
JEO-POLİTİK SAVAŞLAR’DA -Görünen ve Görünmeyen Boyutlar-
Ukrayna, Azerbaycan/Dağlık Karabağ, Afganistan ve Türk Devletleri Teşkilatı, son zamanlarda Avrasya ve Orta Asya’daki strateji savaşlar/jeo-politik mücadelelerle gündeme gelen coğrafyalar… Hiç şüphe yok ki şimdilik kaydıyla bu ülkeler gündemde…
Haritaya baktığımızda da net bir şekilde görülecektir ki Türk Cumhuriyetleri ve bunlar arasında stratejik önemiyle öne çıkan Kazakistan’da yaşananlara hayret etmemek gerekir. Lakin değişen dünya ve bölge şartlarında “güç”ün Batı’dan Doğu’ya kaydığı bir vasatta bölgede yaşananların, yeni denge arayışı sürecini derinden etkileyeceğini de ıskalamamak gerekir….Bir süre önce, Rusya’nın NATO tarafından çevrelenmesi bağlamında gündeme gelen “renkli devrimler”, Gürcistan ve Ukrayna’daki yaşananlardan sonra Afganistan ve Kazakistan’da yaşananları doğru okumak gerekmektedir. Hem yeni denge arayışı sürecindeki jeo-politik savaşlar açısından hem de Rusya, Çin ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın güvenlik ve gelecek hesapları çerçevesinden… Nitekim Afganistan’dan ABD’nin tartışılmalı bir şekilde çekilmesinden sonra Kazakistan’da gündeme gelen ve kuklacıların kimler olduğu hususunda alışılagelmiş normlardaki analizlerin yanında, ilginç yaklaşımlara da şahit olmaktayız…
Her zaman olduğu gibi hakikati ortaya koymak yerine, konuya ön yargılarla yaklaşanların yanında analizlerinde, görünen ve görünmeyen boyutları da dikkate alarak, kapsayıcı yaklaşanların da varlığı bizce çok önemli… Söz konusu analizlerin bir kısmında, kuklacının ABD-İngiltere olduğunu ve bu vesileyle Rusya’yı istikrarsızlaştırma ve Çin’in önünü kesmeyi amaçladıklarını ileri sürüyorlar. Aynı zamanda küresel sermayenin yoğun bir şekilde bulunduğu Kazakistan’da dengeleri lehlerine değiştirmek üzere bir hamle yaptıklarını iddia ediyorlar… Yine bir kesim de Rusya’nın Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan doğan bu ülkeleri tekrar kontrol altına almak üzere, dönemsel şartlardan da yararlanarak, hamleler yaptığını ama bu adımı küresel odakların operasyonunu kullanarak gerçekleştirdiği düşüncesindeler ve buna benzer bir örneğin Ukrayna’da gündeme geldiğini ve Rusya’nın güvenlik ve gelecek kaygılarının bunu gerektirdiğini de yorumlarına ilave etmektedirler. Lakin bahse konu çevrelerin hu iddiaları tutarlı gözükse de bölgedeki jeo-politik hareketlenmeler ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın, -henüz derinlikli bir örgüt haline gelmese ve güvenlik boyutu şekillenmese de- tarihi ve stratejik derinliği, orta vadede, bu hamlenin başarı imkanının önündeki en büyük engellerden biri olduğunun altını çizmek gerekmektedir… Kazakistan’da yaşananlar konusunda adı geçen bir başka güç de Çin. Öyle ki Çin’in bir yandan Kuşak-Yol projesi için stratejik öneme sahip Kazakistan ile ilgilenmesi söz konusu iken diğer yandan da bu ülkenin zengin yeraltı ve yer üstü kaynaklarından daha çok yararlanmak üzere adımlar atması da ihtimal dışı değildir. Ancak Çin istisnalar hariç, kendisi için stratejik öneme sahip ülkeleri kontrol altına almak üzere askeri ve siyasi müdahalelerden ziyade ekonomik enstrümanları kullandığı gerçekliği de ortadır. Dolayısıyla Çin’in Kazakistan’da ekonomik araçları kullanarak çıkarlarını genişletme gayretlerinin son gelişmelerle doğrudan bağlantısını kurmak biraz zorlama olacaktır…
Velhasıl Kazakistan’daki darbe girişiminde iki küresel güç (ABD ve Rusya)öne çıkmaktadır. Çin ve -henüz güçlü bir aktör olarak görülmese de- Türk Devletleri Teşkilatı, stratejik hedefleri nedeniyle konuyla yakından ilgili aktörler olarak okunabilir.
Dolayısıyla Kazakistan’daki gelişmeler, bu ülkedeki yapısal sorunları bilen ve bu sorunları kendi stratejik hedefleri için kullanmak isteyen küresel güçlerin eseridir. Her ne kadar darbe girişiminin fitilini ateşleyen ABD ve bazı müttefikleri olsa da Rusya da bu planlamadan haberdar olarak süreci kendi lehine çevirmek üzere tetikte bekleyen bir güç olarak okunmalıdır. Kazakistan’daki sistem-içi unsurlar arasında güç mücadelesi ve çıkar çatışmalarının da bu darbe girişimine alan açtığı da çok açıktır. Ki zaten Kazakistan’ın da dâhil olduğu Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsızlık yolundaki adımları, konjonktürel şartlarla da bağlantılı olarak, önce Rusya’nın, -çeşitli yöntemlerle- mücadelesine maruz kalmış, sonrasında da Batı/ABD’nin bölgede hâkimiyet kurma operasyonlarına sahne olmuştur. Ve bu ülkelerdeki kurucu liderler, Rusya ve Batılı güçleri dengede tutma çabası içinde olmuşlardır. Zamanla farklı bir mecrada yol alınmaya başlanılsa da Türkiye Cumhuriyeti, Türk Cumhuriyetleri’ne rehberlik yapmaktan uzak bir politika izlemiştir. Daha doğru bir ifadeyle Türkiye’nin, söz konusu dönemde, kendi ABD vesayeti altında iken, değişen şartların açtığı alanda attığı adımlarla Türk Devletleri Teşkilatı’nı kuracak bir güce ulaşmış bulunması ise manidardır.
Darbe girişimiyle bir kez daha görülmüştür ki Kazakistan’da sistem içi unsurlar ve bunların dış bağlantıları arasında güç mücadelesi henüz bir kesimin hâkimiyetle sonuçlanmış değildir. Öyle ki darbe girişimi sırasında, güçlü bir Kazak ordusunun varlığına rağmen yönetim, orduya ve istihbarat teşkilatına güvenmediğini gösteren tasarruflarda bulunmuş ve –Rusya’nın başat olduğu-Kollektif Güvenlik Anlaşması /Örgütü(KGÖ)’nden yardım talep etmiştir… Rusya da bu vesileyle gelişmeleri lehine kullanırken suret-i haktan görünecek söylemlerle de kamuoyunu lehine etkilemeyi başarmıştır. Son planda anlaşılmaktadır ki sorun, petrol ve doğalgaz zammı değildir. Bu yanlış adım kullanılarak küresel güçler Kazakistan’daki hakimiyet ve çıkarlarını arttırmak ve bölgedeki strateji savaşlarında avantajlı konuma gelmek istedikleri çok açıktır. Bu vesileyle bir kez daha altını çizmeliyiz ki bir ülkedeki yapısal sorunlar, sokağa çıkarak, ne idüğü belirsiz odakların örgütlediği eylemlerle çözülemez. En son Kazakistan’da bir kez daha görüldüğü üzere, söz konusu dış güçler/odaklar toplumdaki bu zaafları kendi çıkarları için kullanırlar: Yolsuzluk, adaletsizlik söylemleri ile toplumda oluşturulan algı ve manipülasyon teknikleriyle Kazakistan’da da güç odaklarına alan açılabilmiştir… Oysa yapısal sorunların çözümü için toplumsal mutabakat ve bir plan dahilinde makul bir sürece ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.
Ezcümle, Avrasya/Asya-pasifik’teki jeo-politik ve jeo-stratejik mücadelenin yeni bir aşaması yaşanmaktadır.Bu yeni evrede, bölgede gündeme gelecek operasyonlarla oluşacak kaos, ABD, Rusya, Çin ve (süreç içerisinde)Türk Devletleri Teşkilatı’nın taraf olacağı gelişmeler olarak okunmalıdır.Aynı zamanda bölgedeki yeni denge arayışı sürecinin nereye doğru evrileceği konusunda çeşitli öngörüler vardır.Mesela Rusya’nın Çin’e yakınlaştığı bir görüntünün tehlikeli bir düzey ve boyutlara ulaşıp ulaşmayacağı tartışmalarının yanında Rusya-ABD mutabakatı söz konusu olduğunda nasıl bir süreç yaşanacağı da tartışılmaktadır.Bu arada, bölge devletlerinden Pakistan’ı da içine alan bir Türk Devletleri Teşkilatı’nın yeni denge arayışı sürecini nasıl etkileyeceği de öngörülebilir ve beklenilmeyen sonuçlarıyla karşılaşılması da kuvvetle muhtemel gözüktüğü söylenebilir.
2021’den 2022’ye Küresel ve Bölgesel Gelişmeler
Değişen dünya ve bölge şartlarında henüz yeni bir denge oluşmuş değil. Değişim sürecindeki mevcut küresel sistemin 5 gücünün (ABD,Rusya,İngiltere,Fransa ve Çin)nükleer silah konusunda ortak bir açıklama yapmaları manidardır.Aynı zamanda,değişim sürecindeki uluslararası sistemde BM Güvenlik Konseyi’nin 5 ülkesidir bunlar…Ve söz konusu 5 küresel güç aynı anda bir “metni” kendi sitelerine koydular. Söz konusu metin, değişen şartlara rağmen bu 5 gücün mutabakat metni olarak okunabilir…Bir başka ifadeyle nükleer silahların büyük bir kısmına sahip devletlerin arasındaki ilginç bir anlaşma olarak da okunabilir…Aynı zamanda nükleer silahların denetlenmesi konusunda da bir mutabakat olarak anlaşılabilir…Bir başka boyutuyla da bu metin, bu süreçte, meydana gelmesi muhtemel savaşların konvansiyonel (nükleer değil)savaş olacağı anlamına geleceği gibi diğer devletlerin konuyla ilgili farklı davranmalarına da müsaade edilmeyeceğine işaret etmektedir…
2021’den 2022’ye girildiği Ocak ayında; AB-Rusya, NATO-Rusya, ABD-Rusya, AGİT-Rusya arasında yapılacak toplantıların, ABD-Rusya arasındaki gerilimin hangi yönde evrileceği hususunda fikir verecektir…Altını çizerek belirtmeliyiz ki bu ve benzeri tüm görüşme ve gelişmeleri değişen dünya ve bölge şartları ve yeni dönemin dinamiklerini dikkate alarak anlamlandırmaya çalışmak gerekir…
Bu bağlamda;
- Ukrayna konusu Avrasya’daki gelişmeleri de etkileyebilecek bir sorun.Aynı zamanda AB-Türkiye ve Rusya-Türkiye ilişkilerini de..
- Libya’daki strateji savaşları devam etmektedir.Henüz yeni bir denge oluşturulabilmiş değil…
- Suriye’de henüz sorunun çözüleceğine dair güçlü emareler söz konusu değil.Lakin ABD’nin Irak ve Suriye politikalarının sahaya yansımaları yeni bir süreci/denge arayışını başlatabilir.
- Kafkaslarda 6’lı ya da (3+3)’lü işbirliği çabaları ilk sonuçlarını vermeye başladı.Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleştirilmesi sürecine girildi…Bu süreçte, Türkiye’nin Nahçıvan-Azerbaycan üzerinden Türk Cumhuriyetleri ve orta Asya ile karayolu ve demiryolu bağlantısı planlanmaktadır.
- ABD, Dedeağaç-Yunanistan’da yığınağa devam etmekte, üslerle bölgede güç oluştururken Türkiye ve Rusya’yı tedirgin etmektedir.
ABD’nin açıkladığı stratejiye göre ABD, Rusya ile mutabakatını arttırarak Çin’i frenlemek istese de Rusya bu arada, konjonktürel boşluklardan yararlanarak attığı adımlarla elini güçlendirmektedir…
- Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden ve Afganistan’da hem Rusya, hem de ABD ile yakın ilişkilere girmenin yanında, potansiyel çatışmaların da sahaya yansıması beklenilebilir.
Keza Türkiye’nin Afrika’daki adımları ile özellikle Libya’daki pozisyonu, hem ABD hem de Rusya ile ortak çıkarları ve potansiyel çatışmaları içinde barındırmaktadır.Dolayısıyla Çin’in Afrika stratejisi ile Türkiye’nin bölgedeki açılımları, orta ve uzun vadede, karşı karşıya geleceğinden şüphe yoktur.Şu hususu da belirtmek gerekir ki Türkiye’nin Avrasya’da olduğu gibi Afrika’da da avantajları, diğer güçlere nispeten fazladır.Tarihi ve stratejik derinliğinden kaynaklanan avantajlarının yanında (Ilımlı)Laik-Demokrat/Batı referanslı Türkiye, klasik emperyalist yöntemlerden uzak yaklaşımıyla da öne çıkmaktadır…
- Bu arada ABD, Çin’e karşı önemli ittifaklar kurmaktadır…
- AUKUS ile (Avusturalya,İngiltere,Amerika)
- QUAD ile de (Japonya,Avusturalya,Hindistan)…
Avrupa’da ise ABD ve Rusya arasındaki stratejik çatışmaların oluşturduğu açmazlar ve sorunlar giderek netleşirken bu iki gücün ortak çıkarlarının sahaya nasıl yansıyacağı da merak edilmektedir.
- Keza Doğu’da da önemli gelişmeler var…
-Rusya-Çin ittifakı derinleşir gözükürken, aynı zamanda ciddi açmazları da içinde barındırmakta olduğu da bilinmektedir…
-Şangay İşbirliği Örğütü, İran’ın katılmasıyla genişledi.Bu örgütün diğer üyeleri, Çin-Rusya-Kazakistan-Tacikistan-Özbekistan-Kırgızistan-Hindistan ve Pakistan’ın üyeliklerinin konjonktürel olduğu da bir gerçektir.
- Bir başka ekonomik işbirliği örğütü BRICS (Brezilya,Rusya,Hindistan,Çin,Güney Afrika)
- Bu arada, Kuşak-Yol Projesi’nin Çin’in gelecek beklentilerinin yanı sıra orta Asya ülkeleri,Türkiye ve AB açısından önemi büyük…
- 2021’de çok daha netleşen pandeminin küresel ve bölgesel düzlemde ‘yeni denge’ arayışlarının emtia fiyatlarında ve enerji fiyatlarındaki artışlar olarak ortaya çıkmasının yanı sıra enerjinin niteliği de değişim sürecine girdi…Bu çerçevede İklim Anlaşması da önümüzdeki yıllara damgasını vuracağa benzemektedir.
- Aynı zamanda, küresel düzlemde rezerv para olarak işlev gören ABD Doları’nın giderek itibar kaybetmesi ve yeni bir para birimine geçilmesi süreci de devam etmektedir.
Değişim ve dönüşümün niteliği ve dinamikleri ıskalanmamak kaydıyla, ‘Rabbimizin iktidarı elden ele dolaştırdığı’ yeni bir döneme/düzene doğru hızla yol alınmaktadır…Ve bu gerçekliğin farkında olanlar hedeflerine ulaşabileceklerdir.Rabbimizin izniyle!..


