GenelMektuplara Cevap

Günümüzde seferilik olayı nasıl ola­cak?

Soru: Günümüzde seferilik olayı nasıl ola­cak? İnsanların birçoğu, ticari seyahatlerle ömrünü geçiriyor. Bir yerde onbeş günden az kalırsanız se­feri sayılıyorsunuz. İlmihallerde böylesi bilgiler var ama pek çok doyurucu gelmiyor. Bu konuda Kur’an ne diyor? Açıklarsanız memnun oluruz.

Cevap: Seferle ilgili Kur’an’ın yaklaşımı, ilmihal kitaplarından çok farklıdır, genel olarak ilmihaller seferin illetini meşakkat olarak alırken, Kur’an na­mazların kısaltılması ile ilgili uygulamanın illetini düşman korkusu, yani can emniyetinin olmaması olarak vermektedir;

“Yeryüzünde vuruşmak için çıktığınızda, size ka­firlerin bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir günah yoktur. Zira kafir­ler sizin için apaçık düşmandırlar.”(4/101)

Ey Muhammed, sen onlarla beraber olup da onla­ra namaz kıldırdığında, bir kısmı seninle beraber na­maza dursun ve silahlarını yanlarına alsınlar. Secde yaptıktan sonra onlar arkanıza geçsinler. Kılmayan öbür kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar. Tedbirli olsunlar. Silahlarını alsınlar. Kafirler size ansızın bir baskın vermek için, silah ve eşyanızdan ayrı olma­nızı dilerler.

Yağmurdan zarar görecekseniz veya hasta ise­niz silahınızı bırakmakta engel yoktur. Fakat dikkatli olun. Allah kafirlere şüphesiz ağır bir azap hazırla­mıştır.

Namazı kıldıktan başka Allah’ı ayakta iken, otu­rurken ve yan yatarken de anın. Emniyete kavuştuğunuzda namazı gereğince kılın. Namaz şüphesiz insanlara belirli vakitlerde farz kılınmıştır.”(4/102-1)

Açıkça görülüyor ki namazla ilgili kısaltmanın se­bebi sefer değil düşman korkusudur. Son ayette yi­ne teyit ederek “Emniyete kavuştuğunuzda namazı gereği gibi kılın…” buyuruyor. Bu sebeple can kor­kusunun olmadığı ortamlarda namazı kısaltmamayı doğru buluyoruz.

Oruç için de açıkça Kur’an’ın beyanı vardır:

“Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılın­dığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size de sayılı günlerde farz kılındı.

İçinizden hasta olan veya yolculukta bulu­nan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakiri doyuracak kadar fidye verirler. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”(2/183-184)

Burada her hastalık oruç tutmaya mani olmadığı gibi her sefer de oruç tutmaya mani değildir. Ayrıca “Mutlak orucu tutmayın seferde iken” diye de bir emir yoktur. Konunun tamamı bir ruhsattır. Şahsın bulunduğu ortama ve şartlara göre tutulup tutulmama kararını kendisi verecek. Çünkü bu belli bir süre için verilmiş bir ruhsattır.

Ebediyen üzerinden sorumluluk kaldırılmamakta, bir başka gün tutulması istenilmektedir.

Hastalar için de aynı çare önerilirken iyileşmeyecek hastalar için de fidye önerilmektedir. Oruç, tamamen güç ve tahammül isteyen bir ibadet olması nedeniyle Allah kişiye vüsatinden soracaktır. Na­maz ise oruç gibi değildir. Oturarak yan yatarak ayakta ve binekte her halde kılınması mümkündür.

Ayrıca gece namazlarını bir vakitte, gündüz na­mazlarını da bir vakitte takdim veya tehirle cem ederek kılmak da mümkün görülmüştür. Seferde na­mazları kısaltmak içinse can korkusunun olması şar­tı getirilmiştir. Bu şartın oluşmadığı yerde namazın tam kılınması doğru olur.

Allah’ın selam, rahmet ve bereketi ilahi iradeye teslimiyeti kendisine şiar edinmiş olan salih kulların üzerine olsun.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir