GenelOkuyucu Yazıları

İSLÂM’DA HAYATIN DÖRT TEMEL İLKESİ: Fıtrat, İhsan, Muamelat ve Adalet

Rahmi ŞAFAK

I. FITRAT: İnsanın Yaratılış Kodu ve İyilik Eğilimi

Fıtrat, Arapça lügatte köken olarak “yaratılış, hilkat, temel yapı, ilk ve orijinal biçim” gibi anlamlara gelir. Fıtrî olmak ise bir şeyin doğasına, özüne ait olmak demektir.

Dini bir terim olarak Fıtrat, insan neslinin doğuştan getirdiği, Allah’ı tanıma ve O’na yönelme potansiyeliyle donatılmış, tevhid inancına, iyiliğe ve hakikate meyilli, bozulmamış (selim) temel tabiatını ifade eder. İnsanın ruhuna yerleştirilmiş olan bu tertemiz çekirdek, manevi bir “yazılım kodu” gibidir.

Bir hadisi Şerifte “Her doğan çocuk, fıtrat (temiz yaratılış, İslam’ı kabul etme yeteneği) üzerine doğar. Sonra anne ve babası onu Yahudi yapar, Hristiyan yapar veya Mecûsî yapar (gibi farklı inançlara yönlendirir).” Buhari,Cenaiz 92 Tefsir,Rûm 2,Müslim,Kader22

Bu hadis, İslami anlayışta insanın doğuştan temiz ve hakikati kabul etmeye yatkın olduğunu, sonradan çevresel etkenlerle şekillendiğini vurgulayan temel metinlerden biridir.

Fıtratın temel bazı boyutları vardır.Bunları da şu başlıklarda görebiliriz.

1. Fıtrat ve Tevhid Boyutu

• İlahi Ahid: Fıtrat, ruhlar âleminde alınan ve insanın özüne nakşedilen, Allah’ın (c.c.) varlığını ve birliğini (Tevhid) kabul etme potansiyelidir. Her insan, özünde Hakk’a inanmaya ve O’nu birlemeye dair doğal bir yetenekle yaratılmıştır. Bu, fıtratın en temel ve değiştirilemez özelliğidir.

• İslam’ın Doğal Din Oluşu: Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yukarıdaki hadisinde de belirtildiği gibi, her çocuk fıtrat üzere (temiz yaratılış üzere) doğar; sonradan ailesi, çevresi veya kültürü onu farklı inançlara yönlendirir. İslam, bu bozulmamış fıtrata en uygun olan, insanın iç sesine cevap veren dindir.

• Fıtratı Koruma: Fıtratı korumak, bu temiz yapıyı dış etkenlerden (şirk, gaflet, nefsani arzular, yanlış çevre) koruyarak ve eğiterek onun “selim” kalmasını sağlamaktır. Bu koruma, İslam’ın temel emirlerine uygun bir hayat sürmeyi ve nefis terbiyesini gerekli kılar.

2. Ahlaki Temel ve Vicdan Boyutu

• Vicdanın Kaynağı: Fıtrat, insanın iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırt etme yeteneğinin ve vicdanının ilk kaynağıdır. Fıtraten insan, zulümden kaçınmaya, adalete yaklaşmaya eğilimlidir.

• Yüce Değerlere Yönelim: Fıtrat, insanın İhsan (iyilikte mükemmeliyet), Adalet, Dürüstlük, Merhamet, Güvenilirlik ve Şefkat gibi yüce ahlaki değerlere yönelmesini sağlayan ilk ve en temel içsel motivasyondur. İnsan, bu erdemlere ulaştıkça iç huzur ve tatmin bulur.

• Muamelat Potansiyeli: İnsanın sosyal hayatta temiz ve doğru Muamelat (davranış, ilişki) kurma, başkasına zarar vermekten kaçınma ve toplumsal dengeyi sağlama potansiyeli bu temiz çekirdekte saklıdır. Fıtrat, bireyin hem kendisine hem de çevresine karşı sorumluluk bilincini besler.

3. Bilme ve Anlama İhtiyacı Boyutu

• Hakikat Arayışı: Fıtrat, insanda anlam arayışı ve yaratılışın gayesini sorgulama gibi derin bilişsel ihtiyaçları tetikler. İnsan, fıtratı gereği “neden varım?” sorusuna bir cevap arar.

• Kainatı Okuma: Fıtrat, aynı zamanda insana kainattaki düzeni, Allah’ın kudretinin ve sanatının delillerini (âyetlerini) görme ve onlardan ders çıkarma kabiliyeti vermiştir

Fıtrat, sadece pasif bir doğuştan gelen özellik değil, aktif bir potansiyeldir. Tıpkı bir tohumun içinde ağaç olma programının saklı olması gibi, insanın içinde de kâmil insan olma ve kul olma bilincine ulaşma programı yerleştirilmiştir. Bu kodun ne ölçüde açığa çıkacağı, bireyin kendi iradesiyle fıtratını besleyip beslememesine ve dış etkilerden ne kadar koruduğuna bağlıdır.

II. İHSAN: Manevi Gözetim ve Amelde Mükemmeliyet

İhsan, fıtrattan gelen iyilik potansiyelini aksiyona dönüştürme ve onu mümkün olan en mükemmel seviyeye çıkarma ilkesidir. Arapçada “güzel ve en iyi şekilde yapmak” anlamına gelen bu kavram, yalnızca teknik yeterliliği değil, aynı zamanda manevi derinliği de içerir.

1. İhsanın Tanımı ve Manevi Merkezi

İhsan, İslam inanç esaslarının (İman, İslam) tamamlayıcısı olarak Cebrail Hadisi’nde formüle edilmiştir:

“İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Zira sen O’nu görmesen de O seni görmektedir.”

Bu tanım, hayatın merkezine Murakabe (sürekli gözetim altında olma) şuurunu yerleştirir. İnsanın, en gizli anlarda bile Yaratıcısı tarafından görüldüğünü bilmesi, ona daima en iyi ve en doğru eylemi yapma sorumluluğu yükler. Bu şuur, bireysel standartları yükselterek sıradan bir eylemi bile üstün bir mükemmeliyet ve samimiyet mertebesine taşır.

2. İhsanın Kapsamı: İbadetten Muamelata

İhsan, sadece namaz kılarken huşu içinde olmayı ifade etmez; hayatın her alanını kapsayan bir hayat felsefesidir. İhsan bilinci, ameldeki kusurları gidermeyi, kalitede zirveyi hedeflemeyi ve ilişkilerde lütufkâr olmayı gerektirir.

A. İbadetlerde İhsan: Huşu ve Samimiyet

İbadette İhsan, kişinin şekli şartları yerine getirmesinin ötesine geçmesini gerektirir. Bu, kulun kalbiyle Allah’a yönelmesi, yaptığı işin bilincinde olması (Huşu) ve sadece O’nun rızasını gözeterek hareket etmesidir (İhlas).

• Örnek: Namaz kılarken zihnin dünyevi düşüncelerden arındırılması ve tam bir teslimiyetle O’nun huzurunda durulması.

B. İşte ve Görevde İhsan: Kalite ve Sorumluluk

Mesleki alanda İhsan, görevi veya mesleği en dürüst, en kaliteli ve en üstün sorumluluk bilinciyle yapmayı ifade eder. Bu, iş ahlakının temelidir.Tarihimizde iş ve meslek odaları veya mesleki kuruluşların bu anlamda görev yaptıklarını da görmekteyiz.Ahilik teşkilatı gibi.

• Örnek: Bir zanaatkarın ürettiği ürünü, bir memurun verdiği hizmeti, kimsenin denetimi olmasa bile en mükemmel ve en hatasız şekilde sunması gibi.

C. Ahlakta ve İlişkilerde İhsan: Lütuf ve Merhamet

İnsanlarla olan ilişkilerde İhsan, Adalet sınırlarını aşarak, muhataba karşı lütufkâr ve bağışlayıcı olmayı ifade eder. İyiliğe iyilikle karşılık vermek Adalet iken, kötülüğe dahi iyilikle karşılık vermek veya hak edilenden fazlasını vermek İhsan’dır.

• Örnek: Birine güler yüzle, merhametle davranmak; bir hata yapıldığında hemen öfkelenmek yerine anlayış göstermek ve hakkınız olsa bile affetmeyi tercih etmek gibi..

3. İhsan ve Takva İlişkisi

İhsan, Takva (Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınma) bilincinin doğal bir sonucudur ve aynı zamanda Takva’nın en yüksek mertebesidir. İnsan, Allah’ın kendisini sürekli gördüğü bilinciyle hareket ettiğinde (İhsan), doğal olarak O’nun hoşnutluğunu kaybetmekten sakınır (Takva). Bu iki kavram, bireyin hem manevi arınmasını hem de toplumsal hayattaki yapıcı rolünü mükemmelleştiren itici güçlerdir.

III. MUAMELAT VE ADALET: İhsanın Toplumsal Vicdanı

İslam, sadece bireyin Allah ile kurduğu manevi bağı (İbadet) düzenlemez; aynı zamanda bu bağın, insana doğuştan verilen yetenekler (Fıtrat) doğrultusunda, toplumsal ilişkilere (Muamelat) en güzel şekilde yansıması ilkesini (İhsan) emreder. Bu bütünsel sistemin sarsılmaz temeli ise Adalet’tir.

Muamelat, İbadat (Allah’a karşı görevler) dışındaki tüm beşerî ilişkileri kapsar. Adalet ise bu ilişkiler ağının merkezinde yer alan, vazgeçilmez bir ilkedir.

1. Adalet: Muamelatın Sarsılmaz Temeli

Adalet, “her şeyi yerli yerine koymak, hak sahibine hakkını vermek” demektir. İslam’da Adalet, sadece Müslümanlar arasında değil, inanışına bakılmaksızın tüm insanlar için zorunludur:

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın; bu, takvaya daha yakındır…” (Mâide Suresi, 8. Ayet)

Bu ayet, İhsan bilinciyle hareket eden bir müminin, duygusal önyargılardan arınarak dahi adaleti tesis etmekle yükümlü olduğunu gösterir.

2. Ticarette ve Kul Hakkında Adalet

Adalet, özellikle ekonomik ve sosyal ilişkilerde kendini gösterir:

• Ticarette Adalet: Ölçü ve tartıyı tam yapmak, malın kusurunu gizlememek, haksız kazançtan (Riba/Faiz) uzak durmak ve anlaşmalara sadık kalmak (Ahde Vefa).

• Kul Hakkı Hassasiyeti: Kul hakkı, Adaletin en hassas olduğu alandır. Haksızlık (gıybet, iftira, mal gaspı) yapan birinin, amellerini Kıyamet Günü hak sahiplerine devredeceği uyarısı, Muamelatın ciddiyetini ortaya koyar.

3. Komşuluk ve Sosyal Çevrede Adalet ve İhsan

Muamelatın son halkası, yakın çevre ilişkileridir. Komşuya sadece zarar vermemek değil, İhsan gereği ona ikramda bulunmak ve zor anında destek olmak, Adalet ve İhsan kavramlarının sosyal alanda bütünleşmesidir.

SONUÇ: Fıtrat, İhsan ve Adalet İle İnşa Edilen Toplum

• Fıtrat, bireye doğuştan doğruya yönelme eğilimi verir.

• İhsan, bu eğilimi kullukta ve amelde mükemmeliyete dönüştürür.

• Adalet ise bu mükemmeliyet ilkesinin toplumsal ilişkilerde eşitlik ve hakkaniyet olarak somutlaşmasını sağlar.

İhsan sahibi ve adil bir Müslüman, sadece namaz kılan değil; aynı zamanda ticaretinde dürüst, komşusuna karşı saygılı, işini en kaliteli şekilde yapan ve kimsenin hakkını yemeyen bir bireydir.

Takva (Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınma) bilinciyle hareket eden bu bireylerden oluşan bir toplum; Fıtrata uygun, İhsanla yücelmiş ve Adaletle güvence altına alınmış huzurlu bir hayat alanı inşa eder.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir