
İslam’a göre kadın dövülebilir mi?
SORU: Derginize iki seneden beri üyeyim. Her ay dergiyi en başından en sonuna kadar okuyorum ve çok beğeniyorum. Tabi ki Kur’an’ı da okuyorum ve anlayıp hayatıma geçirmeye çalışıyorum.
Nisa süresinde (4/34) geçen, “kadınların ıslah olmazlarsa dövülebileceği” ayetini nasıl anlayabiliriz? Aynı şey erkekler için de geçerli olabilir mi? Şimdiden teşekkürler.
CEVAP: Bahse konu olan ayet mealen şöyledir:
“Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah’ın korunmasını istediği şeyi (namuslarını) kocalarının olmadığı zamanda da koruyanlardır. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, (bununla hallerini düzeltmez iseler) onları yataklarda yalnız bırakın ve süreyi uzatın. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın, çünkü Allah yücedir, büyüktür.”(4/34)
Bu ayette üzerinde durulması ve anlaşılması gereken üç kelime vardır ve bunlar kavvam, nüşuz ve darabe kelimeleridir.
Kavvam, “kame” kökünden gelmekte olup “kame ehlehu” ailesinin, ehlinin görüp gözetilmesini üstlenmek, geçimini çıkarmak, “kame ale’l-mer’e” kadının geçimini üstlendi, geçimini sağladı, demektir.
“El ricalü kavvamune alennisau”, erkekleri kadınlar üzerine gözetici kıldık demektir ki bu, ailede erkekleri ailenin geçiminden, korunmasından ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanmasından sorumlu kıldık demektir. Kelimenin mübalağa kalıbıyla kullanılmış olması da kelimenin “her halükarda onlara kol kanat geren, kollayıp gözeten anlamına geldiğini gösterir. İnsanın ailesi için ne denli fedakarlıklara katlandığını düşündüğümüz zaman Kavvam kelimesinin de ne denli kapsayıcı olduğunu görürüz.
Nüşuz kelimesi “neşeze” kökünden mastar olup, asi olma, evlilik ilişkisinin gereği olan sorumluluklarını yerine getirmeme anlamına gelmektedir. Bu hem erkek için hem de kadın için geçerlidir. Aynı surenin 128. ayetinde “kadın kocasının kendisine karşı evlilik ilişkilerinin gereğini yapmadığı (nüşuzen) veya kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, aralarında anlaşma yapmalarında bir günah yoktur” ibaresinde de aynı kelime kullanılmaktadır. Bu da eşlerden birinin diğerine karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi hali demektir. Bu nedenle kadın ve erkek, aile hayatının gerektirdiği görev ve sorumluluklarını yerine getirmeme halidir. Bu bir suçtur ve bir biçimde düzeltilmesi gerekir. Aksi halde ailede düzen ve huzurdan eser kalmaz. Bunun düzeltilme biçimi ile ilgili kısmında kadın için 4/34’de üç merhalede gerçekleştirilen bir yöntem önerilirken erkek için 4/128’de aralarında anlaşmaları önerilmektedir.
Erkeğin “nüşüzu” halinde de kadın ona müdahale ederek anlaşma isteme hakkına sahiptir. Darebe kelimesi ise, darabe, yadribü, darben şeklinde ifade edilir ki, kelimenin mastarı Türkçe’de de “darbe, darp, darb-ı mesel” şeklinde kullanılmaktadır. Kelimenin kök anlamı “vurmak”tır. Ancak bu köke bağlı olarak kullanıldığı yere göre şu anlamlara gelmektedir:
Sad 44’te “Eline bir demet sap al da onunla (eşine) vur/ “fadrib bihi”, yeminini bozma (dedik). Gerçekten biz onu sabırlı (bir kul olarak) bulmuştuk. O ne iyi bir kuldu. Daima Allah’a yönelirdi”
Müzzemmil 20’de “Bir kısmı Allah’ın fazlından rızık aramak için yeryüzünde dolaşacak / yol tepecek “yadribune fil arz”. Yasin 13’de “Onlara şu şehir halkını misal olarak anlat / Vadrib lehüm meselen”. Yine 36/78’de misal getirmek “ve darebe lena meselen”, Nisa 101’de “yeryüzünde sefere çıktığınızda / savaş için yürüdüğünüzde demektir, “Ve iza darabtüm fil arz” şeklinde ifade edilmiştir.
Kuş için kullanıldığında yem aramaya çıkmak, gece için kullanıldığında gecenin uzaması, iki şeyi bir birine katmak, eliyle işaret etmek, soğuk veya sıcak vurmak ve benzeri anlamlara gelmektedir. Dikkat edilirse darabe fiili ile ifade edilen yerlerin hepsinde eylemin vurmak ile alakalı bir tarafı bulunmaktadır. Ancak kullanıldığı bağlamla ilgili uygun bir çeviriyle ifade edilmektedir.
“Ve darabe lena meselen” bize laf ile vurdu demek uygun düşmediği için “bize misal verdi” şeklinde çevrilmektedir. Yine “yadribune fil arz” arza vurmak, yeryüzünde sefere çıkmak olarak ifadelendirilmiştir.
Devamla, ayakları yere vurmak, baş örtülerini yakaları üzerine koymak (24/31), aşağılık damgası vurulmak (2/61), tartışmak (43/58) kulaklar üzerine ağırlık koymak (18/11), sefere çıkmak / savaşa çıkmak (5/106, 4/101) gibi manalara gelmektedir.
Ancak Nisa 34’de nüşuz etmiş (eşine isyan etmiş) bir insan için terbiye etmenin son çaresi olarak önerilen bir eylem olması nedeniyle “yataklarında yalnız bırakma süresini uzatın” daha uygun düşmektedir. Eğer evliliği devam ettirmekten yana isek, dövmek vurmak işi çözüme değil çözümsüzlüğe götürür.
Bu hususu değerlendirirken bazı kıstasları yeniden hatırlatmak istiyoruz. Burada bahsedilen şahıs masum biri değildir. Eşine karşı isyan etmiş ve bu hususta önüne konulan nasihat ve yalnız bırakılma bariyerlerini de devirip geçmiş birisidir. Burada masum bir insandan bahsedilmiyor. Suç işlemiş ve işlemeye de devam eden birisinden bahsediliyor. Hiç bir hukukta yasalara uymayan kimse cezasız bırakılmaz. Bu yasayı koyan kainatın yaratıcısı olan Allah olunca, O’na boyun eğmek ve itaat etmek tüm inananlar için bir görevdir. Çeşitli suçlar için konulan had cezalarını uygulamak nasıl kaçınılmaz ise, burada da kadının isyanını sona erdirmek, tedip ve terbiye etmek maksadıyla yapılması önerilen bir cezadır. İslam’ın bu ve benzeri hükümlerini kendi bağlamından koparmadan bulunduğu şartlarda ele alarak değerlendirmek gerekir. Burada olay tamamen aile içi bir durumla alakalıdır. Ailenin mahremiyeti dışa yansımadan başvurulması gereken tedbirler cümlesindendir. Allah insanları birbirinden farklı kabiliyette yaratmasından ve de erkeklerin aile geçimini temine görevlendirdiğinden, onları o ailenin sorumlu yöneticisi kıldığını beyandan sonra iyi kadınların özelliğini dile getirerek onların itaat eden ve kocalarının yokluğunda da Allah’ın korunmasını istediğini koruyan kimseler olarak vasıflandırıyor. Burada korunması istenen şey, bir ailede ne varsa hepsini kapsamaktadır. Mal, can, namus ve aile sırları ve mahremiyetidir. İşte iyi kadınlar bu hususlar da güvenilen kadınlardır. Bunlar her zaman sevgi ve saygıya layık kimseler olarak teslim ediliyor. Aile içi ilişkilerde itaatsizlik eden kadınlara gelince; evin idarecisi olan kimseye Allah, o kadınlara nasıl davranılacağı ile ilgili bir yöntem veriyor “önce onlara nasihat edin” yani söz ile öğüt verin. Bu onları vazgeçirmez ise yine eşine hitaben, “onları yataklarında yalnız bırakın”. Bu hali de bir müddet deneyin. Hala itaat etmiyor, halini düzeltmiyorsa, aile içi son tedbir “yataklarında yalnız bırakılma süresinin makul bir miktar daha uzatılmasıdır”. Bu işin ailede çözümlenmesinin son aşamasıdır. Hala baş kaldırmaya devam ediyorsa olay artık aile dışına taşacak boyuta gelmiş demektir. İşte burada devreye 35. Ayette ki kadın ve erkeğin ailelerinden birer hakemin çözümüne bırakılıyor. “Bekara kadın boşamak kolaydır” derler. Böyle bir durumu yaşayan insanlara sorsanız, “iş buraya kadar gelip, yuvam yıkılmasaydı da her şeye razıydım!” diyecektir. İslam’ın olayı ele alış biçimi son derece makul mantıklı ve olması gerekenin tabii seyridir. Aile içi sorunların çözümünde en ideal bir çözüm yoludur. Bu olayları inanmayan, evlilik yoluyla böyle bir sorun yaşamayan, kocasından ve evlatlarından ayrılmanın acısını tatmayan kimselerin anlaması mümkün değildir. Aile faciasının yaşanmaması için Allah her yolu denetiyor. Hala sorun devam ediyorsa tarafların anlaşamayacağı kesinleşmiş ise, iş ayrılığa ve mahkemeye intikal ettiriliyor ve ayrılık gerçekleştiriliyor. İkincisi ise bu hükmün Allah tarafından konulmuş olması meselesidir. Bu, Allah’ın bizler için koyduğu bir hüküm ise (ki öyle) buna itiraz etmek gibi bir hakkımız olamaz. İnanmak ve itaat etmekten başka yapılacak bir şey yoktur. Burada cezanın verildiği şahıs bir suç işlemiştir. Suçun boyutuna göre de ceza verilmektedir. Dünyanın neresine gidersiniz gidin suç cezasız bırakılamaz.
“Kızım Fatıma da hırsızlık yapsaydı onun da elini keserdim” diyen bir Peygamber’in ümmetiyiz. Bu nedenle bu iş ne size göre ne de bize göredir. Bu iş Allah’ın işidir ve Allah’a göredir. Kur’an’da verilen hükme boyun eğmek ise inananlar olarak bizim işimizdir. “Bir konuda Allah ve Resulü hüküm verdiği zaman kadın ve erkek müminlerin muhayyerlikleri yoktur”(33/36) hükmünü düşünmeliyiz. Bu noktada akıllı insanın yapacağı bir iş vardır o da işi buraya kadar tırmandırmadan çözmektir. Buraya gelmeden önce ilk iki tedbir mutlaka uygulanmalıdır. Bunlardan sonuç alınamaz ise, sonuncusuna başvurulmalıdır. Kendini bilen, itaatkar ve Allah’ın korunmasını istediği şeyleri gizli açık koruyan kadınlar için saygı ve sevgiden başka bir şey düşünülmediği gayet açıktır. Allah onları “iyiler” olarak vasıflandırarak taltif etmektedir.
İslam dini kadar aileye ve kadına değer veren hiçbir dünya görüşü yoktur. Sosyal hayatın bu kısmını ince bir dantel gibi işleyerek evlenirken, evliliğin devamı için, evliliğin sona erdirilmesinde ve çocukların, eşlerin sosyal ve ekonomik durumlarının gözetilmesi gibi konularda koruyucu yasalar koyarak teminat altına almıştır. Fert ve toplumun düzeltilmesi için Allah, koymuş olduğu yasalarının uygulanışında, “sizi sahte bir merhamet tutmasın” buyuruyor. Ne gariptir ki bu toplum suçluya merhamet ediyor da mazlumu hiç düşünmüyor. Binlerce insanın katiline acıyor da, binlerce öldürülen insana ve yakınlarına acımıyor. İnsaf ve erhametin ölçüsü bu mudur? Bunun için “Bunlar Allah’ın yasalarıdır. Allah’ın yasalarını uygularken sizi sahte (re’fetün) bir merhamet tutmasın” buyuruyor.
Burada şöyle bir gerçek vardır, insanlık Allah’a ve yasalarına savaş açmıştır. Bunu açıkça ifadelendirmekten kaçarak sahte bir merhamet maskesinin arkasına sığınıyorlar. Bu merhamet anlayışı(!) tüm insanlığın fesada gitmesine, mal, can, inanç ve namus kavramlarının hevalarına göre talan edilmesine sebep oluyor. İnsanlık gün gelip bu enkazın altında kalacaktır. Allah’ın geçmiş kavimlerin hayat hikâyeleriyle ilgili Kur’an’da yeterince örnekler verdiğini görüyoruz “Onları efsane yaptık, şimdi sizin kafirleriniz daha mı hayırlı?”(54/43) buyuruyor.
Biz inanıyoruz ki kâfirler hiçbir zaman hayırlı değillerdir. Onlar küfrünün, inananlar da imanının gereğini yapmaya devam edecektir. Allah’ın her hükmü bizim için hidayettir. Ondan gayrisi ise batıldır. Batılda koşanların nasıl bir hayat yaşadıklarını ise dünya alem bilmektedir.

