GenelYazarlardanYazılar

Kur’an ile Ahlâklanmak

Her dünya görüşünün/düşüncenin bir ahlâk öğretisi vardır. Daha doğrusu her düşünce kendisini sahiplenenlerinden ön gördüğü ilkeler doğrultusunda ahlâk öğretisini yaşa(t)malarını ister. Bu onun en doğal hakkıdır. Kim neye bağlanmış, her neye iman etmiş ise onun ahlâkını sergileyecektir. Bu bağlamda ahlâksız insan yoktur. İnsan fıtratına ve vahiy öğretisine ters, bozuk ve kötü ahlâk vardır.

Ahlâk, davranış biçimini ortaya çıkaran amal/eylemdir.

Buradan yola çıkarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, davranışlarımız patentini nereden/kimden/neyden alıyorsa biz onu ahlâk haline getirmişiz demektir. Dolaysıyla ahlâk, insanın insanlarla, insanın mahlukatla, insanın eşyayla ve de insanın ilahıyla ilişkisinin eylemler bütünüdür.

Bizim esas konumuz Kur’an ahlâkına dönecek olursak. Kur’an ahlâkı; Allah’ın insanlarda oluşturmak istediği huy, tutum davranışlarla ilgili emir, yasak ve öğütlerin tamamıdır.

Kur’an, kendisini ahlâk haline getirmiş bir topluluk inşa etmek istemektedir.

Biz Mü’minler için Kur’an, Allah’ın Muhammed as aracılığıyla 23 yıl boyunca peyder pey (tedricen) gönderilen kitabın adıdır. Dolaysıyla insanı yaratan Allah, onun biyolojisini, sosyolojisini ve de psikolojisini herkesten ve her şeyden iyi bildiği için, onu ahlâkî bakımdan uyarırken fıtri özelliklerine uygun zaaf, imkân, istidat ve kabiliyetlerini gözeterek ahlaki telkin ve ikazlarda bulunmaktadır. İnsandan istenilen Ahlaki davranışlar onun kaldırabileceği şeylerdir. Dolaysıyla ondan “gücünün üstünde bir şey istememektedir.”

“Ona başına gelen sıkıntıdan sonra katımızdan bir rahmet tattırsak; bu benim hakkımdır, ben kıyametin gerçekleşeceğini de sanmıyorum, Rabbime döndürülsem bile benim için onun katında daha güzel şeyler olacaktır, der. İnsanlara işledikleri amelleri bildirecek ve çetin bir azap tattıracağız.” “Allah üzerinizdeki yükü hafifletmek istiyor. İnsan zayıf yaratılmıştır.” “İnsan aceleden yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim. Benden acele istemeyin.” “Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır. Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır. Ancak namaz kılanlar başka. Onlar namazlarına devam eden kimselerdir. Onlar mallarında isteyenler ve mahrum kalanlar için bir hak ayıran kimselerdir. Onlar hesap gününü tasdik ederler. Rablerinin azabından korkarlar. Çünkü Rablerinin azabından emin olunamaz. Onlar mahrem yerlerini korurlar. Eşleri yani bir sözleşme ile yanlarında bulunanlar hariç. Onlar (bundan dolayı) kınanmazlar. Kim bundan fazlasını isterse işte onlar haddi aşan kimselerdir. Onlar emanetlerini ve verdikleri sözü gözetirler. Şahitliklerini dosdoğru yaparlar. Onlar namazlarını dikkatle kılarlar. İşte onlar cennetlerde ikram göreceklerdir.”  “Onlar gözlerini haram bakıştan yüz çevirirler” “Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve sözü doğru söyleyin.” “Allah kalplerde olanı bilir” (Rum 36, Fussilet 49-50 Nisa 28, Enbiya 37, Mearic 19-35, Nur 30, Ahzab 70, Fatır 38…)

Bu ve bunlar gibi ayetlerden de anlaşılacağı gibi Allah insanın en ince ruhsal özelliklerine varıncaya kadar bilmektedir.

İnsan için aceleci olmak kaçınılmaz bir hal değil, imkân ve kabiliyettir. İnsan aceleci olabileceği gibi sabırlı ve ihtiyatlı/temkinli de olabilir. Bu, kişinin arzularını mutedil tutmasına bağlıdır. Verilen nimetler karşısında tamahkâr/cimri davranabileceğimiz gibi kanaatkâr/cömert de davranabiliriz. Bir amaca aceleyle ulaşmayı arzu edebileceğimiz gibi enini sonunu dikkate alıp zamana bırakmayı da tercih edebiliriz. Nefsi arzularını haram yoldan giderebileceği gibi helaliyle de giderebilir. Her bakışında haram işleyeceği gibi sevapta kazanabilir. Ayetlerde yönlendirilen iyi şeyler farklılık göstermektedir. Yarattığı varlığı bilen Allah ona gücünün üstünde bir teklifte bulunmamaktadır. (Bakara 286)

İnsan, Allah’ın kendisi için ön gördüğü yaşam şeklini ahlâk edinip yaşamadığı taktirde bu sınavı kaybedenlerden olacaktır. Ve bundan dolayı öne sürdüğü hiçbir mazeretin geçerliliği yoktur. Çünkü onu başarabilecek yeterli donanımda yaratılmıştır “Biz insanı saf bir nutfeden yarattık. Onu imtihan edebilmek için işiten ve gören bir varlık yaptık, artık ister şükreder, isterse nankörlük eder.” “Kim iyi iş yaparsa kendi yararına, kim kötü iş yaparsa kendi zararınadır.” “Kim zerre miktarı hayır işlemişse onun karşılığını görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür.” (Leyl 5-6, Fussılet 46 Casiye 15,  Zilzal 7-8)

Bu ayetler iyiliğin olumlu, kötülüğün olumsuz karşılık göreceği gerçeğini çok net ve özlü bir şekilde ifade etmektedir. Bu, insanların adalet duygularına ve ayı zamanda beklentilerine uygun bir anlatımdır. “Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus 44)

Kur’an, ahlâkı eğitimde tedriciliği (aşamalı) önemli bir yöntem olarak kullanır. İstenilen davranış, insanlara bir pedagojik süreçten geçilerek kazandırılmaya çalışılır.

Kur’an’ın, vahyin bir anda değil, insan fıtratına ve toplumsal ihtiyaçlara uygun olarak zaman içinde, yavaş yavaş indirilmesi demektir; bu yöntem, hükümlerin kolayca benimsenmesini ve uygulanmasını sağlamış, Kuran’ın, ilahi iradenin insan psikolojisine ve toplumsal realiteye uygun bir şekilde tecelli etmesi olarak anlaşılır; hükümlerin birden değil, zamana yayarak bildirilmesiyle insanlığın bu mesajı benimsemesi hedeflenmiştir.

Örneğin; Mekke de inen ayetlerde Mü’min’lerin konumlarına uygun Mekke oligarşisinin despotluğunu deşifre etmektedir; haksız yere cana kıyma, zulüm, haksızlık, israf, ölçü ve tartıda hile yapma, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmanın yasaklanması; adaletli davranma, iyilik ve yardımlaşma, infakta bulunma, affedici olma, kimsesiz ve yetimleri korumanın emredilmesi böyledir. (İsra 33, Şuara 40, Araf 31, Mutaffin 1-3,  Hud 85, Araf 56, 85, Fecr 17, Duha 9, Maun 2-3) Bu yöntemle Müslüm topluma kazandırılan ahlâkî duruşun ilkeleri belirlenmektedir.

Kur’an, sadece teori üreten bir kitap değildir.

Bu kitap kendisine vahyolunan Muhammed (as)’ın nevi şahsıyla mündemiç olmuş, ete kemiğe bürünmüş halidir.

Muhakkak ki sizden, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resulünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 21)

“Ve sen çok yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem 4)

“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” (İmam Malik’in Muvatta Hüsnü’l-Huluk, 8)

“Beni Rabbim terbiye etti, terbiyemi de pek güzel kıldı” (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12)

Resulullah Allah’a kulluk görevimizi yerine getirme yollarını ve Kur‘an’ı nasıl yaşayacağımızı bizlere gösteren en değerli örnektir. O’nun modelliği belli konularla sınırlı olmayıp hayatın her alanını kapsamaktadır. O doğruluğu, nezaketi, tevazusu, güvenilirliği, adaleti, hoşgörüsü, cömertliği, mertliği ve daha nice ahlaki güzellikleri ile Mü’minlere örnektir. Rasullah Kur’an’ın yürüyen tefsiri, canlı örneği, ayetlerin şahsında tecelli ettiği bir örnek şahsiyettir.

“Nitekim size içinizden bir resul gönderdik. O, size ayetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitap ve hikmeti öğretiyor; yine size daha önce bilmediklerinizi öğretiyor.” (Bakara 151)

Kur’an ahlâkı, Allah’ın razı olacağı hayat modelidir.

İnsan olmanın, insansı olmaktan kurtulabilmenin yegâne yolu Kur’an ahlâkıyla ahlaklanmaktan geçer.

Ezcümle, Kur’an’ın ahlâkıyla ahlaklanmak düsturunu hayatın her alanına doğru yaymalıyız. Böylece dibe vuran, çürüyüp-kokuşan insanımızı insanlığından çıkaran bu bozuk ahlâkı yeniden tedavi etmek zorundayız. Buna da öncelikle kendimizden başlayarak, nevi şahsımızda mündemiç hale getirip; erdemin, adaletin, dürüstlüğün, bencil olmamanın, yalan söylememenin, rüşvet almamanın, her türden haksız kazancın, empatinin… nasıl olması gerektiğini yaşayarak bütün bir topluma yayma gayreti içinde olmak zorundayız. Bu imanî sorumluluğumuzu yerine getirmek mecburiyetindeyiz…

Vesselam

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir