Genel

Günümüz Gençliğinin İbadet Hayatına Dair Bazı Tespit Ve Değerlendirmeler

Doç. Dr Mehmet ÖZKAN-Balıkesir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi-Hz.PEYGAMBER VE GENÇLİK SORUNLARI Kitabı/Palet Yayınları 2019

GİRİŞ

İnsan hayatında yeme içme gibi maddi ihtiyaçların giderilmesi kadar manevi ihtiyaçların karşılanması da önemli bir konudur. Manevi ihtiyaçların başında din gelmektedir. Din; inanç ve davranış gibi iki önemli unsuruyla insanın çocukluk, gençlik ve yaşlılık dönemlerinde dünya ve ahiret hayatını derinden etkileyen bir olgudur. Özellikle gençler Kur’ân’da Allah’ın bir lütfu olarak görülmüş ve onların özenle yetiştirilmelerinin önemi vurgulanmıştır. Hz. Peygamber, hadislerinde gençlerin tövbe etme, kötülükten yüz çevirme, güzel ahlaklı olma, genç yaşta ilim öğrenme ve genç yaşta Allah’a çokça ibadet etme gibi hasletlerinden övgüyle söz etmiştir. Mesela, Hz. Peygamber bir hadisinde, kıyamet günü arşın gölgesi altında gölgelenecek yedi mutlu insan grubu arasında iman ve ibadetle serpilip büyüyen gençlerin de bulunacağını söyleyerek hem gençleri ibadete teşvik etmiş hem de onları müjdelemiştir.

Bu çalışmada ülkemizde yaşayan gençlerin namaz, oruç, hac, zekât, kurban, dua gibi ibadet hayatlarıyla ilgili bazı tespit ve değerlendirmeler yapılması amaçlanmaktadır. Bu amacın gerçekleştirilmesi için öncelikle ülkemizde farklı kişi ve kurumlarca değişik zaman ve mekânlarda yapılmış olan araştırmalar ile bazı akademik çalışmalardan oluşan materyaller yardımıyla mevcut durum tespit edilmeye çalışılmış, ardından da söz konusu tespitler üzerine bazı değerlendirmeler yapılmıştır. Daha sonra da gençlerin ibadet hayatlarıyla ilgi bazı sorunlar ve çözüm önerileri üzerinde durulmaya çalışılmıştır.

  1. GENÇLİĞİN İBADET HAYATINA DAİR ÜLKEMİZDEKİ MEVCUT DURUMA BAKIŞ

Gençlik dönemi, farklı görüşler olsa da insan hayatının genellikle on beş ile yirmi beş yaşları arası kabul edilir. Bu yaş aralığı, genç bireyde soyut düşünme ve akli muhakemenin geliştiği, dini şuurun uyandığı, toplumsal olaylara karşı duyarlılığın arttığı, yardımlaşma, doğruluk, adalet, sorumluluk ve hayâ duygularının geliştiği iyi örnek olma, cesaret, sıkıntılara tahammül, ilim öğrenme, dinamizm ve çokça ibadet etme hasletleriyle cinsi arzuların yoğunlaştığı bir dönemdir.

Bu çalışmada ülkemizde yaşayan gençlerin İslâm’ın ibadet boyutunu teşkil eden namaz, oruç, hac, zekât, kurban, dua gibi konularıyla ilişkilerinin Hz. Peygamber perspektifinden değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bunun için önce ülkemizde farklı kişi ve kurumlarca değişik zaman ve mekânlarda yapılmış deneysel araştırmalar ve anketler ile bazı akademik çalışmalarla mevcut durum tespit edilmeye çalışılacak, ardından söz konusu tespitler üzerine bazı değerlendirmeler yapılacaktır. Bu değerlendirmeler yapılırken Kur’ân ve Sünnet merkeze alınacak, Hz. Peygamber’in gençlerle ilişkileri ve onlara yönelik söz ve uygulamaları ekseninden uzaklaşılmamaya çalışılacaktır.

Genelde dinin özelde ise İslâm dininin insanla Allah arasındaki ilişkilerini düzenleyen ibadetler onun, mensuplarından yerine getirmesini istediği uygulamaya dönük vecibeleri arasında yer almaktadır. Bu vecibeler arasında ise yapılış şekli ve zamanı belirlenmiş ibâdât-ı mersûme adı verilen namaz, oruç, zekât, hac, kurban gibi ibadetlerle dua bulunmaktadır.

Ülkemizde gençlerin inanç, ibadet ve değerlere karşı tutumlarını ortaya koymak bakımından 1988 ve 2001 yıllarında Selçuk Üniversitesi Öğrencileri arasında yapılan araştırma sonuçlarına değinmek uygun olacaktır. Bu araştırmaya göre inanç, ibadet ve değerlere karşı tutumlarını gösteren oranlar; “arzu ve istekle benimsiyorum” (1988) %70,5, (2001) %62,5; “Genellikle benimsiyorum” (1988) 22,8, (2001) 26,Kur’ân; “Şüphe ve tereddüt içindeyim” (1988) %1,5, (2001) %4,8; “İlgisizim” (1988) %3.2, (2001) %3,5; Din bana çağdışı/gereksiz geliyor.” (1988) %0,6, (2001) %0,7 şeklindedir. Bu sonuçlar söz konusu yıllarda Konya’da üniversite gençliğinin ortalama %90 oranında inanç, ibadet ve değerleri benimsediklerini göstermektedir.

Dinin uygulama yönünü oluşturan ibadet ve ahlak alanına bakış açısıyla ilgili mevcut durumu ortaya koymak bakımından Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan anket önem arz etmektedir. Buna göre gençler “Ahlaklı olduğum sürece neye inandığım o kadar önemli değil” sorusuna %20 katılıyorum, %67 katılmıyorum cevabını vermiş; “İbadetlerimi yapamadığımda huzursuz olurum” sorusuna ise %67,8 hemen her zaman cevabını verirken % 3,9’u hiçbir zaman cevabını vermiştir.

Bu durum, gençlerin çoğunun dininin gereği olan ibadetlere hassasiyetle önem atfettiklerini göstermektedir. Burada ülkemizdeki gençlerin ibadet hayatına ışık tutması bakımından onların namaz, oruç, zekât, hac, kurban ve dua ibadetleriyle ilgili tutum ve uygulamaları konusunda bazı araştırma sonuçlarına kısaca yer verilecektir.

1.1.Namaz

İslâm dininin en temel ibadetlerinden olan namaz “Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.” (el-Bakara, 2/43) ayetiyle farz kılınmış, “Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” (el-Bakara, 2/43) ayetinde de namaz müminlerin özellikleri arasında sayılmıştır. Hz. Peygamber de “Dinin başı İslâm (Kelime-i şehadet getirerek Allah’a teslim olmak), direği ise namazdır.” buyurarak namazın İslâm dininin temeli olduğunu vurgulamıştır. İslâm dininin temel direğini oluşturan bu ibadetin eda edilmesi ile ilgili gençler üzerinde yapılan araştırmalar ne yazık ki bu temel ibadetin onlar tarafından ifa edilme oranlarının oldukça düşük olduğunu göstermektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı, bazı araştırma kuruluşları ve akademisyenlerin yaptıkları bazı bilimsel araştırmalar ve anketler bu duruma ışık tutmaktadır. Bu araştırma ve anketlerde ortaya çıkan namaz kılma oranları şu şekildedir:

Selçuk Üniversitesinde 1988 ve 2001 yıllarında gençler arasında yapılan iki araştırmaya göre günlük namazlar, cuma namazı ve bayram namazı kılma oranları şöyledir: “Günlük namazlarımı düzenli olarak kılarım” (1988) %27,9, (2001) 30,8; “bazen kılarım” (1988) %43,9, (2001) %42,5, “hiç kılmam” (1988) 24,5, (2001) 26,1. “Cuma namazını düzenli kılarım” (1988) %62,3, (2001) 63,2, “bazen kılarım” (1988) %24,4, (2001) 24,8, “hiç kılmam” (1988) %10,0, (2001)10,0. “Bayram namazını düzenli kılarım” (1988) %80,5, (2001) 76,1, “bazen kılarım” (1988)%7,1, (2001) %12,0 “hiç kılmam” (1988) %8,8, (2001) %9,3.8

Doksanlı yıllarda yapılan bazı anket sonuçları ise; “%29 “her zaman”, %30,9 “ara sıra”, %44 “hiç kılmam”9 , %8,2 “her gün beş vakit, cuma ve bayram namazlarını kılarım”, %13,4 “ara sıra kılarım”, %32,5 “hiç kılmam” şeklindedir.

İki binli yıllarda yapılan anket oranları; %44,2 “beş vakit kılarım”, %19,2 “ara sıra”, %3,2 “kılmam”; %22,9 “beş vakit kılarım”, %34,3 “ara sıra”, %42,9 “hiç kılmam”; %22 beş vakit kılarım, %15 hiç kılmıyorum”; %3,6 “beş vakit, bayram ve cuma namazlarını kılarım”, %25 “hiç namaz kılmam”; %18,7 “beş vakit, bayram ve cuma namazlarını kılarım” şeklindedir.

Gençlerin son on yılda yapılan bazı anketlerdeki namaz kılma oranlar ise şöyledir: %24,3’ü “düzenli olarak beş vakit namaz kılarım”, %49,6 “ara sıra kılarım”, %26,2 “hiçbir zaman kılmam”16; %26,2 “her zaman”, %24,2 “hiçbir zaman”, %24,4 “ara sıra”, %11,7 “çoğunlukla”, %12,8 “nadiren”,17 %45,7 “cuma namazını her zaman kılarım”, %20,12 “çoğunlukla kılarım”, %20,3 “ara sıra kılarım”, % 6,5 “nadiren kılarım”, %6,9 “hiç bir zaman kılmam”. 18 %71,8 “Bayram namazını her zaman kılarım”, %9,6 “çoğunlukla kılarım”, % 9,3 “ara sıra kılarım”, %,3,1 “nadiren kılarım”, %5,5 “hiç bir zaman kılmam”.

Katılımcıların %24’ü gençlerden oluşan bir anket ise şöyledir: % 22 “beş vakit namaz kılıyorum”, % 26 “arada vakit namazları kılarım ama cumaları ve teravihleri ve bayram namazlarını tam kılarım”, % 24 “arada cuma namazlarını, teravihleri ve bayram namazlarını kılıyorum”, % 22 “hiç namaz kılmıyorum”. Aynı ankette camiye / mescide gitme oranları şöyledir: %12 “Bayramdan bayrama”, %32 “Cuma namazları ve Bayram namazları bir de Kandil günlerinde”, % 13 “Zaman zaman vakit namazları dahil camiye gidiyorum”, % 30 “Hiç Gitmiyorum.

18 yaşının üzerindeki 1453 hane halkına sorularak yapılan bir araştırmada “son bir yıl içinde camiye namaz kılmak için gittiniz mi?” sorusuna %36,5 “haftada birden fazla”, %22,6’sı ise “haftada en az bir kere” camiye giderek namaz kıldığı şeklinde cevap vermiştir.

Yukarıda ifade edilen araştırma sonuçlarına göre genel bir değerlendirme yapılacak olursa şunlar söylenebilir:

(1) Gençlerin günlük namazlarını düzenli olarak kılma oranı seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak %24, iki binli yıllarda %23, son on yılda ise % 24’tür. Buna göre gençlerin ortalama düzenli namaz kılma oranı yaklaşık %24’tür. Bu oranlar gençlerin takriben dörtte birini oluşturmaktadır.

(2) Bazen/ara sıra kılarım diyenlerin oranı seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak %33, iki binli yıllarda %27, son on yılda ise % 33’tür. Buna göre ara sıra namaz kılanların oranı %31 civarındadır. Bu rakam gençlerin üçte birine yakın bir orandır.

(3) Hiç namaz kılmam diyenlerin oranı ise seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak %32, iki binli yıllarda %24, son on yılda ise % 24’tür. Buna göre hiç namaz  kılmayanların oranı %27 civarındadır. Bu oranlar gençlerin yaklaşık olarak dörtte birini oluşturmaktadır.

(4) Cuma namazını düzenli kılanların oranı seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak %44,2, son on yılda ortalama %34, diyanetin araştırmasında ise (2014) 45,1’dir. Genel oran %40’ın üzerindedir. Bu oran gençlerin yarıya yakınına tekabül etmektedir.

(5) Cuma namazını ara sıra kılanların oranı seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak %20, doksanlı yıllarda ve son on yılda %19 civarındadır. Buna göre cuma namazını ara sıra kılanların oranı toplamda yaklaşık %20’dir. Bu oran gençlerin beşte birine tekabül etmektedir.

(6) Cuma namazını hiç kılmayanların oranı seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak %14, iki binli yıllarda %15 civarındadır. Cuma namazını hiç kılmayanların oranı toplamda yaklaşık %15’dir. Bu oran gençlerin onda ikisine yakın bir yekûn teşkil etmektedir.

(7) Bayram namazını düzenli olarak kılma oranı seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak %78, son on yılda %72 civarındadır. Genel oran % 75’in üzerindedir. Bu da, bazı spesifik araştırmalar hariç tutulursa gençlerin dörtte üçlük bölümünü oluşturmaktadır.

(8) Bayram namazını ara sıra kılanların oranı seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak %18, doksanlı yıllarda %13,4, son on yılda %16 civarındadır. Genel olarak ise, %15 civarındır. Bu oran gençlerin onda ikisine yakın bir yekûn teşkil etmektedir.

(9) Bayram namazını hiç kılmayanların oranı seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak %9, son on yılda % 6 civarındadır. Bazı spesifik araştırmalar hariç toplamda %10’un altında bir oran söz konusudur. Bu da gençlerin onda birinden azını teşkil etmektedir.

1.2. Oruç

İslâm’ın beş şartından biri olan oruç, “Ey iman edenler! Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sakınasınız diye sizin üzerinize de sayılı günlerde oruç yazıldı.” (el-Bakara 2/183) ayeti ile farz kılınmıştır. Sadece Ramazan ayında ifa edilen bir ibadet olması hasebiyle oruca karşı, namaz ibadetinden daha farklı bir tutum sergilenmektedir. Araştırmalarda gençlerin oruç ibadetinin ifasına namaza göre daha fazla hassasiyet gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Bu araştırmalarda gençlerin oruç tutma oranlarıyla ilgili rakamlar şöyledir:

Selçuk Üniversitesinde yapılan ankete göre oranlar; (1988) %66,9, (2001) %79,5 “Ramazan ayının tamamında”, (1988) %15,8, (2001) 10,9 “Ramazanın çoğunda”, (1988) %10,3, (2001) %4,5) “Ramazanda ara sıra”, (1988) %5,9, (2001) %4,6 “hiç tutmam” şeklindedir.

Doksanlı yıllarda yapılan diğer bir ankete göre ise oran şu şekildedir: %12,9 “devamlı tutarım”, %23,7 “ara sıra”, %11,9 “hiç tutmam”.

İki binli yıllardaki bazı anketlerde oruç tutma oranı; %88,6 “devamlı”, %2,9 “ara sıra”, %8,6 “hiç tutmam”,25 %87 “her Ramazan tamamını tutarım”, %4 “oruç tutmam”26 %92,9 “eksiksiz tutarım”, %0,6 “hiç tutmam”27; %73,53 “düzenli tutuyorum”, %11,28 “ara sıra tutuyorum”, %15,19 “hiçbir zaman tutmuyorum” şeklindedir.

Son on yılda yapılan bazı araştırmalarda ise oranlar; “%85,1 sağlığım elverdiği sürece Ramazan ayında oruç tutarım, %9,3 Ramazanda ara sıra oruç tutarım, %2,5 hiç oruç tutmam” %85,1 düzenli oruç tutarım, %12,2 ara sıra tutarım, %2,7 hiç tutmam,30 %45 Ramazan boyunca tutarım, %25 Ramazanın bir kısmında tutarım, %20 hiç tutmam31 şeklindedir.

Bu araştırmalara göre;

(1) Gençlerde Ramazan ayının tamamında oruç tutma oranı seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak % 73, iki binli yıllarla son on yılda yaklaşım %85’tir. Toplamda %80’lerdedir.

(2) Ramazanda ara sıra oruç tutanların oranı seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak %12, iki binli yıllarda %8, son on yılda %15,4’tür. Toplamda %10’un üzerinde bir orandır. Gençlerin yaklaşık onda biri arar sıra otuç tutmaktadır. Bu oran on yıl öncesine göre daha da artmıştır.

(3) Ramazan ayında hiç oruç tutmayan gençlerin oranı seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında yaklaşık olarak % 11, iki binli yıllarda %6, son on yılda ise %8’dir. Genel ortalama %8 civarındadır.

1.3.Zekât

Zekât ibadeti sadece mal ile yapılan ve kişide belirli şartların bulunmasına bağlı bir ibadettir. Kur’ân’da “Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.” (el-Bakara, 2/43) buyrularak Müslümanlara farz kılınmıştır. Ülkemizde, yapılan araştırmalar gençlerin çoğunun mali bir ibadet olan zekât ile ilgili olumlu tutumlar ortaya koyduğunu göstermektedir. Mesela, Diyanet İşleri Başkanlığının bir araştırmasında gençlerin % 64,3’ü maddi durumu uygun olduğunda her yıl zekât vereceğini, %11,5’i maddi durumları uygun olduğunda bazen vereceğini, %1,8’i de maddi durumları uygun olsa bile vermeyeceğini söylemiştir.

Seksenli yıllarda ve iki binli yılların başlarında Selçuk üniversitesinde öğrenciler üzerinde on yıl arayla yapılan iki araştırmaya göre ise gençlerin zekât ibadeti karşısındaki tutumu şöyledir: (1988) %91,9, (2001)%91,3 “zekât vermesi gerekenler malının zekâtını vermelidir”, (1988)%4,3, (2001) %1,8 “zekâta inanmıyorum ama sosyal adalet için yararlanılabilir”. Bu araştırma da gençlerin kahir-i ekseriyetinin zekât ibadetinin yerine getirilmesinin gerekliliği konusunda görüş belirttiklerini ortaya koymaktadır.

On yıl önceki araştırmalarda gençlerin %90’nının zekât vermesi gerekenlerin zekâtlarını ödemeleri gerektiğine, son on yıl içinde yapılan araştırmalarda ise %65’inin durumları uygun olduğunda kendilerinin zekât vereceğini söylemişlerdir. Zekâta inanmayanların dolayısıyla da vermeyeceğini söyleyenlerin oranı ise her iki araştırmada da %2’nin altındadır.

1.4.Hac

Hac ibadeti İslâm’ın beş temelini oluşturan ibadetlerden biridir. “Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ‘be’dir. Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.)” (Âl-i İmrân, 3/96-97) ayeti haccın Müslümanlar üzerine farz olduğunu göstermektedir.

Hem malî hem de bedenî yönü olan bu ibadetin gerekliliğine, yapılan bazı araştırmalarda gençlerin büyük oranda inandığı görülmektedir. Mesela, Diyanet İşleri Başkanlığının yaptığı bir araştırmada gençlerin %1,5’i “hacca gittim”, %89,1’i “hacca gitmedim ama imkânım olursa gitmek istiyorum”, % 0,5’i “paramı ibadet amacıyla olsa da başka bir ülkeye vermek istemiyorum”, %0,8’i “benim için gönül almak hac yapmaktan daha önceliklidir”, % 3,7’i “hacca girmek yerine muhtaç birine yardım etmeyi tercih ederim”, % 2,7’i “hacca gitmeye imkanın olsa da düşünmüyorum” demişlerdir.

Selçuk üniversitesinde öğrenciler üzerinde farklı yıllarda aynı soru ve yöntemlerle yapılan iki araştırmaya göre, gençlerin hac ibadeti karşısındaki tutumu şöyledir: (1988) %88,5, (2001) %88,3 “hac bir ibadettir, şartları tutanlar yerine getirmelidir”, (1988) %1,4, (2001) %3,9 “hac gereksizdir boşuna döviz kaybıdır”, (1988) %9,1, (2001) %6,5 “hacca gitmek şart değildir, hayır işlerine para harcamak yeterlidir”. Bu araştırmada da gençlerin büyük çoğunluğunun hac ibadetinin ifasının gerekliliği konusunda görüş belirttikleri görülmektedir.

Araştırmalarda gençlerin yaklaşık %90’ı şartları yerine geldiğinde hac ibadetinin yerine getirilmesi gerektiğine inanmakta, %2’si de gereksiz görmekte gitmek istememektedir.

1.5.Kurban

Kurban, kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi, özel olarak da Allah’a yakınlık sağlamak, yani kurbet amacıyla belirli bir vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. İslâm’dan önceki dinlerde de mevcut olan kurban, malî bir ibadet olmasının yanında fert ve toplum yararı daha ön planda olan bir ibadettir. “Biz her ümmete kurban kesmeyi meşrû kıldık ki kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar.” (el-Hac 22/34) ve “Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes.” (el-Kevser 108/2) ayetleri kurbanın dinî bir vecibe olduğunu göstermektedir. Hz. Peygamber de “Kurban kesiniz, şüphesi bu babanız İbrahim’in sünnetidir.” hadisiyle bu ibadetin Hz. İbrahim’den bu yana uygulanageldiğini ve Müslümanlar için de bir vecibe olduğunu ifade etmiştir.

Kurban ibadeti gençler arasında büyük oranda “uygulanması gereken bir ibadet” olarak görülmektedir. Mesela, Diyanet İşleri Başkanlığının yaptığı bir araştırmada “maddi durumum uygun olduğunda her yıl kurban keserim” diyenlerin oranı %61,3, “maddi durumum uygun olduğunda bazen kurban keserim” diyenlerin oranı %15,1, “maddi durumum uygun olmasa bile kurban keserim” diyenlerin oranı % 1,6, “maddi durumum uygun olsa bile kurban kesmem” diyenlerin oranı ise %1,3’tür.

Selçuk üniversitesinde öğrenciler üzerinde on yıl arayla yapılan iki araştırmaya göre gençlerin kurban ibadeti karşısındaki tutumu şöyledir: (1988) %94,0, (2001) %89,9 “Kurban imkânı olanların yerine getirmesi gereken bir ibadettir”, (1988) %3,2, (2001) %6,4 “Kan akıtmak yerine bedeli yardım amaçlı kullanılabilir”, (1988)%1,5, (2001) 3,2 “Kurban kesilmesine karşıyım”.  Bu araştırma, kurbanın yerine getirilmesi gereken bir vecibe olduğuna inanan gençlerin oranının %94’lerde olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Bu araştırmalara göre gençlerin %90’dan fazlası kurbanın, yerine getirilmesi gereken bir ibadet olduğunu kabul etmekte, yaklaşık %75’i de durumu uygun olduğunda kurban keseceğini söylemektedir. Kurban kesmem diyenlerin oranı ise %2’ler civarındadır.

1.6.Kur’ân Okuma

Kur’ân tilaveti, bir ibadettir. Kur’ân’da Allah’ın kitabını okuyanların namaz, zekât ve infak gibi ibadetler arasında yer aldığı şu ayette görülmektedir: “Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı özenle kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için gizli açık harcayanlar, asla zararla sonuçlanmayacak bir ticaret umabilirler.” (Fâtır, 35/29). Namazda Kur’ân ayetlerinin orijinalinden (Arapça) okunmasının farz olması Kur’ân tilavetini öğrenmenin önemini ortaya koymaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı bir ankete göre, gençlerde Kur’ân-ı Kerim’i Arapçasından okumayı bilme oranı %47,7, bilmeme oranı %51,2’tir. Kur’ân-ı Kerim’i Arapçasından okuma sıklık oranı ise şöyledir: %12,8 “her gün okurum”,19,8 “haftada birkaç defa”, %21,4 “haftada bir defa”, %23,0 “ayda bir”, %18,6 “yılda birkaç defa”, %1,8 “hiçbir zaman”.

Deneklerinin %24’ü gençlerden oluşan bir başka araştırmada Kur’ân-ı Kerim’i Arapça hattından okuyabiliyorum diyenlerin oranı % 32, okuyamıyorum diyenlerin oranı ise % 54’tür.Kur’ân-ı Kerim’i Arapçasından okumayı öğrenmeyi isteyen gençlerin oranı %78,2, istemeyenlerin oranı ise %21,8’dir. Bu talebin karşılanabilmesi için Diyanet işleri Başkanlığının yaygın öğretim kapsamında devam eden kursların gençler için bir imkân olduğunun daha etkin duyurulması etkili olabilir. Üniversite gençliği için isteyenlere seçmeli Kur’ân dersleri açılabilir.

Bu araştırmaya göre okunması ibadet olan Kur’ân’ı orijinal metninden okuyabilme oranı %40’ın, okuyamayanların oranı ise %50’nin üzerindedir. Öğrenmek isteyenlerin oranı %80’e yakındır.

1.7.Duâ

İslâm’da duâ ilâhî bir emir ve ibadettir. Duâ, Allah ile kul arasında canlı bir ilişki ve iletişimdir. Duâda Allah ile kul arasında bir aracı yoktur. Bu yüzden duâ, kulluk makamlarının en önemlisi sayılmıştır. Zira Kur’ân’da “De ki: (Ey insanlar!) “Kulluğunuz ve duanız olmasa Allah size ne diye değer versin!” (el-Furkân, 25/77) buyurulmak suretiyle duânın önemine işaret edilmiştir. Gençlerin dua etme sıklıkları Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir anketinde şöyle ortaya çıkmıştır:

%88,7 “Belli bir sebebi olmaksızın her zaman”, %54,3 “şükretmek istediğimde”, % 46,3 “maddi manevi sıkıntıya düştüğümde”, %37,7 “dünyalık bir talebim olduğunda”, % 41,7 “bir yakınımı kaybettiğimde”, %33,2 “uhrevi bir talebim olduğunda”, %39,8 “korktuğumda”, %39,6 “mutlu olduğumda”, %0,5 “hiç bir zaman”. Deneklerin %24’ü gençlerden oluşan bir ankete göre ise oranlar şöyledir: %75 “çok sık dua ederim”, %10 “ara ara dua ederim”, %6 “dua etmem”.

Bu araştırmalar gençlerin %90’a yakınının dua ettiğini göstermektedir. Hiçbir zaman dua etmem diyen gençlerin oranı ise %1’i bulmamaktadır. Bu anketlere bakıldığında ülkemizde gençlerin, İslâm dininin emir ve yasaklarına uyma ve ibadetleri yerine getirme noktasında belli bir hassasiyete sahip olduklarını göstermektedir. Cuma ve bayram namazlarıyla hac, oruç ve zekât ibadetlerine katılım oranlarının beş vakit namaz ibadetine nazaran daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu durum ise diğer ibadetlerin beş vakit namaza göre haftada, ayda, yılda veya ömürde bir kez yapılma zorunluluğundan kaynaklandığı düşünülmektedir. Ayrıca Cuma ve bayram namazı gibi ibadetlerin gençler tarafından da ifa edilme oranının yüksekliği onların dini birer vecibe olmalarının yanında toplumumuzda örfi bir anlam kazanmış olmalarının da rolü olduğu düşünülmektedir. Yine bu araştırmalar göstermektedir ki, ibadet olgusu gençlerin dünyasında yaşadıkları dönemsel iniş çıkışlara rağmen canlıdır.

Gençlerin hac ve zekât ibadetleriyle ilgili olumlu tutumlarının yüksek tezahür etmesi bu ibadetlerin ifâ edilmesi gerektiğine dair güçlü inançlarını ortaya koymaktadır. Zira gençler yaşadıkları dönem itibariyle henüz ailelerinden bağımsız bir ekonomik güce sahip olmadıklarından dolayı ekonomik güce bağlı olan ibadetleri uygulama imkânına sahip değillerdir.

Dua ise ülkemizde, yaşadıkları olumlu ve olumsuz hemen her durumda Allah’a şükür veya O’nun rahmet ve merhametine sığınma amacıyla gençlerin kahir-i ekseriyetinin yapageldiği bir ibadettir.

Gençlerin yarıya yakını, kutsal kitapları Kur’ân-ı Kerim’i orijinal metninden okuyabilirken bunu yapamayanların üçte ikiye yakınının onu öğrenme arzusunda olduğu görülmektedir. Bu durum gençlerin çoğunun Kur’ân ile bağlarını güçlendirmek istediklerini göstermektedir.

  1. GENÇLERİN İBADET HAYATLARIYLA İLGİLİ BAZI SORUNLAR

Ülkemizde gençlerin ibadet hayatlarıyla ilgili yukarıdaki değerlendirmeler göstermektedir ki onların ibadetleri yerine getirmeye olan inanç oranları, yerine getirme oranlarına göre daha yüksektir. Gençlerin ibadet hayatlarını olumsuz etkileyen gerçek sebeplerin ortaya konabilmesi için gençler arasında çok yönlü akademik araştırmaların yapılması elzemdir. Ancak bugün itibariyle bu konularda yapılan çalışmalar ve gözlemlerden yola çıkarak gerek ibadetlerin gerekliliğine inanç gerekse onları ifa etme noktasında yaşanan sorunlar ve bunların kaynağı kanaatimizce dört ana başlıkta toplanabilir.

(1) Gençlerin aile ortamında ibadetler konusunda yeterli bilgi ve beceriyi kazanamamış olması bir sorundur. Bunun kaynağı büyük ölçüde anne-babaların ibadetleri uygulayıp uygulamamaları, çocuklarını bu konuda eğitip eğitememeleri ve onlara iyi örnek olup olamamalarıyla ilgilidir.

(2) Okullarda özellikle son yıllarda din dersleri ve dini uygulamaların öğretimi konularında yeni öğrenme imkân ve ortamları oluşturulsa da bunların gerek okul yönetimleri ve öğretmenler gerekse velilerce yeterince değerlendirilmemesi diğer bir sorundur.

(3) Gençlik, insanın en sağlıklı, en güçlü ve en duygulu dönemi olduğu için akıldan ziyade hisler ön plandadır; gelip geçici zevkler, oyun ve eğlenceler çekicidir. Bu nedenle gençlerle sağlıklı ve etkili bir iletişim kurulamaması durumunda onlara ulaşmak yeterince mümkün olamamaktadır.

(4) Çağımızda gençlik üzerinde olumsuz etkiler bırakan sigara, alkol, uyuşturucu bağımlılığı, cinsellik, internet ve sosyal medya bağımlılığı gibi konularda yeterince farkındalık oluşturulamaması ve cazip alternatif alanların oluşturulamaması da gençlerin inanç ve ibadet hayatlarını olumsuz etkilemektedir.

  1. GENÇLERİN İBADET HAYATLARIYLA İLGİLİ SORUNLARA BAZI ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

(1) Gençlerin ibadet hayatlarının sağlıklı bir zemine oturması anne ve babaların çocuklarına iyi örnek olmaları ve onlara sorumluluklarını hatırlatmalarıyla mümkündür. Çocukluk dönemlerinde hemen her şeyi ebeveynlerinden öğrenen çocuklar için özellikle ibadetleri uygulama noktasında anne-babaların örneklikleri son derece önemlidir. Çocuğun yaparak ve yaşayarak öğrendiği bilgi kalcı bir bilgidir. Onu gençliğinde de devam ettirir. Bu nedenle küçüklükte öğrenmek taş üzerine nakşetmek/kazımak, büyüklükte öğrenmek ise su üzerine yazı yazmak gibi kabul edilmiştir.

İlk çocukluk döneminde (2-6 yaş) kişi, zekâsı henüz kavramları anlayacak düzeyde gelişmediğinden etrafındakileri taklit ederek öğrenir. Bu nedenle çocuktaki dinî duygu ve davranışların gelişmesinde ve şekillenmesinde en önemli faktör ailedir.45 Aile faktörü bu bakımdan ilk çocukluk döneminde olduğu gibi son çocukluk döneminde de (6-12 yaş) en önemli etkendir. Anne-babanın sözlerinde ve davranışlarında tutarlı olması, çocuklarına yaparak ve yaşayarak örnek olması çocuğun dini gelişimi açısından önem arz etmektedir. Eğitimde örnekliğin ne kadar önemli olduğu Kur’ân-ı Kerim’de “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” (Saff, 61/2) ayetiyle ifade edilmiştir. İbadetlerin öğrenilmesi ve öğretilmesi noktasında örnekliğin önemi konusunda Hz. Peygamberin söz ve uygulamaları önem arz etmektedir. Mesela O, “Ben namazı nasıl kılıyorsam, siz de öyle kılın.” diyerek namaz kılma konusunda, “Hac menasikini benden alın, benden gördüğünüz gibi haccı yapın.” diyerek de hac ibadetinin yapılışı konusunda kendisinin örnek alınması gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca İbn Abbas’ın abdest almayı öğrenmesi, Enes b. Malik ve arkadaşının namaz kılmayı öğrenmelerinde onun örnekliğiyle olmuştur.

Bu yaşlarda çocuklara başta namaz olmak üzere ibadetlerin öğretilmesi gerektiği Kur’ân’dan ve Hz. Peygamberin söz ve uygulamalarından anlaşılmaktadır. Örneğin Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Peygamber’e “Aile fertlerine namazı emret, kendin de bunda kararlı ol…” (Tahâ, 20/132) buyrularak hem düzenli olarak namaza devam etmesi hem de aile fertlerine namazı öğretmesi emredilmektedir. Başka bir ayette Hz. Lokman’ın çocuğuna öğütlerinden birinin namaz olduğu “Yavrum, namazını hakkıyla eda et!” (Lokman, 31/17) ayetinde görülmektedir. Hz. Peygamber, “Çocuklarınız yedi yaşına geldiklerinde onlara namazı emredin…” hadisiyle müslümanlara çocuklarını yedi yaşına geldiklerinde namaza alıştırmaları gerektiğini söylemiştir.

Çocukluk dönemlerinde öğrenilen bilgiler ve alışılan davranışlar inanç ve ibadet hayatı bakımından kişinin gençlik ve sonrası dönemlerini de derinden etkilediğinden gençlik dönemi öncesinde anne babaların, çocuklarını ibadetlere alıştırma konusunda titizlik göstermeleri önem arz etmektedir.

(2) Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri ve İHL meslek dersleri ile Kur’ân-ı Kerim, Peygamberimizin Hayatı ve Temel Dinî Bilgiler gibi seçmeli derslerde derslerin genel amaçları çerçevesinde öğrencilere ibadet konularını öğretme imkânı olduğundan bu imkânın, olabildiğince etkin bir şekilde değerlendirilmesi gençlerin ibadet hayatlarının gelişimi bakımından son derece önemlidir. Gençlikte yapılan ibadetlerin değerinin vurgulanması ve ibadetlerin uygulanma imkânlarının sağlanması gençlerin ibadet hayatlarında olumlu etkiler oluşturacaktır. Aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur’ân Kurslarında öğrenim gören çocuklara ve gençlere Kur’ân-ı Kerim ve Dini Bilgiler dersleri kapsamında ibadetlerin gerekliliği ve sağladığı kazanımlar Hz. Peygamber ve sahabenin hayatından örnekler verilerek anlatılmalı, ibadetlerin hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu bilinci kazandırılmalıdır. Bu çerçevede gençliğini Allah’a itaatle, ibadetle ve günahlardan sakınarak geçiren gence Allah katında mükâfatlandırılacağı hatırlatılmalıdır. Allah Resulünün, cennete girenlere “…Sizin için gençlik vardır, ihtiyarlamayacaksınız…” şeklindeki hitabını hatırlatarak dünyada ibadetle geçirilen ömrün ahirette ebedî gençliğe dönüşeceği müjdesi gençlerle paylaşılmalıdır.

Okul ve kurslarda ibadethanelerin (mescitlerin) öğrencilerin severek ve isteyerek gidip ibadet edeceği mekânlar şeklinde tanzim edilmesi gençlerin ibadetleri yerine getirme alışkanlığı kazanmaları bakımından önemlidir. Öğretmenlerin ve Kur’ân Kursu öğreticilerinin birlikte çalıştıkları mekânların mescitlerinde öğrencileriyle beraber namaz kılıp dua etmeleri, Ramazan ayında birlikte oruç ibadetini ifa etmeleri, Bayram ve Cuma namazlarını mümkünse birlikte kılmaları, günümüzde “sabah namazı buluşmaları” ve benzeri şekillerde kısmen yapıldığı gibi günün veya haftanın belli zamanlarında belli camilerde buluşarak birlikte namaz kılınması gibi bazı etkinliklerin yapılması gençlerin ibadetlere alışmaları açısından önemlidir.

Öğretmenlerin ve Kur’ân Kursu öğreticilerinin gençlerle ilişkilerinde onlara örneklik teşkil etmeleri son derece önemlidir. Onların gerek pedagojik gerekse alan bilgisi anlamında diri tutulmaları için kurs, seminer, hizmet içi eğitim gibi faaliyetlerin düzenlenmesi sağlanmalı, motivasyon amaçlı etkinlikler yapılmalıdır.

(3) Gençlerle sağlıklı bir iletişim dili oluşturulmalıdır. Gençlere İslâm dini ve onun gereklerini yerine getirmenin önemini anlatmanın en etkili yollarından biri rol model olmak ise diğeri onlarla kurulacak etkili iletişimdir. İletişimde etki sırasına göre söz (%10), ses tonu (%30) ve beden dili (%60) üç önemli ögeyi oluşturmaktadır. Bunlardan en etkili olanı, yüz ifadesi, mimikler, jestler, göz teması, duruş, başın kullanımı, mesafe, dış görünüş gibi hususlardan oluşan beden dilidir. Gençlerle iletişimde bu unsurlardan yararlanılmalıdır. Din öğretiminde özellikle de gençlerin ibadet hayatlarına olumlu anlamda dokunabilme noktasında bu durum son derece önem arz etmektedir.

Hz. Peygamber’in hayatına bakıldığında onun insanlarla ilişkilerinde etkili bir iletişim dili kullandığı görülmektedir. Örneğin o, kısa, öz, akıcı ve samimi konuşurdu. Edebe aykırı, argo ifadeler kullanmazdı. Konuşmalarında muhataplarının seviyesini ve anlayış/kavrayış durumlarını dikkate alırdı. Mesela o, “Amellerin hangisi daha faziletlidir?” sorusuna soruyu soranın durumuna göre, “Az da olsa devamlı olandır.”, “Allah için sevmek; Allah için buğz etmek(sevmemek)tir.”, “Yemek yedirirsin, tanıdığın ve tanımadığın kimselere selâm verirsin.” şeklinde biri diğerinden farklı cevaplar vermiştir.

Hz. Peygamber kimi zaman dua ederek kimi zaman da överek gençlerin gururlarını okşamıştır. Örneğin Abdullah b. Abbas için kendisini sinesine bastırarak, “Allah’ım, onu dinde fakih kıl.”56 şeklinde dua ederek onun duygu ve hislerine hitap etmiştir. Aynı şekilde genç Ebû Musa elEş’arî’ye de, “Ey Musa! Sana Davud ailesinin sesi gibi güzel bir ses verilmiştir” diyerek, onun gururunu okşamıştır. Hz. Peygamber, kendisini dinleyenlere sesini duyurmaya ve konuşurken kendisini görmelerine özen gösterirdi. Bu nedenle o, Safa ile Merve arasında tavafı devesinin sırtında yapmıştır. Yine o bu amaçla, konuşurken ayağa kalkar, minbere ya da bir kayanın üzerine çıkardı. Nitekim minberde yaptığı en son konuşmada hasta olduğu için oturmuş, yüksek sesle konuşamayacağı için cemaatin iyice yaklaşmasını istemişti.

Hz. Peygamber gençlere yumuşak ve hoşgörülü davranırdı. Kendisine gençlik hayatı boyunca on yıl aralıksız hizmet eden Enes b. Malik’in şu sözleri bunu göstermektedir: “On yıl Hz. Peygamber’e hizmet ettim. Bana bir defa bile “öf” demedi. Yaptığım bir şey için, “Bunu neden yaptın?”, yapmadığım bir şey için de “Bunu neden yapmadın?” demedi. O, ahlak bakımından insanların en mükemmeliydi.”

Hz. Peygamber, insanları mahcup etmemeye ve hatalarını yüzlerine vurarak onları utandırmamaya özen gösterirdi. Örneğin, henüz çocuk yaşlarında iken ashaptan Râfi b. Amr, Ensar’dan birinin hurmalarını taşlamış sahibi de onu yakalayıp Hz. Peygamber’e getirdiğinde Hz. Peygamber ona son derece şefkatli bir tavırla “Yavrum, niçin hurmaları taşlıyorsun?” diye sormuştur. Ardından da “Ağaçları taşlama, dibine düşenleri al, ye!” diyerek ona çıkış yolu göstermiştir. Bu arada başını okşayarak “Allah’ım onun karnını doyur.” şeklinde dua etmiştir.

Gençlerle iletişimde suçlayıcı ve ben dili yerine empati (duygudaşlık) ve biz dili kullanılmalıdır. Hz. Peygamber gençlerle ilişkilerinde bu hususa özen göstermiştir. Örneğin, bir genç Hz. Peygamber’in huzuruna gelerek: “Ey Allah’ın elçisi, zina etmem için bana izin ver.” Demiş, orada hazır bulunan bazı sahabiler bu çirkin isteğe öfkelenerek “Sus! Sus!” diye genci azarlayıp üzerine yürümüşlerdir. Hz. Peygamber ise son derece sakin bir şekilde genci yanına çağırıp oturttuktan sonra onunla sohbete başlamıştır: “Söyle bakayım, bir başkasının senin annenle zina etmesini ister misin?” Bu soruyla şaşkına dönen genç “Yoluna canım feda, hayır, kesinlikle istemem.” deyince Hz. Peygamber “Zaten hiç kimse annelerine böyle bir şey yapılmasını istemez.” buyurmuştur. Hz. Peygamber sorusunu devam ettirerek, “Peki bir başkasının senin kızınla zina etmesine razı olur musun?” diye sormuş, genç yine “Hayır, uğruna öleyim ey Allah’ın elçisi, razı olmam!” demiştir. Hz. Peygamber de, “Öyleyse hiç kimse kızlarıyla zina edilmesine razı olmaz.” buyurmuştur. Sonra, kız kardeşi, halası ve teyzesiyle zina edilmesine razı olup olmayacağını sormuştur. Genç, her soruda da “Sana feda olayım hayır istemem” diye cevap vermiştir. Artık hatasını anladığını görünce Hz. Peygamber, elini bu gencin omzuna koyarak, “Allah’ım, bunun günahını affet, kalbini temizle ve uzuvlarını günah işlemekten koru” diye dua etmiştir. Bu genç, kendi ifadesine göre, bir daha hayatı boyunca kalbinde zina duygusuna yer vermemiştir.

(4) Günümüz gençleri arasında yaygınlaşan ve onların inanç dünyalarını, ahlaki durumlarını ve ibadet hayatlarını olumsuz etkileyen faktörler arasında sigara, alkol, uyuşturucu, cinsellik, bilinçsiz internet ve sosyal medya kullanımı gibi hususlar başta gelmektedir. Bu konularda çocukluktan itibaren aile ve okul ortamlarında gençlerin eğitilmeleri, söz konusu konularda bilinçlendirilmeleri önem arz etmektedir. Bu amaçla eğitim-öğretim ortamlarında onların da katıldığı ve benimsediği sıkıcı olmayan, ilgi çekici farklı etkinlikler yapılmalıdır. Gençlerin sık kullandığı internet ve sosyal medya ortamlarında onların inanç ve ibadet hayatlarını bozulmaktan koruyan ve destekleyen içerikler hazırlanmalı ve gençlerle buluşturulmalıdır. Bu çalışmalar gençlerin aktif katılımıyla gerçekleştirilmelidir. İçeriklerin hazırlamasında Kur’ân ve Hz. Peygamber perspektifi esas alınmalıdır. Bu çerçevede İslâm dininin içki, uyuşturucu, gayr-i meşru cinsel ilişkiler karşısındaki tutumunu gösteren ayet ve hadislerden yararlanılmalıdır.

İçki içme konusu üzerinden örnek vermek gerekirse önce, içkinin içildiğinde insanın aklını ve iradesini kullanmasını engelleyen ve uyuşturucu etkisi bulunan madde olduğu vurgulanmalı ardından da İslâm dininin, aklı, canı, nesli, malı ve dini korumayı esas aldığı; bu değerlere herhangi bir şekilde zarar verilmesini yasakladığı açıklanmalıdır. İslâm dininde alkollü içkilerin bu nedenle haram kılındığı ifade edilmelidir. İslâm’da, Kur’ân-ı Kerim’deki “Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” (el-Mâide, 5/90-91) ayetiyle ve Hz. Peygamber’in “Sarhoşluk veren her içecek haramdır.” hadisiyle içki içmenin haram olduğunun ortaya konulduğu belirtilmelidir.

Son yıllarda gençler arasında yaygınlaşmaya başlayan uyuşturucu ve bağımlılık yapan zararlı madde kullanımı da İslâm dini tarafından aynı gerekçelerle yasaklanmıştır. Cinsellik, internet ve sosyal medya konuları da bu çerçevede ele alınmalıdır. Gençlerin inanç ve ibadet hayatları üzerinde olumsuz etkisi olan bu meselelerde gençlerin bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir