KAYSERİ İKTİBAS’TA ESMAÜ-L HÜSNA’DAN EL SEMÎ İSMİ CELİLİ ANLATILDI
İktibas Dergisi Kayseri temsilciliğinde bu yıl Ramazan boyunca düzenlenmesi düşünülen etkinliklerde Esmaü’l Hüsna’dan ismi celiller konuşulacak. EL-SEMÎ ismi celilini Bahaddin TÜRKOĞLU kardeşimiz sundu.
Kayseri İktibas Dergisi Temsilciliği Ramazan etkinliğinde Teravih öncesi Allah Teâlâ’nın Esma’ul Hüsna’sından EL SEMÎ ismi şerifi konuşuldu, bu sohbet/konuşmayı Bahaddin TÜRKOĞLU kardeşimiz hazırladı, kardeşimizin bu sunumunu aşağıya alıntıladık
(Lugat Manası)
Her şeyi, her durumda, her bakımdan işiten, duyma yeteneği her türlü beşeri duyuş ve bilişin ötesinde olan, duymak için hiçbir organa, alete, edavata ihtiyaç duymayan, duymasının alt ve üstü sınırı olmayan özne demektir. Es-Semi ismi Allah’ın Kur’an’da yer alan esma-i hünsasındandır.
Sem “duyma yetisi” anlamına gelir. “Kulak” içinde sem kullanılır. “Allah kulaklarına mühür vurdu.” (“Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için büyük bir azap vardır.”BAKARA/7), lugatta, “bir şeye kulak kabartmak” , “bir şeye kulak yoluyla ilgi duymak” anlamına da gelir. İnsan ve hayvan, kulak sahibi her canlı için kullanılır.
Sem sadece işitme organı ve işitme kabiliyetine değil, aynı zamanda “bir hakikati kulak yoluyla duyarak kabul etmek” anlamında kullanılmıştır. (“Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.” ŞUARA/212). Hakikati kabul etmek, mecazen “duymak” ile ifade edilmiştir. (“Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.” KAF/37). İşitmeye verilen “anlama” manası da bu türdendir. (“Onlara ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından başka birşey değildir.” ENFAL/31). Birinin işittiğini anladığı halde ona uymaması, “isyan”dır. (“Küfür yoluna sapıp peygamberi dinlemeyenler o gün yerin dibine batırılmayı temenni ederler ve Allah’tan hiçbir haberi gizleyemezler.” NİSA/42). Demek ki “hakkı duymak” ile “hakka uymak” aynı şey değildir. (“Bil ki sen ölülere işittiremezsin, arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da daveti duyuramazsın.” NEML/80) ayetindeki “duyurmak” hem “duyma” hem de “anlamayı” ifade eder.
Sem ile istima arasına fark vardır. Sem yalın kat ”dinleme” demektir. İstima “duymak için kulak kabartmak” demektir. Bunun arkasında duyduğundan iyi veya kötü amaçla istifade etme isteği yatar.Allah için istima kullanılmaz.
Kur’an’da kullanımlarından yola çıkarsak, istima, mücerret dinlemek yerine, karşısındakine dinlediğini özellikle göstermeyi amaçlayan dinlemedir. Bir bakıma istima “dinleme gösterisi” anlamını da içinde barındırır ki, bizde buna “dinlermiş gibi yapma” denir. Kelime bu vurgusuyla yer alır. (“Biz, onların seni dinlerken ne maksatla dinlediklerini, kendi aralarında fısıldaşırlarken de o zalimlerin: ”Siz, büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!” dediklerini çok iyi biliriz.” İSRA/47) (“Onların arasında, seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıkınca kendilerine bilgi verilmiş olanlara “Az önce ne demişti?” diye sorarlar. Bunlar, Allah’ın kalplerini mühürlediği, heva ve heveslerine uyan kimselerdir. MUHAMMED/16)
Es-Semi, abartılı öznedir. Fakat bu kalıp Allah için kullanıldığında mübalağa/abartı anlamının yerini “acziyet” alır. Zira hiçbir kul, hiçbir insan dili, Allah’ın işitmesini olduğu gibi beyan edemez. Hiç bir zihin Allah’ın işitmesini tamamıyla kavrayamaz.
Semi kalıbı, konuluşu gereği iki manayı birden taşır: Fail ve mef’ul manaları. Fail manasıyla “Her şeyi işiten”, mef’ul manasıyla “Her sözü işitilen” demektir. Bu, ”istediğine mutlaka işittiren” anlamına gelir. Allah’ın sözünü dünyada gönüllü işitmeyenlere ahirette işittireceğine dair;” Huzurumuza gelecekleri gün pekiyi işitir, pekiyi görürler. (“Onlar bizim huzurumuza çıkacakları gün ne iyi duyarlar ve ne iyi görürler! Fakat o zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler. ”MERYEM/38) ayette bu vurgu vardır.
Allah es-Semi’dir. Herşeyi keyfiyetini asla bilemeyeceğimiz bir şekilde işitir ve işittirmek istediği zaman da her sözünü muhattabının kulağına sokar. Esasen insanı yaratırken ona yerleştirdiği fıtrat ve vicdan bile, O’nun işittirmesinin bir başka türüdür.
KULAK VE DUYMANIN SINIRLARI
Canlılarda dış işitme şöyle gerçekleşir: ses kaynağından taşınan ses dalgaları, dış kulak zarına çarpıp orta kulakta yankılanır. Buradan alınan ses dalgaları, iç kulaktaki algılayıcı sinirler ile kimyasal yollarla beyne ulaştırılır. İşitme, bir sesin maddi dalgalar yoluyla kulağa ve oradan da beyne yansıyan imajıdır.
İnsanın duyma yeteneği, tıpkı görme yeteneği gibi sınırlıdır. Duymak için kulağa mahkum olanlar, bu sınırlara da mahkumdurlar.
O sınırları şöyle özetleyebiliriz:
1-)DUYULANIN SINIRI= Bu, duyulanın seçilerek sınırlandırılmasını ifade eder. Tıpkı görmek gibi, duymak da odaklanmaktır. İnsan kulağı seçmediği sürece, zihin algılayamaz. Zihnin bir sözü algılaması için, kulağın bir sesi seçmesi lazımdır. Aksi, ”işitmek” değil ”duymak” olur. Seçilmeden duyulan birden fazla sese “söz” değil “gürültü” denir.
2-)KULAĞIN İŞİTME ALT SINIRI=Kulağın işitme alt eşiği vardır. O eşiğin altına düşen sesleri kulak işitmez. Bu Allah’ın insana bir lütfudur. Zira eğer insan, mikroskobik canlıların seslerini işitseydi çıldırırdı. Eğer elektronların atomun çekirdeği etrafındaki dönüş sesini işitseydi, başını yastığa koyamazdı.
3-)KULAĞIN İŞİTME ÜST SINIRI=Kulağın tıpkı alt eşiği gibi, bir de üst sınırı vardır. Belli desibeli aşan sesleri duymaz. Bu da Allah’ın insana lütfudur. Eğer kulağa bir üst sınır konulmamış olsaydı, insan yer yüzünün dönüş sesini dinlemeye dayanamaz, çıldırırdı.
DUYMA VE İŞİTME FARKI
Duymak için kulak sahibi olmak yeterlidir. Bu yüzden kulak sahibi her canlı sesleri duyar. Fakat işitmek için sadece kulak yeterli değildir. İşitmek için anlayan ve anlamlandıran bir akleden kalp gerekir. Bu da yetmez, akleden kalbin pasif değil aktif olması gerekir.
Eğer akıl kulağın nesnesi olursa, kulak sahibini yönetir. Eğer akıl kulağın öznesi olursa, sahibi kulağı yönetir. Kulağını yönetemeyen her duyduğuna inanan, ya da hiçbir duyduğuna inanmayan insan tipidir.
Kulağını yöneten ise, sözü olan herkesi dinler, fakat en güzeline uyar. Bunun için sözün güzelini çirkininden, iyisini kötüsünden, hakkını batılından, doğrusunu yalanından ayıracak bir muhakeme olması lazımdır.
İşitme kaybı kulaktan kaynaklanıyorsa, ilave cihazlarla bu kaybı telafi etmek mümkündür. İşitme kaybı akleden kalpten kaynaklanıyorsa, bu kaybın telafisi ancak aklını ve gönlünü güçlendirmesiyle mümkün olur.
Manevi işitme kusurlarının en başında, önyargılı dinleme gelir. Önyargıyla dinleme, bir “duyma“ olsa da asla bir “işitme” değildir. Tıpkı Kur’an’ın dediği gibi: ”Yalanlamak için can kulağıyla dinliyorlar.” (“Hatırlayın ki, Tur dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkarları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” BAKARA/93)
Başkaları adına dinleme de, vahye göre bir manevi dinleme kusurudur. ”Sana gelmeyen bir topluluk adına dinliyorlar. ”(“Ey Resul! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla inandık diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. ”eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!” derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.” MAİDE/41) Başkaları adına dinleyenin dinlediği hakikat bile olsa, kendisine bir yararı olmaz. Zira o, hakikati hakikat olduğu ve ondan istifade etmek için değil, başkalarına taşımak için dinlemektedir. Eğer gönül kulağı sağırsa, onun bu dinlemesi ile mikrofonun dinlemesi arasında fark kalmaz.
ES-SEMİ OLAN ALLAH’IN İŞİTMESİ
Allah, bir ismi de Es-Semi olandır. Es-Semi, mutlak manada sınırsız işiten demektir. Allah işitmek için ne sese, ne onu taşıyan dalgaya, hatta ne de konuşana ihtiyaç duymaz. O’nun Es-Semi olması konuşan varlıklar olduğu için değildir. Aksine O, Es-Semi olduğu için konuşan varlıkları yaratmıştır.
Allah’ın her şeyi işiten Es-Semi olması, öncelikle insanı ilgilendirir. Zira bilinen varlıklar içinde, konuşması en anlamlı olan şuurlu varlık insandır. İnsan sadece sesiyle dışından konuşmaz, içinden de konuşur: Kafasından konuşur, kalbinden konuşur, vicdanından konuşur.
Her şeyi işiten Allah, insanın sessiz ve sözsüz konuşmalarını da işitir. Es-Semi olan Allah, sesini kimselere duyuramayan mazlumların, mağdurların, mahrumların, mustazafların sesini de işitir. Es-Semi olan Allah, derdini kimselere açamayan, açsa da dinletemeyen, dinletse de anlatamayan, anlatsa da tutturamayan gadre uğramış, hakkı yenmiş, ıstıraba gark olmuş, dert ile dolmuş, kedere boğulmuş insanları da duyar.
KUR’AN’DA ES-SEMİ
Semi ismi Alim ismi ile birlikte gelmektedir. Hepsinde de Semi ismi Alim isminden önce gelir. Bu sıralama, bu iki ismin geldiği bağlamların hemen tamamında, insanın kendi iradesiyle yapmış olduğu tercihlerin sonucu olan söz ve davranışlara atıftır. Örnek olarak; kendisi hamileyken kocası İmran’ı kaybeden Hanne’nin, ilerlemiş yaşına rağmen çocuk isteğini kabul eden Rabbine yaptığı adağı dile getirmektedir. (“İmran’ın karısı şöyle demişti: “Rabbim! Karnımdakini azadlı bir kul olarak sırf sana adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz hakkıyla işiten ve bilen sensin.” AL-İ İMRAN/35).
Allah Semi’dir; zira İmran’ın karısının dudaklarından döküleni de gönlünden kopanı da işitmiştir.
Semi’den sonra Alim isminin geldiği hemen tüm ayetlerde Alim ismi ile atıf yapılan bilgi, ayetin sadedinde yer aldığı söz, davranış ve olayın gelecekte doğuracağı sonuçlarla alakalıdır. (“Onların mallarından sadaka; bununla onları temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sukunettir. Allah işitendir, bilendir.” TEVBE/103) ayetinde olduğu gibi.
Davranışının sorumluluğunu üstlenmek dururken, Allah’ın ilmini bahane eden kaderci mantığı suçüstü yakalayan birçok ayetten biri olan (“Hatırlayın ki, siz vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak kenarında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Eğer sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilafa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helak olanın açık bir delille helak olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için böyle yaptı. Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.” ENFAL/42) Allah neden böyle yapmıştı? Zira Allah onların gönüllerinden geçen şeyi işitmişti. Müslümalar, kendilerinden sayıca üstün olan müşrik ordusuyla karşılaşmayı istemiyorlardı. Gönüllerinden savaşmayı değil, ganimeti geçiriyorlardı. Fakat Allah, hakkın batıldan seçilip ayrılmasını istiyordu.
Onların içinden geçen “keşke karşılaşmasak” temennilerini Semi ismi ile işittiği gibi, karşılaşınca az olmalarına rağmen galip geleceklerini de Alim ismiyle biliyordu.
Kur’an’da Semi ismi Basir ismiyle birlikte gelmektedir. Kur’an bütün muhattaplarına şu uyarıyı yapmaktadır. Peygamber de dahil hiçbir kul ne her şeyi işitebilir, ne de her şeyi görebilir. Her şeyi işiten ve her şeyi gören sadece Allah’tır. Allah koyduğu sınırların aşılmamasını istemektedir. (“Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.” İSRA/1) (“Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Unutulmasın ki, Allah her şeyi bilen ve görendir.” LOKMAN/28) Ayetinde Semi ve Basir esması ile bitmesi, insanın ne kadar aciz olduğuna dair bir örnektir. Zira yoktan yaratılışın ve tekrar yaratılışın sırrına ermek isteyen insanın bilgisi de görgüsü de yetersizdir. O halde bu konuda ki eksiğini tamamlamak için imandan başka çıkar yol yoktur.
Semi olana iman eden Allah’tan başkasına yalvarmaz. (“Allah, adaletle hükmeder. O’nu bırakıp taptıkları ise, hiçbir seye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.” MÜ’MİN/20) (“Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah’ın ayetleri hakkında münakaşa edenler var ya, hiç şüphe yok ki, onların kalplerinde, asla yetişemeyecekleri bir büyüklük hevesinden başka bir şey yoktur. Sen Allah’a sığın. Kuşkusuz O, işiten ve görendir.” MÜ’MİN/56). Bu ayette Kur’an muhattaplarına her şeyi işiten ve her şeyi görenin yalnızca Allah olduğunu hatırlatmaktadır. Aynı zamanda tek sığınılacak kendisi olduğunu bildirmektedir. (“O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” ŞURA/11) Burada da Allah hiçbir şeye benzemediği, sadece eş koşma değil, benzer koşmayı da reddetmektedir.
Mutlak diri olana iman eden ölülerden medet ummaz. Allah dışında bir kulun ruhaniyetinden yardım dileyen birinin, Allah’ın Semi ve Basir ismine iman etmekle ilgili bir problemi var demektir. Yardım istenen bu kul ister peygamber, ister aziz ister veli olsun. Bir insan Allah’ın her şeyi işiten bir Semi ve her şeyi gören bir Basir olduğuna iman edip de, daha sonra nasıl gider de bir kabirden, ölmüş bir zatın ruhaniyetinden istimdat diler? O zaman Allah’ın Semi ve Alim olmasının ne hükmü kalır.
Semi ve Basir isminin birlikte yer aldığı diğer ayetler (“Böylece (Allah, haksızlığa uğrayana yardım edecektir ve buna kadirdir.) Çünkü Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar. Şu da muhakkak ki Allah, hakkıyla işiten ve görendir.” HAC/61) (“Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, ve görendir.” HAC/75) (“Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” NİSA/58) (“Kim dünya mükafatını isterse dünyanın da ahiretin de mükafatı Allah katındadır. Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.” NİSA/134) (“Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, bilendir.” MÜCADELE/1)
Semi ismi Karib ismiyle birlikte gelmektedir. Semi isminin Karib ismiyle birlikte geldiği tek yer (“De ki: Eğer haktan saparsam, kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer doğru yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği Kur’an sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakındır.” SEBE/50) ayetidir. Burada ayet; hakikat arayışını bir peygamberi dahi kuşatması gerektiğine işaret edilmektedir.
Allah’ın Semi ismi, kulunun her şeyini işittiğini ifade eder. Karib ismi ise, kuluna her şeyden daha yakın olduğunu ifade eder. Kulunun her şeyini işiten Rabbimizin kuluna yakın olması kadar tabii bir şey yoktur. Bu yakınlık derecesi (“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız. ” KAF/16) ayette açıkça belirtilmiştir.
Allah’ın işitmesi için kulun bağırmasına gerek yoktur. Zira O sadece “her şeyi işiten” bir Semi değil, insana “herkesten yakın” olan bir Karib’dir de. İnsanın Allah’a sesini duyurması için ses vermesi şart değildir, fakat gönül vermesi şarttır.
Bu anlamda “Allah’a sığınmak” Allah’a seslenmektir. Eğer gönül dili duaya durmuşsa, o dağları sarsan bir imdat çığlığından daha etkindir. (“Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.” A’RAF/200) (“Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir.” FUSSİLET/36)
ALLAH ES-SEMİ OLANDIR
Allah’ın her şeyi işittiğine iman, Allah’a imanın bir parçasıdır. Zira O, kendi zatına Es-Semi ismini vermiştir. O bu isim üzerinden, kulların Allah tasavvurunu inşa etmeyi murad etmiştir.
Es-Semi ismine imanın, tıpkı kelime-i tevhid gibi, yarısı nefiy/red, diğer yarısı isbat/kabul olan iki boyutu vardır.
Birincisi: Allah’ın işitmede eşsiz ve benzersizliğine, her şeyi işiten yegane ilah olduğuna iman etmektir.
İkincisi: Allah’tan başka hiç kimsenin her şeyi işitemeyeceğine iman etmektir. Bu “hiç kimse” arasına elbette melekler, peygamberler, kendilerine azizlik ve evliyalık nisbet edilen kişiler de girer.
Allah kendi dışındaki hiçbir varlığa her şeyi işitme yeteneğini vermemiştir. Çünkü, her şeyi işitmek gibi bir yeteneğin ağırlığını ve sorumluluğunu kaldıramaz. Allah’ın her şeyi işiten ve her şeyi gören olması sebebiyle, her şeyi bilen Alim olması elbette doğaldır. Her şeyi bilen aynı zamanda her şeye gücü yeten Kadir ise, O kulluğun tek adresidir. Böyle bir ilaha kulluk yapılmaz mı? (“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor, şöyle diyorlardı: Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin. ” BAKARA/127) Konumu Kur’an’ın şu ayetiyle bitirmek istiyorum. (“Ve bilmediğin hiçbir şeyin peşinden gitme! Çünkü kulak, göz ve gönül; (hesap günü)ondan dolayı sorguya çekilecektir.” İSRA/36)



