GenelMektuplara Cevap

Hac suresinin  52. ayetini açıklar mısınız?

SORU:Hac suresinin  52. ayetini açıklar mısınız?

CEVAP: Bu ayetin doğru anlaşılması için 51. ayetten 54. ayete kadar birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü anlatılmak istenilen konu bu dört ayet ile tespit edilmiştir.

“Ayetlerimizi tartışarak bozmaya uğraşanlar, işte onlar cehennemliklerdir.

(Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda / bir şey yapmak istediğinde,  şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Amaç şeytanın körüklediği bu arzular vesilesi ile kalpleri hasta olanları ve katı yüreklileri sınavdan geçirmektir. Hiç kuşkusuz zalimler gerçeğe son derece uzak düşen bir ayrılığa saplanmışlardır.

Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin onun, Rabbinden gelme bir gerçek olduğunu bilip inanmaları ve gönüllerini ona bağlamaları içindir. Muhakkak ki Allah; iman edenleri dosdoğru yola iletir.” (22/51-54)

Bu konunun püf noktası, 52. ayette geçen “temenna ve ümniyyet” kelimeleridir. Bununla anlatılmak istenen şeyin çok iyi anlaşılması gerekir.

        Temenna: Bir şeyi zihninde takdir etmek, düşünmek, tasvir etmek. Bu bazen bir temele dayanarak yapılır, bazen de tahmin ve zanna dayanır. Necm /24, Bakara/94, ve Cuma /7. ayetinde olduğu gibi.

Umniyyet: Bir şeyin temenni edilmesi sonucu zihinde beliren suret. (İstenilen şeyin insanın hayalinde canlandırılarak âdete eni-boyu belli bir hale gelerek tecessüm etmesi hali.)

Bu kelimeler ile ifade edilen şey, Allah’ın göndermiş olduğu bütün elçileri içine alan genel bir yasadan/ sünnetullahtan bahsetmesi sebebiyle, olayı sadece Hz. Muhammed (as) ile ilgili olarak değerlendirmek doğru değildir.

  1. Ayrıca bu olayı Peygamberlere gelen vahiylere şeytanın bir takım ilavelerde bulunması şeklinde düşünmek de son derce yanlıştır. Çünkü Allah vahyini koruyacağını 72 / 8-10, 56/75-81, 15/9 ayetleri ile tescillemiştir.

Burada anlatılmak istenen, ‘Allah en doğrusunu bilir kaydıyla’ Peygamberler de bir insan olmaları nedeniyle, kendilerine verilen görevi yerine getirirken her saniye vahiy almıyorlardı. Fakat daha önce gelmiş olan vahiyler doğrultusunda hareket ettikleri gibi, zaman zaman da görevlerini ifa yolunda ne yapabilecekleri ile ilgili bir takım düşüncelere dalıyor; hesaplar yapıyor, tez günde muvaffak olmanın yollarını araştırıyorlardı. Bu çaba içerisinde bir takım makul olan temenni ve görüşlere sahip oldukları gibi; bazen da  “İlahi iradenin onaylamayacağı” temennileri de olabiliyordu. Örneğin: Abese suresinde anlatılan olayda olduğu gibi. Peygamber (as) kendi zannınca yaptığını doğru buluyordu. Ama Rabbi onu düzeltmişti. Birde müşriklerin teklifleriyle ilgili hayalinden geçenler için şöyle buyuruyordu:

“Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık, nerdeyse sen onlara birazcık meyledecektin. O takdirde sana hayatın da, ölümün de kat kat azabını tattırmış olurduk. Sonra kendin için Bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.” (17/74-75)

“Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.

Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler.

Muhakkak ki senin Rabbin, evet O, kendi yolundan sapanı da, doğru yolda gidenleri de en iyi bilendir.” (6/15-17)

Bunlarla birlikte Ahzab/37 de Zeynep olayı ile ilgili ayet, Tahrim /1. ayeti, Abese/1-12 ve benzeri konulardaki ayetlerde zikredildiği gibi.

Yunus (as)  da,  kavmi hakkında kendisi karar vererek bulunduğu yeri terk etmişti:

“Zünnun hakkında söylediğimizi de an. O, öfkelenerek giderken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı; fakat sonunda karanlıklar içinde: «Senden başka tanrı yoktur, Sen münezzehsin, doğrusu ben haksızlık edenlerdenim» diye seslenmişti.

Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız.” (21/87-88)

Davud ve Süleyman  (as) da vermiş oldukları bir karar veya sahip oldukları bir düşünceden dolayı benzer şekilde uyarılmış olduklarını görüyoruz:

“Andolsun biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bırakıverdik, sonra o, yine eski haline döndü.

Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunansın, dedi.” (38/34-35)

“Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarına tecâvüz ederler. Yalnız iman edip de iyi işler yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar az! dedi. Davud, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah’a yöneldi.” (38/24)

Bunlar ve benzeri konulardaki Nebi ve Resul’lerin kendi düşünce ve temennileri ile ilgili hatalarını,  içtihatlarındaki yanılmalarını, göndermiş olduğu kesin ayetleri ile düzeltmiş ve bu hükümleri insanlara açıkça tebliğ etmesini istemiştir.

Peygamberlerin vahiy konusunda hatadan beri oldukları 53/3-4. ayetleri ile bildirilmiştir. Vahyin dışında ise, insan olma özelliklerini aynen korudukları için kendi düşüncelerinde yanılmaları, içtihatlarında hata etmeleri ve her hangi bir konudaki beşeri düşüncelerine şeytanın bir şeyler katmak istediğinde Allah o düşünceleri Elçisinden derhal giderir ve kendi ayetlerini sağlam olarak yerleştirir. Bu giderme ve yerleştirmenin nasıllığı, yukarıda vermeye çalıştığımız ayetlerde olduğu gibidir.

Özellikle burada geçen “Şeytan” ifadesinden sadece cinlerden olan varlık anlaşılmamalıdır. Naas Suresinde bahsedilen “insan ve cin”lerden olan şeytanlar olarak alınmalıdır. Bilhassa 22/ 51 ayette geçen ifadelere dikkat edilirse:

“Ayetlerimizi tartışarak bozmaya uğraşanlar, işte onlar cehennemliklerdir.” Burada tartışarak bozmaya çalışanlar, elbette Elçilerin ilk muhatapları olan müşrik ve kâfirlerdir. Bunlar Cin şeytanları değil insanların şeytanlaşmış olanlarıdır.    Devamındaki 53. ayette ise 52. deki olayın gerekçesi anlatılarak, kalplerinde hastalık olanları ve katı yürekli olanları imtihandan geçirmek olduğu bildirilmiştir.

Konunun son ayeti olan 54. ayette ise :

“Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin onun, Rabbinden gelme bir gerçek olduğunu bilip inanmaları ve gönüllerini ona bağlamaları içindir. Muhakkak ki Allah; iman edenleri dosdoğru yola iletir.” Kâfir ve müşrikler bu düzeltmeleri dillerine dolayıp

Allah’ın ayetlerini tartışma konusu yaparken, Kendilerine Kur’an ile ilim verilmiş olan kimselerin de Rablerinden olduğuna iman edip, ona gönül bağlamalarını sağlayacaktır. Aynen Tevbe /124. ayette olduğu gibi:

“Herhangi bir sûre indirildiği zaman onlardan bir kısmı der ki: «Bu sizin hanginizin imanını artırdı?» İman edenlere gelince (bu sûre) onların imanlarını artırır ve onlar sevinirler.”

Sonuç olarak, Resuller ve Nebiler de bir  insandırlar. Vahyin dışında insan oldukları için kendi düşüncelerinde, temennilerinde yanılabilirler. Ancak onların bu konudaki içtihatları ve beşeri temennileri ilahi iradeye uygun olmadığı zaman anında düzeltilerek, doğrusu ayetlerle yerine konulmuştur.  Bu olay kâfirlerin küfrünü İman edenlerin de imanını artırır. Allah bunu inkâr edenler için imtihan, iman edenler için de inanıp gönül bağlayacakları bir hakikat kıldığını açıklamıştır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir