
Kurana indirildiği lîsan ile alakalı nispet edilen sıfatların amacı nedir?
SORU: Dokuz Ayette Kur’an’ın “Arapça” ve de; ‘Hüküm’, ‘Apaçık’, ‘Okunan’ ve ‘Kur’an’ olarak indirildiği belirtilmiştir. Arapçayı tam manasıyla bilen, Arap bir topluma niçin bu kelime ile vurgu yapılmaktadır? Bir mevzuyu anlatırken anlamayan veya anlamamakta ısrar eden kimseye sitem veya kızgınlıkla “Türkçe konuşuyorum anlamıyor musun?” denmesi gibi bu Ayetler de mecazî cihetten bir tenkit midir?
CEVAP: Elbette meselenin bir boyutu böyledir. Diğer boyutu ise insan fıtratını esas alan bir yöntemle insana yaklaşıldığının kanıtıdır. Nitekim İbrahim suresinde şöyle buyurmaktadır:
“Biz, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik ki; onlara, apaçık anlatsın diye. Bundan sonra Allah; sapıklığı dileyeni sapıklıkta hidayeti dileyeni de hidayette kılar. Çünkü O azizdir hakîmdir.” (İbrahim 14/4)
O izzet sahibidir. Kimseye zorla bir işi yaptırıp suçlamaz. Yaptığı işi hikmetle yerli yerince şanına yakışacak biçimde yapar. Asla ilkesiz kuralsız yapmaz. Kendi koymuş olduğu kurallara en çok kendisi riayet eder demektir. Bu ayete, “Allah dilediğini saptırır dilediğini hidayette kılar” şeklinde mana verirseniz bu işin ne ilkesi kalır ne hikmeti. Bu nedenle bu ifadelere gerekli ihtimamın gösterilmesi gerekmektedir. “Dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin” (Kehf 18/29) buyuran Allah, asla bu sözüne rağmen, “dilediğimi hidayette kılarım dilediğimi sapıklıkta bırakırım” buyurmaz. Özellikle insanın kendi eylemleri ve seçimlerinde asla insan iradesine müdahale etmez. Aksi halde insanın davranışlarından sorumlu tutulmasının anlamı kalmaz. Bu nedenle her peygamberi o kavmin dilini konuşan bir elçi ile uyardığı gibi, o elçinin de kendileri gibi bir insan olduğunu, “arkadaşınız” dediğini, “anlayasınız” diye kitabını ve hitabını o kavmin diliyle gönderdiğini ifade etmesinin hikmeti elbette anlaşılmak meselesidir. İnsan ancak kendi diliyle yapılan hitabı anlar ve ona karşı gerekli tepkiyi gösterir. Bu nedenle Arap da Kur’an’a anlamadığı için değil anladığı için tepki göstermiş; tez elden ondan kurtulmaya çalışarak onu okuyanı sürgüne göndermiştir. Ancak Taşraya sürülen İslam, Allah’ın yardımı ve Müslümanların gayretiyle merkezi kuşatıp teslim almıştır. Eğer Araba anlamadığı bir dil ile hitap edilse idi, insanlar üzerinde böylesine değiştirici bir etki meydana getiremezdi.


