GenelYazarlardanYazılar

Kur’an’ı Hayata Hâkim Kılmak

O, size Kitap’ı ayrıntılı bir halde indirmişken Allah’tan başka bir hâkem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, bilirler ki bu Rabb’inden Hakk1 olarak indirilmiştir. O halde, sakın kuşku duyanlardan olma! (6 En’âm 114)

1- Gerçeği kesin olarak bildiren mesaj, gerçek doğruluk.  Gerçeklik. Bir şeyin aslı ve esası.

Kur’an’da “Muhammed” isminin geçtiği tek Süre olan (47- Muhammed 2. Ayetinde)

ise Resul/Elçi sorumluluğuyla görev yapan “Muhammed Nebi’ye vurgu yapılarak;

 İman eden, Sâlihâtı yapanlar ve Rabb’leri tarafından Muhammed’e indirilen “Hakk’a” inanan kimselere gelince, Allah onların kötülüklerini örtüp durumlarını düzeltecektir.Şeklinde müjde verilerek Kur’an’a iman edilmesi gerektiği ifade edilmektedir.

Resul’ün “Muhammed” ile aynı köke sahip “övgüye daha layık olan” anlamına gelen “Ahmed” ismiyle (veya sıfatıyla) geçtiği tek ayette de “Ahmed’in elçiliği” vurgulanarak;

 Hani Meryem oğlu İsa: “Ey İsrailoğulları! Ben, elinizdeki Tevrat’ı doğrulayan ve benden sonra gelecek olan, adı Ahmed olan bir resulü müjdeleyen Allah’ın Resul’üyüm.” demişti. Fakat onlara beyyineler1 getirince, onlar: “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler. (61-Saff 6)

1– Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgiler.                                                                                                  

Hz Nebi Kur’an’la sadece evrensel hükümler getirirdi. O’na, Kur’an ayetleri gelmediğinde ise bir şeyler uydurmasını isteyenler oldu. Oysa Resul’ün sadece vahye uyduğu, aşağıdaki ayetlerden anlaşılmaktadır:

Onlara bir ayet getirmediğin zaman, “Derleyip uydursaydın ya.” derler. De ki: “Ben ancak Rabb’imden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, inanan bir halk için Rabbinizden gelen bir basiret, bir yol gösterici ve bir rahmettir.” (7- A’râf 203)

 Bu Kur’an; bana, sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyedildi. (6- En’âm 19)

Şayet Nebi’ye uymaktan kastın, hadislere ve Nebi’nin kavminin geleneklerine uymak olduğu söylenirse; o zaman İbrahim Nebi’yi örnek almamızı söyleyen ayete göre, O’nun kavminin geleneklerini öğrenmemiz ve hadislerini de bulmamız gerekmektedir. Oysa Muhammed Nebi’nin de, İbrahim Nebi’nin de davranış şekilleri Kur’an’da anlatılan ve örnek almamız istenen davranışlardır. Zaten Kur’an’ın ortaya koyduğu adalet, merhamet, dürüstlük, Allah’ı çok anma, Allah’ın koyduğu sınırları gözetme prensipleri ve davranışları, Nebi’lerin sadece ilettiği değil aynı zamanda uygulayıcısı oldukları prensip ve davranışlardır. Kısaca Kur’an’da anlatılan tüm ahlaki ilke ve davranışları uygulamak Nebi’yi örnek almak demektir çünkü onun ahlakı Kur’an ahlakıdır.

 Hz Nebi Allah’ın vahyi olan Kur’an’a uyar. Kur’an’da açıklanmayan konularda kendi görüşüne göre hareket eder, fakat bu fiillerinde de Kur’an ahlakını esas almaktadır. Hatta gündelik hayatında Nebi’nin bazen hatalar yaptığını da yine Kur’an’dan öğrenmekteyiz. Fakat Kur’an’da bu hataların açıklanarak; sadece ilahi mesajı ileten Elçi/Resul görevinin dışında kendisinin “Ayetlerde sıkça hatırlattığı gibi” aynı zamanda insan/beşer olduğunu ve hatalarının Allah tarafından yine ayetlerle düzeltildiğine şahit olmaktayız. Şöyle ki;

Öyleyse sakın yetimi hor görme. Sakın isteyeni geri çevirme.(93 Duha 9-10)

(Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir. (33- Ahzâb 37)

1- Toplumsal değer yargılarını önemsiyorsun.

Bu Ayette Allah konuyu çok açık bir biçimde bizlere ifade etmesine rağmen; Nebi’ye yönelik bazı hadis ve tefsir kaynaklarında, çok çirkin yakıştırmalar ve iftiralar yer almaktadır. Oysa Nebi; vahyin temsilcisi olma şerefine erişmiş, yüksek ahlak, izzet ve erdem sahibi bir kimsedir. Böyle bir kimse olduğu göz ardı edilerek, Zeyd’in boşanmış eşi ile evliliğini basit ve aşağılık düşüncelerle anlatmaya çalışmak müminlere yakışmayan bir davranıştır. Bu ahlaksız iftiralara inanan bazı kimseler, bu konuda çeşitli tereddütler yaşamaktadırlar. Oysaki o büyük şahsiyet bir şey yapmış ve Allah tarafından uygun görüldüğü için düzeltilmemişse, yaptığı şeyi eleştirmek Nebi’yi değil Allah’ı eleştirmek olur ki; bu da Kur’an’ın deyimi ile fahşa (haddi aşmak) olur.

Bu örnekler aynı zamanda, Nebi’nin Kur’an dışındaki her sözünü, her hareketini vahiy olarak göstermeye çalışanların iddialarını da çürütmektedir.

Şu gerçek unutulmamalıdır ki: Bir konuda yargıda bulunmak için gerekli olan ana koşul, o konu hakkında kesin bilgi sahibi olmaktır. Hakkında kesin bilgi sahibi olunmadan, yani bir şeyin neden ve niçin yapıldığı, nasıl olduğu bilinmeden yargıda bulunulamaz. Bıçakla cinayet işleyen birisi hemen katillikle suçlanır. Oysa öldürme sebebi anlaşıldığında belki de masum birisini hasmından kurtarma çabasıyla bu eyleme karıştığı görülecektir. Hz. Nebi’nin Zeyd’in boşanmış eşi ile evliliği öncesi ve sonrası konusunda da aslında neden ve nasıl olduğuna dair de kesin hiçbir bilgiye sahip değiliz.  Geleneksel kaynaklarda yer alan uydurma bilgilerden hareketle yargıda bulunanlar, Nebi’ye atılan iftiraya ortak olmaktadırlar. Oysa şayet Hz Nebi bir şey yapmışsa, olması gereken ona hüsnü zanla yaklaşmak olmalıdır. Bir mümine yakışan o na olan güvenimiz ve inancımızın gereği olarak o nun adil olduğunu ve asla haksızlık yapmayacağını, her zaman gerekeni yaptığını düşünüp bundan kesinlikle şüphe duymamaktır.

 Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler belli olmadan, yalancılar bilinmeden, onlara niçin izin verdin? ( 9-Tevbe 43)

Bu Sürenin 42. Ayetinde, Allah yolunda savaşmaktan, mücadele etmekten kaçınan kimselerin yalan dolu mazeretlerine inanıp onlara izin veren Nebi’nin bu yanlış tutumundan dolayı, Allah kendisini yine ayetiyle uyarmaktadır.

Bu örneklerde, görüldüğü gibi Resul sıfatını taşımadığı zamanlarda Hz. Nebi de bir kul olarak insani kimliği ile hatalar yapabilmekte ve yanılabilmektedir. Fakat diğer kullardan farkı, seçilmiş bir kul olması münasebetiyle bu gibi durumlarda Allah tarafından ayetle ikaz edilerek bu özel kulunun yanlış davranışları düzeltilmektedir.

Aşağıdaki ayetlerde, Hz. Muhammed’in henüz Nebi tayin edilmeden önceki yaşamını tarif eden bilgileri öğrenmekteyiz:

 Seni yetim bulup, barındırmadı mı? Seni şaşırmış bulup, doğru yolu göstermedi mi?

Seni muhtaç durumda bulup nimetlendirmedi mi?  (93- Duhâ 6-7-8)

 İşte böylece sana buyruğumuzdan bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. 

(42- Şûrâ 52)

Kur’an’ın hayata hâkim kılınmasında en önemli kavramların başında yer alan Hikmetin Kur’an’da bulunduğuna dair birçok ayet vardır:

 Nitekim içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitap’ı ve Hikmet’i1 öğreten, size bilmediğiniz şeyleri öğreten bir Resûl gönderdik. (2-Bakara 151)

1- Hikmet Kur’an’ın niteliklerinden birisidir. Tıpkı Kur’an ve Zikir, Kur’an ve Furkan gibi. Kur’an’ın toplumu güçlendirmek, sağlam kılmak, baskı, zulüm ve fesadı engellemek için konulan yasa, kural ve ilkeler ile ilgili alanını öne çıkaran bir nitelemedir..

17 İsra Suresinde 27. Ayetten önce ki 22-23 ve 26. Ayetlerde: “Allah’la beraber başka ilahlar edinmemek. Allah’tan başkasına kulluk etmemek, ana babaya iyi davranmak. Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını vermek, israf etmemek” gibi Allah’ın hikmet olarak vahyettikleri emirleri bildirildikten sonra 39. Ayette şöyle ifade edilmektedir:

İşte bunlar, senin Rabbi’nin, sana hikmetten vahyettiği şeylerdendir. Allah ile birlikte başka ilah edinme. Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak Cehenneme atılırsın. (17- İsrâ 39)

 Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Elçiye/Resule itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız; onu Allah’a ve Elçiye/Resule arz edin. Hayırlı olan budur. (4-Nisai 59)

İnsanlar topluluklar halinde yaşarlar. Bu toplu yaşamda, savaş ve barış kararı gibi kimi kritik  durumlarda kararı, ortak prensipleri belirleyip ortak kararlarla hayata geçirmek gerekir. Elçi (Hz. Muhammed) kendi döneminde toplumsal yönetimin başı olarak birçok kritik karar almıştı. Bunlara da uymak gerekirdi çünkü Hz. Muhammed o dönemde hem Allah’ın evrensel mesajlarını ileten elçiydi, hem toplumunu yönetme vazifesi vardı, yani aynı zamanda “emir sahibi” (ulul emr) olarak toplumunun başıydı. Nebi’nin başka şehirlere gönderdiği veya ordunun başına atadığı “emir sahipleri” olduysa, elbette onlara da itaat gerekirdi ve bu itaat da dolaylı olarak ona itaatle bağlantılıydı. Ayrıca kendisinin altında başka “emir sahipleri” (ordu komutanları gibi) atarsa, bunlar da yönetimde görev üstlenmiş olurlardı ve onlara da uymak gerekirdi.

Hz Nebi sadece vahyi insanlara ulaştıran değil, aynı zamanda bu vahyi uygulayan ve İslam ümmetinin ilk tohumunu ekip onu filizlendiren kişidir. Vahye uymakla ilgili kısım evrensel olmakla beraber, Medine’ye hicretinden sonra 623. Yıllarda kurduğu devletin başkanı ve savaşlarda ordu komutanı olarak verdiği kararların birçoğu, İslam’ın evrensel prensiplerine göre olsa da, uygulamaların içeriği tarihin o döneminin geleneksel ve teknoloji şartlarına göre belirlenmekteydi. Örneğin Müslümanlara karşı bir savaş açıldığında kendilerini savunup cihat etmeleri Kur’ani evrensel bir prensiptir fakat Hz Nebi ile beraber o dönemdeki bir savaşta hendek kazılması bu evrensel prensibin “güncel” bir uygulamasıdır. Vahyin koyduğu evrensel prensip değişmez ama dönem değişip de Müslüman toplumlar yeni silahlarla yok edilmek istenirse, o zaman yapılması gereken şey cihatlarda yeni silahlara karşı koyacak olan geliştirilmiş yeni savunma sistemlerini üreterek devreye sokmak olmalıdır.

Hz Nebi’nin vefatından sonra yerine yönetici olarak seçilen liderler, kendi dönemlerinde “emir sahibi” olmakla ilgili vazifeyi yerine getirmişlerdir. Kur’an’da bu kişilerin kimler olacağı ve nasıl seçileceği hakkında hiçbir açıklama bulunmaz. Bu kişilerin nasıl seçileceğiyle ilgili yöntemin ne olacağı, seçilenler yanlış yaparlarsa hangi mekanizmalarla düzeltilecekleri de tamamen Müslümanların ilgili tarihteki özgür iradeleriyle yapacakları uygulamalara bırakılmıştır. Fakat bunun sonucunda özgür iradeyi doğru bir şekilde kullanıp kullanmamanın mesuliyeti de elbette bu seçimleri yapanların üzerinde olacaktır.

Sonuçta bu seçim o ülkede nasıl bir sistem kurulacağıyla alakalı bir konudur. İlahi bir emir yoktur, fakat bu sistem “emir sahiplerine” hiçbir zaman Allah’ın hükümlerine ilave veya eksiltme hükümler getirme serbestliği vermez, aksine dinin evrensel prensiplerinden taviz vermeyen bir sistemin işletilmesini onlara zorunlu kılar.

Kur’an’ın hükümlerine inanan yaşamına geçiren her Müslüman, elçiye itaatin gerekliliğini bilir. Elçinin bize miras olarak bıraktığı yegane kaynak Kur’an’dır. Bunun dışında kayda alınmış yazılı başka bir kaynağa izin vermemesi Hz Nebi’nin Kur’an’ı imanla mesul olduğumuz yegâne kaynak olarak bıraktığının en belirgin delilidir. Kur’an’ı bu manada tek kaynak olarak görmek ve zanna dayalı beşeri olan diğer tüm kaynakların iman değeri olmadığı için, din adına tek otoriteyi Kur’an’a vermek; hem mesajın sahibi Allah’a, hem de mesajı getiren elçiye itaatin gereğidir.

Kendilerine okunan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Elbet bunda inanan toplum için rahmet ve zikir vardır. ( 29-Ankebut 51)

Allah’a, ve Resule (elçiye) olan itaati birbirinden ayırıp adeta din adına ayrı ayrı otoriteler varmış gibi sapkın düşüncelerden Allah cümlemizi muhafaza buyursun.

Her şeyin en doğrusunu, Kâinatın Yaratıcısı ve Sahibi Olan Yüce Rabbim Bilir. Yeni bir konuda buluşmak üzere esenlikle kalınız.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir