
Hariciler Allaha şirk koşuyor mu?
SORU: Bir insana: “Sen Kur’an’a göre şirk koşuyorsun” deyince, o Müslümana neden sen harici misin deniliyor?
CEVAP: Haricilerin en belirgin özelliklerinden biri günah işleyeni kafir saymalarıdır. Kendilerden olmayan veya günah işleyen kimseleri de dinden çıkmakla itham etmek onların en belirgin özellikleridir. Hangi günahın insanı dinden çıkaracağı konusunda fazla seçmeci değiller. Mesela içtihadında hata eden bir kimseyi bile dinden çıkmış sayarlar. Bu nedenle Muaviye’ye karşı yapılan Sıffîn savaşında Hz. Ali’yi hakem olayını kabul ettiği için küfürle itham ederek saflarından ayrılmışlardı. Bu gurup ihlaslı olmalarına rağmen çok saf ve bilgileri sathi idi. Çok ibadet etmekten alın ve dizleri nasır tutmuştu. Bir başka özellikleri de lafızların zahirine sarılmış olmalarıdır. Hiçbir müminin bu zahiri neticelerden ayrılması söz konusu değildir. Mesela Hüküm Allah’ındır lafzından hareketle Hz.Ali’nin hakem olayını dillerine dolayarak her fırsatta ona bu sözle karşı çıkmışlardır. Kısaca harici gurubun durumu böyle özetlenebilir.
Ancak, bir durum tespiti açısından üzerinde bulunulan yol ve anlayış, taşıdığı düşünce, kabullendiği değer yargıları sebebiyle bir kimseye bu anlayış şirktir; bu düşünce insanı şirke, küfre v.s.götürür diyen bir müslümana ucuzundan “Haricilik” damgasının vurulması deyimin tam anlamıyla harici bir anlayış olur. Yani bu yaftayı takan kimse harici mantığıyla hareket etmiş olur. Müslümanlar olarak kimseye yafta takmak bizim işimiz değildir. Allah Müminleri kafirler ve günahkarlar üzerine muhasebeci göndermemiştir. Onların görevi insanlara doğruları göstermek, hakkı hatırlatarak öğüt vermektir. Tutar tutmaz; o onun bileceği ve hesabını vereceği bir iştir. Öğüt verirken yapılan işlerin taşınan düşüncenin de ne anlama geldiği elbette hatırlatılacaktır. Örneğin, böyle inanmak netice olarak şirktir, şöyle inanmak sonuç olarak küfürdür, böyle yapmak münafıklıktır ve müslüman olarak bunlardan uzak durmalıyız diye hatırlatmak, o insanı kafir, müşrik, münafık ilan etmek anlamına gelmez. Dikkat edilirse kurulan cümleler şartlı cümlelerdir. Böyle yaparsan sonucu budur, şöyle kabullenmenin sonucu insanı buraya getirir demektir. Hakkın bilinmesi batılın tanınması için buna ihtiyaç vardır. Aksi halde hak ve batıl birbirine karışır.
Kendini savunmak amacıyla: “Benim şirk koşmak gibi bir düşüncem yok ve bunu sadece Allah’a yakınlaşmak için yapıyorum” diyenlere Zümer suresi 3. ayetinde Allah şu cevabı veriyor: “İyi bil ki halis din ancak Allah’ındır. O’ndan başka bir takım dostlara tutunanlar da şöyle demektedirler: “Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. Şüphe yok ki, Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyle hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz.”(39/3)
Görüldüğü gibi iyi niyet kötü ameli iyi yapmadığı gibi, kasdı şirk koşmak olmadığını söylemek de yapılanı şirk, sahibini de müşrik olmaktan beri kılmıyor. Allah uluhiyetine yapılan müdahaleyi asla mazur görmüyor ve bağışlamıyor. Şirk, tabiatı gereği Allah’a inanmakla birlikte başka bir varlığa da uluhiyet vermekle olur. Bu konunun insanlar nezdinde yeterince anlaşılmadığını düşünüyoruz. Müşrik deyince onların gözünde çok farklı biri olması gerekiyor ki bu sıfatı verebilsinler. Normal surette olan biri Allah’a inandığını söylediği sürece ne yaparsa yapsın onların gözünde mümindir. Ama Allah’ın kendisine yaklaşmak için veliler edinenleri kendisine şirk koşmakla nitelendirdiğini az önceki ayette zikretmiştik. Bunu yapanın niyeti veya şirk olduğunu bilip bilmemesi sonucu değiştirmemektedir.
Fakat bu insanların size karşı bu yargıda bulunmasının esas amacı sizi susturmaktır. Bunu bir paravan olarak kullanıyorlar. Toplum tam anlamıyla dünyevileşmiş, seküler bir mantıkla işine gücüne bakarken, birilerinin kafa karıştırması hoşlarına gitmiyor. Onlara öyle bir yafta takıyorlar ki, su ve sabunla çıkması mümkün olmasın ve bir daha insanlar içerisinde konuşma cesareti gösteremesinler. Esas amaç muhatabın beline vurmaktır. Ama müslüman için üzülecek bir durum yoktur. Çünkü tam işte burada müslümanın hatırlaması gereken Rabbinden bir tesellisi vardır: “Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir.” (3/186)
Bu müjdeye muhatap olmak için ödenecek bir bedel olacaktır. Müslüman hiçbir zaman kınayanların kınamasına, söz atanların sataşmasına bakmadan Allah’ı razı etme yolunda gayret, azim ve samimiyetle devam etmelidir. Bizim ne yaptığımızı balık değil Hâlik bilecektir.
Bununla birlikte Müslüman için İslam’ın tebliğ yöntemini de iyi bilmek gerekmektedir. Kime, neyi, nasıl, nerede, ne zaman, işe nereden başlayarak anlatacağını bilmek de çok önemlidir. Söylediğiniz doğru olsa bile doğru zamanda, doğru bir yöntemle sunamazsanız sonuç hüsran olabil ir. Unutmayalım ki, “usul” de asıl kadar önemlidir: O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (3/159) “(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” (16/125)
Allah kimin ne yaptığını bildiğine göre, bu yolda mağlubiyet bile büyük bir zaferdir. Bu yolda Peygamberler bile yenilmiştir bizim için söylenenler çok daha hafif kalmaktadır: “Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı. Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.”(54/9-10) Durum bu. Bizler de Allah’ın yardımıyla yolumuza devam etmeyi dileriz. İşlerin sonu mutlaka Allah’a varacaktır.


