GenelYazarlardanYazılar

İmana Götüren Yol Nedir.? 

“Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için (Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren) nice deliller vardır. Sizin yaratılışınızda ve Allah’ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah’ın gökten rızık (sebebi olarak yağmur) indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgârları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.” (Câsiye, 45/3-5)

Akıl; Allah’ın(c.c. )  yarattıklarına verdiği en güzel niğmetlerden; yaratılıştan  sonra  öncü ve en hayırlı olanıdır. Kur’an-ı kerimde 48 defa aklın önemi ve kullanılması hususlarında uyarılar da bulunularak dikkatlerimiz ve önemi hatırlatılmıştır.

Akıl, öncelikle kendisini yaratanını düşünerek ve tefekkür ederek doğru yola evrilirse,  kâinatta cereyan eden olaylar arasında mantıklı bir bağlantı kurarak , olayların  niçin ve nasıl meydana geldiğini kavramaya ve bunların bir yaratıcısının olduğunu düşünerek ,yaratıcısını –Rabbi’si ni- tanımış olur.  Her yaratılanın  Rabb’ı nın mutlak surette  kendisini de yaratanın aynı  Rab olduğunu  anlar. İnsan, aklını kullanınca dünyadaki düzenin,mutlak sürette  sebep sonuç ilişkisine bağlı olarak cereyan ettiğini  anlar ve akıl tefekkürünü derinleştirdiği zaman, dünyanın ve dünyadaki mükemmel nizamın da sebepsiz olmadığını, bu düzeni ve işleyiş ahengini yaratan bir kudretin mevcudiyetini idrak etmiş olur. Kur’an-ı Kerim’de insan, aklını kullanmaya, düşünmeye ve ibret almaya sık sık davet edilmektedir.

Bu konuda  Kur’an da (En’am:79 ) Hz. İbrahim  (a.s. ) mın davranışı anlatılmıştır..  . «Şübhesiz ki ben, bir müvahhid (Allâh’ı bir tanıyıcı) olarak, yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allaha yöneldim. Ben müşriklerden değilim». Örneği  verilmiştir..

Hz. İbrahim (a.s. )  aklını kullanmak suretiyle kainattaki harika nizamın bir yüce yaratan’ı (Rabb’ı ) olması gerektiğine hükmetmiş ve O’na iman etmiştir..‘’(İbrahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır, onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.” Yalnız İbrahim’in babasına: “Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat senin için Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi (önlemeye) gücüm yetmez.” demesi hariç. Rabbimiz! Yalnız sana dayandık, sana yöneldik. Dönüşümüz de ancak sanadır. ( Mümtehine, 60/4). Demek ki inanmak, Hz.İbrahim örneğinde olduğu gibi, akıl ve tecrübeye dayanan mantıklı bir muhakemeyle erişilen bilinçli bir karardır.. İnsan akıl ve ibret gözüyle kâinatı ve içerisindeki hadiseleri tefekkür ettiğinde imanındaki bilinç hâlini yakalar. Böylece insan Allah’a iman etmiş olmanın huzur ve mutluluk hâlini yaşar.

Allah yarattığı tüm akıl sahibi insanların, özellikle de mümin ve müminelerin akıllarını  mutlaka kullanmakla sorumlu olacaklarını bildirmiştir. Çünkü akıl ve imanın  birbirinden ayrılması asla  düşünülemez. Bu nedenle  dinî teklif ve uygulamalarda  akıl mevcudiyeti esas alınmıştır. Bu itibarla Allah’ın (c.c. )  yüce yaratıcı olduğuna inanan  müminler, kâinata ve içerisindeki her şeye akıl ve ibret gözüyle bakılmalıdır. Kainata ibret gözüyle bakabilmek için aklımızı ve tefekkür gücümüzü kullanma kabiliyetimize bağlıdır. Bir insan  Kâinatın işleyişindeki yüce ahengi tefekkür edip kavradıkça Allah’a (c.c. ) olan imanı tahkîk mertebesine erişmiş olur. Böyle bir imana sahip olan kişi bilinçsiz (taklidî) bir iman  yerine -aklî delillere ve aklı kullanmaya dayanan- bilinçli (tahkiki )bir iman sahibi olmuş olur.

Aklını kullanan kişi, yaratanını bilen, kainatın yaratılış sebeplerini anlayan, imanı gelişmiş kişi olacaktır. Aklını kullanmayanlara  “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin” denildiğinde: “Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara:13 ) Akıllarını kullanmayanlar küfür ve cehalet içerisinde kalırlar. ‘’Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız” derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?.. İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler. (Bakara:170-171 )

‘’İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar; ki akıl erdiresiniz’’. (Bakara:242 )

‘’Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez’’. (Bakara:269 ) Yüce Allah (c.c ) aklını kullanabilene  büyük hayırlar vereceğini ve Müslümanların dışındakileri de dost edinmememizi önermektedir.

‘’Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz.’’ (Al-i İmran:118)

Yüce Allah akıl sahipleri için dikkat çekici uyarı ve görevlerde vermektedir. Örneğin: ‘’Allah’ın sizin için (kendileriyle hayatınızı) kaim (geçiminizi sağlamaya destekleyici bir araç) kıldığı mallarınızı düşük akıllılara vermeyin; bunlarla onları rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin. (Nisa: 5) ‘’Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır. (Maide:58) Müslüman ve akıl sahibi bir kişinin dünya hayatına kapılıp, dünyevileşmesinin de doğru olmadığını bizlere hatırlatmaktadır. ‘’Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? ‘’ (En’am:32)

Kısacası akıl sahipleri ömrü hayatlarında akıllarını  Allah’ın emrettiği ve rızasını kazanacağı yönde kullanmasının önemi saymakla bitmeyen niğmetlerdendir. Aklını kullanmayanların örnekleri olarak;

‘’Gerçek şu ki, Allah Katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir’’. (Enfal:22) bildirilmektedir. Gene akıl etmeyenlerin durumlarını ve karşılaşacakları durumu bize yunus suresinde şöyle bildirmektedir.

‘’Allah’ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur. ‘’O’’, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar.’’ (Yunus:100)

Size verilen her şey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (Kasas:60)

(Bu Kur’an) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır. (Sad Suresi, 29)

Görülmektedir ki: Aklımızı kullanmak Allah’ın emri olup,dünya ve ahiretimiz için çok önemli husustur. Gerçekten insaflı olan, aklını kullanan nefsini ilahlaştırmamış olan gözleri kör kulakları sağır olmayan basiret sahipleri hakikati görürler. Fiziken akıl sahibi olmayan –lar (elbette ki sorumlulukları yoktur.)  bu kişilere halk arasında Meczub  denilmesi bile hoş karşılanmaz. insan  Aklını kullanması halinde hem dünyasını hem de ahiretini Allah’ın rızası yönünde değerlendirerek  kazanç sağlamış olacaktır. ‘’Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir’’. ( Zümer : 18)  Aksi halde geçici dünya nimetlerine karşılık, daimi hayat olan ahiret hayatını da kaybetmiş olacaktır. ‘’Ve derler ki: “Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık.” (Mülk: 10)

Aklın en yakın dostu imandır. Çünkü akıl insanı öncelikle iman sahibi yapar.

Aklını ,iman ve vahiyle buluşması kişinin  basiretini arttırır .Basiret sahibi olan kişi gördüğü,işittiği her konuyu basireti ile değerlendirir, hareket ve davranışlarında Kur’an eksenli kararlar verir.

“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını,peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisa, 4/136)

İman, Hz. Peygamberin Allah’tan getirdiklerini tasdik etmek, haber verdiklerini tereddütsüz kabul ederek, bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmaktır.

Her vesileyle sıkça söylenildiği üzere İslam üç ana bölümden meydana gelmektedir. Bunların ilk ve en önemli kısmı imandır. Diğeri ise bu imanın hayata yansıyan şekli dediğimiz ibadet, üçüncüsü de daha ziyade insani ilişkilerde kendisini gösteren ahlaktır. Bunların hayata en güzel şekilde yansımasına da “ihsan” adı verilmektedir.

Bu bölümlerden her birinin şüphesiz diğerleri ile yakın ilgisi vardır. Ancak kendileri arasında önemine binaen bir sıralamaya tabi tutulacak olsa, her şeyden önce iman gelir. Zira iman ile müşerref olmayan kimselerin ibadetle mükellef olması düşünülemez. İman olmadan cennete girilemez. İman olmadan İslam olmaz. O halde insan veya bir başka tabirle Müslüman’ın ilk görevi, Allah’ın varlığını ve birliğini bilip tasdik etmesidir. Şüphesiz bu tasdikin makamı ise kalptir. Dil ile ikrar edilmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Aslına bakılırsa iman fıtrîdir. Yani kişinin doğuştan beraberinde getirdiği duygulardan biridir. Ne bireysel ne de toplumsal baz da iman ve inanç olmadan yaşamak mümkündür. O halde, bir Müslüman olarak bu nimeti korumanın azami gayreti içinde olmalıyız. Kişinin imanla dünyaya gelmesi nasıl mümkün ise, bu imanını korumayıp zayi etmesi de o denli mümkündür. O nedenle iman, ibadet ve güzel ahlakla korunmalı ve takviye edilmelidir.

Ayrıca imanımızı muhafaza edebilmek için kalbimize, özellikle de dilimizden çıkacak sözlere dikkat etmek zorundayız. Bu sebeple olsa gerek sık sık son nefeste Allah’tan bize iman ve Kur’an nasip etmesi, kelime-i şahadeti söylemeyi kolaylaştırması niyazında bulunmaktayız. Akıl ve İman sahibi, İnanan insanların imanlarıyla duyguları arasında büyük bir etkileşim söz konusudur; mümin Allah’ı öyle bir sevgiyle sever ki O’nun ismi anıldığında heyecanlanıp adeta kalbi yerinden çıkacakmış gibi bir duyguya kapılır. Kendisine Allah’tan söz edildiğinde gönlünde heyecan ve coşku karışımı duygular oluşur.  Akıl ve iman sahiplerine , Allah’ın âyetleri kendilerine okunduğunda veya kendileri bu ayetleri okuyup anladıklarında yeni bilgiler elde edip bunlara iman etmek suretiyle  inançlarını kuvvetlendirirler.

Akıl ve iman sahipleri sadece Allah’a güvenirler. Bütün işlerimizde sadece Allah’a güvenmek, O’na dayanmak, O’nu vekil edinmek imanımızın zirveye ulaştığının nişanesidir.  İman sahibi insanlar olarak mal, mülk, evlât, eş ve dost edinmemiz en tabii hakkımızdır. Ancak, bu varlıkların bizler için bir imtihan aracı olduğunu dolayısıyla onlara dayanıp güvenmenin bizlere hayal kırıklığı yaşatacağını dikkate alarak asıl güvenilecek olanın fâni varlıklar değil, her şeyi yaratan ve mülkün gerçek sahibi olan Rabbimiz olduğunu unutmamamız gerekir.

Akıl ve iman sahibi; İslam dininin ferdin toplum içinde uyumlu, güvenilir ve hoşgörülü olmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler getirdiğini, yaratıcısı ile olan bağlantısını daha derinden hissetmesine, devam ettirmesine ve geliştirmesine hizmet edecek düzenlemeler de getirdiğini bilir. İnanma ve ibadet ihtiyacı, insanın havaya ve suya olan ihtiyacı kadar önem arz etmektedir. İnsanın tabiatı gereği iman ve ibadet konusunda yönlendirilmeye ihtiyaç duyması nedeniyle bütün Rasuller, onları Allah’tan başka ilah olmadığını kabul etmeye ve sadece Allah’a ibadet etmeye çağırmıştır. Bu çağrı, tarih boyunca peyderpey Rasuller/Nebiler gönderilerek gerçekleştirilmiştir. Son olarak da, Hz. Muhammed (s.a.s) gönderilmiş ve Allah’ın insanlığa olan din nimeti tamamlanmıştır.

İslam dininin ortaya koymuş olduğu inanç sistemini kabul eden, Allah’a inanan ve güvenen her insan manevi açıdan büyük bir güç elde etmiş olur. Çünkü bizler bazı özelliklerimiz sebebiyle çok güçlü gibi gözüksek de, her zaman Allah’ın yardımına muhtacız. Muhtaç olduğumuz o yüce varlığa inanıp bağlanmak bizlere huzur verir ve hayatımızı güven içinde sürdürmemize vesile olur. Allah’a iman, bizleri yalnızlıktan, boşlukta kalmaktan kurtarır. Hepimiz günlük hayatımızda hastalık, fakirlik ve bir yakınımızın vefatı gibi çeşitli sorunlarla karşılaşabiliriz. Böyle durumlarda kalplerimizde bulunan Allah inancı ümitsizliğe kapılmamıza engel olur.

Bu bağlamda herkese adaletle davranmak, kimseyi aldatmamak, komşusu açken tok olarak yatmamak, yalancılık ve dolandırıcılık yapmamak, kimseye iftira etmemek gibi dinimizin Allah’a imanla irtibatlandırdığı ahlaki davranışlarımıza çok dikkat etmeliyiz. Bu anlayışla hareket etmemiz hâlinde dinin rahmet ikliminde hep birlikte huzuru yakalamamız daha kolay olacaktır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Hakiki mutluluk ve huzur, Aklımızı kullanarak ,tahkiki sağlam bir imana sahip olmak ve sâlih ameller yapmakla elde edilebilir. Hayatlarını Allah’ın emirleri doğrultusunda geçirenler, hem ailelerine hem de içinde yaşadıkları topluma faydalı birer kişi olurlar ve böylece dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşabilirler. Kalın sağlıcakla, selam ve dualarımla.

‘’İlmin Sahibi Yüce Allah’a Hamdolsun’’.  

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir