GenelMektuplara Cevap

Müslüman hizmet götürmek için bağımsız olarak seçimlere katılabilir mi?

SORU: Biz Müslümanların seçimle milletvekili belirlemesi ve bu kişileri meclise göndermesi hüküm koyma yasa yapma bağlamında Kur’an’a ters düşeceğinden caiz değildir denilebiliyor fakat Müslümanlar hüküm belirleme değil de topluma hizmet götürme bağlamında bağımsız olarak belediye seçimlerine neden katılmıyor? Bunda İslam’a ters bir durum var mı? Varsa devlet memurluğu yapmak bu sisteme vergi vermek ve birçok konu
normal karşılanırken bu durum neden ayrı görülüyor?

CEVAP: Bu konuyu sistemden ayrı düşünmek ne kadar doğru olur? İşin içine girmeyince durumun ne olduğunu anlamakta mümkün olmuyor. Sistemi işletmek mahalle muhtarından başlar, devlet başkanına kadar gider. Belediyeler de sistemin kendine verdiği yasal yetkiler çerçevesinde işleyişini sürdürmek zorundadır. Hiçbir şey ben istiyorum veya bu işi ben istemiyorumla olmuyor. Devlet başkanın da mahalle muhtarının da görev ve
yetkileri Ana yasa ile belirlenmiştir. Yapılması gerekeni yapmak zorundadır yapılacak işi istemese de. Örneğin: mahalli idarelerde ne kadar kahve gazino meyhane …hane varsa hepsine ruhsat verip işletmelerini sağlamak mahalli idarenin işidir. Ben bunları istemiyorum deme yetkiniz yoktur. Kanunen mecbur edilmişsinizdir. Olay halka hizmet olarak görülüyorsa da, bu hizmetin de laik ve demokratik akide çerçevesinde yapılması gerekiyor. Başka bir anlayışa geçit verilmez. Halka hizmette sisteme hizmet, sistemin istediği gibi hizmettir. Halka hizmet hakka hizmet değildir. Çünkü hizmet hakkın istediği türden bir hizmet değildir. Yerel idareler en temelden/halk ayağından sistemi besleyen toprak gibidir. Bu nedenle iktidarın tüm ağırlığını ensesinde hissederler.

Devlet memurluğundan farkı yok kısmına gelince, memur olmak, esnaf olup vergi vermek, çiftçilik, çobanlık yapmak ta aynı sisteme hizmet etmek olarak farkı yoktur. Fakat bundan başkada bir memlekette yaşamak, ekmek kazanmak şansı yoktur. Allah kimseye gücünün yetmeyeceği bir teklifi yapmaz (Bakara 2/286) hükmünce, toprağa basmadan bir ülkenin topraklarında yaşamadan ve bir iş yapmadan yaşamak mümkün değildir. Bu nedenle İslam’a göre işler ikiye ayrılır, bizatihi haram olanlar içki üretmek, içirmek, taşımak v.b. kumar hane işletmek veya böyle bir yerde çalışmak, İnsanlara haramla hükmetmek v.b. gibi.İnsan bunlardan uzak durarak da yaşayabilir. Yapılan işin kendisi bizzat haram değilse o işi yapabilir. Bu da dolayısı ile haramdır.
Haramlığı işin kendisinden kaynaklanmasa da sonucu itibariyle küfre hizmet etmiş olmaktan kaynaklanmaktadır. Fakat bundan kurtulmanın da imkânı yoktur. Yeryüzünde bir İslam devleti olsada, Müslümanları kendi ülkesinde yaşamaya davet etse; o zaman başka bir yerde yaşamak ve o ülkeye hizmet etmekte bizatihi haram olur. Bununla beraber Müslümanların lideri her ülkedeki Müslüman’a bulunduğunuz yerde kalacak İslam için çalışacaksınız emrini verirse, sorun kalmaz. Her Müslüman’ın bulunduğu yer İslam’ın siperleridir ve siperlerin korunması gerekir.

Mekke’de Peygamberimiz de ilk Müslümanlarla beraber on üç yıl aynı durumda yaşamak zorunda kalmışlardı. Onlarla sadece o zemini paylaşmışlar fakat hiçbir zaman onların düşüncelerini, dini etkinliklerini paylaşmamışlar; yaptıkları cazip tekliflerini kabul etmemişlerdi. Böyle bir zeminde Müslümanların şöyle bir
talepleri olmamıştır: “Biz Müslümanlar Kâbe’nin hizmetlerine talibiz biz bu işi iyi yaparız” diye bir teklifte bulunmamışlardır. Peygamberimizin bu duruşunun bizim için bir anlamı olmalı değil mi?

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir