EtkinliklerHaberlerVideolar

KAYSERİ İKTİBAS’TA BU HAFTA “KUR’AN’DA ZAN KAVRAMI” KONUŞULDU

Kayseri İktibas Dergisi temsilciliğinde  her hafta pazar günleri periyodik olarak düzenlenen “pazar sohbetleri”nde 19 Mart 2017 pazar gün ki konuğu Bahattin TÜRKOĞLUidi

Kayseri İktibas Dergisi temsilciliğinde düzenlenen  “pazar sohbetleri”nin bu hafta ki konuğu Bahattin TÜRKOĞLU idi. “KUR’AN’DA ZAN KAVRAMI konusunun işlendiği bu buluşmadaki konuşmanın tam metni ile video görüntülerini istifadenize sunuyoruz.

ZAN

Sözlükte “kuşkulanmak, kesin bilgiye ulaşmak, itham etmek” anlamlarındaki ZAN kelimesi hem “yakının zıddı, kuşku, kesinleşmemiş kanaat” hem de “ilim, düşünüp taşınarak ulaşılan kesin bilgi” manasına gelir. Zan kökünden türeyen birçok kelime zannın bu iki temel anlamını yansıtır. Mesela “bir şeyin bilinme noktası” ve “bir şeyin hakkındaki bilginin potansiyel kaynağı” anlamındaki (MAZINNE) , kelimenin “yakın” anlamı ile “töhmet/itham manasındaki (ZINNE) ve sanık anlamındaki (ZANIN) ise aynı kökün “şek” anlamı ile ilişkilidir. Yine içerisinde su bulunup bulunmadığı bilinen kuyuya ve çok suizanda bulunan kişiye (ZANUN) denilmesi gibi.

Kur’an-ı kerim’de yirmi kadar ayette ZAN, elliye yakın yerde türevleri geçmektedir. Bu ayetlerin çoğunda ZAN “vehim, kuruntu”, bazılarında “bilgi, yakinen bilme, inanma”, bazılarında ise “kesin olmayan kanaat, kuşku, tahmin, beklenti” manalarını içerir. Ancak bu anlamları kelimenin iki temel anlamı içerisinde değerlendirmek mümkündür. Mesela : (Bakara 2/249) ayette “Allah’a kavuşacaklarını zannedenler derler ki … “ ayetinde zan kelimesi müfessirlere göre “yakin” anlamında kullanılmıştır. ; dolayısıyla ayetin manası, “Allah’a kavuşacaklarını bilenler ve bundan şüphesi olmayanlar derler ki” şeklindedir.

Kur’an-ı Kerim’de ZAN kelimesinin geçtiği ayetlerden birkaçı;

(Hucurat 49/12) “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bak bundan tiksindiniz değil mi? Allah’a itaatsizlikten sakının. Allah tövbeleri çokça kabul edendir, rahmeti sonsuzdur.” Bu ayette üç kötü huy ve alışkanlık ele alınmış, etkili bir üslupla yasaklanmıştır.

(Necm 53/28) 27.ayette Ahirete inanmayanlar meleklere dişi varlıkların isimlerini vermektedir; Allah-u Teâla 28.Ayette bunlara karşı şöyle bildirimde bulunmaktadır.

“oysa onların bu konuda bir bildikleri yoktur. ; sadece zanna uyuyorlar zan ise asla gerçek bilginin yerini tutamaz” İslam tarihinde “İFK” olayı olarak bahsedilen iftira olayı ile ilgili (Nur 24/12) ayet “Bunu işittiğiniz zaman mümin erkekler ve kadınların birbiri hakkında hüsn-i zan beslemeleri ve “bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?

(Yunus 10/36) “onların çoğu sadece zanna uyuyor. Oysa zan hiçbir şekilde gerçek ve kesin bilginin yerini tutamaz” (En’am 6/116) “yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar, Çünkü onlar zandan başka bir şeye tabi olmuyorlar ve temelsiz bir tahminden başka bir şeye de dayanmıyorlar.”

(Yunus 10/66) “Bilesiniz ki göklerde ve yerde olanlar Allah’ın dır. Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştukları sözde ilahlara tapanlar neyin peşinde gidiyorlar onlar yalnızca zan peşinde gidiyorlar ve sadece yalan söylüyorlar.”

(Fetih 48/12) “Tam aksine siz, Resulün ve müminlerin artık ailelerine hiç dönemeyeceklerini zannettiniz, bu gönlünüze hoş geldi. Kötü zanna kapıldınız ve kaybedenler siz oldunuz”

(Sebe 34/20) “Gerçek şu ki, iblis onlar hakkındaki zannını doğrulanmış oldu; çünkü inanan bir grup hariç hep ona uymuşlardı”

(Zuhruf 43/20) “Rahman dileseydi biz onlara ibadet etmezdik dediler. Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur, yalnızca zanda bulunuyorlar”

Zan ile alakalı ayetlerden ;

Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz. (Hucurat 49/6)

Bilmediğin bir şeyin ardına düşme; zira kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (İsra 17/36)

Zannın felsefi açıdan tanımı;

Zan kavramı mantık, felsefe, kelam, usul-i fıkıh gibi alanlarda terim olarak genelde “tercihe yakın olan (racih), ancak aksi de mümkün görülen kanaat, görüş , hüküm; bir şeye aksini de mümkün görerek inanmak “şekilde açıklanır.

Bu tanımlarda (racih) ve ona benzer anlamlar içeren kavramların özellikle zikredilmesi zannı şüphe ve vehimden ayırmayı, zanla ulaşılan hükmün kesinlik taşımadığını vurgulamayı; aksinin de mümkün olduğuna işaret edilmesi ise zannı ilim ve yakından ayırmayı amaçlar. İslam alimlerinden Kindi, bir eserinde zannı şöyle tarif etmektedir. Zan , “bir şeyin dış görünüşüne bakarak hüküm vermek” diye tanımlar. Birçok âlimin benimsediği bir tanıma göre delille ulaşılan hükme ilim, emareyle ulaşılana zan veya zannı galip denir.

Fahreddin er_Razi ise, kesin olmayan bir hükümde alternatiflerden hangisinin doğru olduğuna ilişkin tereddüdün eşit derecede bulunmasına şek, tercihe uygun görülene zan, uygun görülmeyene vehim şekilde tanımlar.

Sonuçta kuşatıcı tanımıyla zan “aksinin de mümkün olduğu ihtimalini kabul ederek bir şeyin öyle olduğuna inanmak” demektir.

Bir insan bir konuda ilim, başka bir konuda zan sahibi olabildiği gibi, aynı ilke ve öncüllerden iki kişiden biri ilme, diğeri zanna ulaşabilir; böylece bir kimse, bu öncüller ve onların sonucundan doğru bir görüş çıkarıp onun değişmeyeceğini düşünürken başka biri aynı öncüllerden yine doğru görüşe ulaşmakla birlikte onun değişebilir olduğuna inanır. Bunlardan ilkine ilim, ikincisine zan denir. Çünkü zannın aksine hükmü değiştiren yeni bir veri ortaya çıkmadığı sürece ilimde sabit, değişmez kanaat vardır.

Zannın doğruya yakınlık derecesine göre iki türünden söz edilir. Eğer zanla verilen hüküm, hükmün konusu olan nesne veya olayın gerçekliğine uygunsa, diğer bir ifadeyle bir bilgi aslında kişinin inandığı şekilde doğru olmakla birlikte inanan onun aksinide  ihtimal dahilinde görüyorsa buna “mutlak zann-ı sadık, zannı hak denir. Bir kimsenin aslında doğru olan tarafı da ihtimal dahilinde görmekle birlikte asılsız olan yöne temayülü daha ağır basıyorsa bu şekildeki kanaate “zann-ı kazip” adı verilir.

Zannın Ahlak Boyutu

İslam ahlak kültüründe bir kimsenin kesin bilgisi olmamakla birlikte  başka biri hakkında iyi kanaat beslemesine “hüsn-i zan” kötü düşünce ve kanaate sahip olmasına “Su-i zan” denilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de bu terkipler yer almamakla birlikte zan kavramı bir kimseyle ilgili iyi ve kötü kanaat beslemeyi ifade edecek şekilde geçer. Mesela; ifk hadisesine dair bozuk niyetleri ve beklentileri için “kötü zan” ifadesi kullanılmıştır. Hucurat suresinin 10-12. Ayetlerinde müminlerin kardeş olduğuna vurgu yapılarak kardeşlikle bağdaşmayan davranışlar çerçevesinde “zannın çoğundan sakınınız,  çünkü bazı zanlar günahtır.” Buyurulur. İslam alimlerinin genel  yorumuna göre burada bilhassa suizan yasaklanmış ve dolaylı olarak bir kimse hakkında – aksini gösteren açık deliller olmadıkça – hüsnüzanda bulunmak gerektiğine , zira insani zararlara yol açacağına dikkat çekilmiş, kural olarak dışarıdan bakıldığında iyi görünen bir kimse hakkında kötü zan beslemenin haram olduğu kabul edilmiştir.

Fıkıhta  Zan

Fıkıh ve fıkıh usulünde zan, “ Bir şeyin mahiyeti konusunda mümkün durumlarda birinin ağır basmasıyla oluşan sübjektif kanaat “anlamında kullanılmıştır. İslami ilimlerin diğer alanlarda olduğu gibi fıkıh literatüründe de bir kanaatin gerçeğe uygunluk ve doğruluk düzeyi genellikle ilim, zan, şek,vehim şeklinde sıralanır şek,zan,vehim-farklı düzeylerde de olsa – bir şeyi tam olarak bilememe, ne olduğuna kesin karar verememe durumu ifade eder. Ve çoğunlukla birbiriyle bağlantılı şekilde tanımlanmıştır. Buna göre şek bir şeyi bilme konusunda doğru ve yanlış ihtimallerin eşit olduğu durum demektir. Zan ise ihtimallerden birinin ağır basması ve bunun tercih edilmesidir.

Zanna İtibarın Meşruiyeti

Akaid konularında zannın muteber olmadığı hususunda İslam alimleri arasında görüş birliği vardır. Fıkhın ameli konularında ise zannın muteber kabul edildiği, bu konudaki zann­-ı galibin yakın mesabesinde sayılması gerektiği islam alimlerince yaygın kabul görmüştür. Ancak bu konuda farklı iki görüş bulunmaktadır.

  1. Zannı dinde muteber sayanlar.
  2. Zannı dinde muteber saymayanlar.

Zannı dinde muteber sayanlar

Bu görüşü savunanlar “tahkikul-menat “ içtihadına dayanmaktadırlar. Bu içtihad esas itibariyle zanna dayanmaktadır. Şöyleki; şari adil şahitlerin şahitliğine dayanarak hüküm vermeyi emretmiştir. Şahitlerin adaleti ise kesin olarak değil birtakım alametlere, zahiri göstergelere bakılarak ancak zannı olarak anlaşılabilir, çünkü masum olmamaları itibariyle zahiren adil görünen insanların da yalan söylemesi ihtimali mevcuttur. Bu ihtimale rağmen şari şahitlerin adil olduğu yönündeki zannı muteber sayıp adil olduğu zannedilen kimselerin şahitliğine dayanılarak hüküm verilmesini istemiştir. Şahitlerin doğruluğu zannına dayanarak hakimin verdiği hüküm kesin ve bağlayıcı olur. Kur’an’da uygulanabilmesi tahkiku’l menat içtihadına bağlı başka hükümlerde vardır. Mesela Allah namazda kıbleye dönülmesini emretmiştir, kıble ancak birtakım emarelere, ipuçlarına göre bulunabilir. (Arazi Örneği) yine zekat fakirlere verilecektir. Fakirin kim olduğu, daha doğrusu fakir tanımı, kapsamına kimlerin girdiği bazı emarelere dayanılarak ancak zannı olarak tesbit edilebilecektir. Namaz vakitleri, akrabalara kıfayet miktarı nafaka takdir edilmesi, cinayet diyetlerinin belirlenmesi hep böyledir. Kur’an’da bu tür hükümlerin varlığı zannın şer’i hükümler konusunda muteber olduğunu göstermektedir.

Zanna itibarın diğer bir gerekçeside sahabenin “hakkında nas bulunmayan konularda” re’y ve içtihatlarla hüküm vermenin cevazı konusunda icma etmiş olmasıdır. Rey ve içtihadın muteber sayıldığı anlamına gelmektedir.  Esasen zannın muteber olup olmadığı tartışması büyük ölçüde KIYAS yönteminin meşrutiyetini ispat çerçevesinde sürdürülmektedir.

 Zannı dinde muteber saymayanlar

Zannı dinde muteber saymayanların en başta gelen gerekçesi zannın sübjektif içeriği sebebiyle birçok ihtilafa, görüş ayrılığına yol açmasıdır. Bunlara göre ihtilaf Allah’ın dininden değildir; Allah’ın dini değişken ve farklı değil tekdir. İnsanları zanlara, sübjektif kanaatlere göre davranmaya sevk etmek  zorunlu olarak ihtilaf doğurur. (3 türlü gerekçeleri vardır) Re’y ihtilafın kaynağıdır.  İkinci gerekçe, tamamen zan içerikli olan re’y ve kıyas yoluyla adeta şari gibi hareket edildiği düşüncesidir. Halbuki din tamamlanmıştır ve naslar kıyasa, dolayısıyla zanna ihtiyaç bırakmamıştır. Üçüncü gerekçe ise gerek ayet ve hadislerde gerekse sahabe sözlerinde zannın kötülenmiş olmasıdır. Bu konuda özellikle şu ayetlere atıf yapılır.

(Bakara 2/169) ve (A’raf 7/33) ayetlerde “O size ancak kötülüğü, çirkinliği ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”  (İsra 17/36) “Bilmediğiniz şeylerin ardına düşme “ (Yunus 10/36), (Necm 53/28) ayetlerde “Zan hiçbir şekilde gerçeğin yerini tutmaz” (Hucurat 49/12) “ Zannın bir kısmı günahtır.”

NOT :

Tahkikul-Menat içtihadı

Aralarında hukuki ihtilaf bulunan tarafların bu ihtilafı çözüme bağlaması için üçüncü kişiyi yada kişileri hakem tayin etmesi ve bu hususta yaptıkları sözleşme demektir.

 

 

 

 

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı