GenelYazarlardanYazılar

KÜRESEL GÜÇLERİN YENİ DENGE ARAYIŞI VE BÖLGEMİZDEKİ “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİ

Çin-ABD ticaret savaşı, 7 Ekim’de deşifre olan/ABD-(Siyonist) İsrail’in ortak çıkarlarının bir gereği olduğu anlaşılan malum planın başarısızlığı sonrasında -her ne kadar katliamlar/soykırım fiilen durdurulmasa da- bölgemizde mazlumlar lehine gelişmelerin işaretleri gündeme geldi. Hindistan-Pakistan savaşının malum aktörler tarafından yeniden tetiklenmesi ise malum beklentileri akla getirdi…

Geçmişte olduğu gibi çeşitli bahanelerle gündeme taşınan Hindistan-Pakistan savaşının, bu kez, küresel ve bölgesel yeni denge arayışının kritik bir aşamasında gündeme gelmesi, bahse konu gelişmenin boyutlarını ve derinliğini daha da arttırmaktadır. Ancak bu konuyu yorumlarken, öncelikle Hindistan’ın, son planda da Pakistan’ın küresel ve bölgesel güç mücadelesi sürecindeki duruşlarının tam olarak netleşmemiş olduğu gerçekliğini ve bu durumun nereye doğru evrileceği yolundaki tartışmaları dikkatli bir okumaya tabi tutmamız gerekmektedir. Aynı zamanda bilhassa Pakistan’ın son dönemlerdeki ABD ile ilişkilerindeki ciddi sorunlar ve Çin ile ilişkilerindeki gelişmelerin nereye doğru evrilmeye devam edeceği de sürecin seyri açısından kritik öneme sahiptir. Yaşananların seyrinin, Pakistan ile Türkiye’nin tarihi derinliğe sahip ilişkilerinin niteliğiyle de doğrudan bağlantılı olduğu ve bunun her geçen gün daha da stratejik düzlemde güçlenmeye devam etmesi gerçekliğiyle güçlü ilişkisi de ortadadır. Öyle ki Türkiye’nin “sistem içi” çıkış arayışı sürecinde, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) eksenindeki jeo-politik düzlemdeki hedefleri, Çin-Pakistan ilişkilerinin yanı sıra ABD-Pakistan ilişkilerinin de seyrinin belirlenmesinde kritik öneme sahiptir.

Bu çerçevede Hindistan-Pakistan savaşının başlangıç nedeni olarak Hindistan’ın Pakistan’ı suçlaması karşısında Pakistan’ın “Uluslararası Komisyon” önerisinin dikkate alınmaması bizce manidardır. Aynı zamanda “güvenlik kaynakları”nın saldırıdan İsrail-Hindistan “istihbaratını” sorumlu tutmalarına rağmen Hindistan’ın, (Siyonist) İsrail tarzı, tehditlerle öne çıkmasının da arka plandaki mesajı ortadayken taraflar, orduları alarma geçirdiler. Vatandaşlara dön çağrısı yapıldı, hava sahaları kapatıldı; “Ateşkes Anlaşması” feshedildi. Dahası Pakistan’ın suyu kesildi ve iki ülke karşılıklı gövde gösterilerine başladılar… Sınırlarda büyük çatışmalar meydana geldi… Bu arada İsrail’in ise, bir taraftan “Terörsüz Türkiye”-“Terörsüz Suriye” süreçlerini sabote etmek üzere ABD’nden onay beklerken diğer taraftan böyle bir savaşın arka planında İsrail istihbarat örgütüyle anılıyor olması ve ABD’li bir yetkilinin de savaştan birkaç gün öncesi Hindistan’da bulunması bölgemizde  beklenen kritik gelişmelerde son aşamaya gelindiği  bilgisini çağrıştırmaktadır. Öyle ki gerek ABD içinde, gerekse de İsrail’de, bölgemizde beklenen mutabakatlardan memnun olmayacak olan muhalif odakların hareket halinde olmalarını başta türlü yorumlamak kolay olmayacaktır.

ABD-Türkiye ilişkilerinin “yeni dönemin”de Trump gibi pragmatik bir başkanın bölgeyle ilgili planlarına karşın ABD içindeki muhalif unsurların Türkiye’ye yönelik tehditlerinin dış ve iç medyaya yansıtıldığı hepimizin malumu. Keza, (Siyonist) İsrail’in Katil/soykırımcı başbakanı Netanyahu’nun, son günlerdeki açıklamaları da ortada. Ne diyor, terörist Netanyahu?

“Bir kaç km ötede, Akdeniz kıyılarında Halifelik kurulmasına (Suriye’deki süreci kastediyor olmalı…) izin vermeyeceğiz.”

Terörist Netanyahu’nun bu cümlesi, sıradan bir cümle değil! Çünkü, bu cümle, bölgede bir halifelik kurulmasına yönelik güçlü bir sürece dikkat çekmemektedir. Türkiye’nin,“sistem içi” çıkış arayışıyla, olabildiğince Batı’nın vesayetinden kurtulma mücadelesinin nelere mal olacağı hususunda Batı/ABD’yi uyarıcı bir mesaj da olamaz. Dolayısıyla Türkiye’nin birçok başlıkta geldiği seviyenin yüksekliğinden duyulan tedirginliğin ifadesi de değildir bu cümle. Buradaki sıkıntı, bölgede yaşananların geldiği aşamanın, orta ve uzun vadede İsrail’in endişelerini arttırması ve jeo-politik, aynı zamanda jeo-stratejik kaygılarının bir yansımasıdır. Hatırlanırsa, yakın bir zamanda Netenyahu ABD’den Türkiye ile aralarında arabulucu olmasını açık açık istemişti. Ve buna karşın ABD’nin pragmatik/tüccar başkanı, ABD’nin bölgedeki hesaplarını ön plana çıkararak, “makul olursan Türkiye ile aranızı bulurum” demişti. Daha da ötesi Netenyahu gibiler, Türkiye-İsrail ilişkilerinde tekrar “eski Türkiye” dönemine dönülmesini istemektedir. Ne var ki bölgesel ve küresel değişim sürecinin geldiği aşama böyle bir dönüşün mümkün olamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Çok gerilere gitmeye gerek yok. Bir önceki ABD başkanı Biden’ın dostlarıyla (Türkiye içi ve dışı muhaliflerle) birlikte “diktatör Erdoğan’ı yıkacak ve yerine “Demokratik Türkiye”yi inşa edeceklerdi… Tıpkı, ABD’nin demokrasi götürmek üzere girdiği ülkelerde yaptığı gibi katliamlar yapacak, Türkiye’yi de eski günlerdeki gibi tekraren tam kontrolüne alacaktı. Yani, “Emperyalizmin mızrak ucu” olan “Demokrasi”yi Türkiye’de bir kez daha kullanacaktı. “Romantik Demokrat”ların hala algı yönetimi teknikleriyle çıkış aradıkları bir dünyada.

Bazılarının anlamakta zorluk çektiği, “sistem-dışı” duruşunu koruyarak reel-politik okumanın ne demek olduğunu anlamamakta ısrarlı olduğu malum süreçte, gelinen aşamada, ABD-Türkiye ilişkilerinin yeni bir döneme girdiğinin farkına varmak gerekir artık. Bu bağlamda (Özellikle) “Ortadoğu”da, ABD-(Siyonist) İsrail ile Türkiye ve “müttefikleri”nin güvenlik ve gelecek kaygıları hızla karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır. Mevcut şartlarda ABD ve Türkiye’nin karşılıklı çıkarları, bir önceki dönemde, Hakan Fidan’ın çarpıcı bir şekilde ifade ettiği üzere ya güçlü bir mutabakata ya da güçlü bir çatışmaya girmelerini kaçınılmaz hale getirmiş bulunmaktadır. Son zamanlardaki gelişmeler daha çok “mutabakatı” işaret etmekte ve buna siyonistler ve ABD’deki dostları muhalif gözükmektedir. Oysa, son dönemde yaşananları kısa vadeli okumak yerine orta ve uzun vadeli okuyanların ortak kanaati, güçlü bir mutbakatın kaçınılmazlığı yönündedir. Aksi takdirde ABD’nin bölgedeki gücü ve hakimiyeti giderek zayıflayacaktır. (Siyonist) İsrail’i ise bekleyen, travmatik/makus bir gelecekten başka bir şey değildir…

Küresel ve bölgesel yeni denge arayışı sürecinde Asya-Pasifik’de mukadder gözüken bir çatışmada, ABD ve müttefiklerinin nasıl bir yol ve yöntem izleyeceklerini kestirmek kolay değildir. Ancak çeşitli gerekçelerle gündeme gelen Hindistan-Pakistan savaşı üzerinden ABD’nin avantaj elde etmesi beklenilmemelidir. Çünkü gerek Hindistan ve gerekse de Pakistan’ın “duruşu” henüz bir netliğe kavuşmadığı gibi (özellikle) Pakistan-Türkiye ilişkilerinin geleceği hususunda da görünenin ötesinde beklentiler, taraflarca da müzakere edilmektedir…

Dolayısıyla bölgesel ve küresel yeni denge arayışı sürecinin geldiği aşamada Türkiye-ABD ilişkilerinin “yeni dönemi”nin zorladığı malum gelişmelerin sahaya yansımaları, zor da olsa gerçekleşeceğe benzemektedir.

“Terörsüz Türkiye”-“Terörsüz Suriye” Ve…

İktibas Çizgisi okuyucuları hatırlayacaklardır…

Küresel ve bölgesel değişim sürecinin açtığı alanda “sistem içi” bir çıkış arayışı süreci başlatan (Ilımlı) Laik-Demokrat/Batı referanslı yeni Türkiye, gelecek ve güvenlik tehdidinin somutlaştığı bir dönemde denge/dengeci politikalarla ve -tarihi ve stratejik derinliğinin- farkına vararak kendi eksenini oluşturma mücadelesini netleştirdi. Kuruluşundan beri Batı/ABD vesayetindeki Türkiye, BOP/GBOP’un bir unsuru olarak ideolojik çizgisini yumuşatarak yoluna devam ediyor olsa da, bir imparatorluk bakiyesi olmanın avantajlarını da kullanarak ABD ile ilişkilerini yeni bir eksene taşımayı başarmış gözükmektedir. Dolayısıyla belirli bir döneme kadar ABD/Batı desteğiyle “sistem-içi” güç ve çıkar mücadelesini sürdüren yeni Türkiye, özellikle 15 Temmuz 2016’dan itibaren, -ABD ve AB desteğine sahip “Muhalefet Bloku” ile- karşı karşıya geldikten sonra “sistem-içi” mücadelede öne çıkmayı başardı. Ve çok zor dönemler geçirse de bir çok alandaki önemli hamleleriyle dünyanın da dikkatini çekti. Aynı zamanda, arka planda ABD/Batı’nın olduğu terörle mücadele konusunda da yöntem değiştirdi Türkiye. Güçlendirilen istihbarat örgütünün dış operasyonlara katılabilmesinin de önünü açtı. En önemlisi de bu arada terörün bitirilmesi hususunda iki önemli hamle yaptı. Bunlardan birincisi ABD ile birlikte hareket ettikleri dönemin sonuna doğru, ABD’nin alan açmasıyla gündeme gelen ve ABD’nin strateji değiştirmesi sonrası gelişmelerle birlikte masanın devrildiği malum “Çözüm Süreci” idi. İkincisi ise çok farklı bir bölgesel ve küresel konjonktürde gündeme geldi. Ne var ki kimileri bu ikinci süreci birincisiyle benzer bir süreç olarak okumayı tercih ettiler. Ama hiç de öyle değildi. İkinci süreç, birincisi gibi ABD’nin açtığı alanda gündeme gelen ve yine ABD’nin müdahelesi ile masanın devrildiği bir süreç değildi. ABD-Türkiye ilişkilerinin yeni bir döneme girmesinden sonraki bölgesel ve küresel değişimlerin sonucu oluşan jeo-politik dengelerin açtığı alanda gerçekleşti, ikinci süreç. Küresel düzlemdeki ekonomik krizler, enerji krizi, Ukrayna-Rusya Savaşı ve 7 Ekim’de deşifre olan ABD-(Siyonist) İsrail’in bölgesel planının başarısızlığı sonrasında bölgedeki yeni denge arayışının açtığı alan, Türkiye için hem olumsuz hem de olumlu boyutlara sahipti. Dahası, 8 Aralık’ta başlayan Suriye’deki gelişmelerin bölgede yeni bir güç dengesini ortaya çıkarması ABD-Türkiye ilişkilerinin de yeni döneme evrilmesinin önünü açmış oldu. Her ne kadar jeopolitik yeni dengeler, “güçlü”nün haklı görüldüğü “Batı medeniyeti” eksenli dünya düzeni ve/veya düzensizliğinde Gazze’deki katliamı durduramasa da ABD’nin, bilhassa (geniş anlamıyla) bölgede Türkiye’ye olan ihtiyacını kritik bir aşamaya taşımış oldu…

Ve Türkiye, devlet olarak, gelinen aşamada, dış tehdit ve risklere karşı “iç bütünlüğü”/iç barışı sağlama maksatlı ikinci bir süreci gündeme taşıdı. “Devlet’in deklarasyonu”, “Devlet Bahçeli”nin dilinden gündeme taşındığı gibi geçmişin aksine hiçbir şart, hiçbir pazarlığın söz konusu olmadığı bir “süreç”, devlet’in planladığı gibi sahaya yansıtılmaya başlanıldı. Ve söz konusu süreç, kimilerinin aksi yöndeki beklentilerine rağmen önemli gelişmelere neden oldu. Geniş anlamıyla bölge sosyolojisinde olumlu bir atmosfer oluşturdu. Bu arada, “Örgüt kendini feshetti, silahları teslim süreci de başlayacak”… “Peki bu durumda devlet ne verecek?” ve bunun gibi Soruları ise gerek Abdullah Öcalan’ın açıklamaları ve gerekse de anlaşıldığı kadarıyla iyi planlamanın sonuçlarıyla cevabını bulmuş gözükmektedir. Her ne kadar ABD-Türkiye ilişkilerinin yeni döneminde, Siyonistlerin ve onların ABD’deki fanatik destekçilerinin ortaya çıkaracağı sorunların gündeme gelme ihtimali bulunsa da bölgesel ve küresel düzlemdeki jeo-politik dengeler, bu engelleri aşacak bir niteliğe sahip gözükmektedir.

Evet, (Siyonist) İsrail, Suriye’de yaşanan yeni sürecin kendi güvenliği ve gelecek hesapları için bir tehdit olacağının farkındadır. Keza İsrail, yeni jeo-politik dengelerle birlikte “eski Türkiye” yerine “yeni Türkiye” gerçekliğiyle karşı karşıya olduğunun da farkındadır. Ancak, ABD ve AB ülkeleri, gerek İsrail’in güvenliği ve gerekse (Batı’nın) bölgesel çıkarları için “yeni Türkiye” ile bir mutabakata varmaları gerektiğini de bilmektedirler. Keza “yeni Türkiye”nin de güvenlik ve gelecek kaygıları gereği böyle bir mutabakata açık olması kaçınılmazdır. “Terörsüz Türkiye”nin devamında Suriye’nin bütünlüğü ve istikrarını da kendi güvenliği ve geleceği için “olmazsa olmaz” gördüğü de çok açıktır. Nitekim, gerek “Terörsüz Türkiye” için ve gerekse Suriye’nin geleceği için, Türkiye’nin, İsrail’in tüm saldırılarına karşı sorunu ABD ile varılacak mutabakat çerçevesinde çözebilmek için doğru zamanı beklediği anlaşılmaktadır. Özellikle Suriye’nin bütünlüğü bağlamında Fırat’ın doğusundaki terör örgütünün, Suriye yönetimi ile vardıkları mutabakatın uygulamasını dikkatle takip etmektedir Türkiye. Ve gerekirse zor kullanabileceğini de yeri geldiğinde deklare etmekte de bir mahsur görmemektedir. Küresel ve bölgesel değişim süreci, kritik bir dönemden geçmektedir. Bölgesel düzlemdeki yeni denge arayışı, savaşlar ve barış süreçleriyle hızla devam etmektedir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir