan büyük kiliseler bile halkın nostaljisini tatmin için açık tutulan müzelere dönüşmüştür. Günlük ibadet edilen yerler olmaktan uzaklaşmıştır.
Doğunun ibadet mekânları da onlardan farklı olarak orta yaşın üzerindeki insanların halen beş vakti eda için gidip gelmelerinden dolayı açık bulunmaktadır. Namazın dışında İslami duyarlılık ve bilinç adına fazla bir mesailerinin olduğunu söylemek mümkün olmasa da, görüntü göz doldurucu gelmektedir. Anlayış olarak batının insanına yetişme yolunda Demokrasi maratonunu tamamlamaya çalışmaktadırlar. Nasıl olsa ufukta Avrupalı olmanın ışıkları belirmiştir. Bu ortamda siz hangi kitap ehlinden bahsediyorsunuz? Hangi kitabın hükmü nerede gale alınıyor? Elinizi vicdanınıza koyup düşünün! Kurumsal anlamda demiyorum, bu zaten mümkün değil de kişisel olarak olaya bakın en yakın çevrenizden hareketle yüzde kaç kişi gale alıyor günlük hayatında? Özel gün ve gecelerdeki camileri dolduran kalabalıklar sizi aldatmasın. Bu teamüller uzun soluklu ihmaller için halkın günah çıkarma zamanlarıdır. Önemli olan hayatla kucaklaşırken kişiye yön veren anlayışın kalitesidir. İşte onun ne kadar kitabi olduğu önemlidir. Toplumların ezici çoğunluğunu oluşturan kısmı Demokrasiyi içselleştirmiş olduğundan Helal –Haram diye bir meselesi yoktur. O sadece damak zevkine uygunluğuna, Ürünün Hijyenik olup olmadığına ve ambalajının albenisine bakıyor. Bir de ne kadar ekonomik olduğu ile ilgileniyor o kadar.
Konunun başına dönersek bir kitaba mensubiyet anlamında İslam dünyası, Hıristiyan dünyası, Yahudi ve sabiler topluluğunun hepsi bu manada kitap Ehlidir. Ancak kişisel anlamda kim ne kadar “kitabidir “ yukarıda vermiş olduğumuz ayetler belirlemektedir. Ayrıca genel geçer bir kural olarak bakara 62 ve Maide 69. ayetlerinin değerlendirmesi ise şöyledir:
“Şüphe yok ki, iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler; bunlardan her kim Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve iyi bir amel işlerse, elbette bunların Rableri yanında mükâfatları vardır. Bunlara bir korku yoktur ve bunlar mahzun da olmayacaklardır.”
Yani sayılan bu dinlerden birisine mensup olduğunu söyleyen bir kimsenin, kalbinde Allah’a ve Ahirete iman, hayatında da “Salih amel” (yani Allah’ın doğru olarak belirlediği davranış biçimleri) yoksa kendini kime nispet ederse etsin, ne zaman ve zeminde yaşarsa yaşasın bir değeri yoktur demektir.
Bu nedenle Kitap Ehli olması bir şey ifade etmiyor. Yaptığı işin kitabi olması gerekiyor. Hz. Ali (r.a) kendi döneminde yaşayan Necran Hıristiyanları ile ilgili olarak :” Onlar Hıristiyanlıktan sadece şarap içmeyi anlamışlar onların kestiği yenmez” demiştir. Yani 3/113-114 de bahsedilenlerle alakaları olmayan kimselerdir. Bu günün gayri Müslimleri ise Allah’ın yeryüzüyle ilgisini bitirerek hayatı düzenlemenin kendi işleri olduğunu çok açık bir şekilde ifade eden ve bu halleri ile de kıvanan insanlardır. Bunlar için Allah’ın koyduğu kuralların bir önemi yoktur. Bu hal sadece gerçekten iman etmiş olanları ilgilendirmektedir :
(Ey iman edenler)“ Üzerine Allah’ın adı anılmadan kesilmiş hayvanların (etlerinden) yemeyin. Bunu yapmak Allah’ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz sizler de müşrik olursunuz. “(6/121)
“Allah’ın ayetlerine iman edenlerden iseniz, üzerine Allah’ın adının anıldığı şeylerden yiyin. Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanın dışında, haram olanları uzun uzun anlatmışken Allah’ın adının üzerine anıldığı şeylerden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk heva ve heveslerine uyarak, bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen rabbindir.” (6/118-119)
“Size şunlar haram kılındı: Ölü, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olup da henüz canlı iken kesmedikleriniz, dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız. Bunları yapmak yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler dininizden(sizi ondan çevirmekten) ümitlerini kestiler; onlardan korkmayın, yalnız benden korkun! İşte bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamiyeti seçtim. Her kim aşırı açlık durumunda çaresiz kalır da günaha eğilim maksadı olmaksızın, onlardan yemek zorunda olursa, elbette Allah, bağışlayandır, merhamet sahibidir.(5/3)
Etten mamul maddelerle ilgili olarak ayetlerin ortaya koyduğu hüküm gayet açıktır. Özellikle üzerlerine Allah’ın adının anılmadığı ve Allah adına kesilmeyen hayvanların etlerinin Müslüman için helal olmadığını vurgulamaktadır. Gıdalarda domuzdan elde edilen ürünlerin olmaması bir şeyin helal olması için yeterli değildir. Etleri helal kılınan hayvanlardan Allah adına ve bir Müslüman’ın eliyle kesilmiş olması gerekmektedir
Bunu tespit etmek için bir şahsın, her bir ürünün üretim sürecini başından sonuna pazara çıkıncaya kadar sürekli takibi mümkün değildir. Bu nedenle bizim yapabileceğimiz bu işin genel çizgilerini ortaya koymaktır. Her hangi bir ürün için özelde kesin bir şeyler söylemek “kesin bilgiyi” gerektireceğinden mümkün değildir. Ancak şahsi uygulamalarınızda bir ürünün helalliğinden, temizliğinden ve kalitesinden emin olmadığınız zaman o ürünü almazsınız, alamazsınız. Bu tamamen sizin diyanetinizle ilgilidir. Sizi kimse mecbur edemez. Her şahıs kendisinden ve kendi tercihlerinden sorumludur.
“Ehli kitabın yemekleri size helal kılındı…” (5/4-5) emrinde ki “ yemekleri “ onların sofrasına getirdiği her şeyi kapsıyor demek değildir. İslam’ın açıkça haram kıldığı yiyecek ve içecekler dışında kalanlarla ilgili olduğu izaha gerek olmayacak kadar açıktır. Domuz eti Müslüman’ın sofrasında haram Ehli Kitabın sofrasında helal olmayacağına göre bunun başka bir izahı yoktur. İslam’ın kırmızı çizgileri her zaman ve zeminde korunmak zorundadır.
Allah’ın adına kesilmeyen hayvanların etleri ve et ürünleri hangi ambalaj içinde olursa olsun, kimin tezgâhında veya sofrasında bulunursa bulunsun Müslüman’a helal değildir. Allah’ın koyduğu ilkeleri gale almayan Gayri Müslimlerin veya Kitap Ehlinin kesmiş oldukları etlerin durumu da aynı hükme tabidir. Allah’a hesap vereceğine inanan kimselerin muhasebesini doğru yapması gerekir diyoruz.
Bunların üst kimliği kitap ehli diye anılmasına rağmen kitaplarını hayatlarından koparan Allah’ı kozmik âleme mahkûm eden anlayışları ile hayata baktıkları gerçeğini unutmamak gerekir. Bu gün işin bu boyutu hiç görülmüyor veya görülmek istenmiyor. Unutmayalım ki bizim ihmal ettiklerimizi Allah “ imhal etmektedir.” (gününe ve zamanına bırakmaktadır). Hesap günü Elçisinin dilinden bu gerçeği şöyle ifade edeceğini duyurmaktadır: “O gün; zalim kimse iki elini ısırarak :: ‘Ne olurdu ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım, diyecektir. Vay başıma gelene! Keşke falancayı dost edinmeseydim.
Bana Kur’an’ın mesajı geldikten sonra o beni Allah’ı an[1]maktan alıkoydu. Zaten şeytan, insanı ayarttıktan sonra yüzüstü bırakır.’ Derken Peygamber’ de :” Ey Rabbim! Gerçekten milletim bu Kur’an’ı terk edip bir kenara bırakmışlardır !” der/ diyecektir.“ (25/27-30)
İşte böylece bu gün Kur’an’ı hayatın dışına itenleri Allah da o gün cehenneme itecektir.
