
Kavramların içini boşaltıp onlara yeni anlamlar yükleme eylemi, avcıların bir ördeği avlayıp iç organlarını boşaltıp yerine pamuk doldurmasına benzer. Dışarıdan bakıldığında hala bir ördek görünse de, özü ve gerçekliği tamamen değişmiştir. Bu “tahnit etme” süreci, özellikle kutsal ve derin anlamlar taşıyan kelimelerde kendini göstererek, toplumsal algıda ciddi sapmalara yol açabilir. Şehitlik ve dua kavramları, bu tahnit sürecinin en çarpıcı örneklerinden ikisini sunmaktadır.
Şehitlik Kavramının Dönüşümü
Kur’an-ı Kerim’de şehitlik, sadece Allah yolunda canını feda edenlere atfedilen yüce bir mertebedir. Bu, İslam inancına göre, kişinin imanını ve teslimiyetini en üst düzeyde gösterdiği, ahiret hayatında büyük bir karşılık göreceği özel bir durumu ifade eder. Ancak günümüzde, şehit kavramının anlam alanı oldukça genişlemiş, hatta bazı durumlarda asıl anlamından tamamen uzaklaşmıştır.
“Demokrasi şehidi”, “devrim şehidi”, “bilim şehidi” gibi ifadeler, belirli bir ideal veya dava uğruna hayatını kaybeden kişilere duyulan saygıyı ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu kullanımlar, kişilerin fedakarlıklarını onurlandırma amacı taşısa da, kavramın orijinal dini içeriğini sulandırma riski taşır. Askeri bir çatışmada vatan savunması uğruna ölenler için “şehit” kelimesinin kullanılması toplumda geniş kabul görse de, örneğin bir trafik kazasında ölen bir aktivistin “demokrasi şehidi” olarak anılması, kavramın dini bağlamını zayıflatır ve herkese uygulanabilir hale getirir. Bu durum, şehitliğin özgün ve kutsal anlamının pamukla doldurulmuş bir ördeğe dönüşmesine benzer. Dışarıdan bakıldığında hala “şehit” dense de, içeriği ve ruhu değişmiştir. Bu durum, kavramın gücünü ve kutsiyetini azaltarak, gerçek şehitlik mertebesinin anlamını gölgeleyebilir.
Dua Kavramının Tahnit Edilmesi
Dua kavramı da benzer bir tahnit sürecinden geçmektedir. İslam inancında dua, kulun acizliğini idrak ederek tüm benliğiyle Allah’a yönelişi, O’na yakarışı, isteklerini arz etmesi ve nihayetinde O’na teslim olmasıdır. Dua, samimiyet, tevazu ve imanla gerçekleşen derin bir ibadettir. Ancak modern dünyada dua, bazen bir dilek listesi sunma, bir çeşit büyü yapma veya sadece teselli bulma aracı olarak algılanabilmektedir.
“Sınav için dua ettim”, “işim olsun diye dua ettim” gibi günlük kullanımlar, duanın sadece bir sonuç alma beklentisiyle ilişkilendirilmesine yol açabilmektedir. Oysa duanın asıl amacı, kul ile Rabbi arasındaki bağı güçlendirmek, sabrı, şükrü ve tevekkülü öğretmektir. Dua, sadece bir isteğin yerine gelmesi için bir araç değil, aynı zamanda kulun kendini tanıması, sınırlılıklarını idrak etmesi ve Allah’ın kudreti karşısında acizliğini kabul etmesidir. Duayı sadece dileklerin gerçekleşmesi için bir “sipariş verme” eylemine indirgemek, duanın içini boşaltarak ona yeni, pragmatik bir anlam yüklemektir. Bu da, duanın kutsal ve manevi derinliğini tahnit edilmiş bir kavram haline getirir.
Sonuç
Kavramların tahnit edilmesi, sadece kelimelerin anlamını değil, aynı zamanda o kelimelerin temsil ettiği değerleri, inançları ve kültürel mirasları da derinden etkiler. Şehitlik ve dua gibi kutsal kavramların asli anlamlarından uzaklaşması, toplumun manevi bağlarını zayıflatabilir ve ortak değerler etrafında kenetlenmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle, kavramların doğru ve özgün anlamlarına dönülmesi, hem dilin hem de kültürün sağlığı açısından hayati öneme sahiptir. Aksi takdirde, dışarıdan tanıdık gelen ancak içi boşaltılmış kavramlarla dolu bir dünya, gerçek anlamda bir iletişim ve anlayış kurmamızı engelleyecektir


