
Kitap Tanıtımı /Türkiye’de Kur’an İslam’ı Arayışları
Tanıtımını yapacağımız kitap Fecr yayınları tarafından 2022 yılında basılmıştır. Kitabın yazarı Dr. Filiz Orhan’dır. Orhan 1987 yılında Bursa’da doğdu 2014 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü din Sosyolojisi bilim dalında yüksek lisansını tamamladı.2022 yılında Anadolu üniversitesi İngilizce öğretmenliği lisans programından mezun oldu aynı yıl Ankara üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü din sosyolojisi bilim dalında Türkiye’de Kur’an islamı arayışları başlıklı tezi ile doktorasını tamamladı yazarın makale çeviri ve ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş çeşitli tebliğleri vardır. Tanıtacağımız bu kitapta yazarın doktora tezinin kitaplaştırılmış şeklidir.
Yazar giriş bölümünde araştırmasının konusunun Cumhuriyet Türkiye’sinde geleneksel yapıların modern gerçeklikle karşılaşmalarını aşmak için geliştirdiği söylemlerden biri olan Kur’an İslamı’nın neliğinin önemli bir sorun olduğunu belirterek. Modernite karşısında İslami hassasiyetleri korumakla beraber geleneğe yönelik eleştirileriyle ön plana çıkan bu söylemi, kendisine İslamcılıktan bu yana “Kur’an’a (kaynaklara) dönüş” referansıyla yer bulmuş, Yaşar Nuri Öztürk’ün “Kur’an İslamı” şeklindeki adlandırması nın incelenmesi olduğunu belirtiyor
Kur’an İslam’ının geleneksel yorumlardan ayırt edilmesini sağlayan “Kur’an anlaşılırdır.” gibi Kur’an’ın anlaşılma adına herhangi bir kaynağa ihtiyaç olmadığı tezine uygun bu yeni formülasyonların neler içerdiği, söylemin temel karakteristiklerini ortaya koyma adına önemli bir problematiktir. Böylelikle kendine özgü bir forma kavuşan Kur’an İslamı’nın neliği, hangi gerçekliğe tekabül ettiği kadar gelenek ve modernite karşısında ne tür bir tavır takındığı gibi soruların cevaplanmasına yönelik olarak bu çalışmayı yaptığını ifade ediyor.
Bu kitabın özü olan araştırma, çağdaş bir söylem olan Kur’an İslam’ının Türki ye’deki temsilini günümüz temsilcileri üzerinden ele alarak söylemlerinin tarihsel süreçteki serencamını, modernizmden etkilenme ve onu dönüştürme kabiliyetini ortaya koymaya çalışmaktadır.
İncelediğimiz kitap dört bölümden oluşmaktadır;
Birinci bölümü, Teoriktir. Birinci bölümde, literatür taramasının sonucunda elde edilen bilgiler işığında genel olarak İslam’da Kur’an’ın sahip olduğu merkezi konum ve tarihsel süreç içerisinde Kur’an’ın İslam toplumlarını şekillendirmede üstlendiği rol başta olmak üzere Kur’an’ın, gelenek içerisindeki farklı algılanış biçimleri ve bununla ilgili tartışmalara yer verilmeye çalışılmaktadır. Ardından modern dönem ile birlikte Kur’an’ın algılanmasındaki değişim, bunun neden olduğu yeni algı biçimleri ile bu durumun Türkiye’deki dine ilişkin politikalara etkisi ve verili bu zeminde Kur’an İslam’ı söyleminin Kur’an’a tahsis ettiği ayrıcalıklı konum gibi çeşitli konular etrafında Kur’an’ın aldığı modern görünüm, sistematik olarak ele alınmaya çalışılmaktadır. Bu çerçevede katılımcıların, “Kur’an İslam’ı” söylemini nasıl adlandırdığıyla ilişkili olarak “sahih din, kaynaklara dönüş” şeklindeki kavramsallaştırmaların etrafında, söyleme ilişkin simgesel anlamlar keşfedilmeye çalışılmıştır. Her bir katılımcıdan elde edilen söyleme ilişkin birbirinden farklı tanımlar, belli başlı temalar ve temel tipler etrafında bütünlüklü olarak resmedilmeye çalışılmaktadır.
İkinci bölümde ise “Kuran İslam’ı” söylemini temsil edenlerin yaşam öykülerinin yer aldığı, katılımcıların Kur’an’a ilişkin gelenekselden farklı bir tutum geliştirmelerine etki eden verili toplumsal gerçekliğin ortaya çıkmasına çalışılmıştır. Buna göre, kendilerinin, geleneğin sorunlu taraflarına yaptıkları kazılar neticesinde seküler bir evrene evrildikleri söylenebilir. Genellikle geleneksel bir temele sahip olduğu görülen katılımcıların, İmam Hatip, İlahiyat gibi modern eğitim süreçlerin den geçtikleri görülmektedir. Bunun yanı sıra sınırlı da olsa seküler yaşam tarzını benimsemiş kişilerin varlığından söz edilebilir.
Üçüncü bölümde ise “din, Tanrı, Kur’an, gelenek” kavramlarının oluşturduğu bağlam üzerinden Kur’an İslam’ının dayandığı ana unsurlar olarak öne çıkan “geleneğin yabancı unsurlardan ayıklanması, kaynaklara dönüş, hadise mesafeli tutum (Kur’an’a arz edilerek kabul)” gibi konuların meşruluğu tartışmaya açılarak, katılımcıların genel kabul gören kalıplara yönelik itirazlarına yer verilmiştir.
Modernliğin inşasında ise katılımcıların modern duruma ilişkin algıları, modernitenin Batı dışı toplumlara evrensel değerler adı altında teşmili ve bu toplumların kendine özgü geliştirdikleri alternatif modernlikler üzerinden ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Özellikle Cumhuriyet dönemi ile birlikte meal çalışmaları, bugüne kadar dini alanda dilediği gibi manevra kabiliyetine sahip âlimin meşruiyetini sorunsallaştırarak sıradan insanın Kur’an’a doğrudan erişimini mümkün kılmıştır. Bu durum, Kur’an’ın anlamının daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamış, böylece, metinden hareketle bireysel yorumların ve öznel yeni inşaların önü açılmıştır. Nitekim katılımcıların da Kur’an ile bireysel (aracısız) bir iletişim kurma konusunda insanları teşvik ettiği görülmektedir. Bu durumda Kur’an, modern gerçekliği meşrulaştırarak yeniden onaylanmasına katkıda bulunacak yeni bir kurgunun parçası kılınmaktadır.
Dördüncü ve son bölümde ise katılımcıların üzerinde uzlaştıkları tezler ve birbirinden ayrıldıkları noktalar açısından kendilerine çapraz şekil de yöneltilen soruları anlamaya fırsat veren bir çerçeveye ulaşılma çabası söz konusudur.
Yazar bu araştırmasının temel problematiği, modernleşme süreçlerine maruz kalmış olan Türkiye’de yeni arayışlardan biri olan Kur’an İslamı’nın kendisini kamuoyuna ne şekilde tanıttığını, “mealci, Kur’an’cı” gibi kendisine yönelik çeşitli adlandırmaların nelere karşılık geldiğini, gelenekteki (din, Tanrı, Kur’an, hadis) ve modern karşılıklarının ( demokrasi, laiklik, muhafazakârlık vb.) nasıl algılandığını ve bu kavramların bireysel yönelişin ardından nasıl değiştiğini temel tezler çerçevesinde ortaya koymaya çalışmak olduğunu ifade ederek,
Bu çerçevede ki alt problemlerin ilişkin şunları sıralamıştır;
A. Teorik Çerçeve
-Kur’an İslamcıları, modernitenin dönüştürücülüğü karşısında nasıl bir Kur’an İslam’ı kapsamına hangi örnekler giriyor?
B. Yaşam Öyküleri
-Kur’an İslamcıları, Kur’an’la (anlamıyla) nasıl tanışmışlar? Yaşadıkları “dönüşüm “lere ilişkin nasıl bir inşa ortaya koymaktadırlar?
C. İslam’ın Yeniden İnşası
-Kur’an İslamcılarının İslam’ın yeniden inşası konusundaki tahayyülleri nedir?
D. Toplumun Yeniden İnşası
-Kur’an İslamcılarının, modernliğin yeniden inşası konusundaki tahayyülleri nedir?
E. Tezler
-Kur’an İslamcılarının temel tezleri nedir?
Yazar bu araştırmasının amaç ve öneminin, gündelik hayatta karşılaşılan “Kur’an İslam’ı, Kur’an merkezli, Ehl-i Kur’an” şeklindeki adlandırmalar arasındaki belirsizliklerin önüne geçmek ve Türkiye’de bu tür kavramların, nerede, nasıl kullanıldığını, temel bileşenlerinin ne ve hangi çeşitlilikte karşımıza çıktığını ortaya koymak olduğunu ifade etmektedir.
Yazar yaptığı bu araştırmanın yöntem ve sınırlılıklarının, Kur’an İslam’ının 2000’li yıllardaki değişimini kapsayan bu araştırmayla, söylem içerisindeki kırılmalara işaret eden belli başlı temsilcilerinden hareketle modern Türkiye’de dinin yeri ve Türk modernleşmesinin zaman içinde din ile ilişkisini nasıl tahkim ettiği, öznel inşaları içeren nitel araştırma verilerinden yararlanılarak ortaya konulduğunu belirtmiştir.
Bu araştırma yapılırken, araştırmanın katılımcılarına Kur’an İslam’ını kendi öz değerlendirmeleri ile nasıl anlamlandırdıkları sorulmuş, bunu anlama adına kendileriyle derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Buna göre, katılımcıların yaşadığı ve faaliyetlerini sürdürdüğü yerler tespit edilmek suretiyle katılımcılarla önceden medyada duyurdukları etkinliklerin ardından kararlaştırılan zaman ve mekânda (ev, iş yeri ya da kafe vb.) kendileriyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir.
Yazar bu görüşmelere 2016’da yaşanan “15 Temmuz Darbe Girişimi sürecinden sonra başlamış, bu nedenle pek çok tarikat ve cemaatlerin güvenilirliği konusunda ciddi bir teyakkuz durumunun varlığı, katılımcıların, görüşmeye olan tutumunda belli oranda etkili olduğunu belirtiyor.
Bu kitapta görüşlerine başvurulan katılımcılara, söyleme ilişkin yeterince literatür taramasının yapıldığına kanaat getirilmesinin ardından yapılacak görüşme öncesi kendilerine araştırmacının kimliği ve yapacağı çalışmanın bilimsel ve etik açıdan gözeteceği hassasiyetlere dair bilgilendirme yapıldığı yazar tarafından ifade edilmektedir.
Bu amaçla, 2016 yılı Aralık ayından 2018 yılı Haziran’a kadar geçen süre içerisinde planlandığı üzere toplam 20 kişiyle görüşmeler yapılmıştdığı. Mülakat çerçevesinde gerçekleştirilen derinlemesine görüşme ve gözlem bilgileri, teorik bir ilişkisellik üzerinden çözümlenmek üzere kodlandığı ifade edilirken . Buna göre çalışmada, katılımcıların bireysel ya da toplumsal olarak örgütlenerek yoğun şekilde faaliyetlerini yürüttükleri noktalar olan Bursa, Ankara, İstanbul, Kayseri gibi bir örneklemden hareket edilmiştir. Katılımcılarla “derinlemesine görüşmeler” gerçekleştirilerek söylemin dinsel ve seküler kodlarla olan irtibatı kurulmaya çalışılmıştır. Buna göre katılımcıların, öncelikle Kur’an İslam’ı söylemini nasıl ifade ettikleri, toplumdaki geleneksel ortodoksi ve hetorodoksilerden hangi açılardan farklılaştıkları ortaya konulmaya çalışılmış, ayrıca söylemlerinin toplumsal karşılıkları, “din, gelenek ve modernite” gibi kavramlara yaklaşımları üzerinden anlaşılmaya çalışıldığıdakitabın giriş bölümünde belirtilmiştir.
Yine giriş bölümünde; “Bu araştırmanın kaynağını oluşturan görüşmelerin, söylem hakkında öne çıkan temsilleri büyük ölçüde yansıtacak sayıda kişiden seçilmesine özen gösterilmiştir. Aynı zamanda katılımcıların, sınıflandırma (İslamcı, modern, modernist, sivil-akademisyen vb.) yapmaya izin verecek şekilde aralarında anlamlı ve belirgin farklılıklar bulunan kişilerden oluşmasına dikkat edilmiş.
Katılımcıların büyük çoğunluğu ile kendilerinin planlayıp önce den duyurusunu yapmış olduğu etkinliklere bizzat katılım sağlamak suretiyle kendileriyle iletişim kurulmuş, ardından ayrı bir mekânda görüşmeler gerçekleştirilmiş.
Buna göre, söylemin toplumdaki karşılıklarını anlama adına İnegöl’de Bilgider, Bursa ve İstanbul’da 114 Derneği, Akabe, Kuramer, Kurav ve Özgürder derneklerine gidilerek gözlem yapma olanağı elde edilmiş. Bu süreç içerisinde Yazar Süleymaniye Vakfı’nın Susem adlı uzaktan İslami İlimler sertifika programına katılarak bu eğitimi başarıyla tamamlamış. Fakat araştırmacının ikamet ettiği yere yakın olması itibarıyla Bilgider Derneği ile daha düzenli şekilde bir araya gelinmiş.
Ayrıca bazı katılımcıların görüşlerini aktarma olanağı bulabildiği belli bir kitlesinin (Kur’an halkaları, Süleymaniye Vakfı, İktibas vb.) olduğundan da söz edilebilir”. şeklinde yazarın açıklamaları bulunuyor
Yazar görüştüğü guruplardan kalabalık Akabe Vakfının, Mustafa İslamoğlu tarafından kurulduğunu. Kayseri merkezli Iktibas Çizgisi’nin kendisini kurucu Iktibas’tan ayrıştırmamaya özen göstererek yayın hayatına devam etttiğini. Çarşı içindeki binalarında kadın ve erkeğin ayrı dairelerde toplanarak faaliyetini yürüten derneğin, bu anlamda geleneksel toplumsal cinsiyet rollerine uygun şekilde bir yapılanması olduğu söylemektedir. Grubun, geçmişten devraldığı İslamcı düşüncenin muhafazakâr dönemle beraber içinin boşaltıldığını düşünmelerine rağmen hâlâ ideolojik çerçevede olduğunu değerlendirerek, görüştüğü guruplar hakkında izlenimlerini belirtmiştir.
Diğer görüşülen guruplardan olan Fecr Yayınevi,Özgürder,Bilgi Vakfi ,Bilgider, Bursa 114 Derneği, İstanbul 114 Derneği hakkındada kısa bilgiler araştırmanın başında verilmektedir.
Kitap birinci bölümde konunun TEORİK çerçevesini ele alınırken; Modern Dönemde Kur’an Algıları , Kur’ancılık/İslamcılık/Mealcilik Olgusu İle İlgili Karşılıklar, İslam Dünyasında Kur’an Merkezli Tartışmalar, Kur’an’a Yönelik Tutumları, Türk Modernleşmesinde Kur’an Merkezli Arayışları, Söylem, Kur’an İslam’ı Söyleminin Etkilendiği Kaynaklar, Türkiye’de Kur’an İslam’ının Şekillenme Kalıpları, Bir Söylem Olarak “Kur’an İslamı” ,başlıkları altında konuyu incelemiş.
Yazarın bu bölümle ilgili iki derginin hakkında yapmış olduğu değerlendirmeler şu şekildedir. Türkiye’de İslami Hareketin etkilerinin ara dönemler boyunca devletin dine yönelik müdahaleleri ile uzunca bir süre kesintiye uğramış olan İslami duyarlılık, 1970’lerden sonra baskının yavaş yavaş azalmasıyla birlikte İslamcı yayıncılık şeklinde neşet ettiğini belirterek. Bunlar arasında daha geç dönem olmasına rağmen Kur’an İslam’ı için önemli sayılabilecek olan İktibas Dergisi’nden söz edilebileceğini söylemektedir. Bu dergi, dönemin dine yönelik baskıcı ortamının izlerini yansıtan bir dile kavramsal çerçevesi büyük ölçüde 1980’lerdeki Kur’an üzerine kavramsallaştırmalarla (tevhit, şirk) belirlenen dergi, içinde bulunulan laik düzenle terimler aracılığıyla ilişki kurmaktadır. Kurucusu Ercüment Özkan’dan sonra dergi toplumun yaşadığı muhafazakâr dönüşümün etkisiyle ve nüfuz ve kitlesini büyük ölçüde yitirmiş , dijital yayıncılığa geçerek varlığını bu mecra üzerinden sürdürmeye çalışmaktadır. Ayrıca Ankara’daki kurucu İktibastan farklı olarak Kayseri’de geleneğin takipçisi olduğunu iddia eden İktibas Çizgisi Dergisi’nden bahsetmek gerekir. Fakat Özkan’ın, her ikisi içinde etkili kurucu olmayı sürdürdüğü söylenebilir. . İslamcı yayından bahsedildiğin de akla diğer dergi, Haksöz dür. Haksöz, Hamza Türkmen Kenan Alpay gibi isimlerin öne çıktığı toplumsal yönü ağır basan aktüel, İslamcı bir dergidir. Fakat İktibastan farklı olarak Haksöz’ün, İslamcılığın dönüşümünü kabul ederek İslamcılığın yaşadığı iktidar deneyimini önemsediği buna göre şekil almayı tercih ettiği söylenebilir. Haksöz, geçmişte İslamcılığın savunduğu şekilde İslam’ın siyaset ve devlet ilişkili olarak dönüşümünden ziyade toplumsal değişimi öngörmektedir. Siyaset, toplum gibi konularda modernite ile büyük ölçüde benzeşen bir dile sahip dergi. retoriğini “hak, eşitlik, toplumsal adalet” gibi modern değerlerden almaktadır. Dergi, genellikle emperyalist güçlerin hakimiyetindeki coğrafyalara ilişkin haberlere yer vererek yitik bu yerlerle en önemli bağı oluşturan “İslam’ın” gelecek nesiller yeniden tanıtılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Görüldüğü gibi dergi farklı milliyetlere sahip Müslümanlara yapılan haksızlıkların hamisi gibi görünmektedir.Son olarak “Suriyeli mültecilere duyulan rahatsızlık” konusundada dergi, devletin Suriye politikası ile uyumlu bir politika izlemiş olduğunu gösterdiği düşüncesinde yazar
Yazar araştırmaya katılan katılımcıların ayrışması açısından üç kategoriden bahsederek bunları “İslamcı Kuran’cı” Hüseyin BÜLBÜL-“Modern Kuran’cı (Evrensel)” Hamza TÜRKMEN, Kenan ALPAY, M. Önal MENGÜŞOĞLU, Kemal KELLECI, Atasov MÜFTÜOĞLU, Erhan AKTAŞ, Tuncer NAMLI, Şaban Ali DÜZGÜN, Abdulaziz BAYINDIR, Caner,TASLAMAN Emre DORMAN, Mehmet OKUYAN, Mustafa İSLAMOĞLU, İhsan ELİAÇIK, Ramazan KOYUNCU ve Mealciler Süleyman KÖKSOY, Yaşar SOYALAN ve Tarihselciler Mustafa Öztürk, İlhami GÜLER ve Hasan ELİK olarak ikiye ayrılan “Modernistler” olarak sınıflandırmış.
Yine İslam’a Dair Modern Arayışları Olan Dergilerin Sınıflandırılmasını ise şu şekilde yapmış.
“İslamcı Kur’an’cı” İktibas “Modern Kur’an’cı” Haksöz, Fecr, Kur’ani Hayat, Kitap Ve Hikmet, “Mealci Perspektif” Aylık Dergi, Kalem Dergisi, Bilgi Vakfı Yayınları ve “Tarihsel Perspektif” İslami Araştırmalar İslamiyat olarak ikiye ayırarak “Modernist” ler olarak sınıflandırmış.
Kitabın ikinci bölümü YAŞAM ÖYKÜLERİ Başlığı altında; Sosyal Ağlar ile Dönüşüm ve Kaynaklar İle Dönüşüm ara başlıkları altında katılımcıların eğitim yönünü ve İslami çalışmalar alanında ki gayretlerinin başlama sürecini kendi beyanlarına göre kitaba almış.
Bu anlamda Atasoy Müftüoğlu, Hamza Türkmen, Ramazan Koyuncu, Mustafa İslamoğlu, Mehmet Okuyan, Abdulaziz Bayındır’ı Medrese Eğitiminden Geçenler, Sonia Cihangir, Süleyman Köksoy, Kenan Alpay, Tuncer Namlı gibi katılımcıları Medrese Eğitiminden Geçmeyenler şeklinde sınıflandırmalar yapmıştır.
Üçüncü bölüm ise KUR’AN İSLAMI’NIN İSLAM’I ana başlığı altında; İslam’ın Yeniden İnşası (Dinde “Otorite’nin Teşekkülü)..Tanrı’nın Yetki Alanının Yeniden Tayini, Kaynağa Yönelik Eleştiriler ,Geleneğe Yönelik Eleştiri: Geleneğin Ayıklanması, Geleneğin Ortaya Koyduğu Yanlış Peygamber Algısı, Kültürel İslam: Kur’an Etrafında Oluşan Kültür, Modernliğin Yeniden İnşası alt başlıklar ile kitaba konu olmuş.
Kitabın bu bölümünde katılımcıların Tanrıyı kurgulayış biçimleri ve onu nasıl anlamlandırdıkları ortaya konulmuş ve Tevhidin karşıtı tefrikanın, bir cahiliye âdeti olduğunu belirten Mustafa İslamoğlu, İslam’da tevhit kavramının, inananları aynı doğrultuda birleştiren yönüne işaret ederek varlığa bakışta kazandırdığı o bütünlük ve düzen algısına dikkat çekerken Erhan Aktaş’da Allah’ın, otoritesine hiç kimseyi ortak koşmadığını belirterek bu birlige vurgu yapmaktadır:
Katılımcıların zihinlerindeki Tanrı imajlarina bakıldığında Hüseyin Bülbül’ün, Allah’ı “hüküm koyucu olarak algıladığı görülmektedir. Yine Bülbül, kendilerinin nasıl tanımlanacağına kadar her şeyi doğrudan Allah ve Resulü’nün belirleyeceğini belirtmektedir.
Kaynağa yönelik eleştirilerde ise Şaban Ali Düzgün İslam’a ilişkin referans kaynaklarını sıralayarak bunların kaynaklığını tartışmaya açmaktadır. Atasoy Müftüoğlu ise Kurana, bilginin konusu olması hasebiyle, epistemolojik olarak yaklaşmaktadır. Bununla birlikte katılımcıların genel itibarıyla Kurana ilişkin evrensel ve tarihsel olmak üzere iki türlü bir yaklaşımları söz konusudur.
Geleneğe Yönelik Eleştiri: Geleneğin Ayıklanması başlığı altında ise Metin Önal Mengüşoğlu’nun dinle gelenek arasındaki farklılığı, dinin referansı itibarıyle Allah’a dayanırken geleneğin ise meşruiyetini kültürden almasıyla açıkladığı görülmektedir. Bu konuda İhsan Eliaçık ise Kuranın nesilden nesile aktarılıp bu güne taşınmasında önemli bir fonksiyon üstlenmesi açısından geleneğe bir değer atfettiğini belirtiyor.
Katılımcıların geleneğe yönelik sorgulamalarının yoğunlaştığı tema ise gündelik hayatta etkili bir kurum olan mezheplerdir. Nitekim Hüseyin Bülbül, Peygamber’in ölümünden sonra ortaya çıkan ihtilafların zamanla kurumsallaşmasıyla meydana gelen mezheplerin uygulamalarına ilişkin olarak onların, ait olduğu dönemle kayıtlı olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle mezheplerin görüşlerinin imani ve itikadi açıdan kesin delil kabul edilemeyeceğini (zanni) ileri sürmektedir. Diğer taraftan kendisi, ameli konularda bu uygulanmaların takip edilebileceğini, fakat bunların din gibi değerlendirilmemesi gerektiği hususunun altını çizmektedir. Dinin kurumsallaşmasına neden olan faktörlere değinen Bülbül, farklı yorumların zamanla itikat hâline gelerek verili düzenin meşruiyetinin korunma sına katkıda bulunan bir “taklitçiliğe” dönüştüğünü belirtmektedir.
Kültürel İslam: Kur’an Etrafında Oluşan Kültür başlığı altında ise tasavvuf, kandiller, kabir türbe vs.,tarikatlar ele alınmış olup bu konuda Hasan Elik tasavvufun “İslam’da tasavvuf” gibi başlıklar altında meşrulaştırılma girişimini bir tür anakronizm olarak nitelendirirken. Kendisi, Peygamber döneminde olmayan bir kurumun İslam ile ilişkilendirilmesinin sorunlu olduğuna işaret etmiştir.
Öte yandan tasavvufa ilişkin genel olarak olumsuz bu tutumun varlığından farklı olarak R. İhsan Eliaçık, “bireysellik, özgürleşme ve ortodoksiye muhalefeti” sembolize etmesi açısından tasavvuf ile ilgili olumlu bir kurguya yer vermektedir. Buna göre o, tasavvufta “bene, dolayısıyla bireye vurgu yapan ve yaygın otoriteye muhalefetiyle tanınan bir karakterden hareketle şunları paylaşmaktadır: Kendisi, dönemin otorite figürüne karşı çıkan Hallâc b. Mansur üzerinden sadece yöneticilerin değil, her insanın dünyanın düzenlenmesinde yetki ve sorumluluk üstlenebileceğini ifade etmiştir. Eliaçık, tasavvufun önemli kavramlarından biri olan vahdet-i vücudun, entelijansiyaya karşı çıkan bireylerin birlikteliğinin bir ifadesi olarak tevhit ile ilişkilendirilebileceğine ilişkin de yeni bir inşada bulunmaktadır. Görüldüğü gibi Eliaçık’ın sufiliğe ilişkin görüşlerinde de iktidara muhalefet ve eşitlik savunusunun öne çıktığı görülmektedir.
Modernliğin Yeniden İnşası başlığı altında katılımcılara islam-modernizm ilişkisi sorulmuş olup katılımcıların çoğunun, “çağdaş, modern, asri, modernist” gibi kavramsallaştırmalara yönelik duyarlılıklarının olduğu gözlemlenmektedir. Fakat modern, modernist ya da Batı yanlısı şeklinde anlaşılabildiği için bu konumlama aktörlerce çekince ile karşılanmakta, bu durumlarda katılımcılar, araştırmacıyı bu kavramları sorgulamaya iten motivasyonları anlamaya çalışarak soruları cevaplandırmayı tercih etmişler. Bu araştırmada katılımcılara yöneltilen “modern”, “Kur’an İslam’ı söylemi”nin ortaya çıktığı dönemi ifade etmek için Batı’nın kavramsallaştırdığı şekliyle bir “durum” olarak kullanılmaktadır. Nitekim kavramın “çağının insanı, çağının imkânlarından yararlanan” anlamına gelecek şekilde kullanımı konusunda katılımcıların herhangi bir itirazlarının söz konusu olmadığı genel anlamada bu bölüm için söylenebilir.
Kitabın bu bölümünde modernizmin irdelenmesi anlamında katılımcıların bir kısmı batının yaşadığı değişimin, Müslümanların toplumsal hayatında yarattığı etkiler ,onları, içinde bulundukları durumu sorgulamaya itmesi nedeniyle bu travmaya neden olarak geleneği görmekte çözümün İslam’da olduğunu söylerken çoğunluğu ise Müslümanların değişime ayak uyduramamasının temelinde ,onların bilimden uzak olmalarının yattığını ileri sürmektedir.
Katılımcıların çoğunun İslam’ın devlet yönetimi ile ilgili ideal bir yönetim önermediği konusunda fikir öne sürdükleri yine kitabın bu bölümünde yer alıyor. Bu konuda Mustafa Öztürk “seçim yoluyla” başa geldiği sürülen dört halifenin ortaya koymuş olduğu yönetiminde Tanrısal olmadığı –ki bununda gerekli olmadığını- söylerken, Tuncer Namlı ise yönetimin insana bırakılmasının ,Allah’ın otoritesini yok saymak anlamına gelmediğini ifade etmiş.
Araştırmanın bu bölümünde demokrasiye birtakım eleştiriler de yöneltilmiştir. Genellikle beşerî olması üzerinde yoğunlaşan bu eleştirilere karşı çıkan Süleyman Köksoy, Allah’ın otoritesinin doğrudan insan (temsilcileri tarafından değil) aracılığıyla yeryüzünde gerçekleşeceğini ifade ederken. Köksoy, iktidarın İslamcı çizgiden demokratik bir çizgiye evrilmesine yönelik açısından İktibas çevresinin eleştirilerini haksız buluyor. O, iktidarın, zulme maruz kalan Müslümanların haklarının savunulması için demokrasiyi araçsallaştırdığından söz ederken. İktibas çevresinin demokrasiye yönelik beşerî yönetim şeklindeki eleştirileri hakkında şunları belirtmiştir:
“Ne olacak, Allah gelip seni mi yönetecek? Sen yöneteceksin arkadaş. (…) Ne oldu? Bu Türkiye Cumhuriyeti’ne geldi bir Müslüman adam, Müslümanlara nefes aldırmadı mı? Bütün dünyadaki Müslümanlara nefes aldırmadı mı? Neresini konuşacağız bunun? O negatif olan tarafını mı? Anıtkabir’e gitti, çelenk koydu, bunları mi konuşacağız? Ne olacak yani bütün dünyada mazlumlar bu adama, Türkiye’ye dua ediyorlar; ben gezdim, gördüm, oraları biliyorum. Bütün ümmet mazlumlar kan ağlıyor, kan revan içindeyiz.”
Buna karşın Emre Dorman ise yönetimin İslam’ın ortaya koyduğu adalet, merhamet, şûra gibi ilkelere uygun olması gerektiğini belirtiyor. İlhami Güler ise, bu ilkelerin zaten büyük ölçüde demokraside yer aldığını ifade ediyor.
Laiklik konusun da Katılımcılar, laikliğin din karşıtlığı şeklinde uygulanmasına ilişkin ciddi itirazlarını belirtiyorlar. Fakat laikliği Tanrı’nın otoritesine karşıtlık olarak algılamaya devam eden sınırlı da olsa belli bir katılımcının olduğuda kitapta gözlenmektedir.
Yazar katılımcıların laikliğe ilişkin tutumlarını kategorize ederken laikliğe karşı olanları “İslamcı Kuran’cılar”, laiklikle uyumluları ise “Modern Kurancılar/Modernistler” olarak değerlendirmiş.
Kitabın dördüncü ve son bölümünde ise Katılımcıların Düşünsel Tercihleri ana başlığı altında Tezler, Kur’an’a İlişkin Yeni Kavramsallaştırmalar, Bireysel Din Algısı ve İlişkiler alt başlıkları altında Hadisleri doğrudan ya da dolaylı dini kaynak olarak kabul edilip edilmemesi, Peygamber’in sözünün bağlayıcılığı: “hükmetme” yerine “hikmet”, Kuranda nesh, Kuranın anlaşılırlığı gibi konularda katılımcıların görüşleri aktarılmış.
Sonuç; bir araştırmanın neticesi olarak ortaya çıkan bu kitap, Türkiye’de artık kalıplaşmış olan “Kuran İslam’ı” kavramının, kendini bu kavrama nispet eden tanınmış çağdaş kişiler (hocalar) tarafından arka planıyla değerlendirilmiş olması açısından kıymetli bir eser olarak görülebilir. Kuran’ın kaynaklık açısından toplumsal, siyasal ve bireysel anlamda nasıl bir konum alacağının yanı sıra hadis, sünnet, bilim, tasavvuf gibi konulara dair bakış ve görüşleri irdeleyen önemli bir eser olduğu kanaatindeyim. Başta kitabın yazarı olmak üzere emeği geçenlere bir okur olarak teşekkür ederim.



