
İki Dünya Dengesi
Zamanın birinde gencin biri hayatın anlamını keşfetmek ister. Aklı erenler der ki, ‘falanca yerde bilge bir kral var, ona git, o sana aradığın şeyin cevabını verecektir.’ Genç yola düşer ve aradığı bilge kralı bulur, ‘bana hayatın anlamını öğret’ der. Kral ‘peki’ der, eline bir kaşık verir, içine de iki damla yağ koyar ve ‘al bu kaşığı eline ve gez sarayımın her yerini. Ama sakın kaşıktaki yağı dökme’ diye sıkı sıkıya tenbih eder. Genç, sarayı dolaşır ve gelir kralın kaşına.
Kral, ‘gördün mü sarayımın duvarlarındaki süslemeleri, resimleri, çinileri’, genç ‘hayır’ der; ‘peki bahçemi gördün mü, o çeşit çeşit çiçekleri, onları özel olarak getirdim ve bahçıvanım itinayla yetiştirdi’, genç yine ‘hayır’ der. ‘O halde muhafızlarımı ve askerlerimi gördün mü ne kadar disiplinliler’, ‘hayır, onları da görmedim, şu kaşıktaki yağı dökmeyeyim diye gözümü kaşıktan ayıramadım ki bir şey göreyim’ der genç. Kral ‘O zaman şimdi bir kez daha dolaş, yine bu yağı dökmeden ama bu sefer bahsettiğim güzellikleri de gör’ der. Genç dolaşır ve kralın huzuruna gelir. Kral ‘gördün mü bahsettiğim güzellikleri’ deyince, bu kez ‘evet’ diye cevap verir genç. Fakat kral elindeki kaşığa işaret ederek ‘ama bak, yağı dökmüşsün’ der ve devam eder ‘işte hayatın anlamı kaşıktaki yağı dökmeden etraftaki olup bitenleri de görmektir’.
Kıssadan hisse, dengeyi sağlamak yağı dökmeden etrafında olup bitenlerin farkına varıp görebilmektir.
Hayat bir yolculuktur, dünyaya geldiğimiz andan itibaren bu yolculuk başlar ve bu yolculuğun sonu, yaşadığımız hayat sekline göre ebedi ikamet edeceğimiz Ahiret yurdunun neresi olacağını belirler.
Aziz İslam’a göre, bu dünya ahiretin aynasıdır. Zira insan hayır ve şer adına ne işlerse orada onun karşılığını mutlaka görecektir. (Zilzal 7,8)
İslam’ın temel ilkelerinden biri insana farkındalığını fark ettirmek ve ahiret bilinci oluşturmaktır. Ahiret bilinci, insanı adil davranmaya sevk eden en önemli amildir. Çünkü dünya hayatında yapılanların “zerre miktarı da olsa” ahirette hesabını vereceğine inanmaktır. (Nahl 93, Enbiya13, Zuhruf 44) Dolaysıyla bu bilinç insana çekidüzen verecektir.
“Ey insanlar! Allah’ın sözü gerçektir. Öyleyse, dünya hayatı sizi aldatmasın! Sakın aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.” (Fatır 5)
Dünya-ahiret dengesi bozulduğunda, insan hayatında dünyevileşme hâkim olur, Yapıp ettiklerinin hesabını vermeyeceğine kanaat getirmeye başlar ve bunun sonucu olarak, egoizm, zulüm, güçlünün hakimiyeti, bencillik ve ahlaksızlığın yayılmasına yol açar. Bu nedenle, ahiret inancı adaletin ve erdemin en büyük güvencesi ve sigortasıdır.
Ayet ve hadislerde, dünya nimetlerinin insan oğlu için yaratıldığı, bunlardan gerektiği kadar ve gerektiği üzere istifade etmenin meşruluğundan bahsetmekle birlikte, ahireti unutarak dünyayı amaç haline getirmenin eleştirildiği görülecektir.
Nitekim Kur’an’ı Kerimde şöyle buyrulur; “Allah’ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik ettiği gibi sen de iyilikte bulun ve yeryüzünde bozgunculuk peşinde koşma. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.” (Kasas 77)
Allah resulüne atfedilen bir sözde; “Hayat bir yolculuktur, dünyaya geldiğimiz andan itibaren bu yolculuk başlar ve bu yolculuğun sonu ebedi ikamet edeceğimiz Ahirettir.” (Cami’üs-Sağir, Terc. c. 2, s. 373, Hds. 2135)
İnsanlar (özelde mü’minler) bu ahiret köprüsü olan geçici dünyada sadece ve sadece imtihan için var olduğunu unutmamalıdır. Hem dünya da hem de ahirette huzurlu olabilmenin en önemli yolu, dünya ve ahiret dengesinin doğru kurulmasına bağlıdır. İslam, zorluğu değil kolaylığı dilemiştir. Dolayısıyla, mesele zor veya kolay olması değil, her hal ve şartta doğru olanı yapmayı esas kılmış olmasıdır.
İnsanda var olan içgüdüler doğru terbiye edilip kontrol altına alınmaz ise, Aşırı hırs insanı azgınlaştırır ve haksız şekilde doyurulmaya çalışıldığında yanlış işlere yönelip, zulmü, bozgunculuğu ve haksız kazanca yöneltecek dünya-ahiret dengesini bozacaktır. Bunu dönüştürmenin yolu, içgüdüleri Rahman’ın terbiyesinden geçirmekle ancak dünya ve ahiret dengesi kurulabilir. Ne diyordu Allah resulü; “Beni Rabbim Terbiye Etti, terbiyemi de pek güzel kıldı.” (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12) buyurduğu ifade edilir.
Hayatın tamamını kuşatan İslam, ahiret bilinciyle bu hayata anlam katar.
Bu manada insan hayatında ‘dinî’ olmayan, yani dinin çizdiği anlam çerçevesinin içine girmeyen hiçbir alan yoktur. Dolayısıyla mü’min kişinin dünya ve ahiret bilinci, tam bir bütünlük arzeder. Bu bilinç ile hareket eden kişi, her ameliyle hem dünyasını inşa etmekte hem de ahiretine yönelik büyük bir yatırımda bulunmaktadır.
“Bu dünya hayatı, sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat, ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilmiş olsalardı!” (Ankebut 64)
Mü’min, hayata tevhid penceresinden bakmak zorundadır. Tevhid, birlemek demek olduğuna göre, dünya ile ahiret arasını ayırmak bu inanca zıt olacaktır. Sadece ölüme kadar olan süre olarak algıladığımız istikbal (gelecek) kavramını, ölümden sonrasını da içine alacak şekilde anlamak ve bu anlayışı gündelik yaşayışa geçirmek kulluk görevimizdir.
Dünya ahireti ikmal edendir. Dolaysıyla Kur’an bunu ihmal etmemeyi öğütler.
“”Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateş olan azabdan koru” diyenler vardır.” (Bakara 201)
Allah’tan hem dünya hem de ahiret saadetini istemek en doğru yakarıştır. Bu ayetten anlıyoruz ki insan dünya da ahiretini ikmal etmek için çalışmalıdır. Dünya ve ahiret kavramları aslında tek bir hayatı ifade eder. Dünya, gerçek hayatın başlangıç kısmı ve geçici olanı olup insanların tekâmül etmesi ve bazı sınavlardan geçmesi için de kısa süreli bir yaşama alanıdır. “Dünya için çalışmaya değmez.” diyerek dünyadan el etek çekmek ve dünyalıklardan tamamen arınmak doğru olmadığı gibi (Kasas, 28/77; Mülk, 67/15; A’râf, 7/3), ahireti unutup tamamıyla dünyaya ve dünyalıklara odaklanmak da doğru değildir.
“Dünya; ahiret yolculuğunda bir araçtır, amaç değil. Yani birer emanet olan evlat, mal, mülk, makam, şöhret gibi dünyalıkları kazanmak insan için ana gaye olmamalıdır. İnsan her iki âlemin de güzelliklerini istemeli, dünyasını imar ederken ahiretini, ahiretini inşa ederken de dünyasını berbat etmemelidir. Dünya-ahiret dengesini dikkate alarak bir hayat şekli oluşturmalı ve bu nizamı oluştururken de ‘Allah’ın bu konuda ne deri’ hayatının merkezine almalıdır. Yani hiç ölmeyecekmiş gibi güzel, faydalı ve kalıcı işler yapmalı; hemen ölecekmiş gibi ebedi hayat için hazırlıklı olmalıdır.” (Cemal Külükoğlu. Meali dip notu)
Dünya, bizi ahirete götüren (üzerinde kamaralar/gözetleyicilerin olduğu) ara bir yoldur, bir köprünün öbür tarafıdır. Bu yolda asıl olan, dünyanın zevk-i sefasına aldanmadan helal dairesi içerisinde iktifa edip haramlara bulaşmadan öbür taraf geçebilmektir. “İyi bir mü’min hem dünya işlerine hem de ahiret işlerine önem veren kimsedir.”
İslam, hayatın tamamını kuşatan bir dindir. O’nun emir ve yasakları, dünyada sırat-ı müstakim üzere olmayı sağlar, ahirette ise cennete ulaşmamıza vesiledir. Vesselam


