
Halk Değişse de Hak Yerini Korur
Muharrem Şener/ İzmir
Soru: 1- Kur’an Nisâ Sûresi 101. Âyetteki “namazı kısaltma” tabiri ister harp esnasında isterse hazerde olsun “rekât” adedi mi yoksa” kıraat” süresi ile mi alâkalıdır? Çünkü “kısaltma” fiili vakit, mesafe, boy ve ömür benzeri sıfatlar için kullanılır. “azaltma” ise sayı, ağırlık, muhabbet, sıvı ve alan gibi sıfatlar için kullanılır.
Cevap: 1- Bir sözün neyi kastettiği sözün bütününün ortaya koyduğu ortamla doğru anlaşılır. Bahsetmiş olduğunuz ayettin hayata geçirileceği yer normal vatan toprakları değildir. Nebi ordusu ile birlikte savaşa çıktığı zaman; ayet şöyle başlıyor:
“Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size fenalık yapmasından korkarsanız; namazı kısaltmanızda size günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.”
Ayetin açık ifadesi ile savaşa giderken ilerlediğiniz yer düşman toprakları veya düşmana yaklaştığınız bir coğrafyada, düşmanlarınızın size saldırma korkusu varsa; işte orada namazı kısaltmanızda size günah yoktur. Yani kısaltabilirsiniz denilmektedir. Kısaltma şartı düşmanların aniden saldırma korkusudur. Bunun illeti budur. İllet bu olduğuna göre burada önemli olan zaman kavramıdır. Savaş ortamında saniyelerin bile önemi vardır. Bir saniye önce kılıcını çeken hamlesini yaparak düşmanını yene bilirken; düşmanının karşısında bir saniye daha fazla sabreden de zaferi kazanır. Burada kastedilen zamanla alakalıdır. Ancak zamanı etkileyen ise hem kıraat hem de rekât olayıdır. Bu nedenle kısaltma hem rekât olarak hem de kıraat olarak yapılacağı ayetin devamında anlatılan sebepten çıkarılmaktadır:
“Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan siz gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.” Nebi (as) cemaatle namaz kıldırmak isterse yani ortam müsait ise, bir gurp onunla namaza duracak, diğer gurup silahlanmış olarak arkalarında bekleyecekler. “Onlar secdeye varınca” ne demek? Kıyamdan secdeye varınca onlar kalkıp düşmana karşı duracak diğerleri gelip ikinci rekâtı kılacaklar. Böyle bir ortamda Allah’ın elçisi hatim mi indirecek? Çocuk ağlıyor diye Medine mescidinde felak ve naas sureleri ile sabah namazını kıldıran Nebi, AllahTealanın kısaltın dediği yerde ne yapması gerektiğini bilmeyecek biri mi ki, rekâtı kısaltıp kıraati uzatsın! Kısaltmanın hem rekât hem de kıraat olarak yapıldığına bir başka delil de, diğer ayettin delaletidir:
“O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah’ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam kılın. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır.” (Nisa 4/101-103)
Namazı kısaltmak için Kur’an’ın ortaya koyduğu illet yolculuk değil düşman korkusu/ can korkusudur. Bu illetin olmadığı ortamda namazın kısaltılması söz konusu edilemez. Nebinin her seferi savaş içindi. Bu nedenle seferlerinde namazı kısaltmıştır. Bu gün ise 90 km yere giden herkes seferi olma adıyla bu işe kalkışıyor. Ayetin namazı kısaltmak için verdiği mesajla hiçbir benzerliği yoktur. İlgili ayetleri dikkatle okuduğumuzda bu durum görülecektir.
Soru: 2- Esbabı Nüzul’ü Kur’an’ın içindeki ayetlerde mi aramalı yoksa bunun yanında hadis, siyer ve tarihten de faydanılmalı mıdır?
Cevap: 2-Baştan şunu bilmekte yarar var; her ayetin bir nüzul sebebi yoktur. Ayrıca her ayeti anlamak için nüzul sebebini bilmeye de ihtiyaç yoktur. Bir de nüzul sebebi ayeti tahsis etmez. Sebep hususi olsa da ayetin hükmü umumidir. Ancak bir sıkıntı varsa ulaşabildiğimiz her yoldan istifade etmeye çalışırız. Bu konuda dikkat edilmesi gereken şey haberi aldığımız kaynakların durumudur. İsrailiyat kaynaklı, batınî kaynaklı haberlerden uzak durmamız gerekir. İşin en doğru tarafı Kur’an’ı Kur’an ile anlamaya çalışmaktır. Kitaba bütüncül bakmak birçok müşkülümüzü çözecektir.
Soru: 3- İlk nazil olan ayetler Alak Suaresi mi Fatiha Suaresi mi münakaşası yerine “Ayetlerin bütünü” olan Kitabın ele alınması daha doğru değil midir?
Cevap: 3- Bizim bildiğimiz ayet olarak ilk gelen ayetler Alâk suresinin ilk beş ayetidir. Tam sure olarak ilk gelen sure ise Fatiha suresidir. Kur’an’ın iki kapağı arasında olan sure ve ayetlerin önce ve sonra olmasının mesaj olarak, hüküm olarak bir farkı yoktur. Gönderen belli, gönderilen belli ve kendisine gönderilenler de bellidir. Önemli olan okuyup anlayıp yaşamaktır. İnsanoğlunun en büyük kusuru, nerede duracağını bilmemesi ve üzerine lazım olmayan işlerle uğraşmasıdır. Hal bu ki bilmemiz gerekeni bilmek; yapmamız gerekeni yapmak, uzak durmamız istenen şeylerden de uzak durmak bizim işimiz olmalıdır. Bu gibi durumlarda kendimize şu soruyu sormalıyız: Allah Teâlâ bize bunu soracak mı? Soracaksa en ince ayrıntısına kadar öğrenmeye çalışmalıyız. Sormayacaksa cevap, o zaman işimize bakmalıyız. Bu işlere de meraklıları baksın der geçeriz.
Soru: 4- Son zamanlarda Müslüman ahaliyi arzda azaltmak için ekseriyetle onların bulunduğu memleketlerdeki katliamlar birbirine düşman etme hareketleri kimse uyanmasın diye İslam ve Kapitalizmin harbi midir?
Cevap: 4-Sovyetlerin yıkılıp soğuk savaş döneminin sona ermesiyle dünya tek kutuplu bir döneme girince, tek kutuplu dünyayı yönetmenin imkânının zorluğu ortaya çıkmıştı. İnsanları gösterilen istikamette harekete geçirmek için onlara hedef gösterilecek bir düşman gerekiyordu. İşte bu yenidünyanın düşman konsepti İslam ve dolayısı ile Müslümanlar olarak seçildi. Onu da kendi arasında ılımlı ve radikal diye ikiye ayırarak onların da bir kısmını kendi taraflarına çekmeye muvaffak oldular. Radikalleri ise terörle aynı kefeye koyarak insanlık için nihai düşman olarak göstermeye çalışıyorlar. Dünyada nereyi işgal etmek istiyorlarsa oraya sürdükleri kiralık militanları ile terör eylemleri yaptırıyorlar. Sonrada teröre müdahale etmek bahanesi ile gelip orayı istedikleri kıvama sokuyorlar. Bunu fırsat bilen batılı vampirler de üçüncü dünya ülkelerini yeniden sömürgeleştirmek için buna karşı koyma olasılığı olan Müslümanları, yardım ettikleri gayri Müslim azınlıklar ile bertaraf etmeye çalışıyorlar. İşte dünyanın dört bir yanındaki Müslüman kıyımının ana sebebi budur. Bunun yanında enerji yataklarının paylaşım kavgasını da unutmamak gerekir.
Soru: 5-İbadet cihetinde hataları ortaya çıkmasına rağmen memleketimiz de dâhil dünyada tarikatlara meyletmesi İslam’ı yaşama isteği mi yoksa menfaat midir?
Cevap: 5-Bu gibi olaylarda sebebi bire indirmek pek isabetli olmayabilir. Ancak esas sebep hem yerel unsurların hem de küresel güçlerin kullanabileceği en verimli bir alan oluşudur. Bu kulvarda düşünmenin, akletmenin, sorgulamanın, Kur’an’ı anlamak için okumanın yeri olmadığı için; hamasi duygular ile insanları yönlendirmek çok kolaydır. İnsanları ikna için efendinin gördüğü bir rüya, göstereceği bir “keramet”, taraftarlarına yapacağı bir işaret yeterde artar bile. Siyasilerin arka bahçe olarak gördükleri; küresel güçlerin hini hacette radikal guruplara karşı kullanacakları bir potansiyel oluşları hem yurtta hem de dünya ölçeğinde bu gurupların önünü açmıştır. Geçmiş yılların siyasetçilerinden Eyüp Âşık’a ABD seyahatlerinden birinde beyaz saray yetkilileri şöyle bir soru sorar: “Türkiye de radikalizm gelişiyor, bunlara karşı ne tedbir alıyorsunuz?” Eyüp Bey kendisinden emin bir eda ile şu cevabı verir: “Hiç önemli değil istedikleri kadar büyüsünler güçlensinler. Yaramazlık yapacak olurlarsa biz de gelenekçileri örgütler üzerlerine salarız.” Zannederim konu anlaşılmıştır. Kırk yıldır iç ve dış karanlık güçlerce beslenip büyütülen FETÖ bu ülke ve dünya için iyi bir örnek oldu. Başka söze gerek olmadığını düşünüyorum!.. Meyhaneden kışlaya kadar her kurumun içine nasıl sızdıklarını bilmeyen kalmadı. Dün gösterdikleri masum yüzün ardındaki vampir dişlerini gösterince çirkin yüzü ortaya çıktı. İşte bu saha her türlü fitnenin gizleneceği bir paravan olduğu herkes tarafından anlaşıldı. Sadece FETÖ nün sadık kulları hariç.
Soru: 6- Osman (ra) Ömer(ra) ve Ali (ra) katleden neslin devamının hâlâ Müslümanların içinde bulunup da Müslümanları katletmesi neyle izah edilir?
Cevap: 6-“Ağacın kurdu kendi içinden çıkarmış” sözü bir deyim olarak sanırım konuyu açıklamakta bize yardımcı olacaktır. Dünyada münafığı olmayan bir toplum, fikir, düşünce, din yoktur. Olması da mümkün değildir. Olmasaydı saadet asrı diye isimlendirilen Nebinin/ Elçinin yaşadığı dönemde /toplumda olmazdı. Onların içinde bile münafıkların varlığını bizzat Allah Teâlâ deşifre etmiştir. Kur’an da Münafık un suresi diye bir sure tahsis edilmiştir. Hal böyle olunca diğer toplumlarda hâkim zümreye karşı açıktan iş göremeyen bu guruplar, “saman altından su yürüterek” kapalı devre iş görmeye devam edeceklerdir. Bu zihniyetin doğası budur. Zamanın değişmesiyle niteliği değişmez belki yöntemleri değişir, kullandıkları araçları değişir. Ama amaçları asla değişmez. Ortamını buldukça fitne ateşini yakmaya gayret ederler. Bakın Allah onların vasıflarını nasıl özetliyor:
“Onlardan çoğunu, günah işlemede, düşmanlıkta ve haram yemede yarış ederken görürsün. Bu yaptıkları şeyler ne kötüdür!”
“Gerçek dindarların ve din bilginlerinin, onları günah olan bir söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!”
“Yahudiler, «Allah’ın eli çok sıkıdır» dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Aksine Allah’ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü azdırıyor. Biz, onların aralarına tâ kıyamete kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.”
“Eğer kitap ehli iman etmiş ve layıkıyla korunmuş olsalardı, onların kötülüklerini örter, nimeti bol olan cennetlere koyardık.” (Maide 5/62-65)
Şimdi bu ayetler İslam’ın hükümran olduğu dönemde bulunan bu zümrenin resmini önümüze koymaktadır. Yaşadığımız bu günün şartlarında aynı şeyler ile karşılaşmamız, İnsanın fıtratında eşyanın tabiatında bir değişikliğin olmadığının ispatıdır. Küfür aynı küfür İslam aynı İslam, insan aynı insandır. Eşya her zaman fıtratının gereğini yapacaktır. Şeytan şeytanlığını, melek melekliğini, insan insanlığını, Mümin müminliğini, kâfir ve münafık da küfür ve nifakını ortaya koyacaktır. İblisin soyu nasıl devam ediyorsa; Ebu Cehiller de Ebu Bekirler de her zaman ve zeminde varlıklarını sürdüreceklerdir.
Yükün ağır tarafı işin farkında olanların omuzlarına basmaktadır. Rabbimizin ehli kitabı kınadığı gibi, bizleri de kınamaması için doğru bir anlayışı sahih bir imanı, Salih bir ameli yaymak için çalışmamız gerekmektedir. Rabbimiz bize geçmişlerin muhasebesine dalanları gaflet uykusundan uyandırmak için:
“Onlar birer ümmetti gelip geçtiler. Onların yaptığı onlara, sizin yaptıklarınız da sizedir” buyuruyor. Bu nedenle bizim ilgileneceğimiz şey bizden sorulacak olan sorulara çalışmak olmalıdır. Allah Elçisine bile işi dağıtmadan onun bunun sözüne kulak vermeden ne yapması gerektiği ile ilgili şöyle buyuruyor:
“Öyleyse sen, sana vahyedilen Kur’an’a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzerindesin.” Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.” (Zuhruf 43/43-44)
Böylece dersimize çalışacağımız kitap beli olmuştur. Sınıfta kalmamak için kolları sıvayıp çalışmak boynumuzun borcudur. Sorumluluk bilincini yüklenenlere selam olsun diyoruz!..


