GenelMektuplara Cevap

Kur’an tek başına yeterli bir kaynak mıdır?

Cevap: İslam’da dinin kaynağı Allah’tır. Allah ise dinini insanlığa Kur’an ile göndermiştir. ”Kitap nedir iman nedir bilmezdin sana biz öğrettik” (42/53) buyurduğu ve kendisiyle elçiye bilmediğini öğrettiği kaynak da Kur‘an’dır.

“İşte böylece sana Arapça bir Kur’an indiriyoruz ki, onunla Ana şehir (Mekke) halkını ve çevresindekileri uyarasın…”(42/7)

“Bu Kur’an Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir şey değildir. O ancak kendinden öncekilerin doğrulanması ve kitabın açıklanmasıdır. O’nda şüphe yoktur ve alemlerin Rabbi katındandır.”(10/37)

“(Ey Muhammed)! Sana vahyedilene sımsıkı sarıl, muhakkak ki sen dosdoğru bir yoldasın. Doğrusu bu Kur’an sana ve kavmine bir öğüttür. Hepiniz ondan hesaba çekileceksiniz.”(43/43-44)

Bu durumda hepimizin sorumlu tutulduğu kaynak belirlenmiş olduğundan dersimize Kur’an’dan çalışmamız gerekecektir. Peygamber de ümmetleri de ondan hesaba çekileceğine göre durum bunu göstermektedir. Buna böyle inanan Hz. Muhammed (a.s) da hayatı boyunca Kur’an’dan asla ayrılmamış, onu sünnet edinmiştir.

Sünnet, kelime manası itibariyle bir ömür takip edilen izi, sürekli gide gele yol edinmektir. Peygamberimiz Kur’an’ı bu manada yol edinmiş, asla onun çizdiği yoldan ayrılmamıştır. Biz sünneti bu manada anlıyoruz. Bu anlamda ki sünnet İslam’ı yaşama biçimi olduğundan her müslüman için takibi zorunlu bir farzdır. Bunsuz İslam ve İslami yaşantı da mümkün değildir. Bizim sünnetten kastımız budur. Farz ve vacibin dışında kalan nafileler anlamında, fıkıh dilinde kullanılan sünneti kastetmiyoruz. Peygamberimizin vahye muhatap olduğu günden ömrünün sonuna kadar, Kur’an’dan anladıklarıyla sergilediği anlayış ve yaşayışını kastediyoruz.

Bu noktadan bakıldığında Peygamber içinde bizim içinde dinin kaynağı Kur’an’dır. Peygamber için yeterli olan bir kaynak elbette bizim içinde yeterli olacaktır. Bizim önümüzde Peygamberi bir örneklik olması ve bizim bu uygulamadan istifade edişimiz hiçbir zaman dinin kaynağını ikiye çıkarmaz. Bu uygulamalar Kur’an’da var olan bir hükmün hayata geçirilmesiyle alakalıdır. Kur’an’a rağmen yapılan bir şey değildir olamaz da. Günlük yaşamın gereği olarak ortaya çıkan yeni durumlarla ilgili yapılması zorunlu olan içtihadi kararlardan hiçbiri dinin kaynağına aykırılık ve ona rağmen olamaz. Kur’an’la belirlenen ana ilkelere uygun olmak şartı herkes için, her zaman ve zeminde geçerliliğini koruyan ana ilkedir. Bu nedenle meşruiyetin kaynağı Kur’an’dır ve her zaman yeterli bir kaynaktır. Çünkü çözümün ilkeleri ondadır.

Kur’an’ın dışında kalan hadis külliyatı, fıkıh külliyatı, siyer ve tarih kaynakları Kur’an’a uygunluğu ölçüsünde istifade edebileceğimiz bilgiler ve yaşanmış tecrübelerdir. Bunların hayatımızdaki yeri bundan ibarettir. Geçmişin anlayış ve uygulamaları hiçbir zaman dinin kaynağı olarak görülemez.

Bu dinin Peygamberi yirmiüç yılık vahiy hayatı boyunca böyle bir şey yapmamış hep o konuda Allah’ın vahyini beklemiştir. Mekke hayatında içkiden şikayette bulunmaya başlayan müslümanlara, herhangi bir yasak koymamış, konuyla ilgili gelen ayetleri okumakla yetinmiştir. (4/43), (2/219), (5/90-91)

Aynı durum faiz içinde geçerlidir. İlahi ikaz gelene kadar “eşyada aslolan mubahlıktır” kuralı gereğince, Medine’nin son yıllarında ilgili ayetler gelene kadar herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Bu uygulama bir tesadüfün eseri değildi almış olduğu vahyi disiplinin sonucuydu. Biliyordu ki din Allah’ındır. Allah ne vermiş ise ona teslimiyet gerekir.

Bizim için kemale erdirilip tamamlanmış bir din olan (5/3) İslam vardır. Ki bu Allah katında makbul olan bir dindir. (3/19) Bundan başkasının da Allah katında kabul edilmeyeceği (3/85) açıklanmıştır. Bu nedenle diyoruz ki, dinimiz İslam, kendimiz de muvahhid bir müslüman olmak istiyorsak yolumuzu belirleyen de Kur’an olmalıdır

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir