
İnandığımız Gibi Yaşayalım
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” (Saff, 61/2–3)
İnsanlar başkalarının dikkat ve ilgilerini çekici işler yapmayı ve yaptıkları ile öğünmeyi her zaman tercih etmişlerdir. İnsanlar sahip oldukları inançarı bakımından inananlar, inanmayanlar ve inanmış gibi görünenler olmak üzere gruplara ayrılır. Yaratılanlar arasında, Yüce Allah’ın verdiği akıl ve idrakle diğer yaratıklar arasında müstesna bir yere sahip olan insanlara Yüce Allah, “Ey iman edenler” diye seslenmektedir. Allah’ın bu hitabında inananlar arasında kadın /erkek cinsiyet ayrımı olmadığı gibi dil, ırk, renk, sınıf, ruhbanlık v.b. faktörler de bulunmamaktadır. Bu nedenle insanlar olarak her zaman, imkânlarımız nispetinde yapabileceklerimizi veya yapamayacaklarımızı gönül rahatlığı içinde söylemeliyiz. Çünkü bu konuda yüce Allah, Kur’an’da; “Ey iman edenler niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında şiddetli bir buğza sebep olur.” (Saff, 61/3-4) buyurmaktadır. Zira Tevhid ehli bir Müslüman’ın sözleri, itikadına ve ibadetinin gereğine uygun olmalıdır. Cenâb-ı Hak cümlemize yapabileceğimiz şeyleri söylemeyi nasip eylesin, yapamayacağımız şeyleri söylemekten de bizleri muhafaza eylesin.
İNANMAYANLARIN FİDYESİ İŞE YARAR MI?
“O (azap) gerçek midir? diye senden haber soruyorlar. De ki: Evet, Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz (bu konuda Allah’ı) âciz kılacak değilsiniz. Haksızlık etmiş olan her kişi, yeryüzünde olan her şeye sahip olsa, onu azabın fidyesi olarak verirdi. Azabı görünce pişmanlık gösterdiler. Haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmolunmuştur.” (Yûnus, 10/53-54)
Hiç şüphesiz, islâm akidesine göre ahiret gününde bütün insanlar yeniden dirilecek ve Allah’a hesap verecekler. Dünyada iken Allah’a iman edenler güzel ve rahat bir hayat ile karşılaşacak ve kendilerine verilen nimetlerden istifade edeceklerdir. İnkâr edenler ise, karşılaşmak istemedikleri gerçeklerle yüz yüze gelecekler. Ahiret hayatında görecekleri manzara karşısında şaşıracak, dünya hayatında sergiledikleri isyan ve inkârlarından dolayı pişmanlık duyacak, derin bir üzüntü ve ıstırap hâline bürünecekler.
Kur’an-ı Kerim onların karşılaşacakları olayları bizlere şöyle bildirmektedir.
“Onlar şöyle derler: Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’ demiştik. Yine şöyle derler: Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.” (Mülk, 67/9-10)
Dünya hayatında ilahî vahye uymayıp isyan eden ve kendilerine doğru yolu gösteren Allah’ın Resûl ve Nebilerine hakaret edenler, o dehşetli büyük hesap gününde, şaşkınlık içinde çırpınıp bir şeyler yapmaya gayret ederek, iyi niyet gösterisinde bulunmaya çalışacak, dünyada çok sevdiği malını, canını kurtarmak için feda etmeyi deneyecektir.
Aslında bu insanlar günahlarını hatırlamaları ve vaat edilen azabı duymalarından ötürü suçluluk psikolojisi altında ezilecek ve kendilerini sahipsiz, kimsesiz, yardımsız, dünyada iken her zaman yanında olduklarını söyleyenlerin yokluğunu hissedeceklerdir. Dünyada iken aklını Kur’an eksenli düşünceden uzak tutarak bağlandığını söylediği kişi ve efendilerinin de yanlarında olmadıklarını şaşkınlıkla göreceklerdir. Bu insanlar bütün malını mülkünü kaybeden bir müflis tüccarın durumunda olacaklardır. Ancak bu durumdan ötürü hiçbir kimseyi suçlayamazlar. Kendileri yaptılar ve sadece yaptıklarının karşılığını göreceklerdir. Allah onlara sadece adaletle karar verecek ve hiçbir haksızlık etmeyecektir.
İNKÂRCILAR İÇİN ÇARE..?
“And olsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.” (En’âm, 6/94)
Allah’ın yaratıklar arasında en saygın ve değerli varlık insandır. Her şey onun emrine verilmiştir. Hiçbir varlığa nasip olmayan aklı sayesinde varlıklar üzerinde tasarruf yapabilmektedir. İradesini doğru istikamette kullanabilmesi için de yüce Allah, kitaplar ve Resûller göndererek onlara yaratılış gayelerini ve Allah’ın emirlerini tebliğ etmiştir. Bazı insanlar Resûllere kulak vermiş, Allah’a kul olmanın gereklerini yerine getirmeye çalışmış ise de, bazıları sahip oldukları makam ve mala aldanmış ve bunların kalıcı olduğunu zannederek Allah’a ve Resûllerine karşı çıkmıştır. Yüce Kitabımız bu konuda bazı kişileri örnek vermiştir. Mesela Kârûn bunlardan biridir. Kârûn’a hazineler verilmiş, o, bunları hayır yolda kullanmadığı gibi, böbürlenmiş, nasihat dinlememiş ve sahip olduğu malın gerçek sahibinin kendisi olduğunu zannetmiş ve “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” (Kasas, 28/78) demiş, bu anlayışı ve davranışları sebebiyle helak olmuştur. Firavun ise sıhhat ve saltanatına aldanmış ve helakine sebep olan şu sözleri söylemiştir:
“Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hâlâ görmüyor musunuz?” (Zuhruf, 43/51)
(Günümüzde Kârûn ve Bel’am lara örnek olarak ABD başkanı Donald Trump’ta güç, kuvvet, teknoloji yönetim ve para bende diyerek, dünya hükümranlığına soyunmasının sonucunu, ibret bir örnek olasılığı mümkündür.)
Kur’an-ı Kerim’de ders almamız için hayatları anlatılan bu insanlar sahip oldukları mal ve makamlarının devamlı olacağını ve bunların kendilerini kurtaracağını zannetmişlerdir. Fakat durum hiç de böyle olmamıştır. Kendileri ölüp gitmiş, sahip oldukları her şey geride kalmıştır. Üstelik mal ve makamın vebalini de sırtlarında götürmüşlerdir. Yüce Kitabımızda, kıyamet günü kişinin kendisine en yakın ve en yararlı olan kimseler olan kardeşinden, anasından, babasından, eşinden bile kaçacağı belirtilmiştir:
“Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.” (Abese, 80/33-37)
İnkârcılar âhirette, mutlak güç ve hâkimiyet sahibi olan Allah karşısında yalnız ve çaresiz kalacaklar ve onların dünyadaki akraba ve dostları, kendilerini şımartıp azgınlaştıran mal ve mülkler, makam ve mevkiler, Allah’tan başka tapmış oldukları şeyler Allah karşısında onlara zerre kadar fayda sağlamayacak, yardımını umdukları şeyler kaybolup gidecektir
İNKÂRCILARIN ÂHİRETTEKİ PERİŞANLIĞI
“İnkar edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: ‘Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?’ Onlar da, ‘Evet geldi’ derler. Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir. Onlara şöyle denir: ‘İçinde ebedî kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların kalacağı yer ne kötüdür!’”* (Zümer, 39/71-72)
Cenabı Allah (c.c) dünyayı ve insanları yaratırken sayısız niğmetleri ile donatıp istifademize sunarken, bizleri başı boş bırakmamıştır. Göklerin ve dağların yüklenmekten çekindikleri çok önemli bir emaneti taşımakla bizleri sorumlu tutmuştur. Buna göre insanların tercihleri Hak ile Batıl yani İman ile Küfür arasında tercihi kişiyi ;kendisini yaratanı ve rızık vereni tanıyan ve itaat edenle; küfrü, isyanı ve her türlü kötülüğü hüner sayan, nefsini putlaştıran, kibirlenip Hakk’ı terk eden ve Allah’ın gönderdiği emir ve yasaklara uymayanlarla bir olmayacaklardır. İnananlar ve inkâr edenler Dünyadaki fiillerinin karşılığını görmeseydi, imtihanın anlamı kalır mıydı? Çevremizdeki her varlık ve olay, bize ilahî güç ve kuvveti, ilim, irade ve kudreti, kısacası bir yaratıcının varlığını haykırırken; sırf inadı ve kibri yüzünden inkârı tercih ederek nankörlük yapan bir kimse için cehennem; iman edip teslim olan, nefsini ve şeytanı yenmeyi başaran, iyilikler yapan, kötülüklerden kaçınan, haddini bilen bir kul için de cennetin verilmesinden daha güzel ve daha tabii ne olabilir?
Din gününün sahibi Allah (c.c) insanlık tarihi boyunca Resûller göndererek kullarını uyarmış ve aydınlatmıştır. Bütün bu uyarılara rağmen küfürde ısrar edenlere de cehennemin hazırlandığı, adeta cehennemin onları tanıyıp karşılarcasına kapılarının açıldığı ve cehennem bekçilerinin bu kimselere, hangi nedenle bu kötü duruma geldiklerini bildirdiği zikrettiğimiz âyetlerde anlatılmaktadır.
O gün artık ehli küfrün tutacak dalı kalmamıştır. Vardıkları yerin geri dönüşü de yoktur. Rablerine yakaracak yüzleri de kalmamıştır. Gerçeği anlamışlardır. İş işten geçmiştir. Muhatapları cehennem bekçilerinden ibaretti
YAŞARKEN İMTİHANDAYIZ ..!
“Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi şer ile de hayır ile de imtihan ediyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ sûresi, 21/35.) Her nefsin ölümü tatması da bir imtihandır. Ölümün zamanının bildirilmemesi ayrı bir imtihan ve ayrı bir niğmettir. Zira insan öleceği zamanı bilse tüm yaşantıdan zevk alamadığı gibi devamlı sıkıntı içerisinde hayatını tamamlamaya çalışacaktır. Yaşantı insanlar için bir imtihan salonudur. İyi veya kötüler bu salonda oluşmaktadır.
İmtihanda başarılı olabilmek için ,Allah’ın (c.c.) takdiri olan Niğmetlere kavuşunca gerekli şükürleri yapabilmek , belalar ile karşılaşınca gerekli sabır ve metâneti göstermek, günahlar işlenince acilen istiğfar etmek gereklidir. Şunu da unutmayalım ki: İnsan bazen belâ ile bazen da hayırla imtihan edilirler. Her iki halde de sabretmek ve şükür etmek gerekir
Yüce Kitabımız, ibadet etmek ve emirllerini yerinne getirmek suretiyle Rabbimizi andığız takdirde O’nunda bizi anıp hatırlayacağını haber vermektedir.
‘’Artık siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, bana nankörlük etmeyin! ‘’( Bakara:152 ) Şirk dışında işlenmiş başka günahları dilediği kimseler için affedebileceğini (Nisa:48 ) müjdesini vermekle beraber, gözlerini hakîkate kapatan, hakkın sesini dinlemeye tahammül edemeyen, âyetlerini yalan sayıp elçilerini ve getirdikleri ilahi mesajları alaya alan, ahireti inkar eden ve bu sebeple de yaptıkları tüm amelleri boşa çıkan kimseleri âhirette en çok zarara uğrayanlar olarak nitelendirmektedir. İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, onlar için de konak olarak firdevs cennetleri vardır. (Kehf:108 )
Şunu asla unutmayalım ki: Öldükten sonra tekrar diriltileceğiz ve bu dünya hayatımızın hesabını vereceğiz. Bu imanın şartlarından biridir ve her Müslüman buna inanmalıdır. Âhirette pişman olmak istemiyorsak, yüce kitabımız Kur’an’ın ve Allah’ın (c.c ) Resûlünün (s.a.v) emir ve tavsiyelerini devamlı yerine getirelim. Aksi halde ahirette pişmanlık hiçbir fayda vermeyecektir. Yaşadığımız hayatımızın bir imtihan dan ibaret oluğunu ve bu imtihanda başarılı olabilmenin yolunun da yüce Allah’ın (c.c.) ilahi mesajlarını ciddiye alarak, sorumlu bir hayat sürmekten geçtiğini unutmayalım.
Bizlere düşen şey; varlığımızın ve hayatımızın görünür taraflarını aşıp bütünündeki hikmetleri kavrayarak, din ve dünya hayatımız için hayırlı sonuçlar elde etmek, kalbimizi güzel duygu ve düşüncelerle donatıp, küfürden, nifaktan, batıl inanç ve hurafelerden arındırarak doğru bir imana ulaşmaktır. Hayatımızı iyi ve yararlı davranışlarla güzelleştirerek fani ve sıradan varlıklara kul olma anlayışından kendimizi korumalıyız. Yalnız Allah’a (c.c) kul olmalıyız ve yalnız O’nun yardımına güvenelim, insanın hayatını lekeleyen, Allah (c.c) ve insanlar katında itibarımızı düşüren her türlü kötü ve çirkin işlerden uzak duralım. Yaşantımız süresince her zaman Allah’ın( c.c ) emir ve yasakları doğrultusun da olmaya bağlı bulunduğumuzu unutmayalım. Bunlar bizlere Allah’ın ( c.c) ihsanı olan aklımızı ve diğer iman esaslarını doğru ve yerine kullanmamızla gerçekleşeceğine inanıyorum. Allah’ın (c.c) cümlemize razı olduğu amel, düşünce, fikir ve yaşantı ile hayırlı, dünya ve ahiret hayatı nasip eylesin inşallah… Amin , selam ve dualarımla.
‘’İlmin Sahibi Yüce Allah’a Hamdolsun’’.


