
Kullukta Kural Değizmez
Kulluk, tüm yaratılmışların değişmez vasfıdır. Her varlık kendi fıtratına uygun olan şekliyle bu görevini yerine getirmek için kendisine çizilen rotayı takip eder.
“O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.
Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek gelin dedi. İkisi de «İsteyerek geldik» dediler.” (Fussılet 41/10-11)
Ancak insana verilen muhayyerlik gereği isteyen kendi iradesiyle itaate gelecek; isteyen de yine kendi tercih ve iradesiyle inkâra koşacaktır.
“Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri!” (Kehf 18/29)
Yerin ve göğün isteyerek geldiği ve muhayyer bırakılmadığı konuda, insana seçme hakkı verilerek kendi iradesiyle yapacağı tercihe katlanacağı bildirilmiştir. Bu çerçevede gerçekleşecek olan kulluk, her iki cinsi de kapsamaktadır. Cinsiyetleri farklı olsa da Allah’a kullukta biri diğerinden farklı değildir. Ancak her birine yüklenen sorumluluk fıtratları ile uyum arzetmektedir. İnsani ilişkilerinde uyması gereken kurallardan giyinme biçimlerine; yürüyüş biçiminden, sözlerinin ifade tonuna kadar hududu ve biçimi belirtilmektedir.
Bu konunun anlaşılması için İslam’ın kadın erkek ilişkilerindeki temel ilkeleri yeniden hatırlamamız gerekmektedir. “İnanan kadınlara söyle, onlar da bakılması yasak olandan gözlerini çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Görülmesinde sakınca olmayan yerler dışında, cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar ve bunun için başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Cazibe ve güzelliklerini kocalarından, babalarından, kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından, kardeşlerinden, erkek veya kız kardeşlerinin oğullarından, kendi evlerindeki kadınlardan yahut yasal olarak sahip olduğu kimselerden, ya da kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklardan başka kimselerin önünde açığa vurmasınlar. Yürürken ziynetlerinin açığa çıkması için ayaklarını yere vurarak yürümesinler. Ve siz ey müminler topluca Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.”(24/31)
Genele yönelik bu açıklamadan sonra Peygamberimize ve müminlerin anneleri olarak nitelendirilen eşleri için de şöyle buyrulmaktadır:
“Ey peygamber; Allah’tan kork ve kâfirlere, münafıklara uyma. Muhakkak ki Allah; her şeyi bilendir ve Hâkim olandır. Ve sana Rabbinden vahyolunana tâbi ol! Muhakkak ki Allah ne yaptığınızdan haberdardır.” (Ahzab 33/1-2)
” Ey peygamberin hanımları! Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Allah’tan sakınıyorsanız edalı konuşmayın, yoksa kalbi bozuk olan kimse kötü şeyler ümit eder; daima ciddi ve ağırbaşlı söz söyleyin. Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”(33/32-33)
Şu ayetinde ise Allah, Kadın erkek Müslüman’larda olması gereken hasletleri tek tek zikrettiğini görüyoruz:
“Şüphe yok ki Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaat eden erkeklerle itaat eden kadınlar, sadık erkeklerle sadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, mütevazı erkeklerle mütevazı kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkeklerle ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkeklerle Allah’ı çok zikreden kadınlar var ya, işte onlar için Allah bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”(33/35)
Belirlenen ilkelere baktığımızda, her iki cinsin de birbirlerine karşı meşru olanın dışında gözünü ve gönlünü koruması gerektiğini görüyoruz. Gözünü haramdan çevirme, mahrem ve ziynet yerlerini sayılan erkeklerin dışındakilerden gizleme, ziynetlerin açığa çıkması için kırıtarak yürümeme, konuşurken edalı konuşmama gibi ifadelerin hepsinde bir yabancıya karşı takınılacak tavırdan bahsedilmektedir. Bu demektir ki bir kadın mahrem olmayanların karşısına çıkarken bu şartlara uyacak. Keza erkek de gözünü ve gönlünü mahremi olmayanlardan çevirecek, Allah’ın çizdiği sınırları ihlal etmeden insani ilişkilerini sürdürecektir.
Allah’ın koyduğu bu hudutlara uymak kaydıyla, kadınlar da evinden dışarı çıkacak, alışverişini yapacak, ihtiyaçlarını temin edecek, uygun şartlarda rızkını kazanacak, ilim öğrenecek, öğretecek, üstünlüğüne inandığı dünya görüşünü anlamak için gayret edecek, anladığını anlatacak, tartışacak, yaşadığı dünyayı beğenecek veya eleştirecek… Bu, kadın erkek yaşayan her insanın insan olmasından dolayı hakkıdır.
Eğer böyle olmasaydı, yaşadığı dünyayı ve hayatı, hayatın gerçeklerini tanımayan bir insana sorumluluklar yüklemenin mantığını kabullenmekte mümkün olmazdı. Allah dinini sadece erkeklere göndermediğine göre “İman edenler” hitabı kadın ve erkeği kapsadığına göre, bu din hepimiz içindir. Onu yaşamak, tebliğ etmek, öğrenip öğretmek kadın erkek hepimizin görevidir.
Ancak bu görevi yerine getirirken her bir cinsin uyması gereken ilahi ilkelerin varlığını biliyoruz. Bunları ana hatlarıyla yukarıda vermeye çalıştık. Fakat bunların bugün ki uygulanışında ise bir takım aksamaların varlığını görüyoruz. Bir kadının her şeyden önce insanlarla olan ilişkilerinde, Allah’ın kendisine çizdiği sınırları iyi bilmesi ve uygulaması gereklidir. Giyim ve kuşamda, konuşma stilinde, oturuş ve duruşlarında, mekân ve zaman seçiminde, eş, çocuklar, anne ve baba ile olan ilişkilerinde, toplumun yanlış değerlendirebileceği konularda da azami dikkati göstermek zorundadır.
Çünkü bütün bu sayılanlar, insanın dinini ve ırzını insanlardan korumak içindir. Allah Teâlâ kulunun ne halde olduğunu bilme konusunda tercümana, raportöre ve gözcüye ihtiyacı yoktur. Kimin ne niyette olduğunu, nerede nasıl davrandığını bilir. Bu tedbirleri koyması kullarına olan merhametindendir. İnsanların bilmedikleri konularda, bulunabilecekleri kötü zandan inananları korumak içindir.
Bu konulara gösterilecek azami hassasiyetlerle birlikte bir kadın da ihtisas sahibi olduğu bir konuda, sadece erkeklere veya sadece kadınlara yahut her ikisine birden tebliğini sunabilir, sohbette bulunabilir, dinini tebliğ edebilir. Biliyoruz ki Allah’ın bu din ile mükellef tuttuğu kullarının yarısı da kadınlardan oluşmaktadır. Bunun aksini söylemek insanlığın yarısını yok saymak olacağından doğru olması asla mümkün değildir.
İslam’dan önce Arapların genel kabulleri böyle iken İslam kadın -erkek Allah’ın bütün kullarını insana yakışır bir onurla onurlandırmıştır. Toplumda her insanın şahsiyetiyle yerini almasını sağlamıştır. İnsanı, kendi ayağının üzerinde duracak, düşündüğünü inandığını her zeminde savunabilecek konuma getiriyor. Siyahıyla beyazıyla inananları kardeş ilan ederek, üstünlüğün “Takva” ile olduğunu bildiriyor. Bir kadın Cuma namazında devlet başkanı olan Hz. Ömer’e (ra) kalkıp itiraz edebiliyor. Hz. Aişe validemiz, bir hakkın yerine getirilmesi için Cemel vaka’sında gönüllüler ordusuna komutanlık edebiliyor, Peygamberimizle birlikte her savaşa eşlerinden birisi iştirak ediyor. Medine’ye yakın savaşlarda Müslüman hanımlar, karargâhta gerekli hizmetlerde bulunuyor.
Bu sebeple diyoruz ki bugünün kadınlarının da Allah’a kulluğun her safhasında görevleri vardır, görevlerini ifada Allah’tan bir engel olmadığını bilsinler ve O’nun hudutlarını koruyarak sorumluluklarını yerine getirsinler. Bilsinler ki, Allah’ın dinini yüceltme yolunda onlarında omuzlarına yüklenen bir yük bulunmaktadır. Kocalarını ve çocuklarını bu yola teşvik etmede rolleri büyüktür. Allah için yaşamanın, ölmenin hayattan daha sevimli olduğu inancının zihinlere kazınmasında onların telkinlerinin etkisi büyüktür. Allah’ın dinini yüceltmek için gösterilmesi gereken gayretin genel adı cihad dır. Cihad, bir milletin yediden yetmişe tümünün katılımıyla hedefine ulaşacak bir harekettir. Kadınları görmezden gelerek, yok sayarak, dışlayarak yapılacak bir faaliyetin hedefine ulaşma şansı yoktur. Çünkü kadınlar bir toplumun yarısını oluşturmaktadır. Toplumun yarısını dışarıda bırakan bir hareket, ilk adımında kaybetmiş demektir.
Bu nedenle hak olan mücadelemiz için kadınımızla erkeğimizle; gencimizle ihtiyarımızla birbirimizin yar ve yardımcısı olmalıyız ki, Allah da bizim yar ve yardımcımız olsun da, kafirler güruhuna karşı bize yardım etsin!..


